-Ne Anneler Gördü Sinema-

Rhett Butler’la evlenmesine rağmen, hala Ashley’i unutamayan; inatçı, bencil, şımarık, güçlü, çekici ve güzel bir anne… ‘Gone with the Wind’ {Rüzgar Gibi Geçti}

Bir madenci ailesinin güçlü, zorluklara -ailesi ile birlikte- göğüs geren; kimi zaman oğullarına, kimi zaman da yaşanılanlara üzülen duyarlı annesi… ‘How Green Was My Valley’ {Vadim O Kadar Yeşildi ki}

İşler zaman zaman kötüye gitmesine rağmen, çocuklarına bu durumu yansıtmamaya çalışan; üzüntüde ve sevinçte daima kocasının ve çocuklarının yanında olan güçlü bir anne… ‘It’s a Wonderful Life’ {Şahane Hayat}

Kızının büyüdüğünü bir türlü kabullenemeyen adamı sakinleştiren, evliliğe karar veren kızının mutluluğu için kocasını her şeyi yapmaya ikna eden; bununla birlikte düğün hazırlıklarının altından başarıyla kalkan bir anne… ‘Father of the Bride’ {Gelinin Babası}

Savaşın başlamasıyla doğdukları köye doğru yola çıkan, bu yolculuk boyunca kızını her türlü tehdide karşı korumaya çalışan; tüm bu çabasına rağmen bunu başaramayan -güzel mi güzel- bir anne… ‘La Ciociara’ {İki Kadın}

Bir şemsiyeci dükkanının sahibi olan, kızının sevdiği adamla evlenmesine şiddetle karşı çıkan ve bunun sonucunda bazı olayların olmasına sebebiyet veren; üstüne üstlük kızına ‘insan aşktan sadece sinemada ölür’ diyen bir anne… ‘Les Parapluies de Cherbourg’ {Cherbourg Şemsiyeleri}

Gözünü para hırsı bürümüş bir ailenin gelini olan; çocuğunun çok hasta olduğunu aile üyelerine inandıramayan, çocuğunu bu amansız hastalığın pençesinden kurtarmak için çırpınan; acılı bir anne… ‘Gelin’

Kocasına ve çocuklarına bağlı olan, kendisi sevmediği halde -kocası seviyor diye- onun arkadaşları ile birlikte eğlenmeye çalışan, bu ortamlarda tuhaf davranışlar gösteren; bütün bu dengesiz davranışları sonucunda kocası tarafından akıl hastanesine yatırılan bir anne… ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın}

Kocası öldükten sonra maddi anlamda çok zor durumda kalan, oğlu ile birlikte umuda yolculuğa çıkan, bu yolculuğun sonucunda yeni bir iş bulan; ayrıca hayatında bazı değişiklikler olan bir anne… ‘Alice Doesn’t Live Anymore’ {Alice Artık Burada Oturmuyor}

Kırsal bir alanda, bağlık bahçelik bir evde yaşayan, zaman zaman çitlere oturup -muhteşem manzara eşliğinde- tatlı tatlı uzaklara uzaklara bakan; -yüzündeki hüzne hayran kaldığım- güzel bir anne… ‘Zerkalo’ {Ayna}

Kariyerini ön planda tutan, bu yüzden kızlarına yeterince ilgi gösteremeyen, dolayısıyla kızları ile ilişkileri iyi gitmeyen; kızının daveti sonucunda onun yanına giden; burada geçmişteki bazı olumsuzlukları gidermeye çalışan bir anne… ‘Höstsonaten’ {Güz Sonatı}

Kocasının işine odaklanıp kendisi ve oğlu ile yeterince ilgilenmemesine kızan, bu yüzden her şeyi bir kenara atarak evini terk eden, kocasından ayrılmayı düşünen; yine de ailenin devamlılığı için yeni bir başlangıca hazır olan bir anne… ‘Kramer v.s Kramer’ {Kramer Karamer’e Karşı}

‘Wendy tatlım! Lütfen kapıyı açar mısın’ palavralarına inanmayan, oğlunu babasının cinnetinden korumaya çalışan; bu uğurda mücadele veren güçlü bir anne… ‘The Shining’ {Cinnet}

Acı bir deniz kazasında oğlunu kaybeden, buna sebebiyet verenin diğer oğlu olduğunu düşünen, bu yüzden de onu affedemeyen; bu yaklaşımı yüzünden aile birliğini temelinden sarsan bir anne… ‘Ordinary People’ {Sıradan İnsanlar}

İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarında kalan, burada yapmış olduğu seçim sonucunda çocuklarını kaybeden; yeni bir ülkeye gelmesine rağmen, geçmişte yaşadığı bu travmayı hiç unutamayan acılı bir anne… ‘Sophie’s Choice’ {Sophie’nin Seçimi}

Çok ender görülen bir hastalığın pençesine düşmüş oğlu için her çareye başvuran, kocası ile birlikte onun iyileşmesi için farklı ilaçlar yapmaya çalışan; yaptıkları bu ilaçların başarılı olacağına inanan, umudunu hiçbir zaman kaybetmeyen güçlü ve azimli bir anne… ‘Lorenzo’s Oil’ {Lorenzo’nun Yağı}

Savaşın sarsıcı etkilerini sonuna kadar yaşayan, tanıştığı adam ile yeni bir hayata başlayan, bu hayata yeni bir ülkede devam etmek için doğduğu topraklardan ayrılan; iyi bir karma olduklarını düşünürken, aslında öyle olmadıklarını anlayan çok büyük acılar çekmiş bir anne… ‘Heaven & Earth’ {Cennet ve Yeryüzü}

Kocasını ve çocuklarını kaybettiği kazadan kurtulmayı başaran, kaza sonrasında yeni hayatında birtakım sıkıntılar yaşayan, kocasının kendisini aldattığını, onun sevgilisinden duyan; tüm bunlara rağmen hayata sıkı sıkıya sarılan güçlü bir anne… ‘Trzy kolory: Niebieski’ {Üç Renk Mavi}

Kocası tarafından çok sevilen, -onunla ve küçük çocuğuyla mutlu bir yaşam sürerken- karabasan gibi çöken savaşın sonucunda kendisini ve ailesini bir Nazi kampında bulan; savaşın bitimiyle çocuğuna kavuşmanın buruk sevincini yaşayan bir anne… ‘ La Vita è bella ‘ {Hayat Güzeldir}

Oğlunu bir kazada kaybeden, bu duruma ağlamaktan göz pınarları kuruyan; ”baban sen doğmadan çok önce öldü” diye oğluna yalan söyleyen, oğlunun ölmeden önce yazmış olduğu son satırları okuyunca, oğlunun babasını bulmak için yola çıkan bir anne… ‘Todo sobre mi madre’ {Annem Hakkında Herşey}

‘Müzikallerde korkunç şeyler olmaz’ diyen ve bu yüzden müzikalleri çok seven; kalıtsal bir hastalığa yakalanan oğlunu tedavi ettirebilmek için onca fedakarlığa katlanan, hatta ölümü bile göze alan, görmediği halde görebilen böylelikle karanlıklarda bile dans edebilen -ağlatan- bir anne… ‘Dancer in the Dark’ {Karanlıkta Dans}

Kocasının ölümüyle dört çocuğuyla başa çıkmayan çalışan, onlara bakmak için yorucu bir işte çalışmaya başlayan; çocuklarının sorunları yüzünden bir ilişkiye başlayamayan, canla başla ayakta kalabilmek için çocuklarını sorunlarını çözmeye gayret eden cefakar bir anne… ‘Knafayim Shvurot’ {Kırık Kanatlar}

Dışarıdan bakıldığında mutlu bir hayatı var gibi görünen, kocasının farklı cinsel tercihini saklamaya çalışan; kendisini yeni bir aşka başlamaktan sakınan -istemesine rağmen-, çocukları ve kocasıyla yaşamayı seçen güzel bir anne… ‘Far from Heaven’ {Cennetten Çok Uzakta}

Evlere temizliğe giderek aile bütçesine katkı yapan, bunun dışında ailesinin de haberdar olmadığı bir iş daha yapan -istenmeyen hamilelikleri sonlandırma-; bu işin sonucunda hapis yatmak zorunda kalan, o dönemin kapalı yapılanmasının pek de kabul edemeyeceği bir anne… ‘Vera Drake’ {Hemşire}

Hayatın sillesini defalarca yemiş olan, sorunlu eski kocasından kaçıp küçük kızı ile İstanbul’a yerleşmiş olan, burada pavyonlarda içli türküler seslendiren (”benim derdim herkesten çok / ben nasıl yanmayım / dağlar, dağlar, dağlar…”); emekli öğretmen ‘Nazım’ın kanatları altında mutluluğu düşleyen yaralı bir anne… ‘Gönül Yarası’

Anneler Günü

yeşildir artık yüreğinde kara bulut
bugün anneler günü annem beni unut

evde acılar koynuna yangelip yatmış
inadına giyin sen de mayısa batmış
yürü sokakta çocukların düşü aksın
yürü ki saksıda çiçekler sana baksın

diline genç anılarından bir türkü seç
beş yıl büyüdüğüm okulun önünden geç
ıslanırsa anıların güneşte kurut
senin günün bugün unutma beni unut
gök mavi deniz mavi tam kıyısında dur
durma eteğinden beni bir daha savur

annem yıldız kayıyor içinden dilek tut
koşuyor sana kısa pantolunlu çocuk
gözünde gözümde gözlerinde bin umut

(N. Çelik)

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“-Ne Anneler Gördü Sinema-” bu yazı hakkında 8 yorum var

  • November76 diyor ki:

    Ben de senin gibi Rüzgar Gibi Geçti ile başlayayım;

    fakat filmin örnek annesi ve dahi örnek insanı, Ashley’in eşi ve Scarlett’in oldukça affedici arkadaşı, hem ona hem çocuklarına hem de diğer insanlara karşı sevgi dolu olan Melanie’si. ‘Gone with the Wind’ {Rüzgar Gibi Geçti}

    Eşi erkek çocuk istediği için bilmem kaçıncı çocuğunu doğururken ölen, yaşarken de kuma dahil olmak üzere bir çok düşüncesizlik ve eziyete katlanan buna rağmen sevgi dolu bir eş ve anne. ‘Berdel’

    Ailesini ülkesinde çıkan olaylarda kaybeden ve onu bulan aile tarafından büyütülüp türlü acılar yaşamış, çok sevdiği ve uğruna türlü mücadeleler verdiği eşini yıllarca süren bir ayrılık sonucu yitiren ve geç kavuştuğu iki oğlunu da savaşta kaybeden acılı bir mülteci-anne. ‘Trilogia I: To Livadi pou dakryzei’ {Ağlayan Çayır}

    Kendi ülkesinde tanıyıp sevdiği adamın ülkesine gidince kendini bambaşka bir hayatın içinde bulan daha da kötüsü eşini aslında hiç de tanımamış olduğunu fark eden, ülkeden kaçmak için fırsatı varken zor yolu tercih edip türlü sıkıntılara rağmen kızını da beraberinde götürmek isteyen bir anne. ‘Not without My Daughter’ {Kızım Olmadan Asla}

    İkinci Dünya Savaşı sırasında iki çocuğuyla birlikte açlık ve sefaletle baş başa kalmış ve kendince bundan kurtulmanın bir yolunu bulmuş ancak bunu hayatıyla ödemiş güzel ve hayat dolu bir anne. ‘Une affaire de femmes’ {Bir Kadın Meselesi}

    Toplumun tüm yaptırımları ve hor görmelerine rağmen sevmediği eşini bırakıp sevdiği adamla ‘zorlu’ bir hayata başlayan fakat bunun bedeli olarak da çocuğundan mahrum bırakılan bir anne. ‘Anna Karenina’

    Engizisyon mahkemesi tarafından haksız yere suçlanıp, gencecik bir kızken girdiği hapisten on beş yıl sonra yaşlı bir kadın görünümünde çıkan ve hapisteyken dünyaya gelmiş, kendisinden alınmış kızının hayaliyle yanıp tutuşan bir anne. ‘Goya’s Ghosts’ {Goya’nın Hayaletleri}

    Çocuklarının ölümüyle yıkılan ve intihar girişiminde bulunup bir psikiyatri kliniğine yatırılan, hayata tekrar başlayabilmesi ancak eşinin desteğiyle ve uzun zaman alan bir anne. ‘What Dreams May Come’ {Aşkın Gücü}

    Her ne kadar iki kızıyla iletişimde sorunlar yaşayan sıradışı bir kadın olsa da, kendi tarzınca kızlarını seven ve neşeli bir anne ‘Mermaids’ {Deniz Kızları}

    Eşinden boşanmış ve ruh hali pek iyi olmamasına rağmen yine de kızının hayatı yerine kendi hayatını feda eden bir anne. ‘Dark Water’ {Karanlık Sular}

  • okaliptus80 diyor ki:

    Partizan oğlunun başına bir şeyler gelmesin diye silahını parkelerin arasında saklayan, bir süre sonra kortejlerin önünde bayrak sallarken gördüğümüz fedakar mı fedakar bir anne o: Niovna-Vlasova
    ‘Mat’ {Ana} / Vsevolod Pudovkin – 1926

    Tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun!

  • kadir503 diyor ki:

    Kocasının ölümü üzerine psikolojisi bozulmuş varı-yoğu evladı olan ve bir maymun tarafından ısırılması sonucu sonu pek iyi olmayan bir anne… “Dead Alive {Braindead – 1992} / Peter Jakcson”

  • Lidya diyor ki:

    Bazı toplumlarda kutsal sayılan “güneş tutulması”nı tek fırsat olarak görüp kızını kocasına tercih ederek katil olmayı göze alan en güçlü annelerden biri…”Dolores Claiborne (1995-Taylor Hackford)”

    Henüz 16 yaşındaki kızını kendi refahı için gözünü kırpmadan yok sayan,onu bilinmezliğe hatta aslında sonu cok iyi bilinen bir geleceğe layık gören,ekonomisi çökmüş bir ülkeden kaçarken arkasına bile bakmayarak öz kızının’nın sonunu hazırlayan ve sadece biyolojik anne olmanın insanlık adına hiç birşey ispatlamadıgının kanıtı olan yegane vicdan yoksunu anne…”Lilja 4-ever (2002-Lukas Moodysson)”

    Kızı işsizliğe,yoksulluğa ve hastalığına ragmen canını dişine takıp insanca yaşamaya çalışırken onu “hayat”la özdeşleşen bir çamur gölüne düşürüp kızının cıkamayacagını
    orda ölebileceğini bilirken “özgürlük” dediği ayyaşlık ve götürüsü olan fahişelik için arkasına bile bakmadan kaçan anne sıfatı taşıyan kadın modeli…”Rosetta (1999-Jean-Pierre Dardenne/Luc Dardenne)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Ana gibi yar olmaz, o kesin de. Anne yeri geldiğinde vezir de eder, rezil de…

    Frankenheiemer’in ‘The Manchurian Candidate’sindeki anne (Angela Lansbury) kurduğu yoğun baskıyla gencecik oğlunun intiharına sebebiyet vermişti.

    De Palma’nın ‘Carrie’sindeki anne de öyle değil miydi! Kızına (Sissy Spacek) hayatı zindan etmemiş miydi?

    Bazısı buldukça bunuyor yani! ‘The Graduate’ filminde bir kara çalı gibi Dustin Hoffman ile “kızının” arasına giren anneyi hiç saymıyorum bile!

    Ya şu iki anne öyle mi ya! İkisi de fedakarlık abidesi. İkisinin de çocuklarından dolayı derdi başından aşkın:

    Ken Loach’ın 1994 yapımı ‘Ladybird Ladybird’ünde çocuklarını “kazanabilmek” için hukuk mücadelesi veren üzüntülü anne,

    Memduh Ün’ün ‘Gün Ortasında Karanlık’ında (1989) zihinsel özürlü oğlu için her sıkıntıya göğüs geren, onu gözünden sakınan Fatma Girik.

  • kadir503 diyor ki:

    Beş çocuğunu daha iyi hayat kurabilmesi için kırsal kesimden büyük bir şehre getiren; ama umduğunu bulamayan, çocuklarını çok seven, fedakar bir anne; Rosario… ‘Rocco and His Brothers’ {Rocco ve Kardeşleri – 1960} / Luchino Visconti

  • okaliptus80 diyor ki:

    12. yüzyıl İngiltere’sinden bir anne portresi çizelim.

    Bir zamanlar kraliçeyken şimdi hapis hayatı yaşayan; üç oğlu arasındaki taht (iktidar) mücadelesinin tam göbeğinde olan; büyük oğlu Richard’ı alttan alta destekleyen ve kumanda eden; ancak iktidar ve güç uğruna gerektiğinde çocuklarını dahi bir kalemde silebilen; ayrıldığı eşi ve çocuklarının babası kral II. Henry’le film süresince acı tatlı atışan; seven ama sevgisini belli etmeyen; son derece haris, hırslı, fettan ve güçlü bir anne: Aquitaine’li Eleanor (Katharine Hepburn).

    ‘The Lion in Winter’ {Kış Aslanı – 1968} / Anthony Harvey

  • okaliptus80 diyor ki:

    Tek evladını okutabilmek için ne fedakarlıklarda bulunan, yıllar sonra “büyük adam olduğunu” umduğu oğlunu Tokyo’da ziyarete gelen, hayal kırıklıklarını içine atan bir anne… ‘Hitori musuko’ {Tek Oğul – 1936} / Yasujiro Ozu

    Tüm annelerin Anneler Günü kutlu olsun…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler