Yeniden Çevrimler

Sinema tarihine baktığımızda yüzlerce hatta belki de daha fazla yeniden çevrim olduğunu görüyoruz.Bunun en büyük sebebi  konu bulma sıkıntısı…

Malumunuz konumuz yeniden çevrim olunca diğer ülkelere nazaran, ister istemez kabızlık çeken  Hollywood da başlığımıza fazlasıyla iştirak edecek.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Yeniden Çevrimler” bu yazı hakkında 19 yorum var

  • paris-texas diyor ki:

    *Shutter (2004 – Tayland)/ Banjong Pisanthanakun
    null

    Shutter (2008 – Amerika)/ Masayuki Ochiai
    null


    *Yeopgijeogin geunyeo (2001 – Güney Kore) / Jae-young Kwak

    null

    My Sassy Girl ( 2008 – Amerika ) / Yann Samuell

    null

    Hollywood daha uzak doğu aşk filmlerini tam anlamıyla keşfetmemiş olucak ki şuana kadar bu türde yeniden çevrimlerini sınırlı sayıda duydum ama aynı şeyi korku filmleri için söylemek zor!

  • paris-texas diyor ki:

    Shurayukihime (1973 – Japonya )Toshiya Fujita
    null

    Kill Bill: Vol. 1 ( 2003 – Amerika ) Quentin Tarantino

    null

    Esinlenmeden ziyade yeniden çevrim gibi duran, yönetmenin tek sevdiğim filmi Kill Bill,ilk göz ağrısı olmasından kaynaklı olsa gerek benim için bir adım daha ötede duruyor yine de Lady Snoowblood’ın izlerken haz verdiği o nostaljik ve özgün yapısının es geçilmesini istemem zira çok hoştur.

  • oscar1895 diyor ki:

    Öncelikle ellerine sağlık, çok şık bir başlık olmuş. Hele ki yeniden çevrimlerin sayısının arttığı bu dönemde epey faydalı olacaktır.

    Yukarıdaki örneklerden Kill Bill’e pek katılamayacağım. Başka yerlerde de Kill Bill için hep Lady Snowblood’un yeniden çevrimi gibi durduğu yazıldı. Ancak Kill Bill, Lady Snowblood’dan esinlendiği kadar, Truffaut’nun Kara Gelinlik filminden de esinlenmiştir. Düğün gününde gelen katliam ve beş kişilik ölüm listesi gibi numaralar, hatta her intikam sahnesinde aynı rahatsız edici notaların görüntüye eşlik etmesi Kara Gelinlik filminin izleridir. Söz konusu esinlenmeyse eğer, burada en az 50 filmin daha adı geçebilir. Yani buradaki yeniden çevrimlerle Kill Bill’i aynı kefeye koyamayacağım:)

    Yine bir Uzakdoğu’dan Amerika’ya yeniden çevrim örneğiyle devam edelim:

    Janghwa, Hongryeon (2003)

    The Uninvited (2009)

    Güney Kore’li Yönetmen Kim Jee-woon daha çok ‘Acı Tatlı Hayat’ filmiyle tanınıyor. Fakat kendisini uluslararası üne kavuşturan ilk film ülkemizde ‘Karanlık Sırlar’ adıyla gösterime giren Janghwa, Hongryeon’dur. Filmin Amerikan adaptasyonunu seyretmedim, fakat orijinal versiyonunu oldukça başarılı bulmuştum. Yönetmenin üslubunu da epey beğenmiştim.

  • paris-texas diyor ki:

    Bu tepkiyi kadir’den bekliyordum ama yağmurdan kaçarken doluya tutuldum!
    Kill Bill her ne kadar Truffaut’ın Kara Gelinlik filminden de esinlense ana fikir olarak Lady Snowbload’ı baz almıştır.Bana göre bir esinlenme yeniden çevrim gibi durmamalı ya da izleyicisine bunu düşündürtmemelidir.
    Tarantino sevenlerin yönetmene yediremedikleri bir sıfata karşı “esinlenme” olarak cevap vermelerini anlayışla karşıladıktan sonra başlığa devam ediyorum :)

    L’appartement (1996) Gilles Mimouni
    null

    Wicker Park (2004) Paul McGuigan
    null

    Yeniden çevrim’ler arasında Orijinaline göre daha çok sevdiğim nadir filmlerden birtanesi Wicker Park.

  • Rashomon diyor ki:

    Gerçekten güzel bir başlık ellerine sağlık!

    Yeniden çevrimi pek de iyi olmayan bir örnekle başlayalım.

    ‘Bob le flambeur’ {Kumarbaz Bob – 1956} / Jean-Pierre Melville

    ‘The Good Thief’ {Hırsız – 2002} / Neil Jordan

    Neil Jordan demişken, devam edelim…

    Bu filmi için de pek başarılı diyemeyiz.

    ‘We’re No Angels’ {Biz Melek Değiliz – 1955} / Michael Curtiz

    ‘We’re No Angels’ {Biz Melek Değiliz – 1989} / Neil Jordan

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Nedense yeniden çevrilen filmlerin sadece birini izlemişimdir..veya hiçbirini..ikisini de izlediğim çok azdır..

    1983 Palmalı Scarfaceyi izledim ama 1932 yılındaki Scarfaceyi merak dahi etmedi..Carrie filminin yeni versiyonunu izledim gayet de güzeldi; ama 76 yapım Carrieyi izlemedim..Böyle bir takıntı var bnde..

    *Der himmel über berlin [1987]

    *City of Angels (1998)

    “Çok Yalnızdım, ama hiç tek başıma yaşamadım” [Berlin Üzerinde Gökyüzü, unutulmaz bir film gerçekten]

  • paris-texas diyor ki:

    Teşekkür ederim arkadaşlar.

    Yeniden çevrimi yapılan filmlerin bende çoğunlukla birini izlemişimdir…Önceliği her zaman orjinallerine tanımaya çalışıyorum.

    Siworae / İl Mare (2000-Güney Kore) Hyun-seung Lee
    null

    The Lake House/Göl Evi (Amerika/Avustralya) Alejandro Agresti

    null

    Mantık hatalarını bolca bünyesinde barındıran bir filmdi Göl Evi.

  • okaliptus80 diyor ki:

    İlgilenenler için iyi bir kaynak olacaktır, teşekkürler.

    Kara film olanı başarılı (özgün); psikolojik gerilim olanıysa -fikrimce- gereksiz iki yeniden çevrim;

    ‘La chienne’ {Dişi Köpek – 1931} / Jean Renoir

    ‘Scarlet Street’ (1945) / Fritz Lang

    ‘Insomnia’ {Uykusuz – 1997} / Erik Skjoldbjærg

    ‘Insomnia’ {Uykusuz – 2002} / Christopher Nolan

  • paris-texas diyor ki:

    Ardiente paciencia (1983) Antonio Skármeta

    Il postino ( 1994) Michael Radford

    Çok içten bir filmdir…Orjinali’nin yeniden çevrimine göre daha politik olduğunu okumuştum.

    Neruda ile postacı arasında geçen bir diyalog;

    Neruda: Benim şiirimle kızı baştan çıkarmışsın.
    Postacı: Senin yazdığın şiirle kızı baştan çıkardığım doğru. Ama o şiir sana ait değil.
    Neruda: Benim yazdığım şiirin bana ait olmadığını mı söylüyorsun?
    Postacı: Evet. Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Orjinallerini mumla aratmışlardı:

    ‘Les choses de la vie’ {Hayat Bağları – 1970} / Claude Sautet

    ‘Intersection’ {Kesişme – 1994} / Mark Rydell

    ‘Travolti da un insolito destino nell’azzurro mare d’agosto’ (1974) / Lina Wertmüller

    ‘Swept Away’ (2002) / Guy Ritchie

  • paris-texas diyor ki:

    12 Angry Men ( 1957- Sidney Lumet )
    12 (2007- Nikita Mikhalkov )

    Zekice senaryosu ile başarılı bir tek mekan filmiydi ” 12 Angry Men”.
    2007 yapımı remake’ini izleyen bir arkadaşım Mikhalkov’a ait filmin, eskisine oranla çok daha iyi olduğunu söylemişti.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Abre los ojos’ {Aç Gözünü – 1997, İspanya} / Alejandro Amenábar
    null

    ‘Vanilla Sky’ {2001, ABD} / Cameron Crowe

    null

    Amenábar; oldukça etkili bu ikinci filminin senaryo hakkını Tom Cruise’nin o zamanki eşi Nicole Kidman’ın sonraki filminde, bir başka önemli filmi ‘The Others’, oynaması karşılığında veriyor… Ve başrollerinde Tom Cruise ve orijinal filmde de yer alan Penélope Cruz’un oynadığı yeniden çevrimler arasında başarılı olarak adlandırabileceğimiz bir film ortaya çıkmıştı. Tabii Amenábar’ın filminin etkisi bir başka!

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Cape Fear’ {Korkusuzlar – 1962, ABD} / J. Lee Thompson
    null

    Cape Fear’ {Korku Burnu – 1991, ABD} / Martin Scorsese
    null
    Her ne kadar günümüzde Scorsese’nin filmi daha çok popüler olsa da ben orijinal filmi daha çok seviyorum.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Infernal Affairs’ {Kirli İşler – 2002, Hong Kong} / Wai-keung Lau & Alan Mak

    ‘The Departed’ {Köstebek – 2006, ABD} / Martin Scorsese

    Bir üçleme olarak son bulan geçtiğimiz on yılda büyük yankı uyandırmış Infernal Affairs serisinin ilk filmine Scorsese’nin dokunuşu tam 30 yıldır hasret kaldığı Oscar heykelciğine kavuşmasını sağlamıştı.

    Hong Kong yapımı filmi de her ne kadar başarılı bulsam da ‘The Departed’ Scorsese için etkili bir geri dönüştü!

  • okaliptus80 diyor ki:

    Yeniden çevrimi izlemedim, o yüzden mukayesede bulunamam. Ancak… Oyun içerisinde oyun barındıran Fritz Lang noiri ‘Beyond a Reasonable Doubt’un da (1956) bu kervana katıldığını görmek, Hollywood’un iyiden iyiye bir kabızlık yaşadığına işaret.

  • paris-texas diyor ki:

    Crying Out Love, in the Centre of the World ( Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum ) 2004 – japonya

    null

    Parang-juuibo (My Girl And I ) 2005- Güney kore

    null

    Aşk filmleri seçimimde önceliğimi her daim uzak doğu filmlerinden özellikle de Güney Kore yapımlarından yana kullanıyorum.Yalnız bu kez bir istisna ile yazmış olduğum filmlerden Japonya yapımının daha iyi olduğunu söylemeliyim.Esas filmimizin dramatik dozajı daha fazla iken Güney kore versiyonu daha bir romantik -komedi sosu ile bezeliydi.

  • paris-texas diyor ki:

    Hanyo (1960)- Ki-young Kim- Güney kore

    null

    Hanyo ( 2010) Sang-soo Im – Güney Kore

    null

    Filmin başında ve yer yer bazı kısımlarında burjuva hayatına değinilse de genel öyküyü bir hizmetçi ile ev sahibi arasında ki ilişki oluşturuyor. Aslında çok daha iyi işlenebilecek olan konu, başarısız oyuncu yönetimi ve hikâye’nin kopukluğu ile çoğu zaman mantık sınırlarını aşıp tökezlemesine sebep olmuş. Geçenlerde de festivalde oynayan yeniden çevrimini izledim aslında merakımı kamçılayan etkenlerden birtanesi sonunun nasıl bağlandığı.( Orijinali’nin sonunu severim) ve ilk filmde ki kopuklukların nasıl şekillendiği ile ilgiliydi ama fiyasko çıktı.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Fright Night’ {Komşum Bir Katil – 1985} / Tom Holland

    ‘Fright Night’ {Korku Gecesi – 2011} / Craig Gillespie

    80′lerden en sevdiğim korku/komedi filmlerinden biri olan Tom Holland’ın kültünün yeniden çevrime uğraması ilk bakışta olumsuz bir pencereden bakmamıza neden olsa da neyse ki bu son model 3D Fright Night bizleri bu bağlamda hayal kırıklığına uğrattı!

    İlk filme yapılan hoş göndermeler, öykünün modernize edilmesi ve filmin adına yarışır gerilim ve eğlencesiyle B tipi korku filmi sevenler için kaçırılmaması gereken bir yeniden çevrim. Ayrıca filmin ilk filme göre adım adım aynı gitmediği için yönetmen ve senaristi kutlamak gerek.

  • Kadircan KENDİNİBİLİR diyor ki:

    ‘The Evil Dead’ {Şeytanın Ölüsü – 1981} / Sam Raimi

    ‘Evil Dead’ {Kötü Ruh – 2013} / Fede Alvarez

    Sam Raimi’nin filmi 80′lerde bomba etkisi yaratmış ve devamınında da üç filmlik bir seriye dönüşmüştü. Teen-slasher alt türünün halen günümüzde de görebildiğimiz birçok özelliği belirleyen öncü bir filmdi ayrıca da.

    Güney Amerikalı Fede Alvarez’in kariyerinin ilk yönetmenlik deneyiminde bu yeniden çevrim de tüm korku severleri iki yıl evvel yazdığım bir önceki örnekte olduğu gibi hayal kırıklığına uğratmıyor. Sam Raimi’nin üçlemesinde ilk filmden sonra iyiden iyi yaslandığı ufak komikliklere hiç girmeyerek olabildiğine ciddi ve kanlı bir seyirlik sunuyor. Mantıksal açıklamalara fazla yer vermek istemeyerek birbirinden iğrenç ve (tür için) izlenimi keyifli gerilimi yüksek sahnelerden sahneye atlayarak anlık olarak izleyeni etkilemeyi başarıyor.

    Yapımcı koltuğunda Bruce Cambpell ve Sam Raimi’nin adını da gördüğümüz bu yeni ‘Evil Dead’ yaptığı güzel göndermeler ve ortaya koyduğu gore ruhuyla başarılı bir yeniden çevrim olmayı başarmış. Böyle kült bir filmi yeniden diriltmek için çekilebilecek en anlamlı film böyle olmalıydı herhalde…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler