Suç Kimde?

Orijinal Adı: Kibar Feyzo
Yönetmen: Atıf Yılmaz

Kurosawa’nın Rashomon’u misali, filme adını veren baş karakterimiz olup biten her şeyi hakime (yani bize) anlatmaya başlar. Sonuç itibariyle Feyzo’nun (Kemal Sunal) bir suç işlediğinin farkındayız. Film boyunca onu dinleriz (izleriz) ve nihayetinde suçlu olup olmadığına karar vermek zorunda kalacağız.

Askerliğini henüz bitirmiş Feyzo ve Bilo (İlyas Salman) büyük bir telaşla koşuşturmaya başlarlar. İkisi de Gülo’ya (Müjde Ar) aşıktır. Köyün itibarını yükseltmek için askerliğini onbaşı olarak yapmış Bilo’ya nazaran daha şanslıdır Feyzo. Zira Gülo’nun da Feyzo’da gönlü vardır. Ne var ki maraba olarak doğmuş ve maraba olarak ölecek olan bu tabakadan insanların, işin içinde gönül olsa dahi karar verme hakları yoktur. Marabanın söz söylemeye bile hakkı yoktur. Bütün kurallar oturmuştur bir kere ve bu tabuların yıkılması imkansızdır. İşte sırf bu yüzden henüz köye varmışken büyük bir telaşla yakınlarına merhaba demeden Maho Ağa’ya (Şener Şen) koşuyorlar. Hem de başlık parası gibi önemli bir engeli düşünmeden…

Bir gurup kız ve bir gurup erkeğin karşılıklı söylediği türküler, filme zaman zaman müzikal bir hava katarken; köydeki sistemin işleyişi ile şehirdeki sistemin işleyişi arasında müthiş bir paralellik yakalanmış. İşte bu yüzden yıllar geçse de, filmin konusu güncelliğini korumakta. Köydeki kimse haklarını aramayı bilmez; daha doğrusu ne tür haklara sahip olduklarını bile bilmez. Feyzo’nun Maho Ağa’yla aynı fötürlü şapkayı giydiği için, ya da şehirde öğrendiği (s.çmak bile parayla) umumi abdesthaneyi köy yerine açıp da Maho Ağa’nın deyimiyle ‘’Ağa’nın p.hunun üstüne p.h etmeye’’ cüret ettiği için ve daha bunun gibi bir sürü abuk sabuk nedenlerle köyden sürgün edildiğinde şehirde öğrendiklerini gelip köy ahalisine anlatması dışında, ne tür haklara sahip olduklarını bilmeleri imkansız tabi. Belki de Maho Ağa’nın Feyzo’yu sürgün etmesindeki temel faktör köy ahalisine göz dağı vermekti. Haklarınızı düşünmek bir yana, düşünmeyi bile aklınızdan geçirmeyin, demekti; lakin silah geri teper bu defa.

Peki bu kadar acımasız bir sistem karşısında halk nasıl oluyor da patlama noktasına gelmiyor? Sürgünlerinden birinde Feyzo bir mektup alıyor. Mektupta yazılanlara göre Maho Ağa kendisini af etmiştir. Bunun üzerine Feyzo ‘’Biraz medeniyetsizdir, zalimdir, kendi yer bizi aç kor ama bizim Maho’nun ağalıkta eşi yoktur. Biraz da kefil olduğu senedi düşinir peze.enk.’’ şeklinde düşüncelerini ifade eder. Aslında onun bu düşüncelerindeki tezatlık her şeyi o kadar iyi özetlemektedir ki. Sistem kendisine ceza veriyorsa, sisteme karşı yapılan yanlışlardandır, yani bu ceza hak edilmiştir (Üstelik doğru ya da yanlış aranmadan). Yine de sistem (her ne kadar işin içinde kendi çıkarı olsa dahi) kendisi için küçücük bir iyilikte bulunsa, o sistemler arasındaki en iyi sistemdir.

Aslında Feyzo’nun bu tezat ifadeleri filmin geneline hakim bir tezatlığın özeti gibidir. Babası (İhsan Yüce) kızı Gülo’yu para karşılığı satıp kazanacağı paranın derdindeyken, oğlu Zülfo da (Erdal Özyağcılar) ablasını satıp elde edilecek parayla kendisine bir kız alma derdindedir. Baba kızını satarken elde edeceği paranın miktarını arttırırken, aynı paranın yine aynı amaçla cebinden çıkacağını düşünememektedir. Ya da bunun bilincindedir de yıkılması imkansız tabuların varlığı onun bu düşüncelerinin önüne geçmektedir.

Alan razı, veren razı olduktan sonra ağanın keyfine diyecek yoktur. Ne zamanki insanların gözü açılmaya başlar, işte o zaman ağa için de kabus başlar. Şehir her ne kadar Feyzo’nun gözlerini açsa da, aslında onun köyünden çok da farklı değildir. Sendikalıların hemşerilerini koruduğu (Harran’lıya 100, sendikalıya 300), hayvan pazarında seçilmeyi bekleyen birkaç büyükbaş gibi muamele gören işçi sınıfı; diğer tarafta bikinileriyle güneşlenen üst sınıfa mensup insanlar. Şehirdeki insanların bazıları birtakım haklara sahip olduklarının bilincindeyken, Feyzo’nun köyünde durum biraz farklıdır.

Feyzo köy ahalisinin de haklarını araması için onları örgütlemeye başlar. Şehirde gördüğü sloganları bir bir köyüne uyarlamaya başlar. ‘’Hem töresi, hem ağası. Kahrolsun başlık parası’’, ‘’Bu düzen Değişecek’’gibi sloganlarla beraber, veren artık razı değilken, alan bir biçimde rahatsızlık duymaya başlar. Köyün imamı ‘’başımıza taş yağacak’’ deyip dini alet ediyor siyasetlerine. Öyle ya bu düzen onu da kollamaktadır. Yine de tabular o kadar kolay yıkılamayacaktır. Bizler hakim olarak sorarız Feyzo’ya ‘’Peki bu kadar insan birlik olup da, nasıl yıkamadınız bu bozuk ve çıkarcı düzeni?’’. Feyzo’nun hakime yani biz seyirciye verecek cevabı hazırdır: ‘’Sen ne diyisin kurban? Ağanın yüzüne karşı gelince, hepimizin eli-ayağı kesilmiştir. Bakarsın o da bizim gibi bir insan, tükürsek boğarız. Amaaa kapıda görünce boğazımızdaki tükürük bile kurumuştur.’’

Düzenin çıkarları doğrultusunda işlediği insanlar, esas tehlikenin nereden geldiğini anlamıştır. İşte sırf bu yüzden eften püften sebeplerle sürgün edilen Feyzo, ağasının fötürlü şapkasının üzerine oturup hiçbir şey olmamış gibi ‘’oyun kaç kaç?’’ deyip, ya da duvara ‘’Faşo Ağa’’ yazıp ‘’Ula faşo ne ki?’’ diye soran ağasına ‘’böle p.şt gibin i.ne gibin bişey’’ cevabını verip kovulmak isterken her seferinde ağasından ‘’Kovmirim ula kovmirim!’’ cevabını alır. Ne var ki ağanın unuttuğu bir şey var: Halkın gözü bir defa açıldı mı, artık işkenceler, falakalar kar etmiyordu. Başlık parasını tamamlayamayıp, karşılık olarak ineği veren oğlu Feyzo’yu sabana geçirip tarlasını süren annenin (Adile Naşit) bile gözü açılmıştır. Hem de geliniyle beraber falakaya yatırılmışken ‘’Vur ula vur…Bi gün o sopa bizim de elimize geçecek’’ diyecek kadar…

Sanırım aynı sebeplerden ötürü bu film uzunca bir süre yasaklandı ülkemizde. Finale gelip Feyzo bize ‘’Suç kimde?’’ diye sorduğunda oturup suçun kimde olduğunu düşünmeye başlamamızdan çekinenler olacaktır, tıpkı Maho Ağa’nın inadına Feyzo’yu kovmaması gibi. Oldukça güçlü bir senaryo yazan İhsan Yüce (kendisi aynı zamanda filmde Gülo’nun babası Hüso’yu da canlandırmıştır.) sinemamızın en komik filmlerinden birini yazarken, içine aşk öyküsü, hatta yukarda da belirttiğim üzere çeşitli türküler koyarak bir çeşit müzikal karması yaratmayı başarmıştır. Filmin aynı zamanda şaşırtıcı derecede politik yönü vardır. Usta yönetmen Atıf Yılmaz dönemin nabzını çok iyi bir biçimde filmine aktarırken, bu harikulade senaryoyu mükemmel bir biçimde sinemaya uyarlamış. Kalabalık oyuncu kadrosunda Kemal Sunal, Adile Naşit, Müjde Ar, İhsan Yüce, İlyas Salman gibi oyuncular bir yana Şener Şen her zamanki harikulade performanslarından birini çıkarıyor. Filmdeki birçok diyalogun hala zihinlerimizde yer etmesindeki en büyük etkenlerden biri de başta Şener Şen olmak üzere bu usta oyuncu kadrosundan kaynaklanır. Filmdeki bir diğer şaşırtıcı performans ise benim yan rollerde izlemeye doyamadığım ve çok beğendiğim Erdal Özyağcılar’dan geliyor. Başlık parası yüzünden yaşı geçmiş bir delikanlı olan Zülfo’yu canladıran Özyağcılar bu filmde de karşısına çıkan birçok oyuncuyu eziyor.

Siz söyleyin, suç kimde?

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Suç Kimde?” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • ToTaL diyor ki:

    türk sinemasının davaroyla birlikte en iyi iki komedisinden biri bence.düzen karşıtı söylemler,ağalık nazarında düzene yapılan eleştriler,oyunculuklar gerçekten çok başarılı…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler