Neee Güzel Şey Yemek Ye(mek)!

The Gold Rush {Altına Hücum} / Charles Chaplin (1925)

Sinema tarihinin enn lezziz yemek yeme sahnesidir, Chaplin’in neffis çizmeleri… Uçurumun eşiğindeki kulübede Büyük Jim’le mahsur kalır. Yapacak birşey yok. Günler günleri kovalar. Jim’in sabrı tükenmek üzeredir. Chaplin, çizmelerini bi güzel haşlar. Sonra bu lezziz çizmeleri Jim’le paylaşır (gerçi, çizmenin kılçıklı kısmını ona veriyor ya ).. Önce bi güzel çizmeyi yer, arkasından da çizmenin bağcıklarını, spagetti misali silip süpürür. İtiraf edin, bu sahne hepimizin ağzını sulandırdı:)

——————————————————————————————————————

Beş Vakit / Reha Erdem (2006)

Ömer’in ailesi ”akşam” yemeği yemektedir. Tabi bu bir ‘Reha Erdem’ filmi. Bu sahneyi Ömer’in gözüyle izleriz. Babasından ölesiye nefret eden Ömer’in gözüyle, aileye baktığımızda, bir an için şapırdatarak yemek yiyen babadan, öylesine nefret ediyoruz ki, bir bombayla, babayı havaya uçurmak geliyor insanın içinden.

——————————————————————————————————————

Mavi Boncuk / Ertem Eğilmez (1974)


Bizimkiler Emel Sayın’ı kaçırınca başalarına gelecekleri tahmin etmemişti sanırım. Ona çok iyi bakmak zorundalar. Tabi yiyecek ihtiyacını da karşılamak zorundalar. Süleyman’ın, Mıstık’ın annesinden aşırdığı ‘çilli’lerden birini Sayın’ın huzurlarına götürüyorlar. Sayın ise, bir an için kibarlığı bir kenara bırkıp, koca pilici tek başına silip süpürüyor!

——————————————————————————————————————

2001: A Space Odyssey {2001:Uzay Macerası} / Stanley Kubrick (1968)

Dave’in upuzun, soluk kesici yolculuğunun ardından, bir masanın eşiğinde yemek yiyen bir adamla karşılaşacağını kaçımız tahmin etmiştik ki? Sinema tarihinin en ürkütücü yemek yeme sahnelerinden biridir, hiç kuşkusuz. Zira Dave, son yemeğini yemektedir ve az sonra son uykusunu uyuyacaktır!

——————————————————————————————————————

Fa yeung nin wa {Aşk Zamanı} / Wong Kar Wai (2000)

İşte en zarif yemek yeme sahnelerinden biri. Yönetmen koltuğuna Wong Kar Wai oturunca, haliyle estetik ön planda tutuluyor. Bay Chow ve Bayan Chan restoranda, eşlerinin aşk provalarını yaparken, zarif bir biçimde yemeklerini yiyorlar. Wai, kamerasını ustaca bir o tarafa, bir bu tarafa götürüyor, harikulade müzik eşliğinde. Bay Chow ve Bayan Chan’in lokmaları çiğneyiş biçimleri bile tıpkı bir vals gibi…

——————————————————————————————————————

Tian bian yi duo yun {Serseri Bulut} / Tsai Ming Liang (2005)

Susuzluk kadar olmasa da, yemek de önemli bir yer tutar Tsai’nın filmlerinde. Sanırım bunlardan en ilginçlerine de Wayward Cloud’ta şahit oluyoruz. Tsai bu eylemi gölgelerden çekmeyi tercih etmiş ve bu sahne fazlasıyla estetik olmuştu. Yemekten hemen sonra masa altındaki sigara tüttürme sekansı da oldukça şıktır:)

——————————————————————————————————————

The Cook the Thief His Wife & Her Lover {Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı} / Peter Greenaway (1989)

Esasında filmin tamamı yemek yeme eylemi hakkındadır. Hatta restoranın renklerinden tutun da, bütün dizaynı bir insanın sindirim sistemini andırır. Açıkçası filmin hangi sahnesini konuya dahil etsem diye hayli düşündüm. Elbetteki izlerken yerimizden sıçlramamıza neden olan final sahnesini seçtim. Elleri öpülesi şahsiyet Greenaway’in tamamı restoranda (ara ara restoranın dışına da çıkıyoruz gerçi; fakat bu mekanlar da en az restoran kadar sıra dışı) geçen bu kapitalizm eleştirisi başyapıtının final sahnesinde özgürlükçü ruh, kabına sığmamış, kendisini yiyip bitiren sisteme tabanca çekmiştir. Gerisini zaten biliyorsunuz.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Neee Güzel Şey Yemek Ye(mek)!” bu yazı hakkında 18 yorum var

  • Rashomon diyor ki:

    ‘Goodfellas’ {Sıkı Dostlar – 1990} / Martin Scorsese

    ‘Anne geyiğe çarptık!’

    Masadaki yemek ve etrafta dönen geyik o kadar lezzetli ki…

    Temkinli bir adam; James. Heyecanlı ve az da olsa tedirgin bir adam; Tommy. Hiç konuşmayan bir adam; Henry. Bütün bunlara ilaveten tatlı mı tatlı, konuşkan mı konuşkan bir kadın; Tommy’nin Annesi.

    Ama İtalyanca anlatınca daha bir güzel oluyor:)

  • Rashomon diyor ki:

    ‘Züğürt Ağa’ {1985} / Nesli Çölgeçen

    Ağayı yenersen yemeği unut!

    Aslında bütün o tantana bahane, yemek yemek bu insanların derdi. Tabii yemek yemeleri için ağanın da rakiplerini yenmesi gerekiyor.

    Bu insanlar böyle bir yemeği bırakın görmeyi, ekmeğine katık bulamıyorlar ki… Onlar böyle tam teşekküllü bir sofraya yumulmasında kim yumulsun?

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Braindead’ {Dead Alive – 1992} / Peter Jackson

    Lionel’in dönüşüme uğrayan annesiyle ve gayet ciddi karı-koca konukların yemek yediği sahne filmin en iğrenç ve komik anlarından. Özellikle değişen annenin uzuvlarıyla süslenen tatlı oldukça mide bulandırıcı.

  • November76 diyor ki:

    ‘Berdel’ {1990} / Atıf Yılmaz

    Beni en çok etkileyen sofra sahnesi:
    ********Spoiler******
    Tarık Akan’ın eşi Türkan Şoray, kocasının o çok istediği erkek çocuğu doğurduğu için öldükten ve akabinde de ikinci eşi onu terk ettikten sonra kızları ile başbaşa kalıp o minicik çocukların birer yetişkinmiş gibi davranarak babalarının hizmetini görmeleri ve kızlarının hazırladığı sofraya hep birlikte oturduklarında kızlarına bakarak “acı gerçeği” fark ettiği anki sofra sahnesi hiç gözümün önünden gitmez.

  • November76 diyor ki:

    Yine aklıma gelen diğer bir ünlü yemek sahnesi;

    ‘Reservoir Dogs’ {Rezervuar Köpekleri – 1992} / Quentin Tarantino

    filminin açılış sahnesi olan; bir kafede yapılan kahvaltı ve garsonlara bahşiş verip vermemek hakında yapılan uzun muhabbet. Unutulmazlar arasında olmalı….

  • November76 diyor ki:

    Bolca ve nefis yemeklerin hazırlandığı, harika aile sofralarının kurulduğu bir film;

    ‘Tortilla Soup’ {Tortilla Çorbası – 1992} / Maria Ripoll

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Grande bouffe, La’ (1973) / Marco Ferreri

    Topiğe yoğunluk açısından bundan daha uygun bir örnek yoktur muhtemelen. Öyle ki sahne başına bir ziyafet düşüyor filmde. Büyük bir konakta toplanmış kadınlı erkekli üst sınıf mensubu grup görüyoruz. Cinsellikle ilgili çeşitli sohbetleri bir yana, binbir tür yemek yeniyor her öğünde. Kimi sahneler abartılı ve mide kaldırıcıydı.

    Tevfik Fikret’in şiirindeki gibi;

    “Fakat sakın çekinmeyin; yiyin, yutun hapır hapır.

    Yiyin efendiler yiyin,
    bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.”

  • okaliptus80 diyor ki:

    Lars Von Trier, ‘The Five Obstruction’ (5 Engel) filminde Jorgen Leth’i olanca kuvvetiyle zorlamaya devam eder her safhada. Önüne çetin engeller koyar. İşte yine böyle bir safhada, mekan olarak Çinhindi dolaylarında bir yer belirlenir. Çekim orada gerçekleştirilecek; söz konusu coğrafyanın çorak ve sefalet içerisindeki yüzü, tabiri caizse Jorgen Leth’i titreyip kendine getirecektir.

    İşte bu çekim esnasında afili restoran ve beyazlar içerisinde bir Jorgen Leth hatırlıyorum. Masada mükellef bir menü ve ona eşlik eden yıllanmış kırmızı şarap… Jorgen Leth çatalına aldığı parçaları itina ile dudaklarına götürür ve bir yandan da şarabından yudumlarken; arka fondaki izleyiciler ve suretler, bu görüntüye tenakuz oluşturmaktadır.

    Kusursuz insan nasıl düşer?
    İşte böyle düşer!

  • kadir503 diyor ki:

    Oldboy {İhtiyar Delikanlı – 2003} / Chan-wook Park


    Kahramanımız tutsaklık hayatından çıkmış ve kendisine güzel bir yemek ısmarla zamanı gelmiş de geçiyordur. O beklediği yemeği bir ‘ahtapot’. Hem de en canlısından.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Eraserhead’ {Silgi Kafa – 1977} / David Lynch

    Kafası karışmış Henry Spencer; tuhaf tavuk-serçe karışımının tabaklarda olduğu yemek masasında. O da ne bu yiyecekler de hareket ediyor. Unutmayalım ki bir David Lynch filmindeyiz, her şeyi mazur görmek gerek.

  • altantois diyor ki:

    The Party (Parti) – 1968 / Blake Edwards

    Filmin başlarında, daha olaylar tamamen kontrolden çıkmadığı sıralarda izlediğimiz sahnede esas amaç “lezzet” değil tabiki ama o yemekte yaşananlar “sofra başında komedi” anlayışıyla daha sonra bir çok komedi filmine fikir babalığı edecektir. Masada en lezzetli yemekse, kafadan kafaya gezen tavuktur herhalde.

  • Rashomon diyor ki:

    ‘Author! Author!’ {Yazar! Yazar! – 1982} / Arthur Hiller

    Ivan’ ın 5 çocuğuyla birlikte, bir restoranda yedikleri yemek (iş yemeği) oldukça eğlenceliydi. Çocukların her biri Ivan’ ın kendilerine bu restoranda hep ot yemekleri yedirdiğini söylüyorlardı.

    Yine aynı filmde Ivan’ ın yeni sevgilisi Alice Detroit’ in evde yapmış olduğu ilk yemeği yedikleri sahneler de bir hayli eğlenceliydi. Diğer üç kardeşi babalarının yanına gittikten sonra evde kalan iki çocuk, Ivan ve Detroit vardır, masanın başında. Çocuklardan büyük olan yemeği tadar ve öksürmeye başlar, Ivan buna kızar. Çucukların Detroit’ e şaka yaptığını düşünür. Kendisi de yemeği tattığında görür ki, yemek gerçekten iğrençtir, belki de Detroit yemek yapmayı bilmiyordur. Bu yemek sahnesi de bir hayli güzeldi, ya da bana öyle geldi:)

  • oscar1895 diyor ki:

    Aguirre, der Zorn Gottes {Aguirre, Tanrı’nın Gazabı} / Werner Herzog (1972)


    Kısa süreli imparator, tuzu eksik balıktan lokmalar alıp, ardından sulu meyveleri iştahla boğazına götürürken, geri kalanlar arka fonda görüldüğü üzere mısır tanelerini paylaşıyorlar. Halk bu durumdan şikayetçi gibi görünse de, kimse sesini çıkarmaz. Bir adet at sanki bu adil olmayan yemekteki şikayetini dile getiricesine, isyan edip rahatsız etmeye başlıyor imparatoru. At deyip geçmeyin… Suya attıklarında bile geri dönmeye çalışıyor. Sanki birilerine inat, rahatsızlık vermek uğruna mücadele ediyor. Üstelik bu kısa süre zarfında imparator yemek masasını terk edince, açlıktan bitap düşmüş halk yemek masasına akın ediyor. Üstelik atın bu eylemi sadece birilerinin az da olsa midesine bir şeyler girmesiyle sonuçlanmıyor. Aynı zamanda bazı kişilerin sonu oluyor.

  • November76 diyor ki:

    ‘Goin’ South’ {Güneye Yolculuk- 1978} / Jack Nicholson

    1800ler Teksas’ında bir at hırsızı ve çete üyesi olan Henry Moon ile kendisini darağacından kurtaran karısı ilk akşam yemeklerine, duvarda asılı duran sandalyeleri indirerek başlarlar. O da ne? Haşlanmış tavuk ve haşlanmış sebze! Henry Moon burun kıvırsa da eşi bunun daha sağlıklı olduğunu söyler. Zaten Henry’nin de itiraz edecek hali yoktur ve kadının şaşkın bakışları arasında, elleriyle tavuk parçasını dakikada bitirir. Hem de ne yemek yalana yalana, Erol Taş’a bile taş çıkartacak cinsten… Kadın elinde çatal bıçak, daha yemeğe bile başlamadan.

  • milsin diyor ki:

    Les Amants Criminels 1999 / François Ozon

    aslında bir çok kategoride yerini alabilecek bir film ama kahramanlarımızın kulubenin mahzeninde öldürdükleri sınıf arkadaşlarının yanından yemek için yukarı çıkartılmaları ve yedikleri yemek bence filmdekki en önemli sahnelerden biriydi…

  • Rashomon diyor ki:

    ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    Nick’ in bir alay arkadaşını getirdiği, Mabel’ ın onlara spagetti yaptığı ve büyük bir masada hep birlikte yedikleri sahneler benim için unutulmaz. Epeyce uzun süren bir yemek sahnesi. Bu sahnelerdeki diyaloglara dikkat!

    Mabel’ le Nick birbirine o kadar yakın ki…:)

  • kadir503 diyor ki:

    ‘What Ever Happened to Baby Jane?’ {Bebek Jane’e Ne Oldu? – 1962} / Robert Aldrich

    Baştan sona huzursuz eden filmin en korkutucu, şok edici ve tiksindirici anları herhalde filmdeki yemek sahneleridir. Baby Jane(Davis)’in tekerlekli sandalyeye mahkum kardeşi Blanche(Crawford)’a hazırladığı yemekler onun hastalıklı ruhunun açık bir göstergesiydi. Yiyecek bir şeyler beklerken bir kuş ya da fare cesediyle karşılaşan zavallı Blanche film boyunca aç kalmak zorunda kalıyordu. Tabii çekmecede kalmış bayat kurabiyeler yardımına yetişene dek…!

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Jidlo’ (Yemek – 1993} / Jan Svankmajer

    Svankmajer’in pek çok filminde bir yemek fetişizmi vardır. Karakterlerin (daha doğrusu kuklaların) ağzı yakın plan alınır ve yemek yiyişleri ekrana stop-motion çekimle yansır. özellikle çok sevdiğim ‘Alice’sinde (1988) böyle pek çok an hatırlamak mümkün. Hele bir de lağım gibi bir yerde küçük Alice’mizin kafasının üzerinde sahanda yemek pişirilen bir sahne vardır ki, unutmak ne mümkün!

    Gelelim Jidlo’ya… Kukla/animasyon üstadı Svankmajer’in kariyerinde pek çok kısa film vardır bilineceği gibi. Jidlo, 83 yapımı ‘Dimensions of Dialogue’ ile birlikte yönetmenin en sevdiğim iki kısasını oluşturur. Süresi 13 dakika.
    Bu filmde yemek fetişizmi adeta tavan yapar. Başlı başına “yemek yemek”tir konu.

    3 bölümden (kahvaltı – öğle yemeği – akşam yemeği) oluşan bu “fena halde gerçeküstücü” animasyonu yorumlamak gerçekten güç. İzleyecekler varsa büyüyü de bozmayayım zaten. Çılgınca ve dahiyane diyorum sadece. Hele o hınzır finali…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler