Peckinpah ve Şiddet…

‘Straw Dogs’ {Köpekler – 1971}

Geçtiğimiz yüzyılın üçüncü çeyreği, bilhassa endüstrileşmiş ve müreffeh toplumlarda yoğunluk kazanan bir çürüme ve yozlaşma dalgasını beraberinde getirmiştir. Sebebine ister modernleşmenin birey/toplum üzerine yansımaları densin ister eskinin olumsuz tortuları… (Eski dediysem bir otuz kırk yıla bakar. 1920′lerin gang filmlerini hatırlayınız.) Ancak her halükarda insan denen hayvanın -konumu ve düzeyi ne olursa olsun- belli şartlar altında güce ve şiddete olan meyli başrol oynar fikrimce.
İş bu çürüme ve yozlaşma, yasa tanımayan, kendi intikamını kendi almak isteyen yurttaşların yüceltildiği; orman kanunlarının ana işler olduğu netameli bir dünya olarak karşılığını bulur 7. sanatta: Clint Eastwood’un “Dirty Harry”i… Beri yandaysa Charles Bronson’un ölüm makinasına dönüştüğü “Death Wish” serisi… Örnekler çoğaltılabilir.

Sam Peckinpah sineması da bu dönemlerin izlerini taşır. Onun sinemasının “erkek” merkezli olduğu (kadınlar hep ikinci plandadırlar hatta hakir bile görülürler.); gemi azıya almış derecede rastladığımız şiddeti, estetize edilmiş haliyle yedirdiği şüphesiz sıkça dile getirilmiştir her zaman. Ancak Peckinpah sinemasına bundan da öte “anti-kahraman”ların gövde gösterisi demek doğru olur: Maddiyatla beraber gelen çürümenin sinemasıdır bu, “değişimin” kenara attığı bireylerin kaygıları. Onun filmlerinde gördüğümüz şiddet çok da yadırgatıcı gelmez izleyiciye. En çaresiz durumlarda içerisindeki canavarı açığa çıkarttığı görülen kahramanlar, bir özdeşleşme doğurabilir perdenin öteki tarafında. Zira filmimizin son yirmi dakikasında da görüleceği üzere şiddet, meşruiyet ve “gereklilik” kazanmış, bir savunma aracı olmuştur artık. Son kertedeyse şiddete duyarsızlaşmış/yabancılaşmış insan yığınlarına bir mesaj verilmektedir. Yani şiddetin uç görünümleriyle, şiddete bir farkındalık yaratmak.
Yazdıklarım ışığında Straw Dogs daha iyi anlaşılabilecektir.

Amerikalı astral fizikçi David Summer (Dustin Hoffman), eşi Amy (Susan George) ile birlikte -Peckinpah’ın kullanmayı çok sevdiği- kırsallardan birine yerleşir. İngiltere’nin gözden uzak ve tutucu bir taşrası… Kasabadaki erkeklerin fıçı gibi içtiği ve başlıca buluşma yerleri işlevindeki bir pub vardır. Herkesin birbirini tanıdığı bir kasabadır burası. Çiftimizin yeni evleri ise patika bir yoldan ulaşılabilen açık bir arazide konumlanmıştır. David, aralarında eşinin eski erkek arkadaşı Charlie’nin de bulunduğu beş kişilik bir işçi grubunu evlerini tadilat etmeleri için tutar. Ve olaylar ilmek ilmek gelişir.

Straw Dogs, bir önceki filmi Wild Bunch gibi direkt olaya girmez. Her şey fırtına öncesi sessizliği andırır. David, entelektüel bir bilim adamı, müşfik/anlayışlı bir koca rolündedir. Birçok sıradışı gelişmeye rahat tepkiler verecek kadar “medeni” bir insandır: Evin kedisinin öldürülmüş halde gardropa asılmasını dert etmez. Eşi Amy’in “İşçiler beni gözleriyle taciz ediyor.” yollu sızlanmalarına “Gayet doğal bir durum!” gibilerinden karşılık verir. Hatta onları içeri kahve içmeye bile davet eder.  Munis bir adamdır neticede. (…) Ancak aynı David, evlerine sığınan Henry Niles’i (kasabada sapık gözüyle bakılan ve sakınılan biri Niles.) peşlerindeki eli silahlı adamlara vermekte ısrarla direnir. Bu, bir bakıma o pasif adamın çevresindekilere yönelik “ben de varım!” mesajı olmuştur. İçindeki uyuyan canavar uyanmıştır artık. İşte beklenen Peckinpah da ortaya çıkar böylece. David Summer ve evini kuşatma altına alan kasabalı arasında cereyan eden son sahneler, şiddetin dizgininden boşaldığı diken üstü anlardır.
Yine filmin irrite edici bir diğer tarafı da çok konuşulan o tecavüz sahnesi.

Bir Sam Peckinpah klasiği…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Peckinpah ve Şiddet…” bu yazı hakkında 3 yorum var

  • kadir503 diyor ki:

    Çok sevdiğim bir film… Ben incelemeye alacaktım ama; Doğan hoca almış iyi ki de o almış, fevkalade bir yazı olmuş. Şiddet kavramı üzerine yapılmış en iyi filmlerinden biridir, ayrıca benim “The Graduate” ile başlayan Dustin Hoffman hayranlığımı daha da perçinlemiştir bu film. Daha sonra ben de uzun bir yazı yazmak isterim film hakkında.

  • kadir503 diyor ki:

    - Şiddetin Anatomisi -

    Özellikle western filmleriyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış Sam Pekcinpah’ın, western dışı ilk etkili filmi “Straw Dogs”. Bana göre ise yönetmenin en iyi filmi. Hemen her filminde şiddet gövde gösterisi yapan Peckinpah, Straw Dogs’ta da şiddet gösterisi yapmayı ihmal etmiyor. Zira film bir anlamda bu kavram üzerine kurulu. Bunun dışında Peckinpah’ın hemen her filminde görmeye alıştığımız ağırlaştırılmış çekimlere de zaman zaman rastlıyoruz. Uzun lafın kısası tam bir Peckinpah filmi “Straw Dogs”.

    Filmde karakterler çok önemli yer teşkil ediyor. Filmi iyi kavrayabilmemiz için karakterleri iyi tanımamız gerekli. Amerikalı astral fizikçi David Sumner, kitap yazma münasebetiyle karısının İngiltere’de gözlerden uzak, sessiz, sakin kasabasına yerleşir. Burası herkesin birbirini tanıdığı tutucu ufak kırsal bir bölgedir. Yani entelektüel David Sumner’a oldukça uzak bir bölgedir burası. Yerleştikleri evlerinin onarımı için ise bu taşradan, birkaç adam görevlendirir. Bunların içerisinde karısının eski aşığı Charlie de vardır. Bu iş takımı daha işe başladıkları ilk günden beri “efendi” olarak seslendikleri Samner ile dalga geçmektedirler. Zira küçüklükten beri dışarı çıkmadıkları bölgede yabancıları özellikle de Amerikalıları hoş karşılamazlar. Üst düzey eğitimli, şehirli Sumner bu kendisinden daha ilkel gözüken adamlar arasında yalnız kalmıştır. Karısının da isteklerini tam olarak karşıla(ya)mayan anti-karakterimizin karısıyla da arası zamanla açılmaya başlar. Karısına göre Sumner, bir kokaktır ve tüm bu rahatsız edici durum bir çivi bile çakamamasından gelmektedir. Başta Sumner ile dalga geçen “diğerleri” daha sonra karısına da sarkıntılık edecekler ve tacizlerde bulunurlar. Karısının bu durumdan şikayetine de aldırış etmeyen Sumner, karısının o çok sevdiği kedisinin öldürülmesi karşısında da sessiz kalır. O, hala “onlar”la dost olmak ister. Onların huyuna gider. En başından beri rahatsız edici bu tacizler, sataşmalar giderek yoğunlaşır. Bir yerde patlayacağı başından beri bellidir. Filmin yarısı fırtına öncesi bir sessizliği andırır. Ta ki tecavüz sahnesine kadar. İşçilerle iyi geçinmeye çalışan Sumner, onların av davetini geri çeviremez ve ava giderken avlanan durumuna düşer. Bu iyi kalpli zararsız adam, avda vurduğu kuşa bile üzüntü besler. Herkes avdayken, evde yalnız kalan karısının yanına gelen eski aşığı Charlie’nin tecavüzüne uğrayan Bayan Sumner, daha sonra bir diğerinin tecavüzüne de maruz kalır. Başta karşı koymaya çalışan Amy daha sonra istekli bir hale gelir. Burada Peckinpah’ın kadınlara olan bakış açısını da sert bir şekilde öğreniriz. Zira birçok filminde kadınlar pek de iyi bir durumda gözükmüyor. Çekildiği yıllarda ses getirmiş tecavüz sahnesi filmin bazı ülkelerde yasaklanmasına da neden olmuştur. Hakikaten çok rahatsız edici bir sahne.

    Filmin başından beri zaman zaman gösterilen bar sahnelerinden de anlayabileceğimiz gibi bu ufak kasabada kanun adamlarının da sözü pek geçmez. Ava giderken avlanan duruma düşen Sumner, eşinin da isteğiyle işçileri kovar. Ona göre her şey düzelecek gibidir ama; hiç de öyle olmaz. Kasabada “sapık” gözüyle bakılan Niles, peşindeki adamlardan kaçarken yaralı bir şekilde Sumner’ın evine saklanır. Peşindeki adamların içerisinde Sumner’ın kovduğu işçiler de vardır. O ana dek onca olaya karşılık sessizliğini koruyan Sumner, Niles’ı onlara vermez. Herkesin bir sabrı vardır, “zorundalık” hali vardır ve Sumner’ın sabrı tükenmiştir. Kasabanın kanunu da bitmiş silahlar konuşmaya başlamıştır. Sumner’ın evini çevirmiş bu adamlara karşı kendinden başka yardım edeceği kimse yoktur. Ve filmin unutulmaz, gerilim dolu uzun finalinde Sumner’ın şiddet patlamasıyla karşı karşıya kalırız. Kendisini göstermesini vakti gelmiştir artık. İster aydın ister köylü olsun insanın doğasında/yaradılışında şiddet vardır ve gün yüzüne çıkmıştır. Rahatsız edici bu finalde sinema tarihinin unutulmaz şiddet gösterisi yapılır. Karısının da onun tarafında artık olmadığı Sumner, hem karısıyla baş etmekte hem de evine girmek isteyen vahşi adamlarla karşı karşıyadır. Bu sahnelerde büyük gerilim yaşanırken, evine içine atılan fareler ve ayı kapanı sahnesi unutulmaz. Bitişte ise Sumner’ın yüzünde tuhaf bir gülümseme, farklı bir hissi tatmasının işareti gibidir. Niles’ın “Eve nasıl gideceğimi bilmiyorum” demesine karşılık Sumner “Sorun değil. Ben de bilmiyorum” yanıtını verir. Farklı bir hissi tadan Sumner gibi izleyiciler de farklı bir deneyim yaşamış olur.

    “The Graduate” ve “Midnight Cowboy” ile büyük çıkış yakalayan Dustin Hoffman’ın mükemmel canlandırdığı David Sumner karakteri, unutulmaz anti-kahramanlar arasında rahatlıkla sayılabilir. Sam Peckinpah’ın tüm hünerlerini sergilediği film ele aldığı şiddet kavramı üzerine birçok filme referans olmuş ve şiddet konusunda yapılmış en etkili filmlerin başını çeker. Anlayacağımız Straw Dogs tam bir Peckinpah filmi, anlattıklarını merak edenler için kaçırılmaz bir fırsat.

    - Straw Dogs {Köpekler} / Sam Peckinpah (1971) -

  • Ziya Toroslu diyor ki:

    Affınıza sığınarak Straw Dogs’u hiç beğenememiş, büyük bir hayalkırıklığına uğramıştım ve izlediğim Peckinpah filmografisi içindeki en zayıf halkaydı benim için.

    Straw Dogs’un bir, ufak tefek sorunları, iki çok büyük bir sorunu var.
    Ufak tefek olan sorunları, karı kocayı canlandıran iki başrol oyuncusunun kimyalarının tutmaması ve yapaylık, filmin geneline hakim olan sinematografik hamlık, sosyal arka planın yeterince iyi kurulamaması, filmin meselesinin iyi yansıtılamaması, karı veya koca ile empati kurulmaya imkan tanınmaması, bunun için gereken duygusal zeminin hazırlanmaması gibi şeyler.

    Bunların haricinde, bazı yönetmenlerin bazı fetişleri bir süre sonra takipçilerini bıktırabiliyor. Her seferinde final perdesinde ağır çekim şiddet sahneleri görmek bir süre sonra “yine mi?” duygusu oluşturuyor.

    Filmin esas sorununa gelince, yönetmenin yaşanan olaya bakış açısı. Filmde kadın mağdur bir konumda değil, Peckinpah bize “dişi kedi kuyruk sallamazsa kimse peşinden gelmez” diyor ve suçu kadına atarak bir süre sonra kadını kurtarılmayı beklenen prenses konumundan erkeğin başına belayı açan ve terkedilmesi gereken bir kadın konumuna getiriyor. Kadının tecavüz esnasında bir süre sonra bunu kabullenmesi, hatta kendini bırakıp keyif alır hale gelmesi de yönetmenin bakış açısının vahimliğini kanıtlıyor.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler