Yönetmenler ve Kimi Filmleri (Türk Sineması)

- 3 günde kaleme alınmış olan, mütevazı bir envanter çabası.

- Fakat tıpkı yabancı muadili gibi, derinlikli bir alternatif olma endişesi de yok.
Onlarca kitap ve tematik inceleme var nihayetinde bunu yapan. Derinleşmek istiyorsan açar onları okursun.

- Ana gaye, yolun henüz başında olan ziyaretçiler varsa, sadece bir kapı açmak.
Yanı sıra. “Tek çatı altında” sistematik bir yönetmenler haritası oluşturmak.

- 5, 6 yönetmenin seçme kısmı biraz daha cömert tutuldu. Özellikle Atıf Yılmaz ve Şerif Gören biraz uzun oldu sanki. Ama bir filmini dışarıda tutsan bütünlük bozulacak.

- Türk Sineması’nın 1995 sonrası “4 büyüğü” denebilecek Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Demirkubuz ve Kaplanoğlu, açıklamasız geçildi. Sen sus, filmlerin konuşsun.:)

- Tiyatrocular Dönemi ve Ara Dönem (kabaca 1923-1952), kapsam dışıdır. Çoğu filmi izlemedim.
Muhsin Ertuğrul (Bir Millet Uyanıyor, Aysel Bataklı Damın Kızı) ve Faruk Kenç (Yılmaz Ali) ise en azından anılması gereken 2 isim.

________________

Ömer Lütfi Akad

Sinemacılar Kuşağı’nın öncüsü:

“Kanun Namına (52), bir film öyküsü olarak, bu öykünün sinema diline uygun işlenişi, çevrenin ve tiplerin seçilişi yönünden; ayrıca canlı bir sinema anlatımına, alıcı devinimlerine, kurguya verilen önem dolayısıyla kendinden önceki filmlerden ayrılıyor, tiyatrocuların yapıtlarıyla taban tabana karşıt özellikler taşıyordu.” (Nijat Özön)

50/60′lar boyunca pek çok “tür” ve akım’a göz kırpmışız. Akad’da ise bu, Film-Noir ve Şairane Gerçekçilik şeklinde tezahür bulur.
Osman Seden’in senaryosundan ve gerçek mekanlarda çekilen Kanun Namına, Amerikan şehir noirlerini çağrıştırırken; Yalnızlar Rıhtımı‘nda (59) Marcel Carne etkisi gözlemlenir.
Cüneyt Arkın’ın en nitelikli gangster filmlerinden Yaralı Kurt (72) ise Melville sevenlere önerilir.

Melankolik “kent üçlemesi”nde (Vesikalı Yarim, Kader Böyle İstedi, Seninle Ölmek İstiyorum) aşıkların kavuşamadığı görülür. Bu yönüyle döneminin stereotip Yeşilçam mutlu sonlarından ayrılan filmlerdir.

“Köy konularını (Beyaz Mendil, 55) olduğu kadar kent konularını da aynı tutarlılık ve titizlikle işleyen Akad, Türk insanının alın yazısını ve sınıflar arasındaki çatışmaları yumuşak/sade bir dille, en iyi yorumlayan yönetmen olmuştur.” (Alim Şerif Onaran)

Biçimsel cambazlıklara pek itibar etmeyen yalın bir kamerası vardır.

En İyileri;
Üç Tekerlekli Bisiklet (62)
Hudutların Kanunu (66)
Kızılırmak Karakoyun (67)
Vesikalı Yarim (68)
Tanrı’nın Bağışı Orman (64)
Gelin (73), Düğün (73), Diyet (74)

  •     “…Bunların hikayelerini anlatmayı düşündüm. Yani İstanbul’a gelenlerin nasıl tutunmaya gayret ettiklerini… ve bu orman kavgası içinde tutunmak mecburiyetinde olduklarını. Geri de dönemezler. Geri dönmelerinin olanaksızlığını anlatmak istedim.”

———

Nevzat Pesen

İkimize Bir Dünya (62), Kötü Tohum (63), Hızlı Yaşayanlar (64), Ahtapotun Kolları (64)

İkimize Bir Dünya, Fareler ve İnsanlar romanından, son derece dokunaklı bir uyarlama. Özellikle Kadir Savun -o iri cüssesiyle- müthiş yakışmıştı rolüne.
Hızlı Yaşayanlar, bir grup şehirler arası gazete dağıtıcısının tek tek ve kesişen hikayelerini ekrana taşır. Arkadaşlık filmidir. Ama kadın için ölümüne kavga edeceklerdir.

———

Metin Erksan

Teorik birikimleri de olan ve bunu sinemasına yansıtmak isteyen bir auteur. 60′lardaki filmlerinde temel olarak “mülkiyet” meselesine kafa yormuştur. Yılanların Öcü (62) ve Oy Farfara Farfara (61) filmlerinde bu, ev ve arazi üzerinden ortaya konur. Susuz Yaz’da (63), su ve kanal üzerinden…
Bununla bağıntılı şekilde onun filmlerinde bariz bir sınıfsal çelişki/çatışkı gözlemlenir: Acı Hayat (62) ve Suçlular Aramızda (64)… Özellikle 2.si bu anlamda gözü kara bir yapımdır.
Gecelerin Ötesi (60), gençliğin milyoner olma düşleri üzerinden, DP döneminin kapitalist hülyalarına saldıran bir suç filmidir.

Sinemasında, şiddet ve örtük/açık bir erotizm bulunur. Susuz Yaz’ı anımsamak kafi… Bu yer yer fetiş’e evrilir: Suçlular Aramızda‘daki malum Leyla Sayar sahnesi.

“Tutku” ve “umutsuz aşk” duraklarına da uğranılır ki, Erksan sinemasının baş enstrümanlarındandır zaten: Kuyu (68), Wyler ve Bunuel gibi seçkin isimlerin de giriştiği Emily Bronte – ‘Uğultulu Tepeler’ uyarlaması Ölmeyen Aşk (66).

Ulusal Sinemacılar kanadında durduğunu da unutmadan iliştirmeli.

Yanı sıra: İntikam Meleği-Kadın Hamlet (76), Şoför Nebahat (60)

Başyapıtı: Sevmek Zamanı (65)… Erksan sineması, ilaveten estetik demektir.

*

Sevmek Zamanı’na mütemmim cüz:

Cengiz Tuncer

Sevmek Seni (65)

———

Ertem Göreç

Prodüktör baskıları mıdır, AP’nin 65′teki iktidarı ile çığrından çıkan sansürün etkisi midir, sinemamızdaki kurumsallaşamama mıdır, yahut kişisel bir seçim midir bilinmez ama… Bildiğimiz bir şey varsa, şöylesi 3 film çeken adam, sonrasında avantür sinemasının şarampolünde heba olmamalıydı:

Otobüs Yolcuları (61), Karanlıkta Uyananlar (64) ve Kızgın Delikanlı (64).

Daha az bilinen Kızgın Delikanlı (64), Demokrat Parti zihniyetine yönelik 3. Göreç/Türkali saldırısıdır ve toprak reformu gibi hassas bir konu üzerinden ilerler.

———

Halit Refiğ

Gurbet Kuşları (64) diyelim önce. Son sahne anlamlıdır. Maraşlı ailemiz harap bitap geriye dönerken, Haydarpaşa’ya başka bir aile yanaşmaktadır. Başka umutlar…

60 ortalarında, Sinematek çevresinde toplanan Batıcılar’ı “halka” ve ülkenin gerçeklerine uzak olmakla suçlayan bir kanadın, “Ulusal Sinema / ATÜT” kanadının sözcüsüydü. Tabii dönemin de sertleşen/kutuplaşan siyasi ortamından olsa gerek, tartışmaların dili de sinemadan çok siyasal kodlara dayanmış. Haliyle aynı zemini bir daha bulamayınca da sönüvermiş.

Şehirdeki Yabancı (62), Zonguldak’ta geçen ve sosyal duyarlık ile örülü filmdir. Maden işçileri ve onları sömüren tüccar/politikacı taifesi görürüz. Hatta bir sahnede Ali Şen (politikacı), maden kazası için takdir-i ilahi der. Akıllara da “bazı şeyler değişmiyor” geliverir… Gelgelelim Refiğ’in bahsi edilen dünya görüşü kendini belli eder. Yurt dışında eğitim almış Mühendis Aydın (Göksel Arsoy), “bu ülkenin gerçeklerine” biraz uzak bir karakterdir sanki…
Kayseri ve Nevşehir’de çekilen Bir Türk’e Gönül Verdim (69), Türk erkek ila yurda gelen Alman kadın şahsında, şabloncu bir Doğu-Batı freski çizer. İnandırıcılıktan sapar…
Haremde Dört Kadın (65), -lezbiyenlik dahil- karışık cinsel ilişkileri ve iktidar entrikalarını, siyasi fon ile (Jöntürk karakterler) koşut verir…
Seviştiğimiz Günler (61), aynı pansiyonu paylaşan üç genç kızın hülyalı düşlerini ve erkeklerle kırık ilişkilerini anlatan akıcı bir seyirliktir. Çoğu filmi gibi canlı İstanbul görüntüleri barındırır. Bir karedeyse Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet portrelerini yan yana görürüz. Refiğ’in sentez arayışını pek güzel ifade eder.

Sinemasında “erotizmin” yoğun hissedildiği esas filmse; Şehrazat (64)… Sinemamızın baş femme fatalesi Leyla Sayar, kurbanlarını ölüme götüren ‘dişi örümcek’ idi.

80′lerdeki 3 güzide filmiyse: Teyzem (86), Hanım (88), Karılar Koğuşu (89)

Sinemamızda mekanı/mimariyi en bilinçli kullanan gözlerdendir Halit Refiğ.

———

Duygu Sağıroğlu

Ulusal sinemanın bir başka neferi. Ne ki bir atımlık barutunu 65′te kullanmış sanki:
Bitmeyen Yol (65) ve Ben Öldükçe Yaşarım (65), öne çıkan 2 filmi.

Bitmeyen Yol, şehre göçü ve işçi sınıfının büyük şehirdeki yaşam mücadelesini, belgesele yaklaşan bir gerçekçilikte veriyordu. Saraçhane tarafındaki amele pazarı sahnesi görmeye değer.

———

Atıf Yılmaz

Sevgi neydi… Sevgi emekti: Selvi Boylum, Al Yazmalım (77)

Bir maratoncu. Her döneme ve koşula kendini uyarlamış, sürekli arayış/yenilik içinde bir yönetmen.

Atıf Yılmaz her zaman için küçük “kasaba” yaşamını ve gerçeğini en iyi verebilmiş yönetmendir. Folklora ve Anadolu kültürüne yakın durmuştur. Gelinin Muradı (57) ile kapısından girdiği kasaba gerçekleri, çokça yergili bir sosyal eleştiri taşır: Politika/seçim sularında yüzen Yarın Bizimdir (63) ve Gogol’un Müfettiş’inden uyarlama Dolandırıcılar Şahı (60). Sıcak, insancıl filmlerdir bunlar.

Ah Güzel İstanbul (66) ve Kozanoğlu (67), Ulusal Sinema sıralarına kaydını yaptırdığı filmlerdir.
Sadri Alışık ve Ayla Algan’lı Ah Güzel İstanbul, tıpkı Refiğ’in Hanım‘ı gibi, eskinin kaybolan değerlerine ağıttır. Kahvehane sahnesinde sanat müziği ila Batı müziği çarpıştırılır. Alafranga kültür yerilir. Esasında Doğu-Batı sentezi, kültürel sıkışmışlık üzerine kafa yoran bir filmdir.

Gelelim 80′lere;
Hayallerim, Aşkım ve Sen (87), bir Yeşilçam hesaplaşmasıdır. Bir yanda eskilere naifçe bir vefa çabasıyken, aynı zamanda o yılların basmakalıplığına saldırıdır. Oğuz Tunç’un hayallerinde yarattığı iki Türkan Şoray (biri çingene, diğeri acılı anne), “gerçek” Türkan Şoray olan Derya Altınay’a yaklaştıkça bir bir pasifize olurlar. Onlar, Yeşilçam’ın yapay/karton karakterleridir.

…ki Atıf Yılmaz, Agah Özgüç’ün deyimiyle “sinemamızın cinsellik militanı” Müjde Ar ile, aynı Yeşilçam’ın siyah ve beyaz şeklindeki arabesk ayrımına çok daha önceden son vermiştir: “Kadın” filmleriyle… Kadın artık ne salt şeytandır, ne de salt melek. Kendini erkeğe göre de kadranlamaz, tabuları yıkar, özgürlüğünü/cinselliğini yaşar:
Mine (82), Bir Yudum Sevgi (84), Adı Vasfiye (85), Dul Bir Kadın (85), Aaahhh Belinda (86), Asiye Nasıl Kurtulur (86), Kadının Adı Yok (88)… Bir tür kimlik arayışları.
“Fantazya”nın da öne çıktığı görülür bu filmlerde. Düşsel bir anlatım vardır.
İnanır ve Soygazi’li -gecekondu semtinde geçen- Bir Yudum Sevgi, muhtemelen bunların içerisinde sosyal gerçekçi endişelerin en teneffüs edildiği iş.

Yanı sıra: Kibar Feyzo (78), Adak (79), Talihli Amele (80), Ne Olacak Şimdi (79), Değirmen (86), Arkadaşım Şeytan (88)

———

Yılmaz Güney

Akad, Erksan, Göreç, Refiğ, Sağıroğlu, Yılmaz…

Evet, sosyal/politik duyarlılığa seslenen pek çok iş yaptılar. Ancak ne bir akım oluşturabildiler; ne de tüm iyi niyetlerine rağmen Yeşilçam’ın kalıplarından tam sıyrılabildiler. Mesela Acı Hayat, sınıfsal savaşım enjekte edilmiş saf bir Yeşilçam melodramıdır. Ona keza Şehirdeki Yabancı. 2. yarısındaki yasak aşk ve hamilelikten başlayarak kabuk değiştirir.
Bir tek Sevmek Zamanı’nı dışarıda tutabiliriz belki. Yenilikçi, farklı diliyle kırılma noktası olmuştur. Adeta Antonioni filmi gibidir.

Türk Sineması, Yeşilçam’dan keskin kopuş için Yılmaz Güney’i (ve “çömezlerini”) beklemek zorundaydı. 1970 tarihini.
Umut, sinemamız adına -bence- en büyük kırılma noktasını oluşturmuştur.
O güne dek çevirdiği/oynadığı bir yığın piyasa filmini “geçiş dönemi hazırlığı” olarak kullanan ve hiç de jilet reklamlarındaki tiplere benzemeyen bir adam, ustası Akad’ın “Hudutları”ndan ayak bastığı yolda -bazen yalpalasa da- sinemamızın çehresini değiştirecektir. Ama dışarıda, daha çok da “içeride”. El yordamıyla değil, bilinçli ve gitgide derinleşerek.

Seçme: Umut (70), Arkadaş (74), Ağıt (71), Seyyit Han (68), Aç Kurtlar (69), Umutsuzlar (71) ve (…)

———

Memduh Ün

Öyle büyük söylemlere girmedi. Genelde kolay tüketilen, seyirlik işlere imza attı. Küçük insanların dünyasında konakladı.

Kariyerindeki parıldayan 4 filmse;
Üç Arkadaş (58), Kırık Çanaklar (60), Zıkkımın Kökü (92), Bütün Kapılar Kapalıydı (90)

12 Eylül darbesinin, hapisten çıkınca yeni düzene ayak uyduramayan “bunalımlı” kahramanları genelde erkekti. Bütün Kapılar Kapalıydı‘ya değin… Aslı Altan’ın altın çağıydı.

60′ların diğer sivrilen Ün’leri: Ayhan Işıklı Namusum İçin (65) ve eski usul Amerikan gerilimlerine çalan Yıldıztepe (65)
90′ların diğer sivrilen Ün’ü: Gün Ortasında Karanlık (90)

———

Ümit Efekan

Halkalı Köle (86), Ümit Efekan’ın en iyi filmi. İki kadın (Zuhal Olcay, Melike Zobu) ve bir yazar (Tarık Akan) üçgeni üzerinden, “aile”, evlilik, metres ve kadın-erkek ilişkilerine sorgulayıcı bir yaklaşım getirir.
Varda’nın ünlü filmi Mutluluk‘un (Le bonheur, 65), Yeşilçam katılmış bir varyasyonuydu.

Yanı sıra: Bir Kadın (91)

———

Orhan Oğuz

Herşeye Rağmen (88), Dönersen Islık Çal (92), İki Başlı Dev (90), sinema’nın sinema’ya baktığı filmlerden Üçüncü Göz (89)

Herşeye Rağmen, melodrama kaçabilecek bir konuyu muhteşem bir yalınlık ve sahicilikte anlatıyordu. Yüz akı işlerimizden.
Dönersen Islık Çal‘ın üzerine Gece, Melek ve Bizim Çocuklar (93) cila olur.:)

———

Şerif Gören

Sinemamızın John Boorman’ı, Peter Weir’idir. “Çevre”yi ve “doğa”yı o denli etkili, ayrıntılı kullanır ki. Çetin tabiat ve afetler, adeta insan ilişkilerini doğrudan belirleyici bir etken olmuştur. İnsanoğlu, onun karşısında acizdir. Ancak yine de mücadeleyi bırakmaz:
70′lerde Nehir (Deliverance‘ye selamı), Köprü ile başlar bu. 80′lerde daha bir olgun sinema diline bürünür: Yol (81), Tomruk (82), Derman (83) ve unutulmaz Katırcılar (87).

İçilen suya bile politikanın kloru karışan 75-80 aralığında, arabesk de bundan kaçamadı. Şerif Gören, arabeske “toplumculuk” enjekte eden yönetmendir: Orhan Gencebaylı Derdim Dünyadan Büyük (78). Gecekondu çevresinde geçen film, türün elverdiği kadarıyla bir sınıflar çelişkisi çizer.

Alaman çöpü eyi çöprepliğiyle hatırlanagelen Almanya Acı Vatan (79), aşırı makinalaşmış Batı toplumuna uyum sorununu işler. Polizei (88) ile de devam eder bu: Çöpçü Ekber’in babasının Almanlar hakkında söyledikleri.

80′lerde kadının “uyanan” cinselliğini işleyen yönetmenlerden biri de oydu: Firar (84) ve Kurbağalar (85), bu anlamda özellikle anılmaya değer. Koçyiğit, tabularını yıkıyordu.

Yanı sıra: Endişe (74), Sen Türkülerini Söyle (86), Beyoğlu’nun Arka Yakası (86), Yılanların Öcü (85), Herhangi Bir Kadın (81)

———

Osman F. Seden

Hızlı kurgu, şiddet ve bol ekşın (hareket)… Sinemamızda Amerikan etkisi.

Enflasyonist sinemasından seçme: Kurtuluş Savaşı filmi Düşman Yolları Kesti (59), Çalıkuşu (66), Beni Osman Öldürdü (63), Namus Uğruna (60), Kanlarıyla Ödediler (55), sadist ağır çekim sahneleri barındıran Çirkin Dünya (74)

Başeseri: Şaka ile Karışık (Ofsayt Osman, 65)

———

Zeki Ökten

Bir Demet Menekşe (73) filmini yıllar önce izlerken, filmde bir gariplik olduğunu sezmiştim. Bildik Yeşilçam kalıplarına alışmıştım ve bu film o kalıplara pek riayet etmiyor gibiydi. Konu da (yasak aşk) oyuncular da (Soygazi, Tibet) -ve hatta yıl da- bunu emrediyordu oysa.

Askerin Dönüşü (74) ile birlikte sanki şu ana sorunsal üzerinde kurar sinemasını: Tek tek bireylerin dramı, evet… Ancak onu da aşan (ve belirleyen) sistemdir, mevcut toplumsal/ekonomik dengesizliklerdir. “Eğreti” / arabesk kapitalizmdir. Doğurduğu gülünçlükler, yozlaşmalardır.
Birey, bu cenderede kısılıp kalmıştır. Mücadele etse de nihai zafere ulaşması güçtür…
Ya işini bilenler kervanına katılacaktır: Yoksul (87)
Ya çıkışsızlığın farkına varıp isyan edecektir: Düşman (79)
Yahut bir ihtimal daha var, o da delirmek mi dersin: Düttürü Dünya (88)

…öyle ki. Ata mesleği dahi mevcut yozlaşmadan payını alır: Pehlivan (84)

Ses (86), yer yer çarpıcı sahneler barındırsa da (balıkçıların taşlara vurduğu ahtapotta işkencecisini gören Akan), derdini pek anlatamamış bir 12 Eylül çalışmasıydı.

Yanı sıra: Kapıcılar Kralı (76), Çöpçüler Kralı (77), Faize Hücum (82), Güle Güle (99)

Başyapıtı: Sürü (78)

———

Orhan Aksoy

Bilumum Kerime Nadir’ler, Hıçkırık’lar, Samanyolları… Tarık Akan’ın kartpostal çocuğu (Ferit) olduğu yıllardan süzülen romantik Akan-Bubikoğlu ortaklıkları… Yönetmeni, % 50 Orhan Aksoy’dur.:)

Eğilmez ekolünü sürdüren -Oktay buzdolaplı- Aile Şerefi (76) ve -Atma Ziya’lı- Neşeli Günler (78), yine onun imza attığı kurdelelerdir.

Yanı sıra: Hasan Boğuldu (90), Vurun Kahpeye (64), Kiracı (87), Taşı Toprağı Altın Şehir (78)

———

Yücel Çakmaklı

70′lerde Milli, 90′larda Beyaz adıyla anılan sinemanın önderi ve en üretken ismi.

Birleşen Yollar (70), Oğlum Osman (73) ve Tarık Akan/Filiz Akınlı ünlü Memleketim (74), alafranga değerlere (Feyza) karşı öz kültürü ve manevi değerleri (Bilal) savunur. Dini hassasiyetlere seslenir.

———

Bilge Olgaç

“İnek kimdir biliyor musun Arap! İnek, idare adamlarıdır. Yönetmek istiyorsan bu ineklere 9 kere çomağı, 1 defa da otu kullanacaksın. Bu ölçüden asla şaşmayacaksın.”
Linç (70), sinemamızın medar-ı iftiharlarından.

Kaşık Düşmanı (84), İpekçe (87) ve Gülüşan (85), kadının toplumdaki yerini sorgulayan filmlerdi. Eleştiri oklarını, ataerkil/sınıflı egemen topluma yöneltir Bilge Hanım. Ana zemini ıskalamaz.

Bir Gün Mutlaka (75), hayli slogancı bir 68 kuşağı filmidir. 93 gibi Süper Kanal dönüp dönüp verirdi.

———

Ömer Kavur

Hep “kendi yolunda gitti”. Hiçbir akıma angaje olmadı. Denebilir ki çok kişisel bir sinema yaptı Ömer Kavur. Birey’den hareketle, evrensel konuları ele aldı.

Sinemasında;

Fotoğraf gibi kareler
Derinlikli insan psikolojisi
Soyut ve gerçeküstücü anlatım (öyle ki Gizli Yüz‘de bu “tasavvuf”a kayar)
Yabancılaşma
ve
Yolculuk

…gibi kalemler yeğin tutulmuştur.

Yolculuklar, hem fiziki hem de içedönüktür. İkisini birden verir yönetmen.
Amansız Yol’da (85) fiziki kanat daha ağır basarken,
Gizli Yüz (91), çoğunlukla iç’e ve mistisizme yaslanır. (“saat” takıntısı ise Akrebin Yolculuğu ile devam edecek)
Gece Yolculuğu (87) ise ikisini dengeler. Yönetmen’in iç hesaplaşmalarına ve sancılarına, havadar bir ören yerleri gezisi eşlik eder.

Yanı sıra: Yusuf ile Kenan (79), Ah Güzel İstanbul (81)

Başyapıtları: Anayurt Oteli (87) ve Kırık Bir Aşk Hikayesi (81)

  • “Mutluluk yanımızdan gelip geçti.”

———

Süreyya Duru

Bedrana (74) ve Kara Çarşaflı Gelin (75), kırsal kesime ve feodal geleneklere, ataerkil yapıya gerçekçi bakış atar.
Güneşli Bataklık (77) 70′lerin 2. yarısının -sol zaviyeden ve işçi/öğrenci cephesinden- toplumsal röntgenidir.

‘Phantom Lady’ uyarlaması Siyahlı Kadın (66), ortalamanın üzerinde bir avantür/gerilimdir.

Yanı sıra: Çil Horoz (87), Ada (88)

———

Yavuz Özkan

Maden (78) ve Demiryol (79), işçi sineması’nın vazgeçilmezleri.
Ancak Demiryol’un, politik mesaj vereceğim derken -fazlasıyla- şabloncu ve didaktik bir dil tutturduğunu da söylemeli. Faşist darbeci olsam ilk bu filmi yasaklardım.:)

12 Eylül’ün siyaseti yasaklayan ortamında, daha “kişisel” ve suya sabuna dokunmayan bir sinemaya yönelir dünün toplumcuları. Bireyin sıkıntıları, iç yolculukları, kadın sorunu, çevre sorunu vs. türlü konular geçer akçedir artık. (antiparantez… 12 Eylül filmleri dahi bundan vareste değildir. Politika geri plandadır. Çoğunda iç sorgulamalar, bireysel sıkıntılar, kimlik arayışları öne çıkar. Yılgınlığa, yabancılaşmaya dek ulaşır bu.)

Özkan da onlardan biri. 80′lerde büyük değişim geçirdi. O dönemin 2. yarısında moda olan “bunalımlı entelektüellerin baş kahraman olduğu, sanat/bohem çevreli, kapalı anlatımlı” filmlere yelken açtı: Umut Yarına Kaldı (88), Yeşilçam denen çarktaki tüccar prodüktörleri ve seri üretim anlayışlarını da eleştiren Film Bitti (89), Yağmur Kaçakları (87), Bir Sonbahar Hikayesi (94)

Yanı sıra: İki Kadın (92), Yengeç Sepeti (94)

———

Ali Özgentürk

Su da Yanar (87), kimi usta işi sahnelerine rağmen (yaşlı kadının meyve bahçesine girdiği bölüm, Nazım Hikmet göndermeli fantastik Beyazıt Meydanı bölümü) yapaylık kokan bir filmdi.

Seçme: Hazal (79), Bekçi (86), Çıplak (92)

Başyapıtı: At (81)

———

Nesli Çölgeçen

Güldürürken düşündürdü.

Kardeşim Benim (83), bir aktör eskisinin bunalımlarını ve düştüğü boşluğu, ajitasyona ve melodrama kaçmadan, ölçülü bir sadelikle anlatır. Hele adamın pencereden kızı görmeyi beklediği anlar… Muhteşem bir filmdir.

Yanı sıra: Züğürt Ağa (85), Selamsız Bandosu (87), İmdat ile Zarife (91)

———

Tevfik Başer

Almanya’daki Türkleri ve uyum sorununu, kadınlar üzerinden işledi. Kadın, baskı altındadır.
Bir tanesi “kırk metrekarelik” eve, sadist eş (Yaman Okay) tarafından hapsedilmiştir. Zaten film de tek mekanda geçer. Arada bir pencereden Almanya’nın o muntazam caddelerini görürüz o kadar.
Diğeri, eşini öldürmüş mahkumun (Zuhal Olcay) Almanya hapishanelerindeki serencamıdır. “Cennet, içerisi mi dışarısı mı?”

Seçme: 40 Metre Kare Almanya (86), Sahte Cennete Veda (88)

———

Mahinur Ergun

Gece Dansı Tutsakları (88), Medcezir Manzaraları (89), Ay Vakti (93)

———

Tunç Okan

Sarı Mersedes’e (92) yol verin. Ah be Balkız!

Buradan yurt dışına giden Türkler… Yurt dışından izne gelen gurbetçiler…
Tunç Okan’ın ana meselesi bu oldu. Doğu ve Batı yaşam tarzlarını çarpıştırmak. Uyum sorunu ve doğurduğu kültür şokunu, yabancılaşmayı aktarmak.

Otobüs (74), bu aktarımı en sert yapandı. Tartışmasız bir başyapıt.

Cumartesi Cumartesi (Drole de samedi, 84) ise aksine keyifli bir dil kullanmıştı. İsveç, yerini İsviçre’ye bırakıyor. Benzer sorunlar yine var ama kara mizah baskın bu kez. Karakterler de, Otobüs’teki işçilerin aksine Batı’ya uyum sağlamışlardır.
Filmden aklıma kazınmış sahneyse, kasap Maurice ve “salam”ı… Karısını dilim dilim keserek salam yapmış olan bu adam (Salaklar Sofrası’ndan hatırlayacağımız Jacques Villeret canlandırıyor), tutuklu olduğu hücresine gelerek kendisine son isteğini soran hanıma şunun gibi bir cevap veriyordu: Salamımdan bir parça alabilir miyim? (…)

———

Yusuf Kurçenli

Gramofon Avrat (87), Karartma Geceleri (90), Raziye (90), Yunan komşu Niko ile akıllarımızda kalan Ölmez Ağacı (84), 12 Eylül ailesinden Çözülmeler (94)

———

Korhan Yurtsever

Kara Kafa (79), Fırat’ın Cinleri (77)

İzleyemediğim filmiyse; Zincir (87).
“Lunaparkta gece bekçisi (Zülfo – Halil Ergün) ve temizlikçi (Elif – Betül Aşçıoğlu) olarak çalışan köylü bir çift hikaye ediliyor. Bu çift, şehre gelmeden evvel Çukurova’da ırgatlık yaparken kızlarını çıkan bir yangında kaybetmişlerdir. Bu acı olayı unutamayan Elif şizofren olmuştur. Bu nedenle bir gün lunaparka eğlenmeye gelen bir kız çocuğunu kendi çocuğu yerine koyarak sahiplenir. Çocuğu onun elinden kurtarmanın çetin öyküsünü verir Zincir.” (Alıntılanmıştır)

———

Tunç Başaran

60′lardaki sıra işi avantürlerden (On Korkusuz Adam, Konyakçı), sanatsala geçiş…

Tunç Başaran demek, 80′ler ve 90′lar demekti. “Simgesel bir anlatım” demekti:
Uçurtmayı Vurmasınlar (89), Piano Piano Bacaksız (92), Kaçıklık Diploması (98), Biri ve Diğerleri (87), Sen de Gitme (95)

Uzun İnce Bir Yol (91) ise faciaydı.:) Trafik terörü’ne eşlik eden o azrail tiplemesini hatırlayanlar hak verecek.

———

Semih Kaplanoğlu

Bal (09), Yumurta (07), Meleğin Düşüşü (04), Süt (08)

Bir türlü izleyemediğim filmi: Herkes Kendi Evinde (00)

———

Zeki Demirkubuz

Masumiyet (97), Kader (06), Üçüncü Sayfa (99), Yazgı (01), C Blok (94)

———

Reha Erdem

A Ay (88), Kaç Para Kaç (98), Hayat Var (08), Beş Vakit (06), Korkuyorum Anne (04)

———

Nuri Bilge Ceylan

Kasaba (96), Mayıs Sıkıntısı (99), Uzak (02), Bir Zamanlar Anadolu’da (11), Kış Uykusu (14)

———

Erden Kıral

Toplumcu sinemasında, “aydın yabancılaşması”na sıkça yer verir. Ada’ya kaçıp uzaktan ahkam kesen yazar (Aytaç Arman) tipik bir örnek.
İdareci ve halk, idareci ve aydın, aydın ve iletişim kuramadığı kesim, çatışmanın taraflarını oluşturur.

Seçme: Kanal (78), Av Zamanı (88), Mavi Sürgün (93), 60′ların köy/feodalite evrenli filmlerine mistik bir damar ilave eden Ayna (84)

Başyapıtları: Hakkari’de Bir Mevsim (82), Bereketli Topraklar Üzerinde (79)

———

İrfan Tözüm

Atıf Yılmaz’ın o “düşsel” anlatımlı kadın filmlerinin verdiği tadı alırız Tözüm’de:

Bence başyapıtı Rumuz Goncagül (87), Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri (92), Devlerin Ölümü (90), Fazilet (89)

İkili Oyunlar (89), doğa’ya kaçan 68 eskisi karı kocanın piknikteki politik tiradlarıyla aklımda. Slogancı bir dili vardı.

———

Yavuz Turgul

Çok var ama… Turgul sinemasının ilk akla gelen karakteristiği şu olur sanki: Zıtların çatışması.

Muhsin ve Ali Nazik… Haşmet’in bağrında ifadesini bulan Yeşilçam ve piyasanın bağrında ifadesini bulan değişim… Gölge Oyunu’nda çekinik/naif Mahmut ve atılgan/işbilir Abidin… Eşkıya ve Baran/Cumali…
Filmlerinde muhakkak 2 zıt karakter ya da 2 zıt mantalite birbiriyle çatışır. Ancak ilginç nokta, yine de bir merhamet vardır hep. Sevgi vardır. Çatışsalar da, birbirlerinden ayrılamazlar.

Seçme: Muhsin Bey (87), Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (90), Gölge Oyunu (92), Eşkıya (96), Gönül Yarası (04)

———

Başar Sabuncu

Zengin Mutfağı (88), Çıplak Vatandaş (85), Asılacak Kadın (86), Kupa Kızı (86)

Asılacak Kadın‘da İsmet Ay’ın canlandırdığı iktidarsız/fetişist koca mıh gibi belleklerde.

———

Sinan Çetin

Bir Günün Hikayesi‘nden (80), Bay E‘ye…
Çetin’deki dönüşüm gerçekten inanılmaz. Hoş. Prenses (86) ile ideolojilerin ve “izm”lerin beyhudeliğini ayan beyan söylüyordu zaten. En bir enteresan 12 Eylül filmlerinden.

Seçme: Çiçek Abbas (82), Çirkinler de Sever (81), 14 Numara (85), Berlin in Berlin (93)

Merak ettiğim filmi: Gökyüzü (86)

———

Ertem Eğilmez

60′larda tarihi filmler ve salon filmleri arasında gier gelir.

Derken…
Sev Kardeşim (72), Mavi Boncuk (74), “Vecihi”li Gülen Gözler (77), Köyden İndim Şehire (74), Süt Kardeşler (76) ve elbette Hababam Sınıfı (75).

Eğilmez ve Arzu Film, Frank Capra’nın Türkiye şubesidir. “Halk sineması”… “Küçük insan”ın fendi, finalde zorbayı yener. Dayanışmayı salık veren ve daha sonra pek çoğu başrol mertebesine yükselecek yıldızlar kadrosuyla kotarılmış, “sıcacık” filmlerdir bunlar. Tekrar tekrar izlenir, bıkılmaz. Oradaki saflık, ayrı bir dünyadır sanki… Fakat hınzır bir tarafı da yok değildir Arzu Film’in. Sınıf mefhumunu, hepimiz kardeşizin romantizmi ile tuz buz eder mesela. Fakir kız ve zengin oğlan, eninde sonunda birleşir: Oh Olsun‘u, Sev Kardeşim‘i hatırlamak yeterli.

İnandırıcı tiplemeleriyle Namuslu (84), Eğilmez’in bol hicivli ‘işini bilen çavuşlar’ örneğidir.

Yanı sıra ve illa ki: Canım Kardeşim (73), Arabesk (88)

———

Erdoğan Tokatlı

İstanbul nostaljisi için dahi izlenesi Son Kuşlar (65), Fidan (84), 72. Koğuş (87)

Fidan, işçi sınıfı filmidir. Büyük kentte dağılma/yozlaşma/savrulma öyküsüdür.

———

Muammer Özer

Bir Avuç Cennet (85), kır-kent ve iç göçün doğurdukları bağlamında muhteşem filmidir. Kibar çevrenin, karavanda yaşayan aileye yadırgatıcı bakışları akılda kalıcıdır.
Kardeş Kanı (84), yurtdışında yaşayan Türkler motifli bir aile öyküsü.

Yanı sıra: Hollywood Kaçakları (96)

Senelerdir merak ettiğim YASAKLI filmi: Kara Sevdalı Bulut (87)… 12 Eylül dosyalarında sık anılır.

———

Faruk Turgut

Bir Küçük Bulut (90)

90 ortalarında sık dönerdi kanallarda. 12 Eylül sonrası gelen insan dramlarına odaklanıyordu. Dede rolündeki Osman Alyanak’ın doru at hayali, sonrasında tek başına vızır vızır trafiğe dalışı… Siyasi olduğu sonradan ortaya çıkacak misafir gencin, küçük çocuğa nasihatleri… Akan’ın tutuklanışı, oğlunun rüyaları… Unutamadım nedense.
Yüreklere seslenen, muhteşem bir filmdir.

Tolga Savacı ve Ayşegül Aldinçli Yeşil Bir Dünya (90), yaşı geçkin sinema severlerce hatırlanacak.

Derviş Zaim

Tabutta Rövaşata (96), Filler ve Çimen (00), Cenneti Beklerken (05)

Nisan Akman

Bir Kırık Bebek (87), Beyaz Bisiklet (86), Dünden Sonra Yarından Önce (87)

Bir Kırık Bebek de ayrı güzeldi. Neonların dünyasına girip çevresine/kendisine yabancılaşan kızın (Hülya Avşar), neyse ki açıksözlü Artin Usta’sı (Orhan Çağman) vardı. Ermeni-Türk ayrışımına da kıyısından değinen bir film.

Turgut Demirağ

Aşk ve Kin (64)

Serdar Akar

Gemide (98), Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (00), Barda (06)

Şahin Kaygun

Afife Jale (86), Dolunay (87)

Dolunay’ın konusu;
“Biriçim, severek evlendiği kocasıyla bir türlü mutluluğa ulaşamamıştır. İçinde bulunduğu depresyon nedeniyle resme olan aşkından bile uzaklaşmaktadır. Kendisinin dahi ne aradığını bilemeyen Biriçim’in hayatı, evlerine gelen bir konukla değişir.
Varoluşçu bir sorunsalı irdeleyen ‘Dolunay’, kapalı bir alanda, bireysel krizler, boşluklar ve taşıdığı tuhaf melankoliyle 80’ler sinemasının iyi bir temsilidir de.”

Haldun Dormen

Güzel Bir Gün İçin (65), Bozuk Düzen (65)

Feyzi Tuna

Seninle Son Defa (78), Yasak Sokaklar (65), Bir Kadın Bir Hayat (85), Kızgın Toprak (73)

Şahin Gök

Eskici ve Oğulları (90), Siyabend-ü Xece (91)

İsmail Güneş

Arapça ezan yasağını eleştiren Çizme (91)

Işıl Özgentürk

Seni Seviyorum Rosa (92)

Salih Diriklik

Gençlik Köprüsü (75)

Beyaz Sinema ürünü bu film, dönemin gençlik hareketlerini ele alıyor; “gençlik, yoz fikirlerle ve ideolojilerle zehirleniyor”u haykırıyordu.

Zülfü Livaneli

Yer Demir Gök Bakır (87), Sis (88)

Başarılı bir nehir öykü (68′den 80′e) sunan Sis, politika ila aile dramını birbirine bağlıyordu.
Rutkay Aziz’in emekli albay rolündeki babasının sözleri aklımda:
- Siviller bizi çökertti. İnsan hayatının çöp kadar değeri yok! Her gün kaç kişi gidiyor. Bana havale etsinler, bir günde keserim bu işi, bir tek günde muma çeviririm hepsini. 100 kişiyi ipe çek Taksim meydanında, bak bakalım ondan sonra terör/anarşi kalıyor mu?

Ümit Elçi

Bir Avuç Gökyüzü (87), Böcek (95)

Eser Zorlu

Tabu konuları ele alır. Türk Sineması’nın aykırı, ilginç yönetmenlerinden biri:

Yorum Yok (90), Acılar Paylaşılmaz (89), Melike Zobulu İki Zarf Bir Hayat (88)

Sumru Yavrucuklu ilk film “özürlü (spastik)” olmak, Kadir İnanırlı ikinci film ise “eşcinsel” olmak sularında dolanır.

Engin Ayça

Bez Bebek (87), Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu (90)

Remzi Jöntürk

Yıkılmayan Adam (77), Atatürkçülüğe adanmış Öğretmen Kemal (81)

Yıkılmayan Adam, tıpkı Amerikan sigarası içmeyen ve Ecevit hayranı Cemil gibi, Cüneyt Arkın’ın 70 ortalarındaki “halkçı” (tatlı su solculuğundan öteye geçmeyen, şovenizm kırıntılı ve düzeni koruyan, popülist bir halkçılık tabii) filmlerinden biri.
Filmin efsane sahnesi ise, İstiklal gazisi ile alay eden “yoz” gençliğe, Cüneyt Arkın’ın verdiği ayardır:

https://www.youtube.com/watch?v=tuBURDP9SN0

  •     “Tankla, topla beklerim. Uçakla, ağır sanayi hamlenizle falan.” (Erbakan gelir akla)

Melih Gülgen

Tatar Ramazan 1-2 (90-92) ve Kimlik (88), Gülgen’in sıyrılan işleri.

Tarık Akan ve Nebahat Çehreli Kimlik, birey olmadan toplum da olmaz der. Dünün aktivist karı kocası, bocalarlar. Vasatın az üstü sanki.

Ünal Küpeli

Sayın Başkan (90)

Tomris Giritlioğlu

Dönem filmi çeker malum. Türk-Yunan ilişkileri, “azınlıklar”, mübadele, Varlık Vergisi… İnsan olmanın acılarını kaşır hep:

Suyun Öte Yanı (91), Salkım Hanımın Taneleri (99), Güz Sancısı (08), 80. Adım (96)

Kartal Tibet

Sultan (78), Zübük (80) ve Milyarder (86)

“Mesudiyeli Mesut. Meğer ne küçük bir dünyan varmış!”

Temel Gürsu

Dikkat Kan Aranıyor (70), Güney’in elinin değdiği çok belli olan İzin (75)

Ne vardı sonrasında bu kadar arabeske bulaşacak.:)

Oğuzhan Tercan

Uzlaşma (91)

Fehmi Yaşar

Camdan Kalp (90)

Füruzan & Gülsün Karamustafa

Benim Sinemalarım (90)

Kutluğ Ataman

Karanlık Sular (94), Lola + Bilidikid (98)

Yılmaz Atadeniz

Fantastik Türk Sineması’nın şahı… Parendeciler, Zorro’lar, Ringo’lar, Killing’ler, Frankenstein’ler cirit atar.
‘Çirkin Kral’ efsanesinin, Yılmaz Güney’li pek çok vurdulu-kırdılı filmin arkasında da o vardı.

Killing İstanbul’da (67), Yılmayan Şeytan (72), Maskeli Şeytan (70), Kovboy Ali (66)

Yılmaz Duru

İnce Cumali (67)

Mehmet Dinler

Ah Müjgan Ah (70)

Ülkü Erakalın

Paydos (68)

Ömer Uğur

Eve Dönüş (06), 12 Eylül ve işkence filmleri ailesine yeni bir şey sunmuyordu.

Biri Beni Gözlüyor (88), sinemamızın ‘The Shining’imsi.:) 20 yıl önce çok verirdi kanallar. Çok enteresan filmler yapmışız, çok.

Ekran Aşıkları (89) bol bilgisayar monitörlü, yeni izlediğim filmi. Teknoloji devriminin ulaştığı noktayı o zamandan fısıldamış. “Bilgisayar”dan evlilik adayı buluyor ana karakter.

Ersin Pertan

Kurt Kanunu (91), Tersine Dünya (93)

Yeşim Ustaoğlu

İz (94)… Kafkavari, Lynch kokan bir polisiyeydi. Bilmeceyi andıran cinayet soruşturması esnasında komiserin (Aytaç Arman) İstanbul’un dehlizlerindeki yolculuğu, gizem doludur. İlk filminde muhteşem bir görüntü işçiliği ve üslup tutturmuştur Ustaoğlu. Özellikle o karanlık ara sokak çekimleri ve hayal meyal anımsadığım bina cepheleri.

Yanı sıra: Güneşe Yolculuk (98), Bulutları Beklerken (03), Pandora’nın Kutusu (08)

Natuk Baytan

Cüneyt Arkın (Babacan) ve Kemal Sunal (Sakar Şakir, Sahte Kabadayı), aksiyonun ve komedinin galiba en “pür” çeşitlemesini onunla verdi. Katıksız bir doyumun garantisidir meraklısı için.

Mesut Uçakan

Reis Bey (88), Yalnız Değilsiniz (90), Kelebekler Sonsuza Uçar (93)

“Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.”

Nazmi Özer

Arkadaşım (82)

Özcan Arca

Merhaba (76)

İlhan Engin

Artık Düşman Değiliz (65)

Mehmet Aydın

Küçüğüm (87)

Orhan Elmas

Duvarların Ötesi (64), sözü edilesi filmi. “Babaç” rolünde Erol Taş unutulmaz.

“Düzen”dir demeye getirir film. Düzendir, adaletsizliktir mahkumu içeri tıkayan. “Mektepli”, dışarıdaki kalabalığa “Bizi hapse attınız da dışarıda işler iyi mi gitti? Bizi asınca iyi mi gidecek?” diye rest çeker. Ardından asıl suçluları işaret eder.

Muzaffer Hiçdurmaz

Çark (87)

Katıksız bir işçi sineması örneğidir. Ne yaptığının bilincindedir ve yabancılaşmayı da atlamaz. Cine 5 sık yayınlamıştı.

Hulki Saner

Cibali Karakolu (66), Turist Ömer serisi

Yavuz Yalınkılıç

Ölüler Konuşmaz ki (70)

Mehmet Muhtar

Drakula İstanbul’da (53)

Süha Arın

Belgeselci. Bir Anadolu kültür mirasçısı.

Tahtacı Fatma (79), özellikle izlenmeli.

Barış Pirhasan

Küçük Balıklar Üzerine Bir Masal (89), Usta Beni Öldürsene (96)

Canan Gerede

Robert’s Movie (92)

Handan İpekçi

Büyük Adam Küçük Aşk (01), Babam Askerde (94)

Mustafa Altıoklar

İstanbul Kanatlarımın Altında (96), Ağır Roman (97)

Denize Hançer Düştü (92), Jean Genet oyunu için tiyatro provaları yapan iki kadının (Nur Sürer ve Yasemin Alkaya) garip ilişkileri üzerine, “bunalımlı sanat filmleri” modasından bir film. Bir ara geceleri yayınlanıyordu. Dizi’lerden yer kalırsa!

Ahmet Uluçay

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (02)

Çağan Irmak

Babam ve Oğlum (05), Bana Şans Dile (01)

Kudret Sabancı

Laleli’de Bir Azize (98)

Fatih Akın

Temmuz’da (00), Duvara Karşı (03), İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek (04)

Ferzan Özpetek

Harem Suare (99), Cahil Periler (00), Karşı Pencere (02)

Seren Yüce

Çoğunluk (10)

Tülay Eratalay

Düş, Gerçek, Bir de Sinema (95); Özlem, Düne… Bugüne… Yarına (95)

Ömer Vargı

Her Şey Çok Güzel Olacak (97), Kabadayı (07)

Tolga Örnek

Devrim Arabaları (08)

Özcan Alper

Sonbahar (07)

Kazım Öz

Fotoğraf (01), Fırtına (Bahoz, 08)

Ezel Akay

Neredesin Firuze (03), Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? (05)

Tayfun Pirselimoğlu

Hiçbiryerde (01)

Reis Çelik

Işıklar Sönmesin (96), Hoşçakal Yarın (98)

Onur Ünlü

Postmodern bir tarzı var. Özellikle Güneşin Oğlu ilginç bir film. Yap-boz gibi.

Polis (06), Güneşin Oğlu (08), Sen Aydınlatırsın Geceyi (13)

Ümit Ünal

9 (02)

Yaşar Seriner

Kuduz (Çocuklar Çiçektir, 83), Kiraz Çiçek Açıyor (90)

Ben Hopkins

Pazar: Bir Ticaret Masalı (08)

Seçkin Yaşar

Sarı Tebessüm (92)

Özer Kızıltan

Takva (05)

Taylan Biraderler

Küçük Kıyamet (06), Vavien (09)

Sırrı Süreyya Önder

Beynelmilel (06)

Bora Tekay

Fasulye (99)

Pelin Esmer

11′e 10 Kala (09), Oyun (05)

Yılmaz Arslan

Yara (98)

( Oyunculuktan Gelme Yönetmenler )

Türkan Şoray

Dönüş (72), Yılanı Öldürseler (81)

*

Cüneyt Arkın

Vatandaş Rıza (79)

*

Zeki Alasya

Dikenli Yol (86), Elveda Dostum (82), Yaz Bitti (85)

Elveda Dostum‘da Savaş öğretmenin Ahu Tuğba ile konuşurken verdiği hayat dersleri, dişçinin “yaşlanıyoruz Savaaaşşş” deyişi…
Hümeyra’nın nefis parçası eşliğinde, Yaz Bitti‘de Melike Zobu ile İnanır’ın çıktıkları Boğaz gezisi, sahilde alınan meyve, o yasak aşk…
Yıllar oldu aklımdan çıkmaz.

Aman aman işler değil elbette. Hatırası var.

*

İlyas Salman

Yaşanan Dünya (90)

*

İhsan Yüce

Bebek (79)

*

Uğur Yücel

Yazı Tura (03)

*

Tuncel Kurtiz

Gül Hasan (79)

____________________

— İzlemeyi/ulaşmayı beklediklerim; —

Alp Zeki Heper

Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri (66) >>> 1993 gibi Süper Kanal’daki bir belgeselde görmüştüm ilk. Anlatıcı, sinemamızın Bunuel’i diyordu Heper için. Maalesef ailesi tarafından hacir altına alınmış film, paylaşılmıyor.

Aydın Bagardi

Ölürayak (91)

Yavuz Pağda

Yolcular (79)

Fehmi Tengiz

Hippi Perihan (70)

Karşı-kültürümüzü merak ediyorum.

Faik Ahmet Akıncı

Güneşi Göremeden (90), İş (94), Ekmek (96)

“Ekmek, 1990-91 yıllarında Zonguldak maden işçilerinin eyleme geçiş öyküsü. Özelleştirmeye karşı çıkan maden işçileri, ortak bir direniş sonucu “ekmek savaşı” verirler. ‘İş-Ekmek-Özgürlük’ üçlemesinin ikinci filmi” (Alıntı)

Akıncı, filmografisine baktım da, ‘Soma’ ile geliyormuş.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Yönetmenler ve Kimi Filmleri (Türk Sineması)” bu yazı hakkında 6 yorum var

  • Jef _ Costello diyor ki:

    “- Fakat tıpkı yabancı muadili gibi, derinlikli bir alternatif olma endişesi de yok.
    Onlarca kitap var nihayetinde bunu yapan. Açar onları okursun derinleşmek istiyorsan.”
    :)

    (3 gün iyi bir süre, kitaplara yüzlerce niteliksiz filmi doldurup “BAK BEN BU KADAR FİLMİ LİSTELEDİM – TOPLADIM, BU İŞİ BİLİYORUM” DİYENLERİ DE görüyoruz biz:)

    **

    Alp Zeki Heper

    Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri (66) >>> 1993 gibi Süper Kanal’daki bir belgeselde görmüştüm ilk. Anlatıcı, sinemamızın Bunuel’i diyordu Heper için. “Maalesef film ailesi tarafından hacir altına alınmış, paylaşılmıyor.”
    :)

    (çok mu değerliymiş hocam? içinde gizli – sakıncalı -olağanüstü belgeler -sahneler mi varmış:)
    **

    not: bu yeşim ustaoğlu abartılıyor sanki..veya ben sinema’sına (diline) alışamadım..

    **
    not 2:Hocam benim izlediğim bir film vardı ama adını bir türlü hatırlamıyorum; aslında çok ahım şahım bir film değil; MAVİ göl gibi, ıssız bir yerde yaşayan iki gencin hikayesiydi bu..
    **

    “Sinemasında;

    Fotoğraf gibi kareler
    Derinlikli insan psikolojisi
    Soyut ve gerçeküstücü anlatım
    Yabancılaşma
    ve
    Yolculuk
    …gibi kalemler yeğin tutulmuştur.”

    –>Kendi sinema dilini oluşturan nadir yönetmenlerden biri bence de Ömer Kavur’dur..
    (Grillet (sürrealizm), Antonioni (yabancılaşma – plan-sekanslar), Lynch (gizem – karanlık bir üslup), Angelopoulos (yol – yolculuk) karışımı bir yönetmen..)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Şimdi sen yazınca uyandı Jef, öyle bir filmi ben de hatırlıyorum sanki. Brooke Shields’li filmin uyarlaması olacak. İsmini de oyuncularını da çıkartmak zor.

    Çok değerli ki paylaşmıyorlar.:) Sakıncalı sahneler olabilir, haklısın.

    Kavur, Grillet’in asistanlığından gelmeymiş zaten. Çekirdekten sağlam.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Memduh Ün’ün anısına… Yeşilçam’ın kayan son yıldızına ithafen…

    ——–

    ‘Kırık Çanaklar’ (1960)

    Yönetmenin en sevdiğim filmi.
    Fettan bir kadının iftirası sonucu dağılan ve zorlu bir sınavdan geçen “yuva”nın öyküsüydü bu.

    Aynı yaşlardaki ‘Üç Arkadaş’, ‘Üç Tekerlekli Bisiklet’ vb. gibi küçük insanların dayanışmayla örülü ve “acı/tatlı” hikayeleri ekrana gelir. Artık merkezde pek kalmayan “mahalle kültürü” ve sıcaklığı yaşanır.

    Her yaştan insan kendinden bir şeyler bulabilir filmde. Evin dedesini muhteşem oynayan emektar Salih Tozan’ın bağrında, geçip giden hayatın hoyratlığını ve ihtiyarlığın huysuzluğunu… Lale Oraloğlu’nda, saçını süpürge eden fedakar kadını… Dede ile film boyunca harika bir ikili olan küçük kızda, çocukluğun tatlı telaşlarını ve yaramazlığını…
    Turgut Özatay için ayrı parantez açmak lazım. Sadece mafyatik rollerin karakter oyuncusu değil o. Aile babası rolünde çok başarılı.

    “Bizden” bir film.

    Ve elbette nostaljik (fotoğraflarda kalmış) İstanbul görüntüleri… Filmde sıkça karşımıza çıkar: Taşlı sokaklar, tek katlı binalar, mahalle aralarına dek giren o eski tramwaylar.

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Türk filmlerine ulaşmak kolay değil, internette izleyebilirsiniz çoğunu – ancak arşivlemek büyük sorun..Kemal Sunal’ın filmlerini d&r’da veya torrent’te bulabilirsiniz..Ancak Neşeli Günler, Bizim Aile, Gizli Yüz gibi filmlere ulaşmak çok zor..polislerin yaptığı operasyonlarşa korsan dvd’ciler de mefta oldu sayılır..İş mücizilere kaldı yani..Bir an önce kült türk filmlerinin orijinal dvd’leri her kesime hitap edebilecek fiyatlarla satışa çıkarılmalıdır – utanç verici bir durumla karşı karşıyayız..İzlemek sorun değil – arşivlemek mesele..

  • okaliptus80 diyor ki:

    Seyfi Teoman

    Tatil Kitabı (08)

    Osman Nuri Ergün

    Mor Defter (64)

    Orhan Eskiköy & Özgür Doğan

    İki Dil Bir Bavul (09)

    Artun Yeres

    Bir Günlük Aşk (86), Asi Gençler (72)

    Ulaş İnaç

    Türev (05)

    Turgut Yasalar

    Leoparın Kuyruğu (98)

    Cem Başeskioğlu

    Sen Ne Dilersen (05)

    Emin Alper

    Tepenin Ardı (12)

    Mahmut Fazıl Coşkun

    Uzak İhtimal (09)

    Engin Orbey

    Bizim Aile (75)

    Safa Önal

    Karlı Dağdaki Ateş (69), Cingöz Recai (69), Umut Dünyası (73)

    Oksal Pekmezoğlu

    Seyirciyi sinemadan soğutan ve bir nevi dönemin politik ortamından da “kaçış sineması” denebilecek seks furyası’nın öncüsü: Beş Tavuk Bir Horoz (74)
    Barış Manço’nun kamera önüne geçtiği tek filmin yönetmeni de oydu: Baba Bizi Eversene (75)

    Yılmaz Erdoğan

    Vizontele (01)

    Çetin İnanç

    Dünyayı Kurtaran Adam (82), Çeko (70)


    Mert Baykal

    Pardon (04)

    Abdullah Oğuz

    Mutluluk (07)

    Nejat Saydam

    Kalpaklılar (59), Bülbül Yuvası (70)

    Zafer Par

    Yedi Uyuyanlar (88)
    Bir 80′ler Türkiye’si görüyorduk: Kuşadası tarafları ve sahil kesimindeki o beyaz badanalı oteller / minik evler, ‘Sen Türkülerini Söyle’de de bir ara değinilen hayali ihracat…

    Biket İlhan

    Mavi Gözlü Dev (07)

    İnan Temelkuran

    Bornova Bornova (09)

    Mehmet Kılıç

    Güneş Ne Zaman Doğacak (77) >>> “Allahsızlığı yayma kürsüsü” :)

    Tolga Karaçelik

    Gişe Memuru (11)

    Selim İleri

    Hiçbir Gece (89)

    Okan Uysaler

    Yıldızlar Gece Büyür, Geçmiş Bahar Mimozaları, Gecenin Öteki Yüzü … > Trt’li yılların -şimdikilere hiç benzemeyen- o naif dizilerini unutmak mümkün mü. Yönetmen erken gitti maalesef.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Tamamen kişşsel ve okuyana vakit kaybı yaratabilecek bir mesaj. Şu an Ziverbeye seğirirken sıcağı sıcağına cepten yqzılan, bir anı defteri oluşturma çabası. Yılına ve gününe değil saatine dek hatırlamak istiyorum bu günü.

    Dün akşam farkettlm. Melike Zobu’nun okul sahneleri, Marmara Üniversitesi’nin Göztepe kampüsünde çekilmiş. Beden Eğitimi merkezinden ve arkadaki Çamlıca tepesi fonundan ulaşmak zor olmadı. 1990′ların başında da pek değişmwmişti çünkü.

    Filmin etkisi üzerimden çıkmamışken o anı kafamda bu kez somut yaşamak için kampüse uğradım bugün. Değişim hayatın kaçınılmaz gerçeğiyse de mahut hissi duyumsadım. 80′lerdeydim, o karenin içindeydim. Melike Zobu, Kadir İnanır ve Yasemin Koşal misafirlerimdi. Filmin naif melankolisi, Yasemin Hanımın masum güzelliği…

    Giderken endişem, zorun oyunu bozabilme ihtimaliydi. Şöyle. Bir şeye özellikle kanaliz olup giriştiğinde umduğun his yoğunluğuna erişemiyorsun. O, bir anda ve irticalen gelincw gğüzel oluyor. Avcılar deniz köşkleri sahiline kaç defa Fellini seansları için gittiğimi ve hayal kırıklığıyla kalktığımı bilirim. Ortamdan yana sıkıntı yoksa da plancılık ve hesapçolılık işi bozmuştu.

    … Zeki Alasya’nın ‘Yaz Bitti’si (1985), inadına yazın her kendini duyuruşunda bir kez izlediğimtek Türk filmi. Çok kişisel sebebi bir yana. Bir yanda da yaklaşan kış’a direnme çabası belki. Zeki Bey de melankolik yönünü sanki yönetmenliğe saklamış. Hümeyra da güzel okur ayrıca filme ismşni veren parçayı.
    Bitmedi, henüz başlıyor.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler