Hiç bir yere ait olamamanın iç burkan hikayesi…Yara (1998 – Yılmaz Arslan)

Senaryo Yazarı :

Yılmaz Arslan

Ülke :
Almanya, Avusturya, İsviçre, Türkiye

Oyuncular:
Yelda Reynaud Hülya
Nur Sürer
Halil Ergün… Amca
Füsun Demirel
Mustafa Suphi Baltacı
Hikmet Karagöz
Ali Karagöz
Settar Tanrıöğen
Necmettin Çobanoğlu
Hülya Karakaş
Mürsel Yaylalı
Ali Tutal
Yüksel Arıcı
Zuhal Yalçın
Özay Fecht

Ödülleri

35.Antalya Film Şenliği, 1998
En İyi Kadın Oyuncu… Yelda Reynaud
En İyi Film

İskenderiye Film Festivali, 1998
En İyi Kadın Oyuncu… Yelda Reynaud

18.İstanbul Film Festivali, 1999

En İyi Kadın Oyuncu… Yelda Reynaud

Jüri Özel Ödülü

22.Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2000

En İyi Kadın Oyuncu… Yelda Reynaud

Arada kalmışlığın intikamını alırcasına kendi hayatını mazoşistce mahvetmeye güdümlü, isteği; her iki kültürün dayattıgı degerleri değilde sadece kendi tercihlerini yaşamak olan masum ve asi bir nesil yarattı dış göç. ve “Duvara Karşı”da oldugu gibi “Yara”da bu neslin acılarını paylaşıyor bizimle… Yanlız bu film duvara karşı’yla kıyaslandıgında inanılmaz karamsar ve etkileyici. şahsen hiç unutmayacağım filmler arasında “Yara”. Daha dogrusu istesemde hiç unutamayacagım. son derece dramatik. kazara filmcide görüp,bu filmi neden duymadım acaba diye söylenerek kiraladıgım bi filmdi. hiç adının duyulmaması cok yazık. bu nedenle bu yazıyı yazmak istedim. belkide bikaç kişi daha farkeder bu emeği diye…
karakterimizin adı “Hülya”.biz, büyük ihtimalle cıkardıgı sorunlardan dolayı uyuşturucu bağımlılığından kurtulması için gönderildiği iç anadolunun bi köyünde tanışıyoruz onunla.amcasının yanına gönderilmiş almanya dan uzaklaşsın diye.ruh sağlıgı bitmiş durumda.ama bu onun umrunda bile değil.tek isteği özgürlüğü yani kendini ait hissettiği ülke ve arkadaşları.ebeveynlerinin sorunluluğu bulaşmış ruhuna..baslangıcta bir vahşi hayvanı andıran davranışları kendini güvende ve mutlu hissetmemesinden..
onunla tanıştıktan sonra film boyunca, onun özgürlüğü için, ruh sağlıgının yerinde olmamasının ve hayatı tanımamasının verdiği cesaretle nasıl savaştıgını izliyoruz.tek amacı özgürlük olan bir yol filmi “yara”..hiçbir yere ait olamamanın iç burkan hikayesi…
“hülya” karakterini adeta seyirci için gercek yapan Yelda Reynaud tek kelimeyle inanılmaz…aldıgı ödüllerden daha fazlasını hakediyor bence.
film mutlaka izlenmeli,izlettirilmeli..

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Hiç bir yere ait olamamanın iç burkan hikayesi…Yara (1998 – Yılmaz Arslan)” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • oscar1895 diyor ki:

    Filmdeki Hülya karakterinin derdi Türkiye ile değil. Aksine Almanya’ya ulaşma isteği, onun için bir amaç oluyor. Vücudundaki yara izleri kendisinin Almanya’da da uyum problemi yaşadığının kanıtıdır. Zaten babasının kendisini Türkiye’ye göndermesinin sebebi de budur. İki toplum, ya da ebeveynleri arasında sıkışıp kalan (çırpınan) Hülya’nın değersiz hayatı, Almanya’ya ulaşabilirse eğer daha farklı olacak diye düşünürüz film boyunca. Oysa kendisi hiçbir yere ait değildir.

    Voksne Mennesker’ı izleyenler Daniel’ın çölün ortasında, bilinmezliğin içinde kaybolma isteğiyle, kendini bulma çabalarını hatırlayacaklardır. İşte Hülya da bütün film boyunca aslında Almanya’ya değil, kendini bulmaya çalışmaktadır. Tıpkı Daniel gibi o da topluma ayak uyduramayan, tutunamayanlardandır. Nereye gittiği aslında çok da önemli değildir yani. Otobüs şoförüyle (Settar Tanrıöğen’i daha fazla filmlerde görmek istiyoruz.) girdiği şu diyalog da bu durumu kanıtlar nitelikte:

    Hülya: Ben de…Lütfen ben de gelebilir miyim?
    Şoför: Nereye gideceksin?
    Hülya: Almanya’ya…Almanya’ya gitmek istiyorum.
    Yolcular kahkaha atar.
    Şoför: Biz Aksaray’a kadar gidiyoruz.
    Hülya: Aksaray…Tamam, Aksaray’a da gidebilirim.

    Doğrusal olmayan kurgu bu filmde oldukça sırıtmış. Muhtemelen yönetmen akıl hastanesindeki sekansların izleyiciyi çok fazla sıkacağını düşünerekten böyle bir yola başvurmuş sanırım. Ya da daha sinemasal olacağını düşünmüştür belki de. Ancak ne rüya (ya da kabus) sekansları, ne de Türkiye’nin yaralarına parmak basma çabalarında başarılı olabiliyor. Çok basit yollardan sinemasal üstünlüğe ulaşmaya çalışıyor. Oysa o kadar mükemmel sahneler de var ki filmde. Kapalı bir kutu gibi olan ve kimseyle iletişim kur(a)mayan Hülya’nın kuklayla girdiği diyalog o kadar manidar ki…

    Kukla: Bu dünya ne kadar, ellerinle bana gösterir misin?
    Hülya: Bilmem..(Kollarını açarak) Bu kadar?
    Kukla: İnanmıyorum.
    Hülya: (Kollarını daha fazla açarak) Bu kadar?
    Kukla: İnanmıyorum.
    Hülya: (Çok daha fazla açarak kollarını) Bu kadar?
    Kukla: İnanmıyorum.
    Kuklayı oynatan adam, kuklayı bavulun içine koyarak: Bu dünya ne kadar biliyor musun? Burda yatırdığım tahta bavul kadar. Daha büyük değil.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler