Zombie Dosyası

Geçmişten Günümüze Zombiler

Sinemanın ilk yıllarında korku türü içerisinde kendine yer edinmiş zombiler, 70’ li yılların başlarına kadar pek ciddiye alınmasalarda, daha sonra hemen hemen her on yılda bir kendilerini güncellediler. Zombi filmi kavramını yarattılar. Aslında korku türünün içerisindeki “voodoo” (büyü) alt türüne ait olan zombi filmlerinin birçok alt türle de akrabalık bağları bulunuyor. Bunlara; vampir, kurt adam, hayalet, yaratık, uzaylı filmleri gibi örnekler verilebilir.

Bilinen ilk zombi filmi, ünlü oyuncu Bela Lugosi’ nin oynadığı White Zombie (1932) kabul edilir. Zombi kavramının ilk kez ortaya çıktığı film ise bundan daha da eskidir. Robert Wiene’ in 1920 tarihli muhteşem başyapıtı “Das Cabinet des Dr. Caligari.” (Dr. Caligari’ nin Muayenehanesi) bu kavramı sinemaya kazandırmıştır. Sesli dönemde zombi filmleri türünün özelliklerini koruyan bir yapıdadır ve öykünün merkezindeki değişmez unsur “voodoo” (büyü)’ dür. White Zombie’ den sonra, Jacques Tourneur’ un 1943 tarihli filmi “I Walked with a Zombie” türün en önemli örneklerinden birisidir. Filmde ana karakterimiz, gizemli bir mekana gelen yabancıdır. Film ise atmosferiyle öne çıkarak, günümüzde kült bir klasik olarak anılmaktadır. 1966 yılında ise, ünlü Hammer Stüdyolarının “Plague of the Zombies” adlı filmi dikkate değerdir.

Tarih 1968 senesini gösterdiğinde türün çıtasını yükselten ve çığır açan bir isimle karşılaşırız. Bu isim George A. Romero’ dan başkası değildir. Romero 68 yılında “Night of the Living Dead” (Yaşayan Ölülerin Gecesi)’ ni çekene kadar zombi türü pek ciddiye alınmasa da, bundan sonra kesin ve net bir şekilde ciddiye alınacak ve üzerinden türlü türlü filmler yapılacaktır. Romero korku filmlerinin metafora dayanan sosyal etkisini, diğer tüm yazar-yönetmenlerden daha iyi kavramış ve sistemi son derece azılı bir şekilde eleştirmiştir. Bu bağlamda da bir türe şekil veren ve bir alt türü (zombi filmleri) neredeyse tek başına yaratan bir yönetmen sıfatını sonuna kadar haketmektedir. Yaşayan Ölülerin Gecesi’ nde, daha önceki zombi filmlerinde oluşturulan “insanoğlu galip çıktı” mantığı yıkılır ve zombilerin çıkış nedeni olarak ise radyasyon gösterilir. Büyüden radyasyona geçiş, politik açıdan büyük önem arzetmekle beraber Romero’ nun daha sonra yapacağı sinemanın temelini de oluşturacaktır.

Romero’ nun “Yaşayan Ölüleri” Avrupalı sinemacıları da büyük ölçüde etkiler. Yaşayan Ölülerin Gecesi’nden sonra Avrupa’daki üretkenlik artar. Amondo de Ossorio’ nun La noche del terror ciego (1972)’ su görülmesi gereken bir örnektir. Bu filmde ortaçağ efsanelerine dayanılarak yaratılan zombiler “Tapınak Şovalyeleri”’ dir. Aynı zamanda film, İspanyol korku sinemasının da en önemli örneklerinden biridir. Daha sonra üç başarılı devam filmi de çekilmiştir. Gene aynı yıl İtalya’ dan Mario Bava imzalı “Gli orrori del castello di Norimberga” adlı filmde dikkate değerdir. Bence en önemli örnek ise, gene bir İspanyol’ dan gelir. 1974 yılında Jorge Grau’ nun yönettiği “Non si deve profanare il sonno dei morti”, Romero’ nun filmiyle büyük benzerlikler göstermekte ve gene radyasyon temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

1978 yılında üstad (Romero) geri döner ve “Dawn of the Dead” (Ölülerin Şafağı)’i çeker. İlk filmin devamı niteliğinde olan filmde, eleştiri dozu biraz daha arttırılmış ve ortaya unutulmaz bir başyapıt çıkmıştır. 1979 yılında ise Lucio Fulci çıkagelir. “Zombi 2” adlı filmi, “Dawn of the Dead” ile beraber türün en cesur iki filminden biridir. Unutulmaz sahneler sunan bir film vardır karşımızda. Aynı zamanda Zombi 2 ile beraber artık zombi filmleri en üst noktaya da ulaşmıştır. Bundan sonra çekilen her film farklı tür karışımları ve parodiler şeklinde karşımıza gelir.

Video döneminin değişmez filmi geliyor. Sene 1981, Sam Raimi yanına o dönem çaylak olan Coen Kardeşleri de alarak türe damgasını vuracak bir film yapar. “The Evil Dead” (Şeytanın Ölüsü) adlı bu film, bir kuşağı ölesiye korkutacak ve çoğu ülkede 20-30 yıl gibi bir süre yasaklı kalacaktır. Raimi’ nin sert sahneleri ve zombi filmlerini değiştiren anlayışı, 81 yılından sonra çekilen her filmi etkiler ve hala da etkilemeye devam etmektedir. Gene aynı Sam Raimi, çektiği devam filmleri, ilk filmin parodisi olan “Evil Dead II” ve bambaşka alemlerde gezinen “Army of Darkness”, ile kendi yarattığı akımı da geliştirmiştir. 85 yılına geldiğimizde, Romero bir kez daha geri döner ve ölüleri yeniden diriltir. “Day of the Dead” Romero’ nun hala dimdik ayakta olduğunu gösteren başarılı bir devam filmidir. 88 yılında ise bir başka korku ustası Wes Craven türün eski usül kalıplarını kullanarak(büyü), kendi filmografisi içerisinde de son derece farklı bir filme imza atar. “The Serpent and the Rainbow” adlı yapıt, oldukça ürkütücü ve farklı bir filmdir.

90’ lı yıllarda daha çok parodi filmler revaçta olsa da, Romero’ nun makyajcısı Tom Savini’ nin yönettiği ilk Night of the Living Dead’ in remake i olan aynı isimli filmi de görülmeye değerdir. Senaryo gene Romero’ ya aittir ve filmin olağanüstü görüntüleri akılda yer eder. Sonu 90’ lı yıllardaki topluma göre biraz daha değişiktir. Tüm zamanların en iyi remakelerinden biri olarak kabul edilir. İşin parodi kısmında ise; türün ilk örneği, “Return of the Living Dead” (1985)’ dikkat çeker. Filmde Night of the Living Dead (1968)’ deki tüm öğeler kullanılarak gerçekten komik ve anlamlı bir iş ortaya çıkarılmıştır. Peter Jackson yönetimindeki 1992 tarihli “Braindead” ise, Avustralya kültürünün içerisindeki aile içi yaşam kavramı üzerinden oluşturulan absürd, komik ve dahice bir filmdir. Michele Soavi’ nin 1994 tarihli Dellamorte Dellamore’ si de unutulmaz parodiler arasında yerini alır.

2000’ li yıllarla bilgisayar oyunlarından uyarlama filmler hayatımıza girer. House of the Dead ve Resident Evil gibi pür aksiyon ve gerilime yaslanan filmler takipçilerini de beraberinde getirir. Seri filmler yapılmaya devam etmektedir. Asıl yenilik ise kendi ülkelerindeki toplumsal yaşam biçimini filmlerine yediren yönetmenlerden gelir. Danny Boyle 2002’ de “28 Days Later…” (28 Gün Sonra) ile televizyonun etkilerini incelerken, Edgar Wright ise 2004 yapımı “Shaun of the Dead” (Zombilerin Şafağı) ile zombi filmleri içerisinde son 15-20 yılın koca bir özetini çok komik bir şekilde izleyiciye aktarır. 2007 yılında ise İspanyollar, [Rec] adlı filmle, bizleri bir kez daha korkutacaktır. Film Blair Witch’ de yaratılan el kamerası tekniğiyle oldukça etkileyicidir. Bu arada Romero’ da boş durmaz ve ölü üçlemesini altılama yapar: Land of the Dead, Diary of the Dead ve Survival of the Dead. Bunlardan Land of the Dead oldukça beğenilmiş ve eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanmıştır.

Aklıma gelen diğer filmlerden, 85 yapımı “Re-Animator”, 81 yapımı Fulci harikası görsel bir şaheser “The Beyond”, 2006 yapımı “Fido”, 2009 yapımı “Zombieland”, “The Revenant” ve “Dead Snow”’ da izlenesi, güzide filmlerdir. Tüm zombi filmleri için ise şu listeyi oldukça faydalı bulmaktayım:

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_zombie_films

 

Şimdi de sizi izlediğim en iyi 20 zombi filmiyle baş başa bırakıyorum:

 

1. ‘Dawn of the Dead’ {Ölülerin Şafağı – 1978} / George A. Romero

 

Romero’ nun bu müthiş tüketim toplumu eleştirisi filmi izlediğim en iyi zombi filmidir. Film 70’ ler Amerikan sinemasındaki özgürlükçü ruh ile de beraber zombiyle kapitalizm kültürü arasındaki tekinsiz ilişkiyi irdeler.

Zombilerin hayatta kalmak için duydukları temel ihtiyaçla alışveriş merkezinde, arkadaki fondaki müzikle de beraber aylak aylak dolanmaları ve içerideki 4 insan karakterimizle de tüketicinin eleştirisi oldukça zekice yapılır. İçerideki 4 insan orada aylarca kalırlar. Sonuçta ortada “her insanın” hayalini süsleyen alışveriş merkezinde kapalı kalma gibi ütopik bir fantezi vardır ve Romero bunu çok iyi değerlendirir. Karakterlerimiz ihtiyaçları olan her şeyi alırlar ve kendilerine gösterişli bir daire yaratırlar. Alışveriş merkezi ise devamlı göz önündedir ve seyirci bu aşırı tüketimin, dışarıda “insanlığın kendi şiddetinin” ürünü olan tehlikeyi unutmak için olduğu gerçeğini asla unutamaz.

Filmin en büyük özelliği ise, Romero’ nun sinemasının huzursuzluğunu yansıtmasıdır. Gerçek yaşam da, nitekim burada olduğu kadar korkutucudur. Filmi izleriz biter, fakat dünyevi kaygılarımız bizi huzursuz etmeye devam eder. Bu hissettirdikleri için bile defalarca izlenmesi gereken bir başyapıttır “Dawn of the Dead”.

 

2. ‘Night of the Living Dead’ {Yaşayan Ölülerin Gecesi – 1968} / George A. Romero

 

Öncelikle filmin türe kattıklarından bahsedeyim:

-        Zombi filmlerinde ana mekan olan mezarlık ilk defa bu filmde kullanıldı.

       Kapana kısılan, eve sığınan karakterler ilk defa bu filmde.

-        Zombilerin başlarından vurularak öldürülmeleri.

-        Zombi kelimesi yerine; Yaşayan ölüler, mutasyona uğrayanlar, vs. gibi kavramlar kullanılması.

-        Bodrum katta zombi istilası.

-        Zombilerin çıkış nedeni olarak büyü değil başka nedenler.

Şimdi de filme geçelim. Yukarıda yazdığım özellikler zaten bu filmin belli şeyleri yarattığını göstermekte. Onun haricinde şu büyüyle değil de radyasyonla çıkma mevzusunda da, yönetmenin amacı modernizm ve kapitalizm kavramlarını eleştirmektir, onu belirteyim. Bunu da ziyadesiyle yapıyor. Vietnam dönemi ve ırkçılık alegorisiyle unutulmaz bir film var karşımızda. Ana karakterimiz de bir Afro-Amerikalı ve bu da Amerikan Korku sinemasında bir ilk.

60’ların sonu Amerikası’ nı meşgul eden konuları(ırkçılık, sivil huzursuzluk, kıyamet günü korkusu,…) ve ırklararası ilişkileri belgesel gerçekliğine yakın bir şekilde yönetmesi de takdire şayan Romero’ nun. Yıkılmaz Amerikan aile yapısına da sert mesajlar var (Küçük kızın anne ve babasını öldürmesi, yapıyı sarsıyor). Medya eleştirisi de cabası (Televizyon ne söylerse doğrudur).

Sonuç olarak; o günün toplumsal yapısına sızan, ilk defa insanlığın kazanmadığı, rahatlık ve güvenlik vaat etmeyen bir korku duygusu yaratılıyor. Unutulmaz bir başyapıt!

 

3. ‘The Evil Dead’ {Şeytanın Ölüsü – 1981} / Sam Raimi

 

İçerisindeki rahatsız edici unsurları unutmak mümkün değil. Klişeler klişe olmadan önce onları yaratan bir film bu. Makyajlarıyla ve özellikle de yönetmenliğiyle unutulmaz bir film. Tabi bu unutulmazlığı başrol oyuncusu Bruce Campbell’ a ve oldukça sert sahnelerine borçlu (Kıza tecavüz eden ağaç ve insanlarla konuşup ne yapacakları belli olmayan zombiler gibi…). Zamanın akıp gitmemesi ve saat metaforu da izleyici üzerinde derinden etki yaratmakta kanımca:) Modern korku sinemasının baş tacıdır bu film.

 

4. ‘Day of the Dead’ {Ölülerin Günü – 1985} / George A. Romero

 

Romero’ nun “askeri otorite vs. bilim adamları” çalışması. Zombiler gene güzel, sahneler gene akılda kalıcı.

 

5. ‘Shaun of the Dead’ {Zombilerin Şafağı – 2004} /Edgar Wright

 

Hem bu kadar komik olmayı başarıp hem de bu kadar sağlam eleştiriler üreten film sayısı çok azdır kanımca. Shaun of the Dead, İngiliz toplumunu zombilerin çıkış nedeni olarak sunuyor ve bu topluma üye olan bireylerin her şeyden habersiz, etliye sütlüye dokunmayan, gereksiz, ölü gibi bir hayat sürdüklerini öne sürüyor:) Tabi tüm bunları yaparken de türün her öğesinden sonuna kadar yararlanıyor. Resmen son 15-20 yılın zombi filmlerinin bir özetini yaratıyor.

Şükela göndermeler de sinefilleri bekliyor, birkaç tanesini yazıyorum:

-        Shaun’ un annesinin adı Barbara.

       Zombi kelimesi ilk defa bir zombi filminde kullanılıyor.

       Filmde “Fulci’s” diye bir lokanta var.

 

6. ‘Night of the Living Dead’ {Yaşayan Ölülerin Gecesi – 1990} / Tom Savini

 

İlk filmin yeniden yapımı olan filmde eleştiri günümüz toplumuna uyarlanıyor. Zombilerden farkımızın olmadığının altı çiziliyor. İlk filme tonlarca gönderme yapılıyor. Mükemmel bir atmosfer yaratılıyor. Ortaya unutulmaz bir korku klasiği çıkıyor, yeniden!

 

7. Braindead (1992) / Peter Jackson

 

 

Tür açısından önemli ve mükemmel bir parodi daha. Avustralya kültürü içerisindeki aile içi yaşam zorlukları konusu üzerine eğilen film oldukça komik. Türe katkı olarak da, zombilerin bir yere kapatılma fikri ilk defa bu filmde kullanılıyor. Yani insanlar dışarıda bu sefer, zombileri eve kapatıyoruz.

 

8. ‘28 Days Later…’ {28 Gün Sonra – 2002} / Danny Boyle

 

Oldukça sağlam bir aksiyon var. Zombiler hızlı ve çevik. Günümüze uyarlanmış bir zombi filmi olarak da görülebilir. İşin özünde ise televizyonun birey üzerinde yarattığı olumsuz etkileri ve getirdiği şiddeti anlatıyor.

 

9. ‘Dellamorte Dellamore’ {Cemetery Man – 1994} / Michele Soavi

 

Kült film denilince akla ilk gelen filmlerden Dellamorte Dellamore. Oldukça tuhaf ve komik bir film ayrıca. Zombi filmleri arasında çok özel bir yere sahip ve son derece dokunaklı bir yapıt. İçerisinde aşk, ölüm, felsefe gibi öğelerin sorgulandığı ve bir adet Sezen Aksu şarkısı:) içeren bir Zombi filmi düşünün. Düşündüyseniz, daha fazla beklemeyin, bu müthiş filmi izleyin!

 

10. I Walked with a Zombie (1943) / Jacques Tourneur

 

Jackues Tourneur – Val Lewton işbirliği ile oluşan 40’lı yılların en iyi ve dikkate değer korku filmlerinden biri. Atmosferi güçlü, konusu ilgi çekici, büyü üzerinden ilerleyen, izlenmesi gereken bir tür filmi.

 

11. Evil Dead II (1987) / Sam Raimi

 

The Evil Dead’ in başarısından sonra Raimi’ nin zekice bir hamleyle ilk filmin devamı yerine parodisini çekmesiyle sonuçlanan leziz ve komik film. Burada Raimi kendi yarattığı efsaneyle dalga geçiyor ve bir parodide olması gereken her şeyi bize veriyor. Kesik el unutulmazlar arasında.

 

12. ‘Non si deve profanare il sonno dei morti’ {Let Sleeping Corpses Lie – 1974} / Jorge Grau

 

Tekinsiz bir atmosfer sunan film, Yaşayan Ölülerin Gecesi’ nden oldukça fazla besleniyor. Zombilerin çıkış nedeni radyasyon ve kanun adamları topun ağzında. Filmin diğer bir ismi de, “The Living Dead at Manchester Morgue”. Aslında sanırım en çok bilinen ismi de bu. İlk kez duyduğumda film acaba Paul Scholes veya Ryan Giggs ile mi ilgili diye düşünmüştüm:)

 

13. Zombi 2 {Zombie Flesh Eaters – 1979} / Lucio Fulci

 

Filmin isminin Zombi 2 olmasının sebebi, Romero’ nun Dawn of the Dead’ inin İtalya’ da Zombi adıyla gösterilmesi. Bu filmde onun devamı gibi lanse edilmiş. Lucio Fulci oldukça stilize bir yönetmenlik sergilemiş. Dario Argento etkileri gözlemleniyor. Filmin türe en büyük katkısı olarak “slasher” tarzını söylebiliriz. Filmin başında zombi avını takip ediyor ve öznel bir kamera kullanımı var. Katil gibi algılıyoruz. Sonra işler çözülüyor falan. Filmin sonunda da eski usül büyü olayını görüyoruz.

Unutulmaz sahneler yaratılıyor. Göze giren kıymık sahnesi ve sinema tarihinde ilk defa kullanılan deniz dibindeki zombi(köpek balığıyla kapışıyor!) izleyeni hayretler içerisinde bırakıyor. Film, aynı zamanda tam bir gore şöleni. Mükemmel görüntüler, müzikler, kurgu filmin artıları. Tür içerisinde de, çıtayı yükselten filmler arasında ilk üçe rahat girer.

 

14.‘The Return of the Living Dead’ {Yaşayan Ölülerin Dönüşü – 1985} / Dan O’Bannon

 

Sinema tarihinin ilk konuşan zombisini de görebileceğimiz, oldukça eğlenceli bir 80’ ler hazinesi. Akla ilk gelen parodi filmi ve Night of the Living Dead’ deki tüm öğeleri kullanıyor.

 

15. ‘The Serpent and the Rainbow’ {Yılan ve Gökkuşağı – 1988} / Wes Craven

 

Kanadalı bir araştırmacı olan Wade Davis’ in kitabından uyarlama olan film, gücünü voodoo büyülerine bakış açısı ve görsel efektlerinden alıyor. Filmin sonunda da voodoo tozunun içeriği ve kullanışıyla ilgili araştırmaların sürdüğü belirtiliyor. Zamanında film ve kitaptaki konu baya tartışılmış. Tür açısından eski ekol büyü kavramına dönmesi ve tarz yönetmenliğiyle öne çıkan filmin başrol oyuncusu ise Bill Pullman.

 

16. ‘Land of the Dead’ {Ölüler Ülkesi – 2005} / George A. Romero

 

Romero bu filmle de gönülleri fethediyor. İlk defa bir Romero filminde Dennis Hopper’ ın ağzından “zombie” kelimesini de duyuyoruz. Filmde devrimci bir zombimiz ve arkadaşları var. Zombie’ ler daha zekiler. Biz insanlar onlardan daha da kötüyüz. Romero eleştirilerini esirgemiyor ve gene çok iyi bir filme imza atıyor. 2000’ler gelmiş, adam hala üretiyor. İşin sevindirici kısmı da bu olsa gerek.

 

17. ‘Army of Darkness’ {Karanlığın Ordusu – 1992} / Sam Raimi

 

Evil Dead üçlemesinin son filmi. Anlatılmaz yaşar cinsten bir film. Zombie ordusu, kapalı mekan sahnesi, kendini eski insanlardan üstün gören bir Ash karakteri. Mükemmel.

 

18. ‘La noche del terror ciego’ {Kör Ölülerin Mezarları – 1972} / Amando de Ossorio

 

İspanyol sinemacı Amando de Ossorio, “Tombs of the Blind Dead” olarak da bilinen filminde kendi kültürel kodlarını da kullanarak son derece çarpıcı ve bazı sahneleriyle rahatsız edici bir film ortaya çıkarıyor. Filmde zombiler eski ortaçağ tapınak şövalyeleri ve atları da var! Yani ciddi bir hareket kabiliyetleri var. Serbest anlamda hayatlarının aktığını zanneden cinsel yönden de serbest gençler, şövalyelerimizi rahatsız ediyorlar ve onlar da cezayı kesiyorlar. Filmin sonu muazzam güzel, müzikler inanılmaz. Türünün en güzel örneklerinden, sahici bir klasik.

 

19. ‘Dawn of the Dead’ {Ölülerin Şafağı – 2004} / Zack Snyder

 

Romero’ nun filminin yeniden çevirimi. 300 ve Watchmen gibi filmleriyle tanıdığımız Zack Snyder eli yüzü düzgün bir remake çıkartıyor ortaya. Aynı zamanda filmin öyle bir açılışı var ki, gerçekten mükemmel. Görsel anlamda Zack zaten çok iyi. Bir başka değişle, God damn good:)

 

20. ‘28 Weeks Later’ {28 Hafta Sonra – 2007} / Juan Carlos Fresnadillo

 

28 Days Later’ ın devam filmi. Senaryosu onun kadar iyi olmasa da düşmeyen temposu ve gerilim dozunun seviyesi ile seyirciyi yakalayan bir film. Üçüncü film de yolda. Evet, adı 28 Months Later:)

 

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Zombie Dosyası” bu yazı hakkında 4 yorum var

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    Büyük bir emek harcanarak hazırlanmış, zombi filmlerini ayrıntılı incelemek isteyenler için oldukça detaylı ve faydalı bir dosya olmuş. Yüreğine sağlık.

  • Kadircan KENDİNİBİLİR diyor ki:

    “World War Z” {Dünya Savaşı, 2013} / Marc Forster

    Bir salgın hastalığın tüm dünyayı esir haline alıp, hiçbir süper gücün buna engel olamadığı kıyamet senaryoları son yıllarda iyice Hollywood’u fethetmişti. Artık fazla bir çekiciliği de kalmayan bu öykülerden de iyi bir film çıkabileceğin bir kanıtı Marc Forster’ın filmi.

    Neredeyse tüm blockbuster filmlerin üç boyutlu çekildiği şu günlerde, bu teknolojinin neredeyse bu kadar başarıyla hizmet ettiği nadir filmlerden “Word War Z”. Özellikle büyük bir kaos ortamının hakim olduğu bir açılışla adına yakışır bir başlangıç yapıyor. Bu tempoya ve görsel karmaşaya da üç boyutlu bakmak izleyeni iyiden iyiye o can pazarının içerisine sokuyor.

    Isırılma sonrası hemen dönüşümün sağlanması dışında zombilerle ilgili fazla bir detaylı açıklamaya yer verilmiyor filmde. Daha çok Brad Pitt’in oynadığı eski BM ajanı Gerry Lane’nin insan ırkını bu savaştan kurtarma çabasına odaklanıyor, tabi bunu yaparken de sadece ABD’deki durumu değil farklı ülkelerdeki durumu da görüyoruz yaptığı ziyaretlerde. Bunlardan Kudüs’teki ve son olarak Galler laboratuvarında geçen sahneler gerilimin en son noktaya dayandığı bölümler oluyor.

    Filmde tüm bu başarılı noktalarına rağmen türün klişelerinden kaçamadığı filmin değerini azalttığı kısımlar da yok değil. Kıyamet ortamında ailesi için savaşan baba figürü(Brad Pitt), her zamanki zombi alt türüne has çok alıştığımız sahneler gibi…

    Kısacası World War Z; fazla optimist finali ve çok öne çıkan bazı klişelerini göz ardı edersek yapılmış kıyamet ve zombi temalı filmler içerisinde oldukça iyi bir film!

  • Yusuf Bozdemir diyor ki:

    Dosyaya katkıyı tüm yazarlardan bekliyorum:) Dolayısıyla Kadircan teşekkürler… World War Z’ i ben de izledim, genel kanaatim eh işte oldu. Tabi ki gene de dediğin gibi tür içerisinde izlenebilirliği var.

  • Yusuf Bozdemir diyor ki:

    Geçenlerde izlediğim bir zombi filmini de paylaşiym. Zombie Dosyasına bu filmi de eklemek isterdim. Keşke daha önce izlemiş olsaydım…

    “Juan de los Muertos” {Ölülerin Juan’ ı, 2011} / Alejandro Brugués

    Zombiler sinemada var oldukça, üzerlerinden türlü türlü senaryolar yaratılmaya devam ediyor ve resmen sınırsız diyebileceğimiz eleştirel bakış açıları biz sinema severlere sunuluyor. İlk defa George A. Romero’ nun zombileri sistem karşıtı bir film olan Nigh of the Living Dead’ le korku sinemasının ürettiği en anlamlı eserlerden birini kazandırmıştı sinemaya. Sonra işin özünde parodi malzemesi olan ve çeşitli kültürel kodları kullanan zombiler de ortaya çıktı. (Bunlara örnek olarak Avustralya kültürünü kullanan Peter Jackson’ ın Braindead’ i bence çok müstesna bir eserdir.) Juan of the Dead’ de; başta Romero filmleri olmak üzere zombi külliyatını özel kılan hemen hemen tüm filmlere göndermelerle eğlenceli bir seyirlik ortaya koyuyor.

    “Juan of the Dead”, adıyla bile Romero filmlerine selam çakıyor. Night of the Living Dead, Dawn of the Dead, Day of the Dead gibi. Tabi bir de parodi olmasının etksiyle Shaun of the Dead var:)

    Juan of the Dead içerisinde ciddi bir eleştirel bakış açısı barındıran bir film. Bir kere filmin en önemli özelliği Küba’ da sosyalizm eleştirisi yapması, fakat bunu yaparken de Che,Castro gibi isimleri yermiyor, onu da belirtmek lazım. Aksine devrimin üzerinden geçen 50 yılda Küba’ nın hala aynı olduğunu ve sosyalizminde aynı olduğunu vurgulamak istiyor. Yani gelişmek lazım diyor. Gene sosyalizm ama yeni bir devrim kısacası. Filmde de zaten bir çok ayrıntıda bunu görmek mümkün. Zombilerin “rejim muhalifi” olarak adlandırılması da gerçekten çok komik ve zekice!

    Edgar Wright’ ın muhteşem Shaun of the Dead’ i zombilerin çıkış nedenini İngiliz toplumu olarak gösteriyor ve İngiliz toplumunu etliye sütlüye karışmayan beyni boş bireyler olarak resmediyordu. Bunu yaparken de, türün bütün örneklerine göndermeler yapılarak ortaya tadından yenmez bir parodi çıkarılıyordu. Juan of the Dead’ de ise eldeki malzemenin altının tam olarak dolu olduğunu söylemek güç. Hadi onu geçtim, bir kere her şeyi kör gözüm parmağına sokarcasına göstermesi beni biraz rahatsız etti. Mesela Romero’nun Dawn of the Dead’ de kapitalizm eleştirisi yaparken kullandığı metodla bu filmdeki metod bir değil. Hele Shaun of the Dead’ deki yapıyla hiç alakası yok. Orada seyirciyi düşünmeye iten bir yapı varken, burada seyirci düşünmeden fikir zaten ortada duruyor. Anlatmak istediğim şey söylem doğru veya yanlış da olsa bunun bulmacasının seyirciye ve zekasına ait olduğudur…

    Filmde aklıma gelen göndermelere geçecek olursak da, şöyle bişeyler:

    - Küba özelinde binanın yıkılıp güneş ışığını gösterilmesi Che’ ye,
    - Hızlı koşan veya yavaş koşan zombi olayında Danny Boyle ve Romero’ ya,
    - Su altında köpek balığı sahnesinde Lucio Fulci’ ye,
    - Parodi olarak da direk Shaun of the Dead’ e (karakterler ve filmin senaryosundaki bazı detaylar direk arak)

    Uzun kafın kısası son yıllarda çekilen eli yüzü düzgün ve içerisinde çeşitli tatlar barındıran son derece iyi bir korku-komedi Juan of the Dead. Kült olma kapasitesi de içerisinde bulundurduğu karakterler ve mizah anlayışından dolayı garanti gibi. Politik söylem olarak da ifade ettiği çok şey var. E daha ne olsun!

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler