Pasolini’nin Haklı Öfkesi…

La Rabbia Di Pasolini   1963-2008 / Pier Paolo Pasolini, Giuseppe Bertolucci

Bu belgesel çalışma için Pasolini’den dönemimin siyasi gelişmelerine aykırı, vurucu  ama gerçekçi, şiirsel bir eleştiri dersek doğru bir başlangıç yapmış oluruz  … Evet  şiirsel bir üslupla Pasolini tüm kurumlara meydan okuyor bir nevi hepsinin tozunu attırıyor… Modernizmin sorgulanmasından güzellik anlayışına dini inançların gölgesinden savaşlara ünlü simalar üzerinden burjuvaziye ve kurumlarına Pasolini tarzı eleştirilerle Pasolini öfkesini  kusuyor…

Ava gardner,  Sophia Loren,  Yuri Gagarin,  Papa,  Kraliçe Elizabeth, Marilyn Monroe… Pasolini’nin  oklarının değmediği kimse kalmıyor… Döneminin tüm simalarına kapitalizmi merkeze oturtarak eleştiriyor  …

Hiristiyanlık öğretisinin ve bu dinin zenginler sınıfının dini olduğunun altını kalın puntolarla çizerken papalık kavramına ve ruhani sınıfa açıkça meydan okuyor… Güzellik kavramın içinin kapitalizm ve onun temsilcileri tarafından boşaltıldığının saf ve Pasolini’nin tabiriyle Küçük Marilyn’in Güzel Marilyn’in değiştirildiğine ve hem bir ticari meta haline hem de nasıl kapitalizmin çarkının içinde güzelliğinin içinin boşaltıldığını o iç acıtıcı dramatik müzik eşliğinde anlatıyor…Güzellik yarışmalarının kapitalizmin ürünü ve dinamosu olduğu vurgulanırken günümüzdeki güzellik ve onun ticaretine de neredeyse 50 yıl önceden ışık tutuyor ve eleştiriyor…

Kore savaşı ve oradaki insanlarla tanışmamızı sağlayan savaşa lanet ederken Fransızlara karşı olan büyük öfkesini de “nefret edilenler” “ödlekler” “felaket getirenler” kelimeleriyle vurguluyor, Cezayir’in ve halkının haklı direnişini övüyor sömürgeci emperyal düzene nefret yağdırıyor…

1956 Macar Devrimi…Bundan biraz daha ayrıntılı bahsetmekte fayda var…

2. Dünya Savaşı’ndan karlı çıkan SSCB faşizmi mat etmiş ve hakimiyetini ve prestijini dünyaya duyurmuştu. Bu dönemde SSCB’nin etkisine giren ülkelerden biri de Macaristandı.  Almanya’nın yenilgisiyle Macaristan’daki   faşist iktidar devrilmiş ve uluslararası anlaşmalarla SSCB Macaristan topraklarında kalmıştı. Bu süreç Macaristan’ın rejiminin değişmesine ve adının da Macaristan Halk Cumhuriyeti’ne dönüşmesini  beraberinde getiren bir dönüm noktasıydı da aynı zamanda … Bu değişim halk tarafından olumlu karşılanmış Macaristan Halk Partisi’ne destek çığ gibi büyümüştü… Ancak umutlar kısa sürdü devlet emekçi kitleleri iktidardan hızla uzaklaştırmaya rejimini korumak için kendi öz evlatlarına baskı uygulamaya başlamıştı sömürü eskisi gibi devam etmekteydi bu sefer bu baskı ve sömürü sosyalizm kaynaklı yapılıyordu…

1956 yılında işçiler ve aydınlar harekete geçtiler muhalefet hareketini oluşturdular… Özgürlük istiyorlardı sadece özgürlük… Macaristan da büyük bir iç savaş yaşandı o dönemde Stalinist bürokrasi, Macaristan’da bürokratik diktatörlüğü parçalayan devrimi “burjuva devrimi” olarak lanse ediyor ve desteklemiyordu… Ancak yanılmaktaydılar işçi devrimi sadece bürokratik diktayı hedef almış ve kapitalist tüm gelişmelere karşı olmuştu devrimde beliren bazı sağ hareketleri bastıran yine bu devrimin içinde örgütlenen konseylerdi… Kısaca Stalinist bürokrasinin bu hareketi yanlış okuması, SSCB ordularının müdahalesiyle 1956 işçi devriminin sonuçsuz kalmasına ve tarihteki işçi ve emekçilerin en büyük yenilgisi olarak kayda geçmesine neden oldu…

Bu noktada Pasolini Stalin’i eleştirirken, onun yanlışları için de özür dileyen bir konuşma yapıyor, devrimin başarısızlığına karşı acısını hüznünü dile getiriyor, yapılan yanlışlara gönderme yüklü diyaloglarla, yakın tarihe ışık tutan çok önemli bir konuda düşüncelerini anlatıyor ve haklı sitemleri bu belgesel sayesinde unutulmamacasına hafızalara kazınıyor…

Pasoli’nin öfkesi aslında bizim öfkemiz… Tüm düzenin yanlışlarını gören gözlerin öfkesi insani bir öfke … Bu belgeselde bu öfkenin dile getirilmesi açısından enfes bir çalışma aynı zamanda bu belgesel bir  nevi o dönemin kısa tarihini gösterir Pasolinice bir haber kolajı… Edinip tekrar tekrar ibret almak için ders almak için izlenmesi şart filmlerden… Ne mutlu Pasolini sevenlere ne mutlu onun penceresinden bakabilenlere…

Bu çalışmayı Giuseppe Bertolucci 2008 yılında tekrar ele almış Pasoli’nin meteryallerinden ve çalışmalarından alıntılarla 16 dakikalık bir ekstra süreyle filmi tekrar kurgulamış ve inanın çok iyi bir iş çıkarmış… İzlenesi tekrar tekrar izlenesi bir çalışma…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Pasolini’nin Haklı Öfkesi…” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • milsin diyor ki:

    1956 devriminden bahsetmişken yıllar önce seyrettiğim bir filmden de bu vesileyle bahsetmiş olayım…

    Marta Meszaros’un yöneymenliğini yaptığı 2005 yapımı Gömülmeyen Adam adlı Macar filmi…

    Konusu kısaca; 1953-55 ve 1956 yılları arasında Komünist Başbakan olan Imre Nagy, cesur duruşu sayesinde Sovyet ordusu tarafından vahşi bir şekilde ezilen Macar Ayaklanmasının bir simgesi haline gelmiştir. Imre ve onun özgürlükçü sosyalist ( bazı yorumlara göre liberal hükümeti) , devlet tarafından yönetilen ekonomi ve onun sosyal kazançlarının politik demokrasiyle bağlantılı olması gerektiğini ileri sürdü. tek parti diktasını kaldıracağını özgürlükçü bir maceristan vaad etti ancak ancak sovyet ordusunun müdahalesiyle yenildi…Yenilgisinin ardından imre, Romanya’da tutuldu ve daha sonra hapsedildi. Şiddetli tehdite rağmen Janos Kadar’ın köylü hükümetini tanımadı. 1958’deki mahkemesi ve idamının ardından isimsiz olarak gömüldü. itibarı 1989 da verildi yanlış hatırlamıyorsam…

    Hayatının son yıllarındaki önemli dönemler belgesel metraj kullanılarak incelenmiş ve kızı Erzsébet tarafından yazılmış olan yaşam öyküsünden alınan bölümlerle harmanlanmış. Film biyografik bir dramı anlatmaktadır ve bu dramın tarihsel çelişkisi Nagy’nin yaşam öyküsünü yazan Miklos Molnar ve Laszlo Szabo tarafından şu ifadeyle anlatılmıştır: Eğer onun yaşamı bir soruysa, ölümü de cevabıdır.

    Film macar tarihinin bir kesimini öğrenmemiz ve bir döneme damgasını vuran bir başbakanın geçirdiği buhranlı günler ve haksız sonunu anlatması bakımından iyi denilebilir ancak anlatımı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Oldukça durağan yer yer sıkıcı bir hal alan bir uslüp vardı filmde. Oldukça etkili bir kişilik olduğunu gördüğümüz Imre Nagy daha farklı bir şekilde işlenebileceği yönünde bir kannaat belirdi bende, ancak film herşeye rağmen avrupa tarihinin bir dönemine kapsamlı bir şekilde ışık tutması yönünden sınıfı geçti diyebiliriz

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler