Sinema Büyüsü Sunar: 70′li Yılların En İyi 20 Filmi

 

Sinema Büyüsü yazarları 70’li yılların en iyi 20 filmini seçti.

Akif Yılmaz, Ergin Çiftçi, Filiz Sezen, İbrahim Evsen, Jef Costello, Kadircan Kendinibilir, Mehmet Çelik, Okaliptus80, Ünal İşler, Yusuf Bozdemir ve Ziya Toroslu’nun katılımıyla nihayete eren listemiz, yazarların kişisel 20 filmlik listelerinden derlendi.

Keyifle okumanız dileğiyle…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Sinema Büyüsü Sunar: 70′li Yılların En İyi 20 Filmi” bu yazı hakkında 39 yorum var

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    1-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    “Onlar inanmıyorlar. Onlar hiçbir şeye inanmıyorlar.”

    Tarkovski’nin Sovyetler Birliği’nde çektiği son film olan İz Sürücü, en kaba tabirle yine çağını sorguluyor.

    Filmde, bağrında insanların sadece en derindeki dileklerini gerçekleştiren bir oda barındıran “Bölge”ye gezi gerçekleştiren bir iz sürücü, bir bilim adamı ve bir de yazar vardır. Bu üçlünün yasak “Bölge”de hiç de tipik olmayan yolculuğunu, ilişkilerini, tartışmalarını seyreyleriz. Üçünün de düşleri, beklentileri vardır. Zaten bölge, hayatın sillesini yememişlere karşı pek de davetkâr değildir…

    Yerleşik sistemle sorunları olan bu filozof yönetmen, Andrei Rublev’deki gibi yine bir sanat adamı (yazar) üzerinden, Solaris’teki gibi yine bir bilim adamı üzerinden menaviyat boşluğuna, şaşmak bilmez katı/materyalist dünyaya (yazarın ilk kısımlarda söylediklerini hatırlayın: “Dünya çok sıkıcı. Her şey kesin kanunlarla yürütülüyor…”) ve aydın kesime yönelik salvolarını gönderiyor. Maddi dünya ile düşünce dünyası birbiriyle çarpıştırılıyor. Hayatın anlamı/insanlığın geleceği, odada tutulacak basit ve yüzeysel “maddi” dileklere bağlı olacaksa, varsın o oda hiç olmasın” diyor yönetmen.

    Sanatçının üretim süreci, yaratma “özgürlüğü” ve çağıyla olan sorunları, gerçeğin kendisi ve algılanışı bu filmde de payını fazlasıyla alıyor. Geçmiş, gelecek ve anılar üçgeni; akıllara Zerkalo’yu getiriyor. Anılar demişken… Filmde, karakterlerin kameraya dönüp hikâyelerini, düşüncelerini anlattıkları kısımlar da mevcut.

    Film, müthiş bir görüntü yönetimi ve çevre düzenlemesi barındırıyor. İnsanı hipnotize eder, o derece.

    Yazan: Okaliptus80

    2-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    Sinema tarihinde bir benzerine daha rastlayamayacağınız kusursuz bir başyapıt. Stanley Kubrick’ in muazzam çekimleri, seyirciyi yaratılan dünyanın gerçekliği karşısında şaşkınlığa sokar ve filmin içerisine anında hapseder. Kubrick, 2001: A Space Odyssey’ de gelecekte geçen bir filmi nasıl çektiyse, Barry Lyndon’ ı da öyle çekmiştir.

    Barry Lyndon’ ın önemli özelliklerinden bir tanesi; sanırım sinemadaki en iyi kullanımıyla dış anlatıcı sestir. Filmle bütünleşik şekilde sade ve doğaldır. Seyirci, sanki bir roman okurmuş gibi filme kendisini kaptırır. Bu durum ilginçtir, çünkü genelde bir kitap okurken kendi hayal dünyamızda yarattığımız gerçekliğin kalıpları içerisinde kalırız ve edebiyat sayfaları bize tüm ayrıntıları vererek yardımcı olurlar. Sinema ise bu noktada edebiyattan ayrılır. Sinema; edebiyat sayfalarının sadece yazı olarak tasvir edebileceği hayali ya da gerçekliği, tek bir planda verebilir. Seyirci, filmi izlerken bu durumu düşünmese bile bilinçaltı durumun ayırtına varır, içsel olarak da gösterileni hisseder. Kubrick, bize hayallerimizin de ötesinde görsel bir deneyim sunar ve saf sinemayı yüceltir.

    Barry Lyndon bir dönem filmi olmasının ötesinde; özünde insanı, onu tanımlayan öğeleri ve onun tanımladığı öğeleri anlatan bir filmdir. Gerçek şudur ki: İnsanlık tarihinin hangi dönemi anlatılırsa anlatılsın; değişmeyen sadece zamanda yaşananlar ve insanlar olacaktır.

    Kubrick’ in görüntülerindeki kusursuzluk, karakterlerin donuk görünümlerinin arkasında yatan içsel kargaşayı betimler. Lady Lyndon’ ın donuk yüzüyle sona yaklaşan film, ekranda beliren son söz ile seyirciye sarsıcı ve düşündürücü bir darbe indirir. Hemen akabininde ise Stanley Kubrick ismi ekrana gelir ve filmin ayrılmaz bir parçası olan Handel’ in Sarabande’ si çalmaya başlar. Gerçekten çok etkileyicidir.

    Yazan: Yusuf Bozdemir

    3-) Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    Oyuncu-yönetmen uyumunun en nadide örneklerini sunan Scorsese ve De Niro’nun en yetkin işlerinden biri olan “Taxi Driver”; toplumdan kendisini soyutlayan efsane karakteri ve efsaneleşen birçok sahnesiyle hafızalara kazınan bir başyapıttır.

    Temiz vicdanıyla övünen, tüm gördüğü pisliklere karşın sosyalleşip içerisinde yaşadığımız dünyaya adapte olmaya çalışan Bickle; tüm çabasına karşın bunda başarılı olamayınca kendini yüksekten gören kızlara, halkı kandıran yalancı politikacılara, sürekli olay çıkaran zencilere, çocuk yaşta kızları çalıştırabilen kadın satıcılarına adeta savaş açar. Madem bu dünyada yalnızdır, bu dünyayı kendince iyi hale getirebilecek bir şeyler yapmalı, amaçsız hayatına bir gaye katmalıdır!

    Travis, fiziksel bir değişime uğradığı gibi aklı da bir noktadan sonra tamamen kontrolden çıkar ve patlamaya hazır bir bomba haline gelir.

    Sinemanın gördüğü en dikkat çekici anti-kahramanlardan biri Travis Bickle, De Niro’nun olağan üstü oyunculuğu ile ortaya çıkarken; Schrader’in kendi iç dünyasından da esinlenerek yazdığı senaryo Martin Scorsese’nin yenilikçi, şiddet dolu ve noirlere yakın karanlıktaki sinemasıyla buluşunca sinema tarihinde eşine az rastlanır bir başarı “Taxi Driver” ile ortaya çıkmıştır.

    Kendisinden sonra birçok filme esin kaynağı olan ve çokça da gönderme yapılan “Taxi Driver”; yozlaşmış metropol hayatına, toplum içerisindeki tüm pisliklere, sosyalleşememeye ve kent insanın iç yalnızlığına karşı çarpıcı bir tokattır.

    Yazan: Kadircan Kendinibilir

    4-) ‘The Godfather: Part II’ {Baba II – 1974} / Francis Ford Coppola

    Coppola’nın bu muhteşem filmi, sinema tarihinde bir dönüm noktası olan ilk filme büyük ölçüde ayna tutmasına rağmen; içerisinde bulunan iki farklı zaman dilimi anlatımı, duygusal bir ağıt niteliğindeki yapısı ve hüznüyle epik bir başyapıt olmayı başarıyor. İlk filmden farkı; daha karanlık, sarsıcı, mafyayı açık açık eleştiren ve iktidarın yozlaştırıcı etkisinin yol açtığı ahlaki çürümenin altını çizen bir film olması olarak da görülebilir fakat bir gerçek var ki; o da bu iki filmin “Klasik Sinema’nın” zirvesinde tek başlarına duruyor olmaları.

    Robert De Niro ve Al Pacino’nun muazzam performanslarıyla hayat verdikleri Vito ve Michael Carleone ikilisi; birbirine zıt ama kimi anlarda da birbirine benzer karakterler, farklı zaman dilimlerindeki hayatları da bir hayli etkileyici. Coppola, iki kuşağın arasındaki ve değişen dünyadaki farklılıkları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

    Baba II, üçüncü filmde nihayete erecek olan, tüm seriye yayılmış güçlü bir nihilizm barındırıyor ve seyirciyi düşündüren, hüzünlü bir finalle kapanıyor. Geçmişe, Vito’nun doğum gününe ve aynı zamanda da Pearl Harbor Baskınının yapıldığı güne dönüyoruz. Sofrada Sonny ailenin, ülkeden (Amerika’dan) daha kutsal olduğuna dair bir şeyler geveliyor. Michael ise aynı fikirde değil. Sahne gerçekten çarpıcı çünkü o sırada masada oturan Fredo, Sal ve Carlo gibi hainler; ailenin, Amerika’dan çok da farklı olmadığını gösterir nitelikte. Sonra, Vito’nun geliş haberiyle ortadan kaybolan kalabalığın boşalttığı masada tek başına oturan genç, yurtsever ve düşünceli Michael’ı görüyoruz. Hemen ardından, çok daha eskiye gidiyoruz ve kısacık bir sahneyle, Sicilya’dan dönüş yolunda, trenden el sallayan, babasının kucağındaki küçük Michael’ı izliyoruz. En sonunda ise günahları giderek artan, yalnız ve ürkütücü Michael’ın görüntüsü var.

    Yazan: Yusuf Bozdemir

    5-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    Hayatında hiç Baba’yı seyretmemiş biri bile hakkında çok şey duymuştur. Filmin haklı popülaritesi, çekildiği günden bu yana birçok filmde, televizyon dizisinde, çizgi filmlerde, reklamlarda; kısacası popüler kültürün her alanında kendisinden söz edilmesini sağlamıştır. You’ve Got Mail filminde Meg Ryan’ın ‘’Erkeklerin Baba filmiyle derdi nedir?’’ sorusuna Tom Hanks şöyle yanıt verir: ‘’Çok kapsamlı, her türlü bilginin özeti, her türlü sorunun yanıtı.’’

    Gerçekten de bugüne kadar çekilmiş en büyük gangster filmidir. Mafya mensuplarını betimleme konusunda türün diğer önemli örnekleri Goodfellas ya da The Sopranos ile kıyaslandığında ahlaken rahatsız edici yanları mevcuttur. Ancak Coppola’nın destansı anlatımı, bu meseleyi ikinci planda bırakmıştır.

    Filmdeki erkek karakterlerin iktidar, ihtiras ve sadakat gibi kavramlarla olan imtihanına şahit oluruz. Güçlü olanın ayakta durabilmesi için acımasız olması gerektiği bir vahşi ormanı anımsatır. Esasında vahşi kapitalizmin büyük sermayedarlarınkinden çok da farklı değildir yöntemleri. İktidar “Baba”dan “oğul”a geçtiğinde yüzümüze kapanan kapalı kapılar ardında yaşananlar, içinde bulunduğumuz mevcut düzenin yansıması gibidir.

    Amerikan rüyasının öteki yüzünü, Sicilya asıllı bir mafya ailesinin etrafında şekillenen olaylar örgüsüyle anlatan filmde Marlon Brando ve Al Pacino gibi yıldızlar adeta oyunculuk dersi verir. Mario Puzo’nun aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosu o kadar iyi yazılmıştır ki, neredeyse her repliği sinefiller tarafından hatmedilmiştir. Nino Rota’nın bestelediği müzikler filmin ruhunu çok iyi bir biçimde yakalarken, yaratıcı kamera açıları sahneleri unutulmaz kılmış; izleyicinin asla reddedemeyeceği bir teklif haline gelmiştir.

    Yazan: Mehmet Çelik

    6-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    Francis Ford Coppola, Joseph Conrad’ın Heart of Darkness adlı eserini Vietnam’a uyarladığı “Apocalypse Now”; olaylı çekim süreci, Akademi tarafından görmezden gelinişi, gişede zarar edişi ve Cannes’da kazandığı Altın Palmiye ile üzerine halen çokça konuşulan ve sinema tarihinde artık bir efsaneye dönüşmüş filmlerin başını çekiyor.

    Peki, Cannes’da büyük ödülü alırken “Bu sadece bir Vietnam filmi değil. Bu Vietnam’ın ta kendisi” diyen Coppola’nın filmini bu kadar değerli kılan nedir?

    Uzun süresi ve yer yer anlatımıyla epik yapısının yanı sıra Coppola’nın filmi öncelikle türdeş Hollywood filmlerinden tamamen ayrı yollardan giden bir film. Başarılı özel kuvvetler komutanı Albay Kurtz, ordu adına tüm başarılarına rağmen raydan çıkmış ve Amerikan ordusunun uzağında adeta kendisine ait bir dünya kurmuştur. Kendisini artık üstün bir insan olarak görür ve yaşadıklarının etkisiyle tüm realiteden kopmuştur. Savaş ortamından kopup sivil hayata hiçbir şekilde tutunamayan, kendisini sadece savaşta yaşıyor gören Yüzbaşı Willard, Kurtz’u bulup öldürmek üzere görevlendirilir. Ve cehennemin içerisine doğru yolculuk başlar…

    The Doors’un muhteşem parçası ‘The End’ ile aynı güzellikteki görüntülerle açılan filmde usta görüntü yönetmeni Vittorio Storaro’nun elinden çıkma özellikle sinematografik olarak unutulmaz birçok an yer alıyor. Filmin bu denli kalıcı etki yapmasının sebepleri arasında filmin güçlü sinematografisi kuşkusuz fazlaca önem teşkil ediyor.

    Şiirden, müziğe birçok sanatsal göndermeyle kendine özgü anlatımıyla ulaştığı anti-militarist tavır ve hepsinden önemlisi film bittiğinde Copolla’nın izleyene tattırdığı sinema hissiyatıyla “Apocalypse Now”; yakınına bir filmin çok zor konulacağı, kıyamet ortamında geçen bir opera gibi…

    Yazan: Kadircan Kendinibilir

    7-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal – 1971} / Stanley Kubrick

    Kubrick’in evreninden benim yakaladığım filmin akışına paralel satır başlıkları;

    Stilize bir gelecek tablosu içinde bireyin temel iki dürtüsü olan şiddet ve cinsel arzunun “sözde estetik” patlamalarla ortaya çıkışı. Yani hayvansal ihtiyaç ve tepkilerin modernize edilişi. Bu modernizasyon ile birlikte eskiye, sözde ilkelliğe karşı duyulan tiksinti. Birlik olmanın, toplumun beklentilerine göre yaşamamanın, kendine ait bir sürüyle olmanın verdiği güç ve özgüven. Diğer sürülerle girişilen toprak mücadelesi. Zaferin barış değil, yeni zaferlere duyulan bir açlık ve doyumsuzluk getirmesi.

    Sürü içi iktidar savaşı. Alex’in sürü içi liderliğini korumak için şiddete başvurması. Toplumsal otoritenin yanında sürü içi otoritenin de en büyük silahının birey üzerinde oluşturduğu korku olması. Liderin önce arkasından, sonra yüzüne karşı gösterilen isyan. Sürünün lidere ihaneti sonucu, liderinin sürgünü. Erkek cinsel organının toplum için tehdit olduğu vurgusu. Daha büyük bir otoritenin, “totaliter rejimin” devreye girmesi. Rejimin devrik lideri tutsak etmesi. Bireyin temel dürtülerini bastıramaması, sadece gizlemesi . Totaliter rejimin birey ve toplumu uyuşturma çabaları. Dinin bu dizginleme faaliyetlerindeki en temel araç olması. buna rağmen ironik bir şekilde kutsal kitapların içerdiği yoğun cinsellik ve şiddetin alex’in fantezileri ile birleşmesi.

    Rejimin iyileşme dediği şeyin aslında sadece uyum sağlama olması. özgür iradeyi devre dışı bırakıp bireyi mutlak bir uyuşmuşluğa terk etmesi . Toplumu oluşturan bütün parçaların da bu uyuşmuşluğa göz yumması. Bireyin rejim karşısında acizleşmesi ve düşüşü. Ölümün bir çıkış olmaması. Bu acizleşmenin bireyi kıpırdayamaz hale getirmesi. Rejimin istediğinde gösterdiği sıcak yüz elbette bu besleme sürecinde rejimin bireye verdiği; “karnını ben doyuruyorum” mesajı. Bireyin artık vazgeçmesi. Rejimin kazanması.

    Mutlak teslimiyet.

    Yazan: Ünal İşler

    8-) ‘Le charme discret de la bourgeoisie’ {Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği – 1972} / Luis Buñuel

    Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği burjuva yaşamını, burjuva insanını büyük bir incelikle ve alegorik bir biçimde, anlatmak istediklerini göze sokmadan anlatan Bunuel’in belki de en önemli filmidir. Yönetmenin en iyisi farklılık gösterebilir elbette. Sinemasının bir özetidir adeta…

    Filmde burjuvazinin sadece kendi sınıfına ait olanlarla ilişki kurduğu, onlara göre bu sınıfın dışında/”altında” kalanları küçümsedikleri, entelektüelliği, kültürlü olmayı, eğitimli olmayı böyle bir şey zannettikleri dolaylı yollardan anlatılır. Bir yapay ilişkiler ağı söz konusudur ve herkesin birbirine davranış biçimi “öyle olması gerektiği” içindir.

    Filmdeki karakterlerin sürekli bölünen eylemleri ve bir noktadan sonra gerçekle hayalin birbirine karıştığı rüyaları belki de onlara gönderilen bir mesaj, bir uyarıdır, ancak değişen bir şey olmaz, yani filmdeki karakterler “bir türlü uyanmazlar”. Filmde sürekli tekrarlanan “yürüyüş sahnesi” ise sayısız okumaya açık olmakla birlikte bence bize, yani seyircilere onların endişeli hayatlarını dışarıdan gözleme fırsatı verir.

    Yazan: Ziya Toroslu

    9-) ‘Dersu Uzala’ {1975} / Akira Kurosawa

    Japon Sineması’nın imparatoru olarak anılan Akira Kurosawa’nın yaşamının kötüye gidip dibe vurduğu bir noktadan yeniden zirveye çıkışını sağlayan bir Sovyet filmi Dersu Uzala. Vladimir Arseniev’in bu etkileyici öyküsünden, Sibirya’nın çetin doğa koşullarında iki yıl süren çekimle, bir doğa senfonisi yaratmıştır.

    Dersu Uzala’da yeryüzünün insan eli değmemiş, insan tarafından bozulmamış diyarlarında keşfe çıkmış bir grup Rus askeriyle buluruz kendimizi. Grubun komutanı Yüzbaşı Arseniev, orada yaşayan bir avcı olan Dersu Uzala’nın kendilerine rehberlik etmesini ister. Bütünüyle ayrı dünyaların insanı olan bu ikili arasında zaman içinde derin bir dostluk gelişecektir. Sibirya’nın sonsuz bozkırlarını biz de askerler gibi ancak bilge Dersu’nun rehberliğiyle anlayabiliriz. Burada doğayı anlamak ancak onunla bütünleşmekle mümkündür. Bu çetin doğa koşullarında Dersu, sayısız kez Yüzbaşının hayatını kurtarır. Ancak burada kurallar çok katıdır, doğa güçten düşeni hayatta bırakmaz. Yüzbaşı da artık yaşlanan Dersu’nun yaşamını kurtarmak için onu medeniyetin hüküm sürdüğü kente getirir. Kent yaşamını görürüz Dersu’nun gözlerinden; insanlar küçük kutulara hapsolmuştur, su da odun da paralıdır, dışarıda çadır da kurulmaz, havaya da sıkılmaz, ağaç da kesilmez. Dersu buraya ait değildir, ormanın ruhu çağırır onu aralarındaki hesabı kapatmak için.

    Dersu Uzala’da yitirdiğimiz geçmişi bize gösterir Kurosawa. İnsan olarak elimizi sürdüğümüz her şeyi biraz da bozmuşuzdur. Avcı toplayıcı insan da geçmişten çıkıp gelmiş, zamanın modern insanıyla karşılaşmış, onunla içten bir dostluk kurmuş ve dünyasına geri dönmüştür.

    Yazan: Ergin Çiftçi

    10-) ‘El topo’ {Köstebek – 1970} / Alejandro Jodorowsky

    ‘Köstebekler devamlı yeri kazarlar güneşe kavuşmak için, fakat güneşe kavuştuklarında kör olurlar.’

    İlk önce düşmanlarını bir bir yok eden ve dünyayı kurtarma adına yürüttüğü çalışma sonrası hayal kırıklığına uğrayan, kendini bizlere “Tanrı” olarak tanıtan; ancak her şeyi tükettikten sonra boşlukta sallanan, birtakım gizil güçlerin yardımıyla ve şans faktörünün sayesinde bir mağarada kendini bulan, orda Manevi uyanış yaşadıktan sonra deforme olan yaratıklara (insanlara) yardım elini uzatan bir adamın hikayesi… Filmde birçok metafor, detay, semboller, alegorik ögeler var; ama bunların içerisine girdiğimiz takdirde çıkamayacağımızı da çok iyi biliyorsunuz… O yüzden bu filmi kabaca (kısaca) yorumlamak daha doğru olur..

    Kusursuzluk kendini kaybetmek içindir… ve kendini kaybetmen için de sevmen gerekir… Senin sevgin yok, parçalıyorsun, öldürüyorsun ve kimse seni sevmiyor… Çünkü verdiğini düşündüğün zaman aslında alıyorsun…

    (Düşmanlarından biri: El topoya)

    El Topo manevi uyanışı yaşayana dek, bir yok etme makinasıydı; mağaradan çıktıktan sonra “hayat kurtaran bir meleğe” dönüştü.. El Topo, film boyunca birçok kimliğe-kılığa büründü: “Baba, Kurtarıcı, Katil, Sevgili, Tanrı, Palyaço, Eşcinsel, İsa, Keşiş..” El Topo gerçeği anlamak ve görmek için bir yola koyuldu; bu evrede birçok şey yaşadı ve tattı; ve en son GERÇEK (İnsanların sapıklıktan sapıklığa koştuğu ve fakirlerin sadece hunharca aşağılandığı ve katledildği Sodom ve Gomore tarzı kasabaları gören El Topo, bu rezil ve acıtıcı gerçeklik duygusundan kurtulamaz…) onun gözlerini kararttı… ve El Topo daha fazla dayanamaz, misyonunu tamamladıktan sonra bir keşiş gibi, özüne dönmek için kendini yok eder.

    Yazan: Jef Costello

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    11-) ‘One Flew Over the Cuckoo’s Nest’ {Guguk Kuşu – 1975} / Milos Forman

    Milos Forman’ın yönettiği, 1975 yapımı drama yüklü filmdir. Başrolünde oynayan Jack Nicholson, bir mahkûmun akıl hastanesinde başlayan hikâyesini konu almaktadır. Akıl hastanesine ayak basmasından itibaren bir yandan kaçma planları yaparken diğer yandan da akıl hastalarıyla sıra dışı diyaloglar ve davranışlar içerisine girerek, onlara kendince bir şeyler öğretmeyi ve onları iyileştirmeyi amaçlamaktadır. İnsanların iyileşmesinde, topluma tekrardan karışmasında faydalı olması gereken sistemin, mevcut düzenin, akıl hastası numarası yapan bir insanı bile çileden çıkartıp ve bilinçli bir şekilde delirtmesini baz alarak iyi bir sistem eleştirisi yapmaktadır.

    Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en kötü kadın karakterlerinden biri olan Hemşire Mildred Ratched’in, sinsi planlarıyla Randle Patrick McMurphy’nin ne hallere düştüğüne şahit oluyoruz. Buradaki akıl hastanesinin, içinde bulunduğumuz yozlaşmış sistemden hiçbir farkı yoktur. Mevcut düzenden kurtulmanın tek yolu vardır. Beki de bu sebeple Şef, yapması gerekeni yapıyor, tıpkı bir guguk kuşu gibi yuvasından uçarak…

    Sinema tarihinde en iyi film, yönetmen, aktör, aktrist ve senaryo ödüllerinin hepsini birden kazanan üç filmden biridir.

    Yazan: İbrahim Evsen

    12-) ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    Bir yol işçisiyle evli, üç çocuklu bir ev kadınının dramı. Toplumun kendisine yüklediği rollerin ve üç çocuğa annelik yapmanın zorluğunun yanı sıra, bir de kendi doğrularını yaşaması için baskı yapan, sağı solu belli olmayan, özel günlerinde bile bir araba dolusu arkadaşıyla habersiz eve çıkagelen dengesiz bir koca ile baş etmek zorunda kalan bir kadın.

    Eşine olan sevgisinden onu memnun etmeye çalışan ancak “Kendin gibi ol.” derken bile aslında kafasında normal diye tanımladığı kadın davranışlarını bekleyen, beklediğini bulamadığında da zorbalaşan bir koca karşısında bocalayan bir kadın. Bir türlü istediği gibi davranamayan, kendi bildiği gibi davrandığında kocasının bağırış, hakaret ve tehditlerine maruz kalan ne yapacağını şaşırmış, tek istediği iyi bir anne ve eş olabilmek olan iyi niyetli bir kadın. Bu şartlar altında “normal” olabilmek, normal kalabilmek ne mümkün! Akıl hastanesine kapatılış ve hastane dönüşü yine aynı sorunla yüzleşmek zorunda kalan, anne-babasından da aradığı desteği bulamayan, büyük bir kısırdöngü içine sıkışan çaresiz, akli dengesini yitirmiş bir kadının yaşamı.

    En iyi kadın filmleri arasında yüreğimde başköşeyi kapan Cassavettes filmi, aynı zamanda yüz odaklı çekimleriyle duyguları daha da bir vurgulamış. John Cassavettes’in senaryosu kadının içine düştüğü çaresizliği mükemmel bir şekilde gözler önüne sererken, ilk filmi Shadows’dan beri geliştirdiği doğaçlama tekniği ve fetiş oyuncusu Gena Rowlands’ın mükemmel performansıyla harika bir aile-kadın dramı çıkmış ortaya. Akademinin adaleti olsaydı bu performansı es geçmezdi kanımca.

    Yazan: Filiz Sezen

    13-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    Sinema tarihinde çekilmiş debut filmlerden hangisine bakarsanız bakın, muhakkak bazı eksikliklerini fark edersiniz. Elbette bazı istisnalar bu genellemenin dışında kalır. Badlands de bu genellemenin dışında kalan kilometre taşı filmlerden biridir. Modern zamanların büyük filozoflarından Terrence Malick, o kadar güçlü bir ilk film çekmiştir ki; gerek dönemin büyük ustalarını, gerekse günümüzün birçok yönetmenini derinden etkilemiştir. Beş yıl aradan sonra çektiği Days of Heaven’ın ardından yirmi yıl boyunca sırra kadem basması ve sırf bu iki filmle adının efsaneye dönüşmesi de bu durumun apaçık bir kanıtıdır.

    Malick’in kaleme aldığı filmin senaryosu gerçek bir hikâyeye dayanıyor. 1958 yılında, aralarında kız arkadaşı Carol Ann Fugate’in ailesinin de bulunduğu 11 kişiyi öldüren seri katil Charles Starkweather’in çorak topraklarda kanundan kaçışından ilham alan filmde kaçak âşıklara Martin Sheen ve Sissy Spacek hayat veriyor. Soğuk Savaş döneminde dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Amerikan halkında da oluşan nükleer kıyamet paranoyası, filmdeki başkarakterlerimiz Kit ve Holly’nin yaşadığı amaçsız, bilinçsiz ve başıboş gençliğin bir çeşit yansıması gibidir. Nedenleri ve nasılları sorgulamadan, sadece anı yaşayan Kit’in çok da fazla derinlerine girilmez. Bu durum, filmin Holly’nin bakış açısıyla yansıtılmasından ziyade, Kit’in derinlerinde sahiden de pek fazla şey olmadığından kaynaklanır. Nitekim bir polis memurunun Kit’e bütün bunların sebebini sorduğunda aldığı yanıt pek manidardır: “Bilmiyorum. Suçlu olmak istiyordum ama bu kadar büyük değil. Her tür insan var işte.”

    Yönetmenin filmografisinden alışkın olduğumuz muhteşem doğa görüntüleri bu ilk filmde de son derece dikkat çekicidir. George Tipton’ın bestelediği tema müziklerinin yanı sıra Erik Satie’nin notalarının unutulmaz diyaloglarla bütünleştiği film aradan kırk yıl geçmesine rağmen hipnotize edici etkisini korumakadır.

    Yazan: Mehmet Çelik

    14-) ‘Dog Day Afternoon’ {Köpeklerin Günü – 1975}/ Sidney Lumet

    Sidney Lumet, Köpeklerin Günü filminde derdini daha ilk çeyrekte şöyle bir sahnede özetliyor;

    Sony ile birlikte banka kapısından dışarı çıkıp polisle ve muhabirlerle konuşmaya başlayan kıdemli banka çalışanı rehine kadın, kurtulma fırsatı varken kaçmak yerine kendi isteği ile içeri dönüyor ve şu açıklamayı yapıyor; “benim yerim diğer kızların yanı”. Kulağa fedakarca gelen lakin alt-metinde çok sıkı bir sistem eleştirisini gördüğümüz bu sahnede rehine kadın, bu büyük Show’dan payına düşeni yeteri kadar alamadığına inanıyor ve sözde amiri olduğu diğer kızlar için endişelenerek mağrur bir edayla bankaya geri dönüyor. Lakin bayanın zihninde ve kalbinde o andaki yeri diğer bankacı kızların yanı değil, televizyonlar aracılığı ile evlerimizin içi/hayatlarımızın merkezi…

    Lumet’in bir diğer vurgusu ise biraz daha sosyolojik. Toplum suçluları sever fakat son kertede kurbanlara sahip çıkar. Stockholm Sendromu’na Freud’yen değil de biraz daha sosyolojik bakarsak, filmde kurban suçlu ile bağ kurmuyor, sadece subliminal zeminde kurban olmanın toplumsal ayrıcalıklarından faydalanmak istiyor.

    Yönetmenin son eleştirisi ise kapitalist düzene. Çalışanların rehin altında tutuldukları bankalar modern toplumun hapishaneleri. Yani Lumet hapishane yerine kapitalist düzenin yatak odası olan banka metaforunun kullanarak tüketim çılgınlığı-medya etkileşimini adeta gözümüze sokuyor. Bu etkileşime kendi rızamızla girdiğimizi ve ayda birkaç kez hepimizin bankaya yolumuzun düştüğünü düşünürsek bizimde hostes bayandan çok farklı olmadığımız sonucu ortaya çıkıyor. Benden duymuş olmayın ama biz de bu büyük Show’un bir parçası olmak istiyoruz…
    Yazan: Ünal İşler

    15-) ‘La maman et la putain’ {Anne ve Fahişe – 1973} / Jean Eustache

    Fransız Sineması’nın auteur isimlerinden Jean Eustache, bu en bilinen filmiyle “Yeni” bir Yeni Dalga’nın kapısını aralıyor; akıma farklı bir soluk kazandırıyordu.

    Beyazperdenin Antonie Doinel’i Jean-Pierre Leaud’un canlandırdığı Alexandre’nin, hayatındaki kadınlarla olan münasebetleridir tüm bir film boyunca izlediklerimiz. Alexandre; kafelerde oturan, avarelik eden, kadınlara karşı oldukça alakadar, entelektüel, marka sigara içen tipik bir Yeni Dalga karakteridir. Onun kadın/erkek ilişkilerine, aşka, cinselliğe, özgürlüğe dair bu kadınlarla yürüttüğü diyaloglar filmin esas arterini oluşturuyor. Bir kafede karşılaştığı ve filmimizin adına da kaynaklık eden, hayata/ilişkilere salt eğlence amaçlı bakan (duşunu, haberlerin olduğu saate ayarlıyormuş.) anestezist kız Veronika, filmdeki ilişkiler üçgeninde merkez nokta olacaktır…

    Le maman et la putain, aslında bir “kuşağın” umutsuzluğunu gözler önüne seriyor. Mayıs 68 ertesi değişimlerin toplumsal ilişkilere/tutumlara yansıyışı, “bireysel” düzlemlerde aktarılıyor. Siyasal devrim ideali, yerini cinsel devrime bırakmıştır.
    Alexandre, bir sahnede 68′in güzel ve idealist düşlerinin şimdi nasıl da tuzla buz olduğunu itiraf ediyordu. Elio Petri’nin 71 yapımı ‘İşçi Sınıfı Cennete Gider’ine alaycı şekilde dudak bükmesi de bundan olmalı.

    Filmde, sabit plan ve yakın çekimler eşliğinde, uzun uzun monologlar mevcut.

    Sinema tarihindeki incilere dair pek çok leziz gönderme de izleyenleri bekliyor olacak.

    Yazan: Okaliptus80

    16-) ‘The Last Picture Show’ {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    Çocukluktan gençliğe geçişin zorluklarını, bir kasabaya sıkışıp kalmayı, hapsolmuşluğu, kırık aşk öykülerini, kendi kendine yetebilen kasaba yaşamını; 1950′li yıllar fonunda ustaca anlatan, harika bir film. Filmde çizilen kasaba resmiyle, o resmin bütünleyicisi olan karakterler oldukça iyi eklemlenmiş. Oyuncular da kasaba kadar doğal. Film geçiş dönemi sancılarının insanları (özellikle gençleri) nasıl etkilediğini, mükemmel bir sinema diliyle; siyaz beyaz bir estetikle anlatmakta.

    Film Klasik Amerikan sinemasına başlı başına bir saygı duruşu… Klasik Amerikan sinemasında çokça işlenen birçok temayı filmde görmek mümkün. Sınıflar arasındaki çatışmalar, yine cinsiyetler arasındaki çatışmalar; zengin kız – fakir oğlan, geçmişinde gizemler barındıran insanlar, yasak aşklar v.s.

    Filme genel olarak baktığımızda her yönüyle derli toplu: Sinema dili, görüntüler, oyunculuklar, atmosferin doğallığı, küçük kasaba yaşamının sade, ama etkileyici anlatımı…

    Yazan: Akif Yılmaz


    17-) ‘Zerkalo’ {Ayna – 1975} / Andrei Tarkovsky


    Özdemir Asaf, “Her insanın bir öyküsü vardır, ama her insanın bir şiiri yoktur” demişti. Can Yücel, “Yaşamım benim en güzel şiirim” der. Sinemanın şairi Tarkovski de, her insan yaşamının eşsiz bir şiir olduğunu gösterir Ayna filminde.

    Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman adlı kitabında bu filmi için “Ayna‘da benden değil, bana yakın olan insanlara karşı duygularımdan, onlarla olan ilişkilerimden, hiç tükenmeyecek anlayışımdan; ama aynı zamanda da onlara karşı işlediğim ve hiçbir zaman düzeltemeyeceğimi düşündüğüm günahlarımdan ve başarısızlığımdan söz etmek istemiştim.” demiştir. Yönetmen izleyiciyi sanki perdeye bakmanın gerekmediği, bizzat kendi öz yaşamının göründüğü bir aynanın karşısına getirir. Ayna’da şiirsel bir rüya gibi geçmişten gelen görüntüler yansır. Burada hiçbir şey abartılı değildir, insanı sakinleştiren bir dinginlik ve duruluk göze çarpar. Ayna sürekli kendimize bakmamıza, görmemize yarayan araçtır, dünyaya doğrudan baktığımızda görmediğimiz pek çok şeyi aynaya baktığımızda görebiliriz. Ayna, bir yaşamın paramparça anılardan oluştuğunu, her yaşamın hem herkesçe bilinen savaşlar, düşünce akımları, döneme damgasını vurmuş insanlar gibi ortak anılardan hem de yalnızca kişinin bilebileceği, başka kimsenin anımsayamayacağı ve onunla birlikte ölecek anılardan oluştuğunu gösterir.

    Ayna’yı bu kadar önemli kılan insan yaşamının bir şiir olduğu, bu şiirin bir şair yönetmen tarafından perdede yeniden yazılabileceğini göstermesidir. Rilke, şairin uzun bir ömür boyunca anlam ve tatlılıkları topladıktan sonra hayatının sonuna doğru, en güzelinden belki on mısra yazabileceğini söylemişti. İşte Ayna da, Tarkovski’nin kısa yaşamından geriye kalan, özenle damıtılmış bu şiirdir.

    Yazan: Ergin Çiftçi

    18-) ‘Viskningar och rop’ {Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972} / Ingmar Bergman

    Bergman’ın seyirciyi insan ruhunun dehlizlerinde gezdirdiği kıpkırmızı filmi. Uzun süredir hasta olan Agnes’ın ağrıları artmış, sonu yaklaşmıştır, iki kız kardeşi ona bakmak için evinde kalmaktadır. Filmin ana karakterleri bu üç kız kardeş ve Agnes’a 12 yıldır bakan hizmetçisi Anna’dır. Kardeşlerden Karin oldukça soğuk ve mesafeli, Maria iletişime açık, güler yüzlü ancak bencil bir kadındır. Her iki kadın da evliliklerinde ve hayatlarında istediklerini bulamamış, mutsuz kadınlardır. Kardeşlerin arasındaki iletişim oldukça zayıf ve birbirine adeta yabancıdırlar. Kardeşlerine son görevlerini yapmak için gelmişlerdir ancak Agnes’in ölümü onlar için birbirleriyle, mutsuzluklarıyla, hayal kırıklıkları ve hayatla yüzleşme halini alır. İlginçtir ki kendiyle, kardeşleriyle ve hayatla en barışık yine Agnes’tır ancak çok acı bir şekilde kardeşlerinde sevgisinin karşılığını bulamaz. Bu en zorlu engelde yanında sadece Anna vardır.

    Sevgi, kardeşlik, dostluk, evlilik, mutluluk, iletişimsizlik, yalnızlık, hayat, ölüm, ve ölümden sonrasını da sorgulayan felsefik yönü ağır basan film, yönetmenin adıyla anılan Bergmanesk tarzın tüm öğelerini barındırıyor. Yüz odaklı çekimler, karakterler arasında birbirini tüketen diyaloglar, uzun süren sessizlikler, fetiş oyuncuları Harriet Andersson, Ingrid Tulin, Liv Ullmann ve Erland Josephson, görüntü yönetmeni Sven Nykvist…

    Ustanın bu filminde diğer filmlerinden farklı olarak kırmızı renk hakim. Duvarlardan halılara, mobilyalara, sahne geçişlerine varana kadar her şey kırmızı yalnızca giysiler beyaz ya da siyah, yönetmen sadece bu üç rengi kullanmış. Atmosfer oldukça ilginç sanki bir tablodan fırlamış gibi, bir de buna fısıltılar eklenince oldukça gizemli bir atmosfer hakim; ölüm sahnesinden sonraki ikinci yarısında ise film oldukça mistik bir hal alıyor. Yönetim, senaryo, oyunculuklar, görüntü yönetimi, dekor, atmosfer mükemmel, sonuç bir başyapıt.

    Yazan: Filiz Sezen

    19-) ‘The Message’ {Çağrı – 1977} / Moustapha Akkad

    70′li yılların sonlarına doğru çekilmiş olan film, Hz. Muhammed’in kırklı yaşlardan itibaren hayatını ve İslam’ın doğuşunu konu almakta. Dönem atmosferini hem diyalog hem de görsel olarak o kadar güçlü bir şekilde izleyicisine sunup etkisi altına almıştır ki, Hz. Hamza’yı öldüren Vahşi’yi görenlerin, onu Mısır sokaklarında kovalayıp darp ettikleri söylenir.

    İslamiyet’in “Cahiliye Dönemi“ dediği yıllarda toplumun ne kadar geri kaldığını ve bununla beraber ezilen mazlum insanların, toplum içerisinde hiçbir yeri olmayan kadınların ve kölelerin ne kadar zor şartlar altında yaşamak zorunda bırakıldıklarını; kuvvetli karakter betimlemeleri, mükemmel oyunculuk performansları ve insanın kalbini derinden sarsan müzikleriyle, başyapıt olmayı sonuna kadar hak ediyor.

    Hz. Hamza rolünde oynayan usta aktör Anthony Quinn, rolüne daha fazla hayat vermek için Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyup meslektaşlarına adeta bir oyunculuk dersi vermiştir. Filmin müziklerine imza atan Maurice Jarre, aylarca çölde tek başına kalarak, çölün insan ruhunun derinliklerindeki etkisini hissederek yapmıştır müziklerini. O dönemdeki İslam’a gönülden bağlanan insanların birbirleriyle olan mükemmel dayanışmasıyla, günümüzdekileri karşılaştıracak olursak merhum Ali Şeriati’inin şu tespitinin ne kadar yerinde olduğuna şahit oluyoruz; “Sanki dünyanın inkilabi değişimini gerçekleştirmeyi üstlenen bu din, sıcak hareket alanlarından, camilerin soğuk ve ıssız köşelerine sığınıp, hâlâ kendine bağlı yıpranmış nesil ile birlikte, geleneksel ve ölümcül hayatını sürdürecek, giderek ölüme yüz tutacaktı.”

    Sinema sanatında pek alışkın olmadığımız bir biçimde, İslam geleneklerine uygun olarak filmin başkarakteri olan Peygamber’i hiç göstermeden; ancak saniyede yirmi dörtte bir karesinde varlığını hissettiren yapımcı – yönetmen Moustapha Akkad, aradan dört yıl geçtikten sonra yeniden Oscarlı oyuncular Anthony Quinn ve Irene Papas ile bir araya gelerek Libya’nın özgürlük mücadelesini konu alan Lion of the Desert’a imza atmıştır.

    Yazan: İbrahim Evsen

    20-) ‘Amarcord’ {Hatırlıyorum – 1973} / Federico Fellini

    Fellini’nin anılarından ve düşgücünden yararlanarak dönemin ruhunu ustaca yansıttığı, tatlı mı tatlı bir film. Bir çocuğun gözünden Rimini’de yaşananlar. Titta’nın ve arkadaşlarının haşarı çocukluklarını, ergenliğe geçiş sancılarını, cinseliğe bakışlarını,düş kırıklıklarını, heyacanlarını; engin bir mizahi yaklaşımla, komik bir şekilde anlatan filmdir. Sadece çocukluk anıları ve onların yaşadıkları değildir film, aynı zamanda Faşist Mussolini iktidarına ve baskılarına alaycı bir bakıştır, Amarcord.

    Muhteşem atmosferi, etkileyici müzikleri, doğal oyunculukları, şiirsel anlatımıyla dolu dolu bir Fellini başyapıtı. Fellini sinemasının dokusunu, altyapısını tek bir vücut halinde gösteren, dönemini ve sonrasını önemli ölçüde etkileyen usta işi sinema klasiği, ya da ben öyle düşünüyorum:)

    ”Dedem duvar örerdi,
    Babam duvar örerdi,
    Ben de duvar örüyorum.
    Peki nerede benim evim”

    Yazan: Akif Yılmaz

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    ====================KİŞİSEL LİSTELER=====================

    *Akif Yılmaz;

    1-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    2-) ‘Amarcord’ {Hatırlıyorum – 1973} / Federico Fellini

    3-) ‘The Last Picture Show’ {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    4-) ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    5-) ‘The Conversation’ {Konuşma – 1974} / Francis Ford Coppola

    6-) ‘Dersu Uzala’ {1975} / Akira Kurosawa

    7-) ‘McCabe & Mrs. Miller’ {1971} / Robert Altman

    8-) ‘Le genou de Claire’ {Claire’nin Dizi – 1970} / Eric Rohmer

    9-) ‘Dog Day Afternoon’ {Köpeklerin Günü – 1975} / Sidney Lumet

    10-) ‘La nuit américaine’ {Amerikan Gecesi – 1973} / François Truffaut

    11-) ‘La maman et la putain’ {Anne ve Fahişe – 1973} / Jean Eustache

    12-) ‘Die Ehe der Maria Braun’ {Maria Braun’un Evliliği – 1979} / Rainer Werner Fassbinder

    13-) ‘Le charme discret de la bourgeoisie’ {Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği – 1972} / Luis Buñuel

    14-) ‘Les choses de la vie’ {Hayat Bağları – 1970} / Claude Sautet

    15-) ‘Zerkalo’ {Ayna – 1975} / Andrei Tarkovsky

    16-) ‘All the President’s Men’ {Başkanın Bütün Adamları – 1976} / Alan J. Pakula

    17-) ‘Aguirre, der Zorn Gottes’ {Tanrının Gazabı – 1972} / Werner Herzog

    18-) ‘Höstsonaten’{Güz Sonatı – 1978} / Ingmar Bergman

    19-) ‘Le boucher’ {Kasap – 1970} / Claude Chabrol

    20-) ‘Jeanne Dielman, 23 Quai du Commerce, 1080 Bruxelles’ {1975} / Chantal Akerman

    *Ergin Çiftçi;

    1-) ‘Zerkalo’ {Ayna – 1975} / Andrei Tarkovsky

    2-) ‘L’Albero Degli Zoccoli’ {Nalın Ağacı – 1978} / Ermanno Olmi

    3-) ‘Solyaris’ {Solaris – 1972} / Andrei Tarkovsky

    4-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal – 1971} / Stanley Kubrick

    5-) ‘El topo {Köstebek – 1970} / Alejandro Jodorowsky

    6-) ‘Salò o le 120 giornate di Sodoma’ {Salo ya da Sodom’un 120 Günü – 1975} / Pier Paolo Pasolini

    7-) ‘Dersu Uzala’ (1975) / Akira Kurosawa

    8-) ‘La maman et la putain’ {Ana ve Fahişe – 1973} / Jean Eustache

    9-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovski

    10-) ‘Eraserhead’ {Silgi Kafa – 1977} / David Lynch

    11-) ‘Die Blechtrommel’ {Teneke Trampet – 1979} / Volker Schlöndorff

    12-) ‘Az ötödik pecsét’ {Beşinci Mühür- 1976} / Zoltán Fábri

    13-) ’1900′ {Novecento – 1976} / Bernardo Bertolucci

    14-) ‘Ai no corrida’ {Tutku İmparatorluğu – 1976} / Nagisa Ôshima

    15-) ‘Angst essen Seele auf’ {Ali: Korku Ruhu Kemirir – 1974} / Rainer Werner Fassbinder

    16-) ‘La classe operaia va in paradiso’ {İşçi Sınıfı Cennete Gider – 1971} / Elio Petri

    17-) ”Amarcord’ {Hatırlıyorum – 1973} / Federico Fellini

    18-) ‘Allonsanfan’ (1973) / Paolo & Vittorio Taviani

    19-) ‘Panny z Wilka’ {Wilko’lu Kızlar – 1979} / Andrzej Wajda

    20-) ‘La grande Bouffe’ {Büyük Tıkanma – 1973} / Marco Ferreri

    *Filiz Sezen;

    1-) ‘Viskningar och rop’ {Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972} / Ingmar Bergman

    2-) ‘One Flew Over the Cuckoo’s Nest’ {Guguk Kuşu – 1975} / Milos Forman

    3-) ‘Fiddler on the Roof’ {Damdaki Kemancı – 1971} / Norman Jewison

    4-) ‘A Woman under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    5-) ‘The Last Picture Show’ {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    6-) ‘Dog Day Afternoon’ {Köpeklerin Günü – 1975}/ Sidney Lumet

    7-) ‘Höstsonaten’ {Güz Sonatı – 1978} / Ingmar Bergman

    8-) ‘Five Easy Pieces’ {Beş Kolay Parça – 1970} / Bob Rafelson

    9-) ‘Network’ {Şebeke – 1976} / Sidney Lumet

    10-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} Martin Scorsese

    11-) ‘The Deer Hunter’ {Avcı – 1978} / Michael Cimino

    12-) ‘Papillon’ {Kelebek – 1973} / Franklin J. Schaffner

    13-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    14-) ‘The Message’ { Çağrı-İslamiyetin Doğuşu – 1977} / Moustapha Akkad

    15-) ‘Ansikte mot Ansikte’ {Yüzyüze – 1976} / Ingmar Bergman

    16-) ‘Amarcord’ { 1973 } / Federico Fellini

    17-) ‘Goin’ South’ {Güneye Yolculuk – 1978 } / Jack Nicholson

    18-) ‘Paper Moon’ {Aya Yolculuk – 1973} / Peter Bogdanovich

    19-) ‘L’histoire d’Adèle H.’ {Adele H.’nin Öyküsü – 1975} / François Truffaut

    20-) ‘Halloween’ {Cadılar Bayramı – 1978} / John Carpenter

    *İbrahim Evsen;

    1-) ‘The Godfather: Part II’ {Baba II – 1974} / Francis Ford Coppola

    2-) ‘The Message’ {Çağrı – 1977} / Moustapha Akkad

    3-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    4-) ‘One Flew Over the Cuckoo’s Nest’ {Guguk Kuşu – 1975} / Milos Forman

    5-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    6-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    7-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal – 1971} / Stanley Kubrick

    8-) ‘Days of Heaven’ {Cennet Günleri – 1978} / Terrence Malick

    9-) ‘A Bridge Too Far’ {Savaş Köprüleri – 1977} / Richard Attenborough

    10-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    11-) ‘Papillon’ {Kelebek – 1973} / Franklin J. Schaffner

    12-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    13-) ‘Dersu Uzala’ {1975} / Akira Kurosawa

    14-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    15-) ‘Rocky’ {1976} / John G. Avildsen

    16-) ‘The Deer Hunter’ {Avcı – 1978} / Michael Cimino

    17-) ‘Star Wars’ {Yıldız Savaşları – 1977} / George Lucas

    18-) ‘Dirty Harry’ {Kirli Harry – 1971} / Don Siegel

    19-) ‘Solyaris’ {Solaris – 1972} / Andrei Tarkovsky

    20-) ‘The Exorcist’ {Şeytan – 1973} / William Friedkin

    *jef costello

    1-) ‘El Topo’ {Köstebek – 1970} / Alejandro Jodorowsky

    2-) ‘Stalker’ {İz Sürüsü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    3-) ‘L’éden et après’ {Cennet ve Sonrası – 1970} / Alain Robbe-Grillet

    4-) ‘Sleuth’ {Ölümcül Oyun – 1972} / Joseph L. Mankiewicz

    5-) ‘Auch Zwerge haben klein angefangen’ {Cüceler de Başta Küçüktü – 1970} / Werner Herzog

    6-) ‘Zardoz’ {Taş Tanrı Zardoz – 1974} / John Boorman

    7-) ‘Le fantôme de la liberté’ {Özgürlük Hayaleti – 1974} / Luis Bunuel

    8-) ‘Messidor’ {1979} / Alain Tanner

    9-) ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    10-) ‘Scarecrow’ {Korkuluk – 1973} / Jerry Schatzberg

    11-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    12-) ‘Les rendez-vous d’Anna’ {Anna’nın Buluşmaları – 1978} / Chantal Akerman

    13-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    14-) ‘Papillon’ {Kelebek – 1973} / Franklin J. Schaffner

    15-) ‘Shivers’ {1975} / David Cronenberg

    16-) ‘The Fury’ {Gizli Kuvvet – 1978} / Brian De Palma

    17-) ‘Eraserhead’ {Silgi Kafa – 1977} / David Lynch

    18-) ‘Un homme qui dort’ {Uyuyan Adam – 1974} / Bernard Queysanne

    19-) ‘Im Lauf der Zeit’ {Zamanın Akışında – 1976} / Wim Wenders

    20-) ‘The Bitter Tears of Petra von Kant’ {Petra Von Kant’ın Acı Gözyaşları – 1972} / Rainer Werner Fassbinder

    *Kadircan Kendinibilir;

    1-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    2-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    3-) ‘Straw Dogs’ {Köpekler – 1971} / Sam Peckinpah

    4-) ‘The Godfather Part II’ {Baba Bölüm II – 1974} / Francis Ford Coppola

    5-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    6-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal – 1971} / Stanley Kubrick

    7-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    8-) ‘The Deer Hunter’ {Avcı – 1978} / Michael Cimino

    9-) ‘One Flew Over the Cuckoo’s Nest’ {Guguk Kuşu – 1975} / Milos Forman

    10-) ‘Rocky’ {1976} / John G. Avildsen

    11-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    12-) ‘Annie Hall’ {1977} / Woody Allen

    13-) ‘Deliverance’ {Kurtuluş – 1972} / John Boorman

    14-) ‘Star Wars’ {Yıldız Savaşları – 1977} / George Lucas

    15-) ‘Dog Day Afternoon’ {Köpeklerin Günü – 1975} / Sidney Lumet

    16-) ‘Le locataire’ {Kiracı – 1976} / Roman Polanski

    17-) ‘Don’t Look Now’ {Karanlığın Gölgesi – 1973} / Nicolas Roeg

    18-) ‘Ultimo tango a Parigi’ {Paris’te Son Tango – 1972} / Bernardo Bertolucci

    19-) ‘The Long Goodbye’ {Uzun Elveda – 1973} / Robert Altman

    20-) ‘Chinatown’ {Çin Mahallesi – 1974} / Roman Polanski

    *Mehmet Çelik;

    1-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    2-) ‘Aguirre, der Zorn Gottes’ {Aguirre, Tanrının Gazabı – 1972} / Werner Herzog

    3-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    4-) ‘The Godfather: Part II’ {Baba II – 1974} / Francis Ford Coppola

    5-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    6-) ‘The Message’ {Çağrı – 1977} / Moustapha Akkad

    7-) ‘Viskningar och rop’ {Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972} / Ingmar Bergman

    8-) ‘Le charme discret de la bourgeoisie’ {Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği – 1972} / Luis Buñuel

    9-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    10-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    11-) ‘Dersu Uzala’ {1975} / Akira Kurosawa

    12-) ‘Jeder für sich und Gott gegen alle’ {Herkes Kendi Başına Ve Tanrı Herkese Karşı – 1974} / Werner Herzog

    13-) ‘Star Wars’ {Yıldız Savaşları – 1977} / George Lucas

    14-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    15-) ‘El espíritu de la colmena’ {Arı Kovanının Ruhu – 1973} / Víctor Erice

    16-) ‘El topo’ {Köstebek – 1970} / Alejandro Jodorowsky

    17-) ‘Days of Heaven’ {Cennet Günleri – 1978} / Terrence Malick

    18-) ‘Chinatown’ {Çin Mahallesi – 1974} / Roman Polanski

    19-) ‘Rocky’ {1976} / John G. Avildsen

    20-) ‘The Last Picture Show’ {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    *Okaliptus80;

    1-) La classe operaia va in paradiso {İşçi Sınıfı Cennete Gider – 1971} / Elio Petri

    2-) Barry Lyndon (1975) / Stanley Kubrick

    3-) Stalker {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovski

    4-) 1900 {Novecento – 1976} / Bernardo Bertolucci

    5-) Im Lauf der Zeit {Zamanın Akışında – 1976} / Wim Wenders

    6-) Céline et Julie vont en bateau (1974) / Jacques Rivette

    7-) La maman et la putain {Ana ve Fahişe – 1973} / Jean Eustache

    8-) Czlowiek z marmuru {Mermer Adam – 1977} / Andrzej Wajda

    9-) Szerelmesfilm {Aşk Filmi – 1970} / István Szabó

    10-) El topo {Köstebek – 1970} / Alejandro Jodorowsky

    11-) Le fantôme de la liberté {Özgürlük Hayaleti – 1974} / Luis Bunuel

    12-) The Last Picture Show {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    13-) Annie Hall (1977) / Woody Allen

    14-) Cabaret (Kabare – 1972) / Bob Fosse

    15-) Punishment Park (1971) / Peter Watkins

    16-) Dersu Uzala (1975) / Akira Kurosawa

    17-) Eraserhead {Silgi Kafa – 1977} / David Lynch

    18-) La planète sauvage {Fantastik Gezegen – 1973} / René Laloux

    19-) Umut (1970) / Yılmaz Güney

    20-) Halloween {Cadılar Bayramı – 1978} / John Carpenter

    *Ünal İşler;

    1-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    2-) ‘Annie Hall’ {Annie Hall – 1977} / Woody Allen

    3-) ‘Barry Lyndon’ {Barry Lyndon– 1975} / Stanley Kubrick

    4-) ‘Höstsonaten’ {Güz Sonatı– 1978} / Ingmar Bergman

    5-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şöförü– 1976} / Martin Scorsese

    6-) ‘Deliverance’ {Kurtuluş– 1972} / John Boorman

    7-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    8-) ‘The Godfather: Part II’ {Baba-2 – 1974} / Francis Ford Coppola

    9-) ‘Dog Day Afternoon’ ( {Köpekleri Günü – 1975} / Sidney Lumet

    10-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal – 1971} / Stanley Kubrick

    11-) ‘Straw Dogs’ {Köpekler – 1971} / Sam Peckinpah

    12-) ‘Life of Brian’ {Brian’ın Hayatı – 1979} / Terry Jones

    13-) ‘The Tenant’ {Kiracı – 1976} / Roman Polanski

    14-) ‘Fiddler on the Roof’ {Damdaki Kemancı – 1971} / Norman Jewison

    15-) ‘Aguirre, the Wrath of God’ { Aguirre Tanrıların Gazabı – 1972} / Warner Herzog

    16-) ‘Sleuth’ {Kanlı Şaka – 1972} / Joseph L. Mankiewicz

    17-) ‘Little Big Man’ {Küçük Dev Adam – 1970} / Arthur Penn

    18-) ‘Cet obscur objet du désir’ {Arzunun Belirsiz Nesnesi – 1977} / Luis Bunuel

    19-) ‘Solyaris‘ {Solaris – 1972} / Andrei Tarkovsky

    20-) ‘Alice Doesn’t Live Here Anymore’ {Alice Artık Burada Yaşamıyor – 1974} / Martin Scorsese

    *Yusuf Bozdemir;

    1-) ‘The Godfather: Part II’ {Baba II – 1974} / Francis Ford Coppola

    2-) ‘Le charme discret de la bourgeoisie’ {Burjuvazinin Gizli Çekiciliği – 1972} / Luis Buñuel

    3-) ‘Zerkalo’ {Ayna -1975} / Andrei Tarkovsky

    4-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    5-) ‘The Godfather’ {Baba I – 1972} / Francis Ford Coppola

    6-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    7-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} / Andrei Tarkovsky

    8-) ‘Barry Lyndon’ {1975} / Stanley Kubrick

    9-) ‘Amarcord’ {1973} / Federico Fellini

    10-) ‘Days of Heaven’ {Cennet Günleri – 1978} / Terrence Malick

    11-) ‘Il conformista’ {Konformist – 1970} / Bernardo Bertolucci

    12-) ‘Aguirre, der Zorn Gottes’ {Aguirre, Tanrının Gazabı – 1972} / Werner Herzog

    13-) ‘La maman et la putain’ {Anne ve Fahişe – 1973} / Jean Eustache

    14-) ‘Viskningar och rop’ {Çığlıklar ve Fısıltılar – 1972} / Ingmar Bergman

    15-) ‘Solyaris’ {Solaris – 1972} / Andrei Tarkovsky

    16-) ‘Badlands’ {Kanlı Toprak – 1973} / Terrence Malick

    17-) ‘Die Ehe der Maria Braun’ {Maria Braun’un Evliliği – 1979} / Rainer Werner Fassbinder

    18-) ‘Salò o le 120 giornate di Sodoma’ {Salo ya da Sodom’un 120 Günü – 1975} / Pier Paolo Pasolini

    19-) ‘Don’t Look Now’ {Karanlığın Gölgesi – 1973} / Nicolas Roeg

    20-) ‘Dersu Uzala’ {1975} / Akira Kurosawa

    *Ziya Toroslu;

    1-) ‘The Enigma of Kaspar Hauser’ {Herkes Kendi Başına Ve Tanrı Herkese Karşı – 1974} / Werner Herzog

    2-) ‘Le Charme Discret de la Bourgeoisie’ {Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği – 1972} / Luis Bunuel

    3-) ‘Kramer vs. Kramer’ {Kramer Kramer’e Karşı – 1979} Robert Benton

    4-) ‘Una Giornata Particolare’ {Özel Bir Gün – 1977} / Ettore Scola

    5-) ‘The Sorcerer’ {Dehşetin Bedeli – 1977} William Friedkin

    6-) ‘Straight Time’ (1978) / Ulu Grosbard, Dustin Hoffman

    7-) ‘Zardoz’ (1974) / John Boorman

    8-) ‘Tristana’ {Seni Sevmeyeceğim – 1970} Luis Bunuel

    9-) ‘Missouri Breaks’ {Bozgun – 1976} / Arthur Penn

    10-) ‘Apocalypse Now’ {Kıyamet – 1979} / Francis Ford Coppola

    11-) ‘Jeanne Dielman, 23 Quai du Commerce, 1080 Bruxelles’ (1975) Chantal Akerman

    12-) ‘Duel’ {Bela – 1971} / Steven Spielberg

    13-) ‘Holy Mountain’ {Kutsal Dağ – 1973} / Alejandro Jodorowsky

    14-) ‘Barry Lyndon’ (1975) Stanley Kubrick

    15-) ‘A Clockwork Orange’ {Otomatik Portakal- 1971} / Stanley Kubrick

    16-) ‘Stalker’ {İz Sürücü – 1979} Andrei Tarkovsky

    17-) ‘Deer Hunter’ {Avcı – 1978} / Michael Cimino

    18-) ‘Taxi Driver’ {Taksi Şoförü – 1976} / Martin Scorsese

    19-) ‘The Godfather’ {Baba – 1972} / Francis Ford Coppola

    20-) ‘The Godfather Part II’ {Baba 2 – 1974} / Francis Ford Coppola

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    Değerli listeleriyle ve yorumlarıyla dosyanın oluşumunda katkıda bulunan arkadaşlarımıza teşekkür ederim.

    Yine bazı arkadaşlarımızın yorumlarının fazlaca uzun olması ve konsepte uymaması nedeniyle bazı yerlerini kırpmak zorunda kaldığımı belirtmek isterim.

    ‘’2000’li Yılların En İyi 20 Filmi’’ için tıklayın.

    ‘’90’lı Yılların En İyi 20 Filmi’’ için tıklayın.

    ”80′li Yılların En İyi 20 Filmi” için tıklayın.

  • Sadıka Akay diyor ki:

    Yazılmış olan bütün yorumları okudum ve çok beğendim, bu listenin içinde olamamak beni üzdü. Liste hazırlayan ve kendileri için seçilmiş olan filmleri yorumlayan arkadaşların hepsinin eline, emeğine, yüreğine ve engin sinema bilgilerine sağlık :) Hepsi özenle hazırlanmış yazılar ve çok güzeller. Herkesin kendi dünyasından ve kendi bakış açısıyla yazdığı yorumlar okuyana da farklı bir pencereden baktırıyor.

    Bende bir ‘Kramer vs. Kramer’ {Kramer Kramer’e Karşı – 1979} Robert Benton, yorumu yazmayı çok isterdim ama birtakım olumsuzluklar bunu mümkün kılmadı. Başka bir sefere diyorum… İyi ki sizler varsınız, sinemanın büyüsü ile dolu nice yazılarla görüşmek üzere…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Listeler/yorumlar gerçekten güzel. Katılan herkesin emeğine sağlık.
    Aynı şeyleri ilk 20 için de söyleyebilirim. İçinde, “şu neden var ki!” denebilecek bir film yok bence. Sitemize yakışır bir sonuç çıkmış ortaya.

    Yeni Dalga’nın ve spagetti westernin altın çağını yaşadığı; Amerikan Sineması’nın başındaki “klasik” damgasından sıyrılıp yeni bir döneme girdiği; bütün dünyanın özgürlük rüzgarları ile çalkalandığı on yılın seçkisinde de görüşebilmek dileğiyle… Önce sağlık olsun.

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Çok güzel bir seçki olmuş, dönemin ruhunu da yansıtan bir seçki olmuş. Bugün izlenildiğinde de çok büyük keyifler verecek, başyapıtlarla dolu bir seçki… Katılan herkesin emeğine sağlık!

    60′lı yılları mı bekliyoruz.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Sizler için de uygunsa, müsait olduğumuz bir zamanda 60′lar yapalım derim. Çok bekletti. (Jef’in listesi, eğer değişmediyse hazırdır :)

    (Tabii 2 yıla yakındır girmediğim hotmail adresimin şifresini hatırlayabilirsem)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Mehmet yapalım bir 60′lar seçkisi, olmaz mı?

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Neden olmasın. İsteyin 20′lere kadar gideriz. Doğan hocamın da dediği gibi, yeter ki sağlık olsun.
    Mola bitti arkadaşlar. Film başlıyor :)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Mail adresime artık giremiyorum, senin adresin de ezberimde değil Mehmet.
    Eğer resmen başlarsak, format yazını lesamourai1091@yandex.com isimli yeni adresime göndermeni rica edeceğim.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Üstad ben kendi mail adresimi yazayım. Katılmak isteyen arkadaşlar belirlediğimiz tarihe kadar listelerini gönderebilirler.

    60′lı yılların en iyi 20 filmini seçiyoruz. Seçkimize katılmak isteyen arkadaşlar 10.02.2016 tarihine kadar 60′lı yıllarda çekilmiş 20 adet filmi sıralamayı da dikkate alarak clk.mehmet@hotmail.com adresine gönderebilirler. Sizden gelecek olan listeler doğrultusunda oluşacak olan ortak listeden payınıza düşen film(ler) hakkında yorum yazma süreci 12 Şubat tarihinde başlayacak olup 27 Şubat tarihinde sona erecektir. Mart ayında dosyamız yayımlanacaktır. Herkese kolay gelsin.

    Listelerini gönderecek arkadaşlardan aşağıdaki formatı dikkate almalarını rica ediyorum. Dosyayı hazırlama konusunda bana büyük kolaylık sağlayacaktır.

    1-) ‘Orijinal adı’ {Türkçe adı – Tarih} / Yönetmen

    2-) ‘Orijinal adı’ {Türkçe adı – Tarih} / Yönetmen

  • Jef _ Costello diyor ki:

    60′lar listesi duruyor da, 1 filmi değiştirdim..Bergman’ın Sessizlik filmini listeden çektim..:)
    **
    anlaşılan bu e-mail sorununu benden başka birileri de yaşıyor:)
    hesaplar karıştı..
    **
    50′ler listesini şimdi bitirdim, son 3 filmi zorla yerleştirdim(sevmediğim filmler) – 20-30-40′lardan bırakın en iyi 20′yi 10′ filmi bulmak zor olacak..

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    30′larla 20′lere bir şey diyemem, fakat 40′lar ve 50′lerden 20 nitelikli film çıkarmak hiç zor değil, ya da ben öyle düşünüyorum.

  • Jef _ Costello diyor ki:

    bence
    50′lerden 20
    40′lardan 10 veya 15
    30′lardan 10 veya 15
    20′lerden de 5 veya 10
    EN İYİ film çıkaralım:)

    (tabi derinlere dalanlar için sayı önemli değil; onu biliyoruz..:)

    filmleri (dönemleri) şöyle bir inceledim de, mesela 30′lardan 10 filmim hazır, 40′lardan da 10 filmim hazır yedekte de 5-6 film bekliyor:) — sonradan ekleme yapar mıyım bilmiyorum..
    20′lerden 10 film çıkar da, ben 5 film çıkarabildim..
    tabi daha 60′lardayız..50′lerde de sorun yaşayacağımızı sanmıyorum..(başkaları adına konuşunca kendimi kötü hissetim bak:)40′lar listesinde de hakeza öyle .

    Sanırım dönemleri iyice incelemek gerekiyor..Özellikle 1920-1950 arası dönem’de gömülü hazineler bulunabilir..

    **
    Bu arada sanırım ben 2000′lere katılamadım, içimde kaldı; O dönemle ilgili bir liste yapmam gerekiyor..:) (Yeterince değer verilmediğini düşündüğüm filmlere ağırlık vereceğim ..)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    60′lar bitmeden konuşmak erken olacak, fakat benim şöyle bir önerim var. 50′ler, 40′lar yine 20 film olabilir. Hatta zorlamayla (gerçi zorlanacağımızı düşünmüyorum) 30′lar 20 film olabilir.

    20′li yıllarla birlikte tarih aralığını genişleterek 1895′e kadar 20 film yapabiliriz.

    Sadece bir öneri!

  • Jef _ Costello diyor ki:

    ( Listeleri hazırlarken neler düşünüyorum- kriterlerim neler- listeler hakkında görüşler- ve dönemler hakkında düşünceler )

    **

    Filmleri dönem dönem incelediğimizde kalitenin belli yıllardan sonra ivmelenerek yükseldiğini- (sinemanın) belli bir seviyeye geldikten sonra da düştüğünü görüyoruz.(yani en azından ben öyle düşünüyorum:)
    **

    Bazı dönemler çok daha kaliteli fimler çekiliyor – bazı dönemler ise kaliteli filmler çekiliyor ama sayısal olarak azalma gözleniyor..
    **

    Örneğin ben liste hazırlarken dönemleri – (o yıllarda çekilen filmlerin çoğuna göz atıyorum..) (izlemediklerim de oluyor aralarından – çünkü hepsi izlenemez, izlenmemeli de zaten..)
    örneğin 20 tane en iyi film seçmem gerekiyor – ben 35 tane buluyorum – 15′ini eliyorum..ELEMEDEKİ KRİTERLERİM ŞUNLAR:
    -daha az kaliteli olanlar
    -daha çok popüler olanlar
    -genel listede olacağını tahmin ettiğim filmler
    -kaliteli olduğunu düşündüğüm ama sevmediğim filmler
    -listeye sokmak istediğim fakat listedeki diğer filmler arasında hiçbirini çıkartamadığım için liste dışı kalanlar.
    **

    Belki tekrar olacak (ve belki de sırası değil şimdi bunun:) ama ben 1940′lardan 12 film çıkardım ve 10 filmin listedeki yeri garanti..2 filmi eledim..bu listeye artık ne film sokabilirim, ne de bu listeden film çıkartabilirim..Yani öylece duracak bu liste..
    **

    1930′lardan zorla 10 film listeledim ve bu listeye en fazla 1-2 film alabilirim – ama dönemleri defalarca incelediğim için bu listede de herhangi bir değişiklik zor görünüyor..
    **

    1895-1920 de 11 film’im var, 1 film elenecek çünkü aynı yönetmenden aynı dönemde film listeye koymuyorum..
    **

    –>Aynı yönetmenden listeye film koymamak- popüler olan fakat abartıldığını düşündüğüm filmleri es geçmek – veya dönemin şartlarını göz önünde bulundurup -”- BU KADAR İYİ FİLM ÇIKIYOR – zaten zor şartlar” – (savaş – kısıtlı imkanlar – teknolojij yetersizlik) diyorum..
    Sanırım 1940′ların -1930-ların ve 1895-1920′lerin en iyi 20 film listesine – 2000′lerde olduğu gibi- dışarıdan katılacağım..(Listeler yayınlandıktan sonra..)

    *Listeleri merakla bekliyorum demek isterdim – ama o dönemde (1895-1949) çekilen filmlere göz attığımızda süprizi az olan listeler bekliyorum..Belki de yanılırım*
    ama

    gene de bu listelerin benim gözümdeki en büyük amacı – zevki
    KEŞFEMEDİĞİM FİLMLERİ KEŞFETMEK – SİTEDEKİ YAZARLARIN SİNEMAYA OLAN SEVGİSİni VE BAKIŞ AÇISINI İncelemek – tartmak…(Ve tabiki nostaljinin tadını çıkarmak..)

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Değerli arkadaşlar, yorum yazacağınız filmleri gönderdim. Şubat sonuna kadar yorumlarınızı gönderebilirsiniz.

    30′lara kadar 20 filmlik listelerle devam ederiz diye düşünüyorum ben de.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Mart ayına girmiş bulunmaktayız. Fakat ne yazık ki sadece dört filmin yorumu elime ulaştı. Eksik filmlerin tamamlanması için biraz daha süre verelim. Duyanlar, duymayanları haberdar etsin :)

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Bir kere daha böyle olmuştu galiba..Sürenin bu kadar uzun tutulmasına rağmen (36 gün:) yorumlar – listeler gelmiyorsa bir sorun vardır..Ben sürenin daha kısa tutulmasını ve yorumlar gelmediği takdirde – yorumlanmayan filmlerin sitede aktif şekilde yazan kişilerce yorumlanmasını tavsiye ediyorum..(Genel listeye giren filmleri yorumlayan kişiler izlemediyse ne olacak sorusu da başka bir kafa karışıklığı:)
    (Yorumlamayan kişilerin listelerinin es geçilmesi de işin cabası:)
    **
    Yarım önlemci politalar işe yaramaz maalesef:)
    **
    İşin sıkı tutulması gerekir..(Adam kayırmacaya da her zaman karşıyım:)
    *-*
    2016′dayız..5 yıl sonra 2010′lar listesini de yaparız diye umuyorum.. (ama tabi bu liste diğer dönemlere nazaran daha kalitesiz filmlerden oluşacak..:) –
    Ondan sonrası da Allah kerim..:)

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Bir süre daha bekleyelim. Yorumlar tamamlanmazsa önerdiğin çözüm yollarını deneriz. Bu arada Jef, Parmaklıklar Ardında yorum yazacağın filmdi. Bir de Batı’da Kan Var filmi var. Onu yorumlamak istemezsen ben alabilirim diye sormuştum ama cevap yazmadın :)

    30′lara kadar 20 filmlik listelerle ilerleyeceğiz. 20′li yıllarla birlikte tarih aralığını genişleterek 1895′e kadar 20 film yapacağız. Nihayetinde elimizde 180 filmlik bir arşiv oluşacak. Bu 180 filmlik arşiv bizim için aday filmler olacak ve herkes bu bu aday filmler arasından 20 filmlik kişisel listelerini seçecek. Böylelikle 100 filmlik ortak listeyi oluşturacağız :)

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Coold Hand Luke’yi yorumladım ve sana gönderdim – Bir Zamanlar Batı’da filmini ise sana bıraktım – maillerini kontrol etmeni isterim:) (veya tekrar yollayım:)
    **
    Ben 20lere 30-40′lara katılmayacağım ama Süreci (listeleri-) takip edeceğim:)
    **

  • okaliptus80 diyor ki:

    Sağlık ve huzur olsun önce, acelemiz yok. Paylaşmak en nihayet!

    Ne durumdayız Mehmet? Senin payına düşenlerle beraber, şu an kaç filmin yorumuna ulaşmış durumdayız?

  • Kadircan KENDİNİBİLİR diyor ki:

    Geç olsun da güç olmasın önemli olan paylaşım, bu gecikmeler bu listelerin tuzu biberi oldu artık diyebiliriz. 20′lerden geriye bir dönem olarak çıkarmak bence de en mantıklısı gibi. Finaldeki ortal liste şimdiden beni heyecanlandırdı doğrusu ama çok da acele edip, bu heyecanı harcamamak gerek diye düşünüyorum.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Benim payıma düşenlerle beraber toplamda on beş filmin yorumu hazır. Kapağımız da hazır :) İki arkadaşımızın göndereceği beş filmlik yorumla birlikte ortak listemiz tamamlanacaktır.

    Jef, eski posta kutusuna atmışsın yorumu :) Neyseki ulaştım yorumuna, sıkıntı yok.

    Ben de finaldeki ortak liste için şimdiden heyecanlandım :) Şöyle bir şey de var aday filmlerden 20 film seçmemiz 100 filme ulaşmak konusunda risk oluşturabilir. Aday 180 film arasından 50 film seçmek daha mantıklı gibi. Önerisi olan var mı arkadaşlar bu konuda?

  • Jef _ Costello diyor ki:

    “Ölme eşeğim ölme!”

    (Rastgele Balthazar’a selam)

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Değerli arkadaşlar, bir arkadaşımız iki film yorumunu salı gününe kadar gönderecekmiş. Bir diğer arkadaşımız ise bazı özel sebeplerden ötürü yazamaycakmış. Üç film yorumu için gönüllü arkadaşlar arıyoruz:

    ‘Au hasard Balthazar’ {Rastgele Balthazar – 1966} / Robert Bresson
    ’2001: A Space Odyssey’ {2001: Uzay Yolu Macerası – 1968} / Stanley Kubrick
    ’8½’ {Sekiz Buçuk – 1963} / Federico Fellini

    Birer paragraf yeterlidir.

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Sekiz Buçuk’u alabilirim.

    Önerin de mantıklı. Neticede “beğeni sırasına” göre listeleyeceğimiz için, sayının çok tutulmasında mahzur yok.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Haksızlık olmasın, listemizi şimdilik buradan yayımlayalım. Yorumlar tamamlanınca ayrıca dosyamızı yayımlarız. Sekiz Buçuk yorumu da değerli arkadaşımız Okaliptus’tan gelmiştir.

    60′lı Yılların En İyi 20 Filmi
    sşnemabuyusu60lar

    1-) ‘Psycho’ {Sapık – 1960} / Alfred Hitchcock
    2-) ‘Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb’ {Dr. Garipaşk – 1964} / Stanley Kubrick
    3-) ‘Le samourai’ {Kiralık Katil – 1967} / Jean-Pierre Melville
    4-) ‘Andrey Rublyov’ {1966} / Andrey Tarkovsky
    5-) ‘C’era una volta il West’ {Batıda Kan Var – 1968} / Sergio Leone
    6-) ‘Au hasard Balthazar’ {Rastgele Balthazar – 1966} / Robert Bresson
    7-) ‘Cool Hand Luke {Parmaklıklar Ardında – 1967} / Stuart Rosenberg
    8-) ‘Persona ‘ {1966} / Ingmar Bergman
    9-) ‘Midnight Cowboy’ {Geceyarısı Kovboyu – 1969} / John Schlesinger
    10-) ‘La battaglia di Algeri’ {Cezayir Bağımsızlık Savaşı – 1966} / Gillo Pontecorvo
    11-) ‘Blowup’ {Cinayeti Gördüm, 1966} / Michelangelo Antonioni
    12-) ‘Butch Cassidy and the Sundance Kid’ {Sonsuz Ölüm – 1969} / George Roy Hill
    13-) ‘Seppuku’ {Harakiri – 1962} / Masaki Kobayashi
    14-) ’2001: A Space Odyssey’ {2001: Uzay Yolu Macerası – 1968} / Stanley Kubrick
    15-) ‘Repulsion’ {Tiksini – 1965} / Roman Polanski
    16-) ‘Doctor Zhivago { Dr. Jivago – 1965} / David Lean
    17-) ‘To Kill a Mockingbird {Bülbülü Öldürmek – 1962} / Robert Mulligan
    18-) ’8½’ {Sekiz Buçuk – 1963} / Federico Fellini
    19-) ‘The Graduate’ {Aşk Mevsimi – 1967} / Mike Nichols
    20-) ‘The Apartment’ {Garsoniyer – 1960} / Billy Wilder

  • okaliptus80 diyor ki:

    Yeni Dalga fena çuvallamış :)

    Kişisel listeleri de görmek lazım tabii. Sıralamadaki yerler önemli.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Aynen öyle oldu :) Yeni Dalgadan filmler elbette kişisel listelerde vardı ancak farklı filmlerin tercih edilmesi ve biraz gerilerde durması sebebiyle ortak listede maalesef kendine yer bulamadı. Ortak listeye en çok yaklaşan film 28. sıradaki Godard başyapıtı Hayatını Yaşamak oldu.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    Açıkçası ben listeyi her zamanki gibi çok beğendim. Gönül isterdi ki en azından bir Godard ya da Truffaut filmi de yer alsın listede ama olsun. Umarım Jef de beğenir listeyi :)

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Dosya bölümüne *de* yorum yaparız – gene de ilk izlenimlerimi belirteyim:
    **

    ->Godart’ın en verimli olduğu yıllar 60′lar (Serseri Aşıklar(60), Çılgın Pierrot (65), Hafta Sonu67) )dan film olmaması ilginç..
    **
    Valla listelere – görüşlere saygılıyım da kubrick’ten iki film olması ve bana göre kubrick’in en kötü filminin 2.sırada olması komiğime gitti.(Kusuruma bakmayın.)(Ki bana göre uzay macerası da abartılan bir filmdir.)
    **
    ->Popüler olmayan “CEZAYİR savaşı”‘nı listede görmek sevindirici.
    **
    ->Bana göre “Atları da vururlar” ve “Onibaba ” adlı filmler bu listeye girmeyi kesinlikle hakediyor; ama tabi bu ortak bir liste:)
    **
    sıralamadaki son 5 filmden de hiç hazetmem:)

    ->Çek-Japon yeni dalgadan – underground-deneysel işlerden de bir iki film görmek isterdim doğrusu..(Kişisel listelerde vardır sanırım..)

  • Jef _ Costello diyor ki:

    “60′lı yılların en iyi 20 filmini seçiyoruz. Seçkimize katılmak isteyen arkadaşlar 10.02.2016 tarihine kadar 60′lı yıllarda çekilmiş 20 adet filmi sıralamayı da dikkate alarak clk.mehmet@hotmail.com adresine gönderebilirler. Sizden gelecek olan listeler doğrultusunda oluşacak olan ortak listeden payınıza düşen film(ler) hakkında yorum yazma süreci 12 Şubat tarihinde başlayacak olup 27 Şubat tarihinde sona erecektir. Mart ayında dosyamız yayımlanacaktır. Herkese kolay gelsin.”
    **

    Oscar schindler mehmet çelik, o kadar yahudiyi kurtardın ama bir listeyi 21 gündür yayınlayamıyorsun:) – salı günü yorum gelecek dendi o da yalan çıktı galiba:)

    valla böyle devam ederse ben 50′lere de katılmayacağım, seyirci de olmayacağım:)
    **
    okaliptus80′nin kişisel listesini merak ediyorum, en az 10 tanesini tahmin ediyorum, diğer 10′u önemli benim için..Diğer arkadaşların listelerini açıkçası pek merak etmiyorum..:) İyi akşamlar..

  • Kadircan KENDİNİBİLİR diyor ki:

    Genel olarak çok şaşırttı liste beni. Özellikle Godard’ın “A bout de souffle” gibi bir filminin seçkiye girememesine ihtimal bile vermezdim. Yeni Dalga’nın çuvallaması tamamıyla ters köşe oldu. Tabi ki listedekiler iyi ve önemli filmler onda şüphe yok. Ama yaptığımız seçkiler arasında en beğenmediğim liste oldu diyebilirim. Yine de herkesin ellerine sağlık!

    Sevgili Mehmet Mart ayı derken çıkabilecek aksilikleri belki de tahmin ettiğinden yayımlama tarihini biraz ucunu açık bırakmış. Daha yapıcı eleştiriler yaparsak sanıyorum ki buradaki paylaşımlarımızı daha da keyiflendirebiliriz.

  • Mehmet Çelik diyor ki:

    60′lar seçkisinde özellikle tek tek arkadaşlara duyuru yapmadım. Sebebi önceki seçkilerde yaşanan aksaklıklardı. Duyuruyu buradan yaptım ve sorumluluğunu üstlenen arkadaşlarımız seçkiye katıldılar. Dolaysıyla seçkinin yayımlanmamasının benimle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.
    Yahudilerle ne şekilde bir bağlantı kurduğunu tam olarak anlayamamış olsam da yorumlarını gönderememiş olan iki arkadaşımızla ilgili açıklama yapmak durumundayım. Bu arkadaşlarımızdan biri Şırnak’taki tatsız olayların yaratmış olduğu sebeplerden ötürü zaman ayırma konusunda sıkıntı yaşarken, bir diğeri de yakın zaman önce bir yakınını kaybetmiş, dolaysıyla oldukça haklı sebebpleri bulunmaktadır. Önceki seçkilerde sorumluluklarını en ön sırada yerine getirmeye gayret eden arkadaşlarımızdır.
    Biraz daha sakin Jef, dünyayı kurtarmıyoruz. Altı üstü ortak seyir zevklerimizden gerek bize gerekse okurlarımıza kaynak olması amacıyla dosyalar oluşturuyoruz. İstediğin Okaliptus’un listesi olsun :)

    1-) ‘Psycho’ {Sapık – 1960} / Alfred Hitchcock

    2-) ‘Le samourai’ {Kiralık Katil – 1967} / Jean-Pierre Melville

    3-) ‘Butch Cassidy and the Sundance Kid’ {Sonsuz Ölüm – 1969} / George Roy Hill

    4-) ‘Z’ {Ölümsüz – 1969} / Costa-Gavras

    5-) ‘Mne dvadtsat let’ {Yirmi Yaşındayım – 1965} / Marlen Khutsiev

    6-) ‘Repulsion’ {Tiksinti – 1965} / Roman Polanski

    7-) ‘La battaglia di Algeri’ {Cezayir Savaşı – 1966} / Gillo Pontecorvo

    8-) ‘C’era una volta il West’ {Batıda Kan Var – 1968} / Sergio Leone

    9-) ‘Seppuku’ {Harakiri – 1962} / Masaki Kobayashi

    10-) ‘They Shoot Horses, Don’t They?’ {Atları da Vururlar – 1969} / Sydney Pollack

    11-) ‘The Apartment’ {Garsoniyer – 1960} / Billy Wilder

    12-) ‘La dolce vita’ {Tatlı Hayat – 1960} / Federico Fellini

    13-) ‘Persona’ (1966) / Ingmar Bergman

    14-) ‘Week End’ {Hafta Sonu – 1967} / Jean-Luc Godard

    15-) ‘Terra em Transe’ {Kendinden Geçmiş Ülke – 1967} / Glauber Rocha

    16-) ‘Sedmikrásky’ {Papatyalar – 1966} / Vera Chytilova

    17-) ‘Planet of the Apes’ {Maymunlar Cehennemi – 1968} / Franklin J. Schaffner

    18-) ‘The War Game’ {Savaş Oyunu – 1965} / Peter Watkins

    19-) ‘Night of the Living Dead’ {Yaşayan Ölülerin Gecesi – 1968} / George A. Romero

    20-) ‘Kuyu’ (1968) / Metin Erksan

    Okaliptus80′in kişisel seçkisidir.

  • Jef _ Costello diyor ki:

    “60′lar seçkisinde özellikle tek tek arkadaşlara duyuru yapmadım. Sebebi önceki seçkilerde yaşanan aksaklıklardı. Duyuruyu buradan yaptım ve sorumluluğunu üstlenen arkadaşlarımız seçkiye katıldılar. Dolaysıyla seçkinin yayımlanmamasının benimle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.”

    **

    –>Yorum yapacak ve liste gönderecek arkadaşların bu siteye ne kadar umursadığı tartışma konusu bence..Eğer öyle olmasaydı BAHENELER VE YALANLAR olmazdı zaten:)
    (Burada 5-6 kişi aktif, diğerleri okuyor; burdan bile anlayabilirsin bu arkadaşların listelerde ve yorumlamalarda sorun çıkartacağını..Kimseyi korumaya ve aklamaya gerek yok bence.)
    (Ki bu sorun bir kere olmuyor senin dediğin gibi; hayır, sorun olabilir ama verilen söz her zaman yerine getirilmelidir..)

    **
    Şimdi şöyle söyleyeyim:


    oscarmehmet çelik, olaylara ince -biraz- mizah katan biriyim; birkaç gün önce piyasada olmayan bir kitap için bir sahaftan söz almıştım: sahaf bana arkadaşının kitabı rafta bulamadığını ben otobüsteyken söyledi; ona: “gidip ben arayım bulurum” bile demedim; adam karaborsacı..kendini kurnaz sananlardan..
    herneyse bu kitap için bir sahaftan da söz aldım: adam bana telefonda “ben cenazedeyim” cümlesini ben otobüsteyken söyledi:) dükkanına gittim dükkan kapalıydı..dükkanın önünde bol bol küfr ettim kendisine, taş aldım ve camını kırdım dükkanının..arka sokaklardan tüydüm..Adam tony montana’nın: “SÖZÜNDE DURMAYAN BİRİ, HAMAMBÖCEĞİDİR” sözünü idrak edememiş, egoizmin dibine vurmuş, hayatı boyunca maskelerle kuşanarak ayakta kalan bir parazitten başka bir şey değildi..Bunu niye anlattım, canım istedi:)


    (Bu yakını kaybeden adamın yakının ölmesi o adamı bağlar, ama o adamın verdiği söz ise her ikimizi bağlar; O yüzden o adamın yakınını kaybetmesi benim zerre umrumda değil..Onun bana verdiği söz önemli..)

    **
    –>Bence sen olayı fazla kişiselleştirme, ya söz (tarih) verme, ya da bizi önceden bilgilendir..Bilgilendirmeler doğru olmazsa, itibar kaybı yaşanır..
    ->Valla dünyayı kurtarmayı değil, yıkmayı isteyenlerden ben..:) (çünkü dünya toplama kampına döndü..çipli kimliklerle herkes zararsız koyuna dönüşecek..)

    **

    (Başkasının açtığı dosyada yazdığımız yazıları silememek veya düzeltememek kötü bir şey..)

    (Kendi yazılarımızda düzenleme ve silme var ama başka yazarın yazdığı yazıda kendi paylaşımlarımızı düzeltme ve silme gibi bir buton yok maalesef..)
    **

    –>Okaliptus80′nin listesi üç aşağı beş yukarı kafamdaki gibi, benim listeyi görünce kendi listesini sorgular belki:) (Ne Zaman göreceği işe şüpheli.)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Gecikmeler olabilir, bunu fazla büyütmemek gerekir. Tamam tarih de verilmiş olabilir; ama olsun. Biz burada birlikte bir seçki oluşturuyoruz, başka da bir şey yapmıyoruz. Şimdi ya da sonra… Bizim bu seçkileri yapmamızdaki amaç, sadece filmlerdeki çeşitliliği (farklı katılımcılarla) yakalamak değil, yorumlardaki çeşitliliği de sağlamaktır. Ben yorumumu 1 ya da 2 Mart’ta gönderdim, zira internet problemim vardı, iş yerinde sorunlarım vardı v.s.

    Başkasının yazısında, kendi paylaşımlarımızı düzenlemenin sakıncası yok; ama başkasının yazısına müdahale etme durumu da söz konusu.

    Listeyi beğendim. ‘Psycho’nun liderliği kaptırmayacağını biliyordum. Beni yanıltmadı.
    Evet ‘Yeni Dalga’ çuvallamış. Bence ‘Yeni Dalga’ kendini sorgulasın. Neden Melville, Bresson filmleri var da biz yokuz, diye:) Gerçi Melville…
    ‘Dr Garipaşk’ın o kadar üstlerde yer alması biraz şaşırtıcı, ama listenin de bana göre olmazsa olmazlarından. En kötü filmi olma konusunda da ondan önce ‘Shining’ ve ‘Full Metal Jacket’ var, belki onlardan sonra, daha kötüdür:)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘Yeni Dalga’ demişken ‘Shadows’ da olsaydı listede:)

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler