Reha Erdem’in varoş kültür ile imtihanı: “Koca Dünya”

 

Koca Dünya (2016)

Yönetmen: Reha Erdem

Oyuncular: Ecem Uzun, Berke Karaer, Melisa Akman

Festivallerde ve ilk/özel gösterimlerde izleme fırsatına bir türlü kavuşamadığım ve Başka Sinema sağolsun sonradan yapılan bir tekrar gösterimde izleme şansı bulduğum Reha Erdem’in yeni filmi Koca Dünya şahsen benim için koca bir şaşkınlık oldu. Filmin jeneriği akmaya başladığında bir Reha Erdem filminin mi içindeyim yoksa bir Zeki Demirkubuz filmi mi izliyorum kestiremedim. Evet, Reha Erdem’in çoğu filminde aralara serpiştirilmiş ve çoğunlukla atmosfer yıkıcı bir işlev gören (bir anlamda ana hikaye ile uyumsuz) varoşluk kırıntılarını bulmanız mümkündür, fakat burada çok sakil durmuş. Bir tür yabancılaştırma efekti desem onu da diyemiyorum. İlk elde Reha Erdem sineması denildiğinde varoşlukla masalsılığın bir tür sentezi veya tuhaf bir buluşması olarak yorumlanabilir, bu da yönetmenin filmlerine ayrı bir lezzet verir, fakat burada haber bültenlerinde izlediğimiz “canlandırmalardan” öteye gidemiyor. Kimse kusurabakmasın, oyunculukların da müsamere ayarında seyrettiği giriş bölümü filmin vaat ettiği şeyleri yerine getirmekten çok uzak. Kamerayı yeni eline almış bir gencin çektiği ilk kısa film tadında ilerleyen bu sahnelerden sonra orman/doğa ana devreye giriyor. Sürreal anlatı yapısı en baştan tercih edilse biz de Demirkubuz filmlerine benzemeye çalışan veya kötü bir Zeki Demirkubuz filmi kopyasını andıran böyle bir girizgaha maruz kalmazdık. Belli ki üçüncü sayfa haberi tarzı hikayeler Erdem’e yakışmıyor. Bir sahnede salaş bir çorbacıda çorba içerken gördüğümüz karakterlerin içinde bulunduğu bu arabesk damar daha sonra yerini masalsı görüntülere bıraktığında  “vay canına, ne kadar da özgün ve farklı havası olan bir film!” diyemiyoruz. Bir de filmin bazı bölümleri ergen fantazisi gibi duruyor. Bakınız: genç bir delikanlının genç bir kızı kötü niyetli bir ailenin elinden kurtarması

Bıçkın delikanlı tiplemesi Ali nedense bir türlü inandırıcı olamazken daha sonraları yönetmenin kurduğu o büyülü dünyaya da uyum sağlayamıyor bir türlü. Bu noktadan itibaren, film bir kaçış/kurtuluş öyküsü anlatmıyor bize, açıkçası ne anlattığını kendi de bilmiyor. Ormanda geçen bölümlerin sürreal, ilginç, gizem dolu ve büyüleyici olması beklenirken birkaç plan ve kare hariç bu gerçekleşmiyor. Tam bir şey olacak derken hiçbir şey olmuyor. Bunu farklı okuyanlar da olmuş. Örneğin, ormanda sık sık karşımıza çıkan yılanın her seferinde kızı sokacakmış gibi gösterilip bunun yaşanmaması yönetmenin izleyicinin beklentileriyle oynaması olarak algılanmış. Dolayısıyla, Reha Erdem Jin’de başarılı olduğu anlatı yapısını burada da sürdüremiyor.

Filmde korkunç bir senkron sorunu ile karşımıza çıkan ve kulak tırmalayan “falcı bacı” karakteri ise akıllara ziyan! Filmin tonunu, atmosferini zedeleyen bir yapıda karşımıza çıkıyor ve hikayeye bir katkıda bulunduğunu söylemek güç. Baş karakter Ali’yi filmin başlarında bir transeksüelin koynunda görmemiz de bana pek samimi görünmedi. Bu sahneyi sırf çekmek için çekmiş gibi geldi. Öte yandan, filmde oto tamir atölyesinin her göründüğü sahnede de ezan okunmasının altındaki anlamı çözemedim. Tüm bunları uzatılan bir çiçek olarak ta görmek mümkün, birer samimiyetsizlik abidesi olarak ta!

Zuhal’i yeterince tanıyamadığımız ve yaşadığı evde ne tür sorunlar yaşıyor şahit olamadığımız için ikilinin kaçış öyküsü de bizi çok fazla heyecanlandıramıyor. Karakterle bağ kuramıyoruz, başlarına kötü bir şey geleceği ihtimalinden dolayı endişelenemiyoruz. Zaten, ikili arasındaki kardeşlik/arkadaşlık/aşk ilişkisi inandırıcı durmuyor. Tereddüt’te tam tabiriyle oskarlık deli işi bir performans sergileyen Ecem Uzun ise burada tutuk ve sıradan oyunuyla bir başka hayalkırıklığı unsuruna dönüşüyor. Reha Erdem bir röportajında isyan öykülerini sevdiğini söylemişti. Koca Dünya ise kesinlikle bir isyan filmi değil. Başta da belirttiğim gibi ne anlatmak istediğini tam olarak kendi de bilmiyor. Kimin iyi kimin kötü, neyin faydalı neyin zararlı olduğu kestirilemeyen hikayede karakterlerin vardığı nokta tam anlamıyla tatmin etmiyor. Genellikle tedavi edici, kişinin huzur bulduğu sığınılacak bir liman olarak tasvir edilen, bazen de tehlikelerin gizlendiği kötücül bir işlevi bulunan ormanın burada tam olarak neye hizmet ettiği bilinmiyor. Yani, orman burada ne bir bela, ne de bir şifa.

Filmi izlerken üç filmi anımsadım: Swiss Army Man, Captain Fantastic ve Life of Pi… Doğa koşullarında yaşam Kaptan Fantastiği akla getirirken, Zuhal’in yalnızlığı ve ormanın derinliklerinde ölmüş yaşlı bir teyze ile bağ kurması Çakı Gibi’ye bir selam çakıyor. İyiliği ve kötülüğü birarada içinde barındıran orman ise Pi’nin Yaşamı ile biraz akraba gibi! Fakat, yer yer belgesele varan anlatımıyla Reha Erdem kendini doğal güzelliklerin büyüsüne kaptırıyor, fakat bunun altını dolduramıyor. Orman filmde basit bir metafor olarak nefes almakla yetiniyor.

2/5

 

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Reha Erdem’in varoş kültür ile imtihanı: “Koca Dünya”” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • Sadıka Akay diyor ki:

    Reha Erdem sineması benimde beğendiğim ve sevdiğim bir sinemadır. Bu filmi de çok merak ediyordum fakat anlattıklarından yola çıkarak izlenmeye değer olmadığına karar verdim. Belki bir gün bir yerde karşıma çıkarsa izlerim ama ondan ötesi değil. Ziya yazılarına devam etmelisin.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler