Sensiz Ömrüm Olsun…Bana Beni Geri Ver…

Zamanın eli değdi bize
Çoktan değişti her şey
Aynı değiliz ikimiz de.
Zaaflarına bir gece
Hatalarına bir nilüfer
Sevgisizliğine bir kalp verdim
Artık geri ver.
Geri veremezsin aldıklarını
Artık geri ver
Geri verilmez hiçbir yanılgı.
Yokluğuma emanet et
Sende benden kalanları.
Her şeyi al
“Bana beni geri ver”
Bir şansım olsun
Başka yer, başka zaman
“Sensiz ömrüm olsun…”

-Murathan Mungan-

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Sensiz Ömrüm Olsun…Bana Beni Geri Ver…” bu yazı hakkında 2 yorum var

  • mavi diyor ki:

    İzlediğim en ilginç filmlerden bir tanesiydi.Aşık oluyorsunuz ve bir süre sonra aşık olduğunuz kişi tarafından onun hafızasından silindiğinizi öğreniyorsunuz. Bu acı sizi kahrediyor ve hemen sizde aşkınızı aklınızdan silmek için aynı yönetimi kullanıyorsunuz. Silme işlemi başladığında ise es geçtiğiniz ve hesaba katmadığınız bir organınız bu silme işlemine dur demeye çalışıyor ve siz kalbiniz ve aklınız arasında gelip giderken sahip olduğunuz en güzel hatıralarınız çoktan silinmeye başlıyor bile…İzlerken beni bir hayli yormuş olmasına rağmen izledikten sonra bende derin düşünceler meydana getiren nadir filmlerden bir tanesi oldu izlenmeyi fazlasıyla hak eden bir film…

  • oscar1895 diyor ki:

    Bir modern zamanlar başyapıtı olduğunu kimse inkar edemez sanırım.

    Popüler oyuncu kadrosundan oldukça başarılı performanslar izliyoruz. Özellikle Kate Winslet her zamanki gibi harikalar yaratmış. Hatta Winslet’ın hala performansının zirvesine bu filmle çıktığını düşünüyorum. Carrey de birkaç defa kalıplarının dışına çıkmayı denemiş ancak esas kalıplarının dışındaki muhteşem performansını bu filmle sergilemişti.

    Filmin müzikleri de yine şahane olmuş. Özellikle giriş ve kapanış jeneriğinde çalan Everybody’s Got To Learn Sometime şarkısı hala taptaze duruyor.

    Kurgu yine göz kamaştırıcı derecede muhteşem. Senaryoda üzerinde durulan tema kurgunun da etkisiyle çok daha güçlü kılınmış ve anlatılmak istenen, en muhteşem şekilde anlatılmış.

    Yani filmimiz her açıdan mükemmel; lakin filmin en büyük kozu hiç kuşku yok ki; Being John Malkovich, Adaptation gibi filmlerin zeka küpü yazarı Charlie Kaufman. Muhtemelen en iyi senaryosu olan bu eser, karşı konulması güç derecede etkileyici bir anlatım gücüne sahip. Öyle ki, senaryonun çok da iyi beyazperdeye aktarıldığından şüpheliyim ben. Björk ve Massive Attack gibi müzisyenlerin video klipleriyle tanınan (ki bu işte başarılı olduğu konusunda hemen herkesin hemfikir olduğu) Michel Gondry’nin bu akla zarar senaryonun üstesinden ne kadar gelmiştir doğrusu bilemiyorum. Ancak filmi bir başka yönetmen çekse, hatta kim bilir belki de Kaufman’ın kendisi çekse çok daha sevip bağrıma basabilirdim filmi. Neticede yazarın yine kendi yazdığı Synecdoche, New York’ta yönetmenlik konusunda da bazı yönetmenlere taş çıkarttığını görmüş olduk. Gondry de kötü değil aslında; lakin kendisi reklam stili ile sinema stili arasındaki farkı çok da iyi ortaya koyamıyor kanısındayım. Yine reklam filmleriyle tanıdığımız Fincher bu alandaki becerilerini sinemaya çok daha farklı bir biçimde yedirip, seyirciyi koltuklarına çivilerken; Seven ve Zodiac gibi başyapıtlarıyla ne kadar olgun bir sinema anlayışıyla, birikimiyle filmlerini çektiğini, ne kadar muhteşem bir yönetmen olduğunu kanıtlamıştı. İşte Gondry’de eksik olan şey tam da burda kendini gösteriyor.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler