– Sinema 115 Yaşında –

1895 yılının 28 Aralık Gecesi Paris’te Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe’de 33 biletli izleyici, günlük yaşamdan alınmış karelerden oluşturulmuş filmi izlediler. İşte bu şekilde doğan sinema, bugün 115 yaşında. Daha nice nice yıllara…

Sinema tarihinden sayfalar;

1 – Sinema mı doğuyor? Yıl 1895

‘La Sortie des usines Lumière’ {Lumiere Fabrikası’ndan Çıkan İşçiler}, yaklaşık 1 dakika uzunluğa sahip olan bu film, halka açık gösterimi yapılmış olan ilk film olarak kabul edilir. Bu filmi izleyen 33 biletli izleyici ise sinemanın doğumuna bizzat tanıklık etmişlerdir.

2 – O yıllarda bir Bilimkurgu filmi mi, hem de Jules Verne uyarlaması. Kimilerine göre sinemanın gerçek anlamda doğduğu ilk film. Yıl 1902

‘Le Voyage dans la lune’ {Ay’a Yolculuk}, 14 dakika uzunluğundaki bu film bilimkurgu türünün atası olarak kabul edilmektedir. Yönetmen Georges Méliès filmlerinde bir olay örgüsünü anlatma, karakter oluşturma gibi o dönem için yeni sayılabilecek pek çok şeyi kullanmıştır. Ayrıca filmlerinde, film hilelerini de kullanmıştır.

3 – Birçok anlamda ilklerin filmi olarak kabul edilen, fakat bunların çoğunun tartışmalı olduğu bir film; Yıl 1903

‘The Great Train Robbery’ {Büyük Tren Soygunu}, sinema tarihçilerinin büyük bir bölümüne göre hem ilk ‘konulu film’, hem de ilk ‘Western’ olduğu kabul edilir. Bu nitelikleri taşıyan daha önceden çekilmiş filmler olduğu yönünde görüşler mevcut. Ayrıca şu niteliği de tartışılmakta, o güne kadar çekilmiş olan en uzun süreye sahip film olma özelliği. Zira bu film öncesinde daha uzun süreli filmin olduğunu söyleyenler var… Şu niteliği ise tartışılmaz, ‘yeniden çevrimi yapılan ilk film’.

4 – ‘Bir Ulusun Doğuşu’ ya da Klasik Amerikan sinemasının doğuşu. Yıl 1915

‘The Birth of Nation’ {Bir Ulusun Doğuşu}, yönetmen D.W. Griffith sinemayı sanata dönüştüren, sinema dilini oluşturan, kurgunun önemini farkeden, film teknikleri anlamında varolan teknikleri geliştiren ilk önemli yönetmendi. Bu filminde Amerika tarihinde önemli bir yeri oluşturan, ‘İç Savaş ve Yeniden İnşa’ dönemini anlatmaktadır. Her ne kadar ırkçılık yapsa da sinema tarihi açısından son derece önemli bir filmdir…

5 – ‘Mahşerin Dört Atlısı’ mı, yoksa sinema adına çok önemli bir olay mı? Yıl 1920

Ernst Lubitsch, Robert Wiene, Fritz Lang ve F.W. Murnau gibi dev yönetmenler öncülüğünde, tüm dünyayı etkileyecek olan ‘Alman Dışavurumculuğu’ akımı ortaya çıktı. ‘Das Cabinet des Dr. Caligari.’ {Dr. Caligari’nin Muayenehanesi} filmi bu akımı en iyi temsil eden filmlerden birisidir.

6 – Çağdaş Sinemanın öncüsü bir adam, sinemada devrim yapan bir film; Yıl 1925

‘Bronenosets Potyomkin’ {Potemkin Zırhlısı}, Sergei M. Eisenstein; Odessa’da Potemkin Savaş Gemisi’nde meydana gelen isyanı ve gemiyi karşılamaya gelenlerin Çar’ın askerleri tarafından kanlı bir şekilde dağıtılmasını büyük bir ustalıkla, unutulmaz sahnelerle dantela gibi işlemiştir.

7 – Tam bir sinema dahisi. Yıl 1925

‘The Gold Rush’ {Altına Hücum}, bol pantolonu, melon şapkası ve bastonuyla büyük yığınlarla birlikte Alaska’ya altın aramaya giden; burada açlığa, susuzluğa, kötü hava şartlarına karşı koyan, icabında ayakkabı bağcıklarını spagetti gibi yiyebilen bir adam. Komedi ve trajedi öğelerinin müthiş bir denge ile harmanlandığı unutulmaz bir film. Birbirinden güzel sahneleri de cabası.

8 – Büyük yönetmen kime mi denir? Yıl 1926

‘Mat’ {Ana}, sessiz sinema döneminin en etkileyici başyapıtlarından birisidir. Maksim Gorki’nin aynı ismli romanından uyarlanmıştır, oldukça farklı ve bir o kadar da başarılı bir uyarlamadır. Vsevolod Pudovkin sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden birisidir. Çoğu yönetmen tarafından örnek alınmış, bir mihenk taşıdır.

9 – Yıl 2020, pardon:) Yıl 1927

‘Metropolis’, işçiler çok zor şartlarda yeraltında yaşarlarken, onları yöneten kesim yer üstünde çok daha iyi yaşam koşullarında gününü gün etmektedir… Aynı zamanda Metropolis, Sinema tarihinde çekilmiş ilk epik bilimkurgu film olarak kabul edilir… İleri bir teknoloji kullanılmasından dolayı film, çok çok iyi bir geleceği görme denemesidir. İzleyenler üzerinde hayranlık uyandıracak bir etkiye sahiptir. İnanılmaz tasarımlar, hem de o yıllarda…

10 – Artık konuşabiliyorum. Yıl 1927

‘The Jazz Singer’ {Jazz Şarkıcısı}, ilk sesli film olarak sinema tarihine geçmiştir. Film, Jazz şarkıcısı olmak isteyen bir oğul ile, onun bir din görevlisi olmasını isteyen babayı anlatır. İdeallerini bir yana bırakıp babasının isteğini yerine getiren bir oğul kısacası…

11 – Acaba hepsi bir arada olur mu? Yıl 1929

‘Un chien andalou’ {Bir Endülüs Köpeği}, Şiirsel, düşsel ve sürrealist bir film. Luis Buñuel ve Salvador Dalí ortak çalışmasının ürünü harika bir ‘ilk film’. Filmde olan hiçbir şeyin mantıklı bir açıklaması yok. Bunu Buñuel’in kendisi söylüyor… Muhteşem filmleriyle bize güzel anlar sunan, büyük ustadan parlak bir başlangıç.

12 – Tüm zamanların en iyi savaş karşıtı filmlerinden biri mi? Yıl 1930

‘All Quiet on the Western Front’ {Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok}, öğretmenlerinin savaşla ilgili konuşmalarından etkilenip savaşa giden bir grup genç öğrencinin yaşadıkları, anlatılır filmde. Savaşın kötülüğüne her karesinde vurgu yapmakta. Gençlerin yaşadıkları hayal kırıklıkları ince bir şekilde verilmektedir filmde. Muhteşem görüntüleri ile akıllara kazınan, her karesinde savaş karşıtı tavrını gösteren bir film.

13 – Pek bilinmez, ama hakkı teslim edilmesi gereken çok büyük bir yönetmen o. Yıl 1931

‘Le Million’ {Milyon}, Ses öğesini görsel anlatımın tamamlayıcı ve güçlendirici bir parçası olarak kullanmayı başaran ilk yönetmen René Clair olmuştur. Bu filmde bunu öylesine ustalıkla göstermiştir ki, filmde oyuncuların yaptıkları hareketler son derece doğal gözükmekte, onun dışında mekan üzerindeki insanın abartıdan uzak davranışları da net bir şekilde gözükmektedir…

14 – Bir öğretmen ve onun öğrencilerine okuttuğu ders kitabı. Yıl 1960

‘Psycho’ {Sapık}, Klasik Amerikan sinemasının sonu, Modern Amerikan sinemasının başlangıcı… 40 bin Dolar parayı alıp kaçan Marion (Janet Leigh) ile Norman(Anthony Perkins)’ın yolları, Bates Motel’de kesişir. Sonrası bir Alfred Hitchcock filmi işte:) Marion banyo yaparken bir gölge, -o da ne- elinde bir bıçakla yaklaşır…

Öyle bir ders kitabı ki sonrasındaki büyük yönetmenler mutlaka bu kitabı okumuşlardır.

15 – ‘Artık seni sevmiyorum’. Yıl 1961

‘La Notte’ {Gece}, Çiftler arasında yaşanan iletişimsizliği, usta bir sinema diliyle; müthiş görüntüler eşliğinde anlatan, unutulmaz bir film. Jeanne Moreau ve Marcello Mastroianni’nin mükemmel oyunculuklarıyla; Michelangelo Antonioni’nin usta yönetimiyle harika bir film ortaya çıkmış…

16 – Sinema ‘Baba’sına kavuştu. Yıl 1972

‘The Godfather’ {Baba}, Corleone ailesinin yaklaşık yüz yıllık öyküsünü anlatan epik gangster filmi. Filmi öncelikle Arthur Penn, Peter Yates, Costa-Gavras’tan birinin çekmesi istenmiş, bu isimler uygun durumda olmadıkları için Francis Ford Coppola’ya verilmiştir. Coppola ustalığıyla; Marlon Brando, Al Pacino, James Caan, Robert Duvall, John Cazale, Diane Keaton gibi usta oyuncu kadrosuyla unutulmaz bir filme dönüşmüştür… Usta yönetmen Coppola, sinemaseverlere ”reddedilemeyecek bir teklif” yapmıştır…

17 – Sıradan bir hırsızlık olayı mı, hadi canım sende. Yıl 1976

‘All The President’s Men’ {Başkanın Bütün Adamları}, Washington Post gazetesi muhabiri Bob Woodward (Robert Redford) ile Carl Bernstein (Dustin Hoffman) sıradan bir hırsızlık olayını haber yaparlar. Ancak soyguncuların bağlantıları araştırıldığında, Başkan Nixon’unda bunun bir parçası olduğu bir skandal (Watergate) ortaya çıkarılır. Sonuç muazzam bir gazetecilik başarısı…

18 – Oysa herşey çok güzeldi. Yıl 1983

‘E la nave va’ {Ve Gemi Gidiyor}, Fellini’nin anılarından ve düşlerinden yola çıkarak yaptığı filmlerinden birisi… Film 1. Dünya Savaşı yıllarında geçer, Prima Donna Tetua’nın küllerini taşıyan bir gemi İtalya’dan ayrılır. Her türlü konfora sahip bu lüks gemi, Tetua’nın yakınları ve sanatçı dostlarıyla doludur. Önceleri herşey çok güzel gider, sonra…

19 – Bir dahi doğuyor. Yıl 1915

Dahi sinemacı Orson Welles doğdu. Henüz 26 yaşında çekmiş olduğu ‘Citizen Kane’ {Yurttaş Kane} filmi, tüm zamanların en iyi filmleri seçkilerinde her daim en üstlerde yer almakta… Aynı zamanda güçlü bir oyuncu olan Orson Welles, sinemaya birçok alanda katkılar yapmıştır… Kendisinden sonraki yönetmenleri önemli ölçüde etkileyen Orson Welles, yeni kuşak yönetmenler için iyi bir öğretmen olmuştur…

20 – Düşlerin yönetmeni doğuyor. Yıl 1920

Çocukluğunda ve gençliğinde yaşadığı yerleri ve çevresindeki insanları çektiği filmlerinde kullanan. Filmlerinde sürrealist öğelerle birlikte, düşlerinden ve anılarından yararlanan bir büyük yönetmendir Federico Fellini… Gündelik yaşantısını filmlerine başarıyla aktaran Fellini, gerçek mesleği olan gazeteciliği ‘La Dolce Vita’ {Tatlı Hayat} filminde başarıyla yansıtmıştır.

21 – İkisi bir arada (Şiirsellik, gerçeklik). Yıl 1934

Tüm zamanların en etkileyici filmlerinden birisine (’L’Atalante’) imza atan, muhteşem bir yönetmen; Jean Vigo. Yeni bir akımın mimarlarındandır, aynı zamanda; ‘Şairane Gerçekçilik’.

22 – Sinemayla birlikte doğmuş adamın ölümü. Yıl 1966

Filmlerdeki ifadesiz yüzünden dolayı ‘büyük taştan surat’ lakabıyla anılan bir büyük Oyuncu / Yönetmen Buster Keaton. Çok farklı komedi anlayışıyla, kendine özgü bir oyuncu-yönetmen. Tıpkı Chaplin gibi yazan, yöneten, oynayan bir ustaydı. Farklı sinemasal kimliği ve muhteşem filmleri ile sessiz sinema döneminin en ünlü komedyenlerinden biriydi.

23 – Derin gerçekçilik mi? Yıl 1943

‘Vredens dag’ {Öfke Günü}, Danimarka sinemasının dünyaya armağan ettiği çok büyük bir sinemacı, ustaların ustası (inanın abartmıyorum). Filmlerinde derin gerçekliği arayan Dreyer, bu filminde yine biz sinemaseverlere çok özel lezzetler sunuyor. Siyahı ve beyazı muhteşem bir şekilde kullanıyor. Fazla devingen olmayan kamerasıyla, çok özel bir filme imza atmış (ya da ben öyle düşünüyorum).

Trier neden seviyor bu adamı?

24 – Yani şimdi sadece bir soygun filmi olarak mı bakacağız; bu filme. Yıl 1956

‘Bob le flambeur’ {Kumarbaz}, kanaatimce Jean-Pierre Melville’in en yetkin işlerinden biridir, bu film. Sonrasındaki birçok soygun filmine esin kaynağı olmuş bir külttür aynı zamanda… Özenle oluşturulmuş Melville karakterleri ve mekanları. İzlendiğinde insana çok keyifli anlar yaşatan, eskimeyen bir filmdir benim nazarımda daima.

25 – O kadar filmde oynadı, çektiği bir filmle efsane oldu. Yıl 1955

Evet Charles Laughton’dan ve onun harika filminden ‘The Night of the Hunter’ {Caniler Avcısı} bahsediyorum. Muhteşem görüntüler sunan, film-noir’in zirvelerinden birisi olan film. Robert Mitchum’un oyunculuğu A sınıf. ‘Love’, ‘Hate’ diyorum, başka da bir şey demiyorum.

26 – ‘Roma, città aperta’ Roma Açık Şehir’. Yıl 1945

2. Dünya savaşından sonra ortaya çıkıp tüm dünyayı etkileyecek bir akımın habercisi olan bir film. Evet İtalyan Yeni Gerçekçiliğinde bahsediyorum. Kısa bir süre etkili olmasına rağmen etkisi itibariyle sınırları kat kat aşan bir akımdır. Akımın sac ayakları olarak; Visconti, Rossellini, De Sica sayılabilir.

27 – Türk Sinemasının minimalizm ile tanışması. (1965) Metin Erksan, Sevmek Zamanı ile ilk kez fotoğraf karelerini andıran görüntüler eşliğinde sinemanın şiirselliğini gözler önüne seriyor ve pek az diyalogla bir çok şeyin anlatılabileceğini ortaya çıkarıyordu. Bu başyapıt, Türk Sinemasının önemli eşiklerinden biri olduğu gibi benim de o dönemden – 60′lar – defalarca izlediğim tek Türk filmidir.

28 – Türk Sinemasının yeni gerçekçilik ile tanışması. (1970) Umut’ta Yılmaz Güney, İtalyan Sinemasının etkileriyle birlikte yalın bir dil kullanarak saf gerçekçiliği göstermiştir. Güney’in daha sonraki filmlerinde de göreceğimiz siyasi duruş ilk kez bu filmde görünmektedir. Sinemamızın en iyi filmlerinden olan Umut detaylardaki zenginlik bağlamında da çok önemli bir yere sahiptir.

29 – Savaş ve acı hakkında mı; yoksa sınıfsal ayrımlar hakkında bir film mi? Yıl 1952

‘’ Jeux interdits’’ {Yasak Oyunlar}, Savaşın yıkıcılığı ve bunun çocuklar üzerindeki etkisini derinlemesine işleyen etkileyici bir Fransız filmi.

30 – Dedektif, kurbanına mı aşık oluyor? Yıl 1944

‘’Laura’’, Bütün zamanların en çok sevilen, en çok etkilenilen polisiye filmlerinden; ilk karesinden itibaren seyircisini diken üstünde tutan etkili bir film-noir örneği.

31 – Marx Kardeşlerle kahkaha bir ömür boyu. Yıl 1933

‘’ Duck Soup’’, Bir an bile kalitesini yitirmeyen, her sahnesi kahkaha garantili, Marx Kardeşlerin harikalar yaratıp sonraki kuşakları da etkilediği, savaşa yönelik kısa ve etkili bir hiciv.

32 – Öykü bahane, Film şahane. Yıl 1941

‘’The Lady Eve’’, Basit bir konu üzerinden iki usta oyuncunun (Fonda – Stanwyck) ve performansının zirvesinde bir yönetmenin (Sturges) harikalar yarattığı büyüleyici bir romantik komedi.

33 – Ealing için fazla karanlık. Yıl 1949

‘’Kind Hearts and Coronets’’ {Yumuşak Kalpler}, Aristokrasiyi alaya alırken soğukluğundan asla taviz vermeyen, senaryonun sivri mizahıyla ve Alec Guinness’in sekiz farklı performansıyla harikalar yarattığı harikulade bir film.

34 – Evrim, Monolit, Uzay. Yıl 1968

‘’2001:a Space Odyssey’’ {2001:Uzay Macerası} , İlk defa bir bilimkurguda ciddi bir konuyu derinlemesine ele alan, görsel ve işitsel dili dillere destan, günümüzde bile gizini koruyan, bir dehanın sinema tarihine armağanı.

35- Yeni Dalga’ya merhaba. Yıl 1959

”A Bout de Souffle” {Serseri Aşıklar}, ”Yeni Dalga” akımının ilk filmi olmasa da; böyle bir akımın varlığını tüm dünyaya duyuran sıradışı bir film.

36- Lean’in Büyük Umutlar’ı. Yıl 1946

”Great Expectations” {Büyük Umutlar}, ‘Büyük’ bir romanı, ana metinden bir şey kaybettirmeden ‘büyük’ bir başarı göstererek ‘büyük’ bir ustalıkla çekilmiş ‘büyük’ bir film.,

37- I’m singin’ in the rain…Just singin’ in the rain…Yıl 1952

”Singin in the Rain” {Yağmur Altında}, Bütün zamanların en çok sevilen müzikal filmlerinden; hızlı tempolu, nostaljik ve neşeli bir romantik komedi.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“– Sinema 115 Yaşında –” bu yazı hakkında 9 yorum var

  • Tony Montana diyor ki:

    Merhaba arkadaşlar. Uzun bir aradan sonra tekrardan sizlerle birlikte olmak benim için çok güzel bir duygu. Bu arada herkes nerde ?

  • oscar1895 diyor ki:

    Burdayız Tony, seni görmek de güzel:)

  • milsin diyor ki:

    yine harika bir yazı eline sağlık rashomon…

  • Tony Montana diyor ki:

    Merhaba milşin.Seni görmekte güzel. Evet uzun süredir ortalıkta yoktum. Kendimi biraz toparlamam gerekiyordu. Şimdi kendime geldim sayılır. Tabii karşınızda yeni ve geliştirilmiş bir montana var. Matematiksel olarak ifade edersek Toni’nin , Tony’e dönüşmesi Kubrick’in 2001: Uzay Macerası’nı [ yaklaşık 4 yılda tamamladığını hatırlıyorum ]çekmesinden daha uzun sürdü. :-))) Bu sefer uzun süreli arazi olmayacağım. :-))

  • milsin diyor ki:

    selam tony hoşgeldin…

  • November76 diyor ki:

    Merhaba arkadaşlar,

    Sinemanın 115. yılı kutlu olsun.

    Hoşgeldin Tony, seni görmek güzel.

    Oylamalara katılan tüm üyelere ve okuyuculara teşekkür ederim.

    Ve oyların sayımı için emek harcayan Oscar ve Rashomon’a da teşekkür ederim. İkisi olmasaydı yıllardır bu kutlamaları yapamazdık, yıllar geçtikçe sinema sevgilerine hayranlığım da artıyor.

  • Rashomon diyor ki:

    Öncelikle şunu düzelteyim; bu yazı ‘Oscar1895′ ve Wong Kar Wai’ arkadaşlarımızın katkılarıyla oluşturulmuştur. Ben hepsini birleştirip o şekilde yazdım. Bunu belirtmeyi unutmuşum özür dilerim.

    Dün akşam aranızda olamadım, zira bir gün öncesinde listelerden dolayı sabahlamıştım. Uyumuşum:)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Nefis bir yazı olmuş, emeklerinize sağlık.
    Ve nice senelere sinema!

  • mavi diyor ki:

    Uzun bir aradan sonra yine burdayım…Neler kaçırmışım meğer :((( Harika bir yazı katkıda bulunanlarla beraber eline emeğine sağlık…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler