Üzgünüm ama Kral Çıplak (“Toni Erdmann”, 2016)

 

Toni Erdmann (2016)

Yönetmen: Maren Ade

Oyuncular: Sandra Hüller, Peter Simonischek

En iyi yabancı film oscar adaylarından biri olan ve tüm dünyada beğeni toplayan “Toni Erdmann” pek yolunda gitmeyen bir baba kız ilişkisi üzerinden komedi yapmaya soyunuyor. Fakat, bu ilişkiyi izlerken ne bir komik olaylar silsilesi ile başbaşa kalıyoruz ne de trajediye evriliyor film. Daha doğrusu trajikomik bile olmayı başaramıyor.

162 dakikalık bir film düşünün. Bu filmde düşünsel altyapı veya mesele olarak tek bir sahne olsun, o da hepi topu bir buçuk dakika sürsün (finalde baba kızın bahçedeki konuşması) Yine, böyle bir filmde gerçekten komik olan fakat toplamı 10 dakikayı bile bulmayan bir iki sahne olsun. İşte karşınızda Toni Erdmann!

Yönetmen Maren Ade ya gerçekten perdede neyin komik durduğunu, neyin durmadığını bilmiyor ya da komik olmayan bir komedi filmi çekmeyi denemiş olmalı. Daha da kötüsü kahkaha potansiyeli taşıyan birçok sahneyi keserek, olayların gelişmesine izin vermemesi. Halbuki o an yaşanan olayı anlatmayı sürdürse, üzerine birkaç dakika daha eklese gülmekten kırıp geçirecek! Örneğin bir babanın kızından habersiz bir şekilde güneş gözlüğü takarak kızının işyerine dalması size komik geliyorsa bir sorun yok. Ya da bir adamın kendini başka biri olarak tanıtmasını komik buluyorsanız ve işte gerçek mizah bu! diyorsanız yine söylenecek bir şey yok. Film o kadar güldürmekten uzak ki kendinizi osuruk torbasına oturan bir adama gülmeye zorlarken bulabilirsiniz.

Köpeğini kaybettikten sonra kızıyla ilişkilerini düzeltmek için onun çalıştığı şehre uçan baba hikayesi başka bir filmde rahatlıkla bir dram malzemesi olarak kullanılabilirdi. Öte yandan, film filmde azıcık yer kaplayan birtakım hesaplar sonucu işten çıkarılacak yüzlerce çalışan hikayesine daha fazla değinseydi o zaman da bundan bir Dardenne filmi çıkardı! Fakat, aynı hikayeyi “şakacı” bir karakter üzerinden yeniden kurgularsanız bir tür komik gelişen olaylar silsilesi üzerinden müthiş bir komediye de imza atabilirsiniz. Toni Erdmann ise birtakım potansiyellerine rağmen bunların hiçbiri olamıyor. Bir kere meselesi yok. En fazla bir cümle ile babanın kızı kızın da babayı kabullenmeye çalışması üzerinden yürüyen ufacık bir teması olduğunu iddia edebilirsiniz. İşkolik kızın iş dünyası içindeki konumu ve şirket çalışanlarıyla olan ilişkisi ise eleştirel bir alan açıyor ve neyse ki film bunu düzgün yapıyor. Aslında tüm o takım elbise içindeki, toplantıdan toplantıya koşan adamların (veya kadınların) mesai saatleri dışında ne gibi pisliklerle uğraştığını gözler önüne sererek bir anlamda “yuppie kültürü” eleştirisi yapıyor film ama tabii bunu bilinçli mi yapıyor bilinmez.

Aslına bakarsanız “şakalarına kimsenin gülmediği adam” (bizim kültürümüzdeki karşılığı fıkrasına kimsenin gülmediği adam) olan baba karakteri filmdeki insanların çoğunu nasıl güldüremiyor ve yüzlerinde yarım birer tebessüm bırakıyorsa aynı durum biz seyirciler için de geçerli. Bir komedi filmini kaç kere güldüm? üzerinden değerlendirecek değilim fakat söz konusu tüm hikayesini herkese türlü şakalar yapan bir baba üzerinden kuran bir film olunca insan isyan etmekten kendini alamıyor! Fakat, sadece “diş ve perukla” bir insanı ne kadar güldürebilirseniz film de sizi o kadar güldürüyor. Yukarıda bahsini açtığım filmin temel sorununu ise bir örnek üzerinden açıklamaya çalışacağım. Fragmanda da görebileceğiniz üzere bir sahnede baba şaka amaçlı olarak kızını kendi koluna kelepçeliyor, fakat anahtarı nereye koyduğunu unutmuş. Sırf bundan bile dakikalarca sürecek ve seyirciyi kahkahalara boğacak bir yığın komedi malzemesi çıkacakken yönetmen bu bahsi kapatıyor. Aynı durum filmde birçok kez tekrarlanınca ister istemez yönetmenin tam tersine seyirciyi güldürmek için değil güldürmemek için elinden geleni yaptığını düşünmeye başlıyorsunuz. Bir diğer sahnede, baba kızının arkadaşlarıyla takıldığı bir restorana gider. Babanın restoranı birbirine katacağını ve kızını rezil edeceğini düşünürken aslında hiçbir şey olmuyor. Son olarak, üzerine meni bulaşmış bir pastayı yemek sizce ne kadar komik olabilir ve bize ne anlatmak istiyor olabilir, soruyorum? Bu gibi sahnelerin filmde bir anlamı yok. Sonuçta Steven Shainberg’ün “Sekreter” filminde değiliz!

Kendi adıma geçtiğimiz yıllarda izlediğim “insanları seyreden güvercin” soğuk mizahı, kara komediyi (adına ne derseniz deyin) müthiş bir şekilde kullanan bir filmdi ve filmi baştan sonra yüzümde bir tebessümle, yer yer kahkahalar atarak izlemiştim. Belki de o film komik olmaya çalışan bir karakter üzerinden yürüyen bir film değildi, aksine komik olmadığını iddia edip aslında çok komik olan karakter üzerine kuruluydu (şaka eşyaları satan iki kardeşi hala unutamıyorum) Burada ise, aşırı basit bir iki numarayla insanları güldürmeye çalışan ve komik olduğunu zanneden bir karakter var. Bundan çıksa çıksa bir trajedi çıkar, fakat filmde o da yok maalesef. Filmde, babanın davranışları hiçbir gelişmeye yol açmıyor. Kızını güldürerek onun kalbini kazanmak mı? Kızının hayatına girip onun düzenini bozarak kızını kendinden daha da soğutmak mı? Kızının ilgisine ve sevgisine ihtiyaç duymak mı? Kızının babasından utanması mı yoksa ailesini dışlayan kibri ve bencilliği mi? Film inanın bunların hiçbiri değil.

Bakıyorum, son zamanlarda süresi uzun filmler moda oldu. American Honey 163 dakika. Toni Erdmann 162 dakika. Sieranevada 173 dakika. Manchester by the Sea 137 dakika. Giden Kadın tam 226 dakika! Baksanıza Hollywood filmleri yönetmeni Gore Verbinski bile bu furyaya dahil olmak istemiş olacak ki yeni filmi A Cure for Wellness 146 dakika.. Önemli olan süre değil elbette, o süreyi nasıl kullandığın ve anlattığın hikayenin (ya da anlatmak istediğin meselenin) gerçekten bu süreyi hak edip etmediği. Toni Erdmann ise bir yere varmıyor. Doğum günü partisi filmin en dikkat çeken ve en eğlenceli bölümü ve sanki yönetmen filmin bütün komik anlarını bu sekansa saklamış, fakat o da bütün içinde çok önemli veya özel bir anlam ifade etmiyor. Sadece filmin mizahının hissedildiği tek bölümdü belki de! Kimilerince feminist olarak görülen kadın karakterimizin ise daha ziyade işkolikliğiyle dikkat çekiyor. Fakat, asosyalliğine, mutsuzluğuna ve işkolikliğine vurgu yapılan bu karakterin yaptığı uç ve çılgınca şeyler, tercih ettiği mekanlar vs. bir karakter karmaşasına yol açıyor. Ayrıca bir kadının erkeğine “şu an havamda değilim” diyerek onu geri çevirmesi onu feminist yapmaz.

Ben şahsen filmin babanın devreye girdiği sahnelere daha çok yer vermesini, birçok komedi malzemesi barındıran bu sahnelerin daha da uzatılarak beklenen patlamayı yapmasını isterdim. Açıkçası, filmi izlerken salonda ben de dahil herkes en çok babanın şaka sahnelerinde eğlendik ve kimimiz güldük. Bu noktada, ben tam tersi filmde babanın kızını ve kızının arkadaşlarını eğlendirmeye çalıştığı bölümlerin en iyi bölümler olduğunu ve geri kalan bazı sahnelerin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Film bu şakacı kişiliğin ve şakalarının üzerine gitse çok daha komik bir film ortaya çıkabilirmiş fakat o zaman da kimileri filme “Recep İvedik” karakterinin kopyası diyecekti. Bu arada film tam anlamıyla seyirci ile arasına mesafe koymuyor, öyle buz gibi bir mizah anlayışı da yok. Sadece komik değil o kadar.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler