- Ne Babalar Gördü Sinema -

Ceplerinde soğuk rüzgarlar esse de yıkık dökük evlerde otursalar da onları mutlu eden birlikte yaşadıkları güzel şeyler… Bol pantolonu, üzerinden dökülen elbisesi ve melon şapkasıyla sevimli mi sevimli bir baba, illa öz babası olması da gerekmiyor… {‘The Kid’ / Yumurcak – 1921}

Aşık olduğu dansöz Yasmin’i kurtarmak için, oğluna yardım eden bir baba. Oğlunun mutluluğu için her şeyi yapmaya hazır bir baba… {‘The Son of The Sheik’ / Şeyhin Oğlu – 1926}

Evlat olarak öyle bir noktada seçim yapman gerekir ki; ya ışıltılı bir rüyayı seçmen, ya da aileni ve babanın mesleğini… Kavga da etsen, evden de ayrılsan dönersin… {‘The Jazz Singer’ / Caz Şarkıcısı – 1927}

Vadileri yeşil yeşil olmasına, ama çalıştıkları şartlar o kadar ağır ki… Güç koşullarda bir yere kadar, yanında oğulları olunca madende çalışmakta yormuyor bu ihtiyar babayı… {‘How Green Was My Valley’ / ‘Vadim O Kadar Yeşildi ki’ – 1941}

Bazen babalar da çaresiz bir durumda kalabilir, hatta intiharı bile düşünebilir; ama -yaşamında aslında güzel şeyler yaptığını görüp- ailesini seçebilir… George Bailey karısının ve çocuklarının sevgisini kazanmış, iyi bir baba… {‘It’s a Wonderful Life’ / Şahane Hayat – 1946}

Savaş sonrası zor bir dönem, ekmek aslanın midesinde. Üstelik ekmek için olmazsa olmaz bisikleti de çalınmış, oğluyla cadde cadde, sokak sokak bisikletini arayan bir baba… {‘Ladri di biciclette’ / Bisiklet Hırsızları – 1948}

Biricik kızının büyüdüğünün farkına varmak istemeyen, onu hala bir çocukmuş gibi gören; onu çok seven ve ona güzel bir düğün yapmak isteyen zor bir baba… {‘Father of the Bride’ / Gelinin Babası – 1950}

Çocuklarının gözünü miras hırsı bürümüş; ölüm döşeğinde yatan, talihsiz bir baba… {‘Cat on a Hot Tin Roof’ / Kızgın Damdaki Kedi – 1958}

Irkçılığın ayyuka çıktığı bir dönemde, suçlanan siyah adamı savunacak beyaz bir adam; aynı zamanda çocuklarına sahip çıkan, onlar için zor roller üstlenmesini bilen bir baba… {‘To Kill a Mockingbird’ / Bülbülü Öldürmek – 1962}

Atının ölmesiyle umudunu defineye bağlayan, ama bir türlü aradığı defineyi bulamayan çaresiz bir baba… {‘Umut’ – 1970}

Reddedilemeyecek teklifler yapan, büyük bir aileyi ayakta tutan; unutulmaz bir baba… {‘The Godfather’ / Baba – 1972}

İşinden evine vakit ayıramadığı için karısı tarafından terk edilen, iyi bir iş bulup çocuğuna bakmak zorunda olan bir baba… {‘Kramer vs. Kramer’ / Kramer Kramer’e Karşı – 1979}

Oğullarından birinin başına gelen talihsiz olayı unutamayan kadının kocası; kadının evi terk etmesiyle, -annesinin suçladığı- oğlu ile yaşamaya karar veren bir baba… {‘Ordinary People’ / Sıradan İnsanlar – 1980}

Askeri bir darbe sonucunda oğlundan haber alamayan; onu aramak için Şili’ye gelen; fakat bütün aramalarına rağmen onu bulamayıp geri dönen bir baba… {‘Missing’ / Kayıp – 1982}

Mesudiye’de kendi halinde bir istasyon şefiyken, aldığı bilete yılbaşında büyük ikramiye isabet eden; milyarder olduktan sonra karısı ve çocukları da dahil olmak üzere çevresindekilerin ne kadar iki yüzlü, ne kadar sahtekar olduklarını anlayan bir baba… {‘Milyarder’ – 1986}

Baba olmak bazı ülkelerde daha mı zor? İşlemedikleri bir suçtan dolayı, oğlu ile yıllarca hapislerde yatan ve orada da ölen bir baba… {‘In the Name of the Father’ / Babam İçin – 1993}

Yaşadıklarını çocuğuna yansıtmayan, yaşadıkları kötülükleri bir oyunmuş gibi -başarılı bir şekilde- gösteren neşeli bir baba… {‘La vita è bella’ / Hayat Güzeldir – 1997}

-İlişkileri hiç iyi olamayan- Son anlarında onun yanında olup, onun bu anlarını kolaylaştırmaya çalışan bir oğul. Oğlunun topladığı arkadaşlarıyla geçmişe uzanan ve bazı noktaları sorgulayan bir baba… {‘The Barbarian Invasions’ / Barbarların İstilası – 2003}

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“- Ne Babalar Gördü Sinema -” bu yazı hakkında 10 yorum var

  • mavi diyor ki:

    Hayatta baba olmak ne kadar zor ise sinemada da baba olmak o kadar zor sanırım.Eline emeğine sağlık Rashomon…

  • mavi diyor ki:

    Çocukları için çok şartlarda çalışıp birde dırdırcı karısını çekmek zorunda kalan ve oğlu için çok fedakarlıklar yapan bir baba. Hem güldüren hem de düşündüren ve sonunda gözyaşlarına boğan…Kamil/Kılıbık.1983

    Kızının amansız hastalığı yüzünden o sert mizaçlı baba etek bile giydi sırf kızı mutlu olsun diye.Komser Şekspir/2000

  • mavi diyor ki:

    Aklıma gelmişken bir babadan daha söz edeyim…

    Torunu sayesinde oğluyla arasını düzelten, oğlu sayesinde babasına karşı olan olumsuz duygularından arınan ve hüzünle biten ama insanın babalara karşı ayrı bir saygı duymasını sağlayan…Babam ve Oğlum /2005

  • November76 diyor ki:

    Kimi zaman onu, eşine benzediği için kızının üstüne titreyen hatta ona annelik de yapan bir baba olarak gördük. {Gone with the Wind / Rüzgar Gibi Geçti – 1939}

    Kimi zaman onu, cinnet geçiren bir baba olarak gördük. {Shining / Cinnet – 1980}

    Kimi zaman onu, karısının tüm sevgisizliğine katlanan, cahil ve gururunu hiçe sayan fakat sonra bu durumun ağırlığı altında ezilen bir baba olarak gördük. {Une affaire de femmes / Bir Kadın Meselesi – 1988}

    Kimi zaman onu, yıllar öncesinden telsizde duyulan bir ses ve özlemle çağırılarak günün gerçekliğine taşınan sevgi dolu bir baba olarak gördük. {Frequency / Frekans – 2000}

    Kimi zaman onu; zeka düzeyi çocuğununkiyle aynı olmasına rağmen, çocuğunu çok seven ve babalık hakları için mücadele eden bir baba olarak gördük. {I am Sam / Benim Adım Sam – 2001}

    Kimi zaman onu ailesiyle başka bir ülkeye kaçak yollardan giren, ailesini geçindirmek için çok sevdiği asıl işini değil de taksi şoförlüğü yapan bir baba olarak gördük. {In America / Yeni Bir Ülkede – 2002}

    Kimi zaman onu, anlattığı pespembe anılarla hayatını ve çocuğunun hayatını bir masala çevirmeye çalışan baba olarak gördük. {Big Fish / Büyük Balık – 2003}

    Kimi zaman onu, yıllar sonra evine dönen ve iki oğluyla sağlıklı bir iletişim geliştiremeyen sert bir baba olarak gördük. {Vozvrashcheniye / Dönüş – 2003}

    Kimi zaman onu, oğlunun cesedini onu öldüren adamdan geri almak için düşmanıyla konuşmaya giden, bilge ancak boş inançlarının kurbanı bir kral-baba olarak gördük. { Troy / Truva – 2004}

    Kimi zaman onu, kızını şiddetten korumak için taşınan ve ona korkmaması için kurşun geçirmez bir sihirli gömleği olduğunu söyleyip rahatlatmaya çalışan bir baba olarak gördük. {Crash / Çarpışma – 2005}

    Kimi zaman onu, ölümü arkasından bütün bir kasabanın üzüldüğü ve oğlu tarafından cenazesi alınmak için bir “yolculuk” yapılan ve bu sayede oğlunun hayatı anlam kazanan bir baba olarak gördük. {Elizabethtown – 2005}

    Kimi zaman onu, çocuğu ve eşinin hayatı için tüm geçmişini ve çok sevdiği ülkesini geride bırakarak başka bir ülkeye yerleşmiş ve her an tedirgin olarak yaşayan bir baba olarak gördük. {Münich – 2006}

    Kimi zaman onu kendisini terk eden karısını hala çok seven, çocuğuna hem annelik hem de babalık yapan; her ne kadar gösteremese de çok hassas bir baba olarak gördük… {Romulus, My Father – 2007}

  • mavi diyor ki:

    Sevgi emek ister ve bazen başkasının çocuğunu sevmektir emek vermektir babalık. Sonunda emek kazanır…(Selvi Boylum Al Yazmalım-1977)

  • Rashomon diyor ki:

    ‘In the Name of the Father’ {Babam İçim} filminden :

    Gerry Conlon (Daniel Day-Lewis) : – Çocukluğumla ilgili en çok hatırladığım şey, elini tutuşum. Küçük elim senin büyük elinde ve tütün kokusu… Hiç unutmam elinden tütün kokusunu alırdım. Mutlu olmak istersem tütün kokusunu hatırlamaya çalışırım.

    Giuseppe (Pete Postlethwaite) : – Elimi tut!

    Gerry Conlon : – Aaa baba kes şunu. Durup dururken duygusallaşma şimdi. Ama kızma lütfen! İstersen elini tutarım…

  • November76 diyor ki:

    Gelenekleriyle kızları arasında kalmış yufka yürekli bir baba, hem de sert mizaçlı karısı ve kızları arasında orta noktayı da bulamaya çalışıyor.

    Kimden mi bahsediyorum? Tabii ki Sütçü Tevye’den. :)
    {Fiddler on the Roof / Damdaki Kemancı – 1971}

    “If I were rich man… yubby dibby dibby dibby dibby dibby dibby dum”

  • paris-texas diyor ki:

    Ladri di biciclette ( Bisiklet Hırsızları)

    Roberto Rossellini ile akımın önemli yönetmenlerinden sayılan De Sica, “Bisiklet Hırsızları” filmi ile diğer tüm önemli filmler bir yana dursun bu filmi ile akımın geniş çevrelerce tanınmasında önemli rol oynamıştır. 2.Dünya savaşının ardında ki buhranı yansıtma esasını ilke edinen Yeni Gerçekçilik, kamerayı sokağa taşımak, gerçek mekân ve halkın içinde dolaşmak gibi kurallar ile ele almış olduğu konuları daha bir samimi atmosfere büründürerek pekiştirir.
    Kamera bu kez savaş sonrasında ki sefaleti yansıtan Roma’ya çevrilir… 2 yıldır işsiz olan Antonio Ricci başvurduğu kurumlardan tekinden olumlu yanıt alınca işinin gerektirdiği zorunluluktan dolayı bir bisiklet alır. Daha filmin ilk dakikalarında bisikletini kaybeden baba, geri kalan süre boyunca oğlu ile bisikleti arayıp durur. Tamda bu noktada ve devamında kimi kitlelerce hikâyenin yetersizliği ile olumsuz eleştiri alan film bilakis konusunu destekler nitelikte aktarılan minimal biçimi ile sinemanın özüne inmemizi sağlayarak tüm zarafetini konuşturmayı başarır.

    Filmin başında izleyiciye basit gibi görünen beş, on dakikalık bisiklet çalma sahnesi aslında içler acısı bir durumdan farklı değildir. Zira yeni umutlara ve inanca kapı açılmasını sağlayan “bisiklet” , karakterimizin yaşam mücadelesinde öyle bir yer edinir ki kendisi bile bir başkasının bisikletini çalabilecek hale gelir ve savaşın zulmü, esareti altında sistemin insanlığı nasıl çürütüp hiçe saydığını bir tokat gibi yüzümüze tekrar indirir.

    Bir bireyin çıkmazından yol alarak genişleyen ve nihayetinde toplumsal bir soruna parmak basan Bisiklet Hırsızları proletarya sınıfının bitmek bilmeyen mücadelesini de gözler önüne serdiği için her daim hatırlanan ve hatırlanacak olan bir başyapıt.

  • okaliptus80 diyor ki:

    İlgilenenler, Majidi’nin 96 yapımı ‘Pedar’ını (Baba) bu gece 00:30′da Trt 1 ekranlarında izleyebilir. Üvey de olsa o bir baba.
    İranlı yönetmenin -bana göre- başyapıtı olan ‘Cennetin Rengi’nde ise öz bir baba vardı. Kör oğluna karşı pek de müşfik olmayan bir babaydı ama.

    Pedar’da, çocuk ile üvey baba arasında bir çatışma yaşanmıştı. Baba ile oğul arasında bazen oluyor böyle şeyler. Ama en kötüsü de şu olsa gerek bir baba için: Bazen oğullar babalarından utanabiliyor. Aşağıdaki örneğin tam sırası;

    İlkokul çağındaki iki oğluna daha iyi bir hayat sunmak için çalışmak zorunda olan bir baba… Onlara okumanın erdeminden söz eden bir baba… Çocuklarının gözünde kahraman bir baba… Bu kahramanlığı, patronunun evde sunduğu projeksiyon gösterisine dek süren bir baba… Aynı gösteride patronun eğlencelerine meze olduğu görülünce, çocuklarının gözünde artık kahraman olmayan bir baba… Çocuklarının “Hani sen büyük adamdın?” sorularına maruz kalan bir baba…

    ‘I Was Born, But…’ {Doğdum, Ama – 1932} / Yasujirô Ozu

    Ozu sinemasındaki hakim unsurlardan olan “aile içi ilişkiler”in baba-oğul kanadına denk düşen filmlerden sadece biriydi… Sessiz bir filmdi.
    Oğlunun tahsili için fedakarlıklarda bulunan bir “baba” da 42 yapımı ‘Chichi ariki’de gelmişti. Doğdum, Ama’da birkaç gün ile sınırlı tutulan hikaye ya da ilişki, anımsadığım kadarıyla burada yıllara yayılmıştı.

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Rus filmi “The Return”‘daki Baba, örnek alınması gereken bir baba’dır bence..
    (Serttir; ama o, çocukları HAYATA ADAPTE etmek için öyledir..)
    **
    Death Of Salesman (1985)

    “Aileyi ayakta tutmak için kendimi kurban etmem gerek.” diyen bir baba.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler