Sinema Dedi ki

Başlık aynı adlı Ülkü Tamer kitabına ait olup yönetmenlerin söylemiş olduğu sözler ile sevdiğimiz replikleri paylaşalım istedim.

Sam Peckinpah:

Marjinal kişilikleri seviyorum. Eğer bir sürüye dahil değilseniz, kaderiniz hep yalnız ve ayrıksı olmaktır. Eğer herkese uyar ve sürüye katılırsanız, kişisel özgürlüğünüz yitip gider -ki bu özgürlük aslında insan olmanın koşuludur. Ben hep kaybetmeye mahkum olduklarını bildikleri halde, kişisel kaderlerini tek başlarına izleyenlere böylesine ilgi duyduğum için, herhalde onulmaz bir romantik olmalıyım.

Theodoros Angelopoulos :

“Nedenini bilmiyorum ama kendi ülkemde kendimi içsel bir sürgünde hissediyorum. Bu tamamen kişisel bir duygu. Henüz evimi,yani kendimle ve dünyayla uyum içinde yaşayacağım yeri bulamadım.”
“Bence göçün dışsal olduğu kadar,içsel bir tarafı da var.Eskiden bir ülkenin sosyal,ekonomik ve politik yapısından dolayı göçler meydana gelirdi.Fakat şimdi içsel nedenlere dayanıyor.Gitmek bir ihtiyaç halini aldı. “

Eternity and a Day

“Neden hiçbir şey olacağını umduğumuz gibi gitmedi? Neden çürüdük böyle? Çaresizlik içinde acıdan ve arzudan kıvranıyoruz.Neden bütün hayatımız sürgünde geçti? Neden sadece kayıp sözcükleri veya insanların çoktan unuttuğu sözcükleri bulup çıkardığım nadir anlarda mutlu olabildim? Neden sevmeyi bilemedim?”

Time Of The Gypsies

Kendime yalan söylemeye başladıktan sonra hiçkimseye inanmamaya başladım.

Vivre Sa Vie – My Life to Live

“Bence yaptığımız her şeyden biz sorumluyuz, elimi kaldırıyorum ben sorumluyum, başımı çeviriyorum, mutsuzum ben sorumluyum, sigara içiyorum ben sorumluyum, gözlerimi kapatıyorum ben sorumluyum, sorumlu olduğumu unutuyorum ama öyleyim, kaçışı yok bunun, herşey güzel bence, sadece olayların ilginç yanlarını görmelisin, sonuçta her şey neyse odur, mesaj mesajdır, tabak tabaktır, adam adam, hayatsa yine hayat…

Happy Together :

“Yalnız insanlar hep birbirlerine benzerler…”

İtiraf

-Olan oldu herşey geçip gidiyor.
-Hiçbir şey geçmiyor geçen sadece zaman

Breaking and Entering

Nasıl dürüst olunur bilmiyorum belki de bu yüzden metaforları seviyorum…

Holy Mountain

Sahip olmak acı çekmek demektir.

Control ( 2007)

İşte kalıcılık budur,aşkın ihtişamı yok etmesi.İlk başlarda masumaneydi sonra gerçek yüzünü gösterdi.Bir bulut çöküyor üzerime,her hareketimi izliyor.Hafızamın derinliklerinde kalan tek şeydi aşk…

Ulysses’ Gaze

- Ağlıyorsun?.
- Evet ağlıyorum…Çünkü seni sevemiyorum.


Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Sinema Dedi ki” bu yazı hakkında 9 yorum var

  • oscar1895 diyor ki:

    ”Geçmişi ile yaşamayan bir ülke varsa o da Amerika. Çünkü geçmişi yok…” B. Bertolucci

    -Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini. Aslında çok az tekrarlar. Çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını, öyle ki, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz, sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı, daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki? Belki dört, beş kez daha. Belki o kadar bile değil. Dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz? Belki yirmi. Ama yine de, her şey sonsuzmuş gibi gelir. (Sheltering Sky / Çölde Çay filminden…)

    ***

    ”Filmimin felsefi bir yanı olsun diye uğraşmadım.Hiçbir zaman bu bölümün bir anlamı var mı diye düşünmem.İçimden gelen hikayeyi anlatıyorum. En büyük meydan okumam, aklımdaki filmle sonunda elde ettiğim film arasındaki benzerlik.” Q. Tarantino

    - Bildiğin gibi çizgi romanlara bayılırım. Özellikle de süper kahramanlarla ilgili olanlara. Süper kahramanları sarmalayan mitolojiyi büyüleyici buluyorum. En sevdiğimi süper kahramanı ele alalım: Superman. Harika bir çizgi roman değil. Çok iyi çizildiği söylenemez. Ama mitoloji…Mitoloji yalnızca harika olmakla kalmıyor, aynı zamanda eşsiz de.
    (…)
    Şimdi, süper kahraman mitolojisinin ana unsurlarından biri, bir tarafta süper kahraman diğer tarafta ikinci kişiliğinin olmasıdır. Batman aslında Bruce Wayne, Spiderman ise Peter Parker’dır. O karakter sabah uyandığında, Peter Parker’dır. Spiderman olabilmek için bir kostüm giymesi gerekir. Ve bu noktada Superman’in benzeri yoktur. Superman sonradan Superman olmadı. Superman, Superman olarak doğdu. Superman sabah uyandığında, Superman’dir. İkinci kişiliği Clark Kent’tir. Büyük ‘S’li kıyafeti Kent’ler onu bir bebek olarak bulduklarında sarılı olduğu battaniyedir. Onlar onun kıyafetleri. Kent’in giydikleri…gözlük, takım elbisesi…Kostüm olan bu!.. Aramıza karışmak için Superman’in giydiği kostüm bu. Superman bizi Clark Kent vasıtasıyla görüyor. Ve Clark Kent’in karakter özellikleri nelerdir? Zayıf biri…kendinden emin değil…korkağın tekidir. Clark Kent, Superman’in tüm insan ırkı üstündeki eleştirisidir. Tıpkı Beatrix Kiddo ve Bayan Tommy Plimpton gibi.
    (Kill Bill filmin filminden…) :)

  • paris-texas diyor ki:

    Vittorio De Sica:

    Sonuç hem şiirsel,hem gerçek olduğu sürece çalışma yönteminin ne önemi var!

    Federico Fellini:

    İyi bir filmin kusurları olması gerekir.Hayat gibi,insanlar gibi.

    Luis Bunuel:

    Tanrı’ya şükür ben bir ateistim.

    Jean Luc Godard:

    Film,bir buçuk saatte dünyadır.

    Carl Dreyer :

    Olağan bir odada oturduğunuzu düşünün.Kapının arkasında bir ceset olduğu söyleniyor.Oda ansızın değişir:içinde ki her şey bir başka görünüşe bürünür: ışık da,atmosfer de bambaşkadır artık.Her şey aynı kalmıştır aslında: biz değişmişizdir.Eşyalar,bizim algıladığımız biçimlere bürünmüşlerdir.Filmlerimde sağmalak istediğim etki budur işte.

    İl Postino ( 1995)

    * Şiir, yazana değil ihtiyacı olana aittir

    *Bütün dünya, bu deniz, gökyüzü, bulutlar aslında başka bir dünyanın metaforu mudur?

    Sen Ne Dilersen

    Bana diyorsun ki sigarayı bırak.Sen sanır mısın ki bu yalnızca sigara? Bu, benim terkettigim ailem, anam, babam, kardeşim, toprağa verdiğim kocam, hasta kızım, anılarım vre.Sen diyorsun ki bütün bunları bırak,inan ki bırakmayacağım doktor sen başka bir tedavi bul..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Onların tutku diye adlandırdıkları şey, gerçek bir duygusal enerji değil.
    Dış dünyayla ruhları arasındaki çatışma.
    En önemlisi, kendilerine inanmalarını sağla. Onların, çocuklar gibi çaresiz kalmasına izin ver.
    Çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir.

    StaLker

  • paris-texas diyor ki:

    “Bana Seni seviyorum dedin. Ben sana bekle dedim.Al beni diyecektim, sen bana Git dedin. ” (Jules et Jim)

  • oscar1895 diyor ki:

    ”Aşkın ve inancın olmadığı yerde nereye dokunsanız yara olur.” R. Erdem

    -Sol eli başımın altında olsun, sağı da beni kucaklasın.

    ‘Korkuyorum Anne (İnsan Nedir ki?)’ ve ‘Kosmos’

  • okaliptus80 diyor ki:

    Alfred Hitchcock:

    “Bir sinemacının söyleyeceği hiçbir şey yoktur, sadece göstereceği şeyler vardır…”

  • paris-texas diyor ki:

    Her ne kadar Mike Leigh’in sıralamamı değişterebilecek olan diğer merak ettiğim filmlerini izlememiş olsam da ( High Hopes, Secret and Lies, All ot Nothing ) şu zamana kadar izlediklerim arasında en beğendiğim filminin Life is Sweet olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

    Her zaman ki gibi geveze bir leigh filmiydi fakat bu gevezelik dramı, mizahi o kadar dolu ve yerinde vermiş ki bittikten sonra aksini düşündürtmeden tekrardan izleme isteği uyandırdı.

    sentimentalist, ırkçı, kapitalist gibi yakıştırmalarıyla beni kırıp geçiren ailenin ufak kızı ile ablası arasında geçen bir diyalog:

    Çeviri sevgili BitterMoon’a ait.

    - Ben iyi bir anne olurdum.
    - Öyle mi?
    - Evet.
    - Neden? Çocuk mu istiyorsun?
    - Evet.
    - Önce erkek arkadaş edinmelisin.
    - Evet, genellikle bir adama ihtiyaç var, bu doğru.
    - Bu konuda pek başarılı değilsin, öyle değil mi?
    - Senin peşinde de, sıralanmış bir erkek sürüsü görmüyorum.
    - Sen ne biliyorsun?
    - Ne yani? Gündüz evde kimse yokken mi etrafta dolanıyorlar?
    - Her neyse, çocuk sahibi olmak için bir erkeğe ihtiyacın yok!
    - Ben de tepeme birini dikmeye hevesli değilim.
    - Kendi başına olmak, bir baş belasıyla olmaktan iyidir.
    - Biraz sağduyuluysan, ilk etapta muhtemelen bir baş belası seçmezsin.
    - Bütün erkekler baş belası!
    - Ne?
    - Hepsi potansiyel ırz düşmanı.
    - Bu biraz radikal bir söylem.
    - Bütün erkeklerde tecavüz etme yatkınlığı vardır.
    - Ama hepsi bunu yapmıyor, öyle değil mi?
    - Eğer yatkınlıkları varsa, yapma arzuları da vardır.
    - Bu paranoyak bir saçmalık.
    - Paranoya hakkında ne biliyorsun?
    - Senin bildiğinin ancak yarısı kadar, bunu söyleyebilirim.
    - Amerika’ya gittiğinde öğrenirsin.
    - Ben tatil için gidiyorum.
    - Ne olmuş?
    - Yani, J.F.K. havaalanında zorla uçaktan çıkarılıp, tecavüze mi uğrayacağım?
    - Dikkatli olmalısın.
    - Az önce ne dedim, duydun mu?

    - Irkçı. ( Life is Sweet )

    “Bir insan gece vakti üç nedenle güneş gözlüğü takıyor olabilir: Ya kördür, ya hava atıyordur, ya da kalbi kırıktır ve kimsenin ağladığını görmesini istemiyordur”…(Chunking Express)

    “Düşüncelerimi anlatan kelimelerin git gide anlamsızlaştığını farkettim”. ( Into the Wild )

    “Yeni bir kitap alınca önce son sayfasını okurum. Eğer bitirmeden ölürsem sonunu bileyim diye.İşte bu karamsarlıktır”. ( When Harry Met Sally)

    “Acım sürekli ve keskin. Hiç kimse için daha iyi bir dünya dilemiyorum. Hatta acımı başkalarına yüklemek istiyorum.Kimse kaçamasın istiyorum. Tüm bunları itiraf ettikten sonra bile kötülükten arınamıyorum. Cezalandırılmaya devam ediyorum. Kendimle ilgili daha derin bir bilgi edinemiyorum. Anlattıklarımdan elde edilecek yeni bir anlam yok. Bu itirafın anlamı yok”. ( American Psycho) …

    “Şimdi yapmam gereken tek bir şey kaldı: hiçbir şey. Kendime ait hiçbir şey istemiyorum. Hatıra istemiyorum. Arkadaş, aşk istemiyorum. Bunların hepsi birer tuzak”. ( Üç Renk: Mavi )

    “Şimdi bunların bittiğini ve her şeyin düzeleceğini söylemeyi istedim. Ama bu bir yalandı, artı, zaten konuşamıyordum. Keşke geri dönüp geçmişi bozmak için bir yol olsaydı. Ama yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu…dünyadaki bütün acı ve kederleri berbat ızdırapları düşündüm… Bütün kalbimle bu dünyayı geride bırakabilmeyi diledim…” ( Mysterious Skin )

  • Rashomon diyor ki:

    Yaşayan efsane sinemayı bıraktı. İtalyan’nın efsane yönetmenlerinden Ettore Scola sinemayı bıraktı.

    “Genç kalmak için yüksek topuk giyip, kırmızı ruj süren yaşlı kadınlar” gibi olmamak için sinemayı bıraktım.

    “Artık üretim ve dağıtım süreçleri benim mantığımla uyuşmuyor. Benim için, seçme ve vazgeçme özgürlüğü en temel şey. Kendimi yavaş yavaş piyasanın kurallarına uymak zorunda hissettim ve özgürlüğümü kaybetmeye başladım” diyerek, mali krizin, sinema dünyasının özerkliğini engellediğini belirtti. “Benim yaşımda biri, yapmak zorunda olduğu her şeyi yapmıştır ve bu yaşta verilmesi gereken en doğru karar emekli olmaktır” (Radikal Gazetesi)

  • Filiz SEZEN diyor ki:

    Avcılar, Kumpanya, Arıcı, 36 Günleri, Puslu Manzaralar, Leyleğin Geciken Adımı, Ulis’in Bakışı, Sonsuzluk ve Bir Gün, Kitera’ya Yolculuk, Ağlayan Çayır, Zamanın Tozu…..

    76 yaşındaki Theodoros Angelopoulos bu akşam saatlerinde, film çekimi sırasında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

    Sinemanın ve sinemaseverlerin başı sağolsun.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler