Türk Sineması’nda Yeni Gerçekçilik: ‘Umut’

U M U T
Yön: Yılmaz Güney
Oyn: Yılmaz Güney (Cabbar), Tuncel Kurtiz
Yıl: 1970

” Umut filmi, seyirciye sunulur sunulmaz bir ‘sinema olayı’ durumuna geldi. Gösteriminde karşılaştığı engeller olsun; kitlelere ulaşması için başvurulan yollarla olsun; hakkında yazılan yazılarla olsun…gerçek bir sinema olayı durumuna… Denilebilir ki Umut, bilinçlisinden bilinçsizine tüm izleyicilerini üzerinde düşünmeye ve birşeyler söylemeye yöneltmiştir.”

60 sonları saflar yavaş yavaş keskinleşmeye başlamıştı Türkiye’de. Film de sınıfsal bir bakış açısını kullanınca, haliyle tartışmaların göbeğine yerleşecekti.

Güney Umut’ta faytoncu Cabbar’ın hikâyesi özelinden, ‘motorlu vasıtalar-at arabaları’ rekabeti düzleminde bir materyalist diyalektiğe girişecektir. Ailesini geçindirmek için faytonculuk yapan Cabbar’ın, bir kaza sonucu atını kaybetmesi ve çıkış yolu olarak bir ‘gömü’nün peşine düşmesi anlatılır filmde. Son tahlilde gömü olayı, filmin doğallığına ve kahramanların davranışlarına uygun bir eklenti teşkil etse de, boş hurafeler düzleminde filmi olası bir ‘bilimsel’ tutarlılıktan alıkoymakta.

Cabbar’ın yoksulluğunu türlü şekillerde gösterme yoluna gidecektir yönetmen. Çocuklarının çektiği sıkıntılar, Cabbar’ın çocuklarına karşı sergilediği nobran davranışlar, üç kuruş için dönen tartışmalar…

Altın Koza ile taçlandırılacak olan çalışma; gelen tepkiler üzerine ödülden alıkonulacaktı. Gerekçe ise, ABD askerlerine silah doğrultulan sahne… Kurul, bu sahneyi aynı yıl yaşanan şu meşhur siyasi olay ile ilişkilendirmekte (Gezmiş ve arkadaşları askerleri rehin almışlardı.) beis görmeyecekti.

Bakınız arkadaşlar, Kemal Tahir ‘Umut’ için neler söylemiş; söz Tahir’de:

” Herifin ölçüsüne (densizliğine) bakın; adam almış faytoncuyu, arabacıyı kahraman yapmış. Bunun 200 sene önceki posta arabacılarının (‘Tatar’ deniyordu) dramını anlatmaktan farkı ne? Eski posta arabacısının dramını anlatsan daha egzotik olur, daha inandırıcı olur. Paytoncunun dramı da ne demek? Paytoncu diye bir kategori mi olurmuş allahaşkına otomobilin karşısında. Niçin minibüsçünün dramını almamış. Adamın konuya yaklaşımındaki yanlışlığa bakın. Bir külüstür minibüsü tasavvur edin, ki daha yaygın olacaktır ve geleceği vardır. Ama adam ancak kaba canlının can çekişirkenki dramını düşünebiliyor. Ölmüş bir makinenin dramını tasavvur ediyor…”

İlginç…

Yukarıdaki bir cümlemde, gömü olayının filmi Breton’cu (gerçeküstücü) bir çizgide, bilimselliğin dışında seyrettirdiğinden söz etmiştim..Bu, Güney’e de soru olarak yöneltilecekti. Buyrun efendim şu da röportajı:

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Türk Sineması’nda Yeni Gerçekçilik: ‘Umut’” bu yazı hakkında 3 yorum var

  • okaliptus80 diyor ki:


    - Umutsuzluğu gösterirken, umut edilmesi gereken şeyin ne olduğu çok açık belirlenmemiş oluyordu filmde. Yani o seçim tam olarak gösterilmiyordu.

    - (Güney) Şimdi içinde bulunduğumuz Türkiye’nin şartlarında, her dönem sinemacıya belli mücadele biçimi getiriyor. O mücadele biçimi şudur: ‘Düşündürtmek’. Bunun ötesinde araştırmak, araştırmanın ötesinde bizzat mücadelenin içine katılmak, bir süre sonra herşeye rağmen ölümleri, şunları bunları göze alarak, yok olma pahasına varolmanın mücadelesini vermek. Bütün bunlar belli tavırları gerektiriyor.
    Yani ben bugün kalksam -ki maddi olanağım da uygundur- öyle bir film yaparım ki, herkes ‘Dünya’nın şaheseri’ der. Ama ben halkıma gösterilebilecek film yapmak istiyorum.

    xXx

    - Yani Umut’un öyle bitmesi bir zorunluluktu o gün için diyorsunuz?

    - (Güney) Evet. Sizce nasıl bitebilirdi?

    xXx

    - Özür dilerim sayın Güney ama kısaca şu sorulabilir: Diğer arabacılardan kopan ve ‘defineciliğe’ yönelen Cabbar, en azından öteki arabacıların saflarına katılsaydı, daha olumlu olmaz mıydı?

    - (Güney) Kapitalist ilişkiler içerisindeki bir ülkede makineleşme, mutlaka ileri bir harekettir. Eğer Cabbar orada ”arabam, arabam, arabam!” diye direnseydi, ben de bunun üzerine bassaydım, ben gerici bir tavır almış olurdum. Ben araba istemiyorum, kır da istemiyorum!

    xXx

    - Peki o zaman şöyle bir eleştiri getirebiliriz.Baştan siz Cabbar’ı hiç arabacı yapmayacaktınız, daha ileri üretim ilişkileri içindeki bir adam olarak koyabilirdiniz.

    - (Güney) Şimdi benim amacım şu idi: Gelişen şartların yok etmek üzere olduğu bir adamı ele almak istedim. Gelişen şartlar içinde at arabası fiyatına otomobil satılıyorsa bir ülkede, arabacı yok olacaktır. Küçük üretim yok olacaktır. Birşeyler yok oluyor, bir takım insanlar da proleterleşiyor, proleterleşmek zorunda. Bu sadece arabacı değildir; küçük bir bakkaldır, terzidir, tamircidir, küçük toprak sahibidir..

    xXx

    - Ama alternatif bir öneri getirmiyorsunuz filmde. ‘Umut’, tek başına bir eksikliği ifade etmez mi?

    - (Güney) Şimdi, bir film 1,5 saat falan sürer. Biz 3 günde okunan bir kitabı bu süreye sığdırırsak, anlatamayız yani. Ama bir birikim, bir sarsıntı sağlarız. Benim için ‘film nedir’, bakın açıklayayım: Benim için bir film, 3 günlük sarsıntı taşısın yeter. Seyirci filmden çıksın, üç gün onun etkisini taşısın, belki temellemeler kazansın kâfi. Dördüncü gün ben yokum, film yok çünkü. 10 sene de bir filmin etkisinde kalınmaz ki; bilinçaltına birşeyler yerleşsin yeter. Biz de kendimizi fazla abartmayalım. Biz de sanatçıyız en nihayet, yani sanatçı dünyayı değiştiren adam değildir. Sadece dünyayı değiştirme mücadelesinin bir unsurudur. O kadar! Sonra şu da yanlıştır: ‘Bu adam madem sosyalist, niye falanca şeyler yapmıyor?’ Öyleyiz öyle olmasına da, eğer biz içinde bulunduğumuz şartları tam olarak hesaplayamamışsak, saptayamamışsak; yaptığımız şey mutlaka yanlıştır, mutlaka!

    (Kaynak: 1970′lerden şu an için anımsayamadığım bir dergi.)

  • lidya diyor ki:

    paylaşım için teşekkürler.”umut” güney sinemasının en begendiğim parcasıdır.bu filmi izledikten sonra “güney” e hayranlıgım cok fazla artmıştır.italyan sineması tadında…

  • milsin diyor ki:

    “umut şeytan icadıdır sadece acıyı arttırır “sözü sanki bu film için söylenmiş ve cabbarın yaşadıkları kendine yaşattıkları için ne büyük bir dram işlenmiş filmde …

    zaman zaman seyrderim güneyin bu filmini her defasıında aynı acıyı hissetmem garip gerçekten …

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler