Karanlık bir Anadolu Portresi

“Üç Maymun” sonrası yeni filmini merakla beklediğimiz Nuri Bilge Ceylan’ın sonunda yeni filmini izleme fırsatı bulduk. Yine Cannes’da aldığı ödül ve topladığı beğeniyle filme olan merakımız gitgide artmıştı. Sonuç olarak ise her zamanki gibi üzerine düşünülmesi ve tadılması gereken bir sinema deneyimiyle karşı karşıya kaldık.

Ceylan’ın altıncı filmi olan “Bir Zamanlar Anadolu’da” yönetmenin artık olgunluk çağına geldiğinin ve kendi sinemasına istediği hikâyeyi yedirebildiğinin bir göstergesi. Film yönetmenin aslında çok iyi bildiği taşrada geçmesine rağmen diğer filmlerine nazaran farklı bir öykü sunuyor.

Aslında filmi iki bölüm olarak düşünmek daha doğru gibi geliyor bana. İşlenen cinayet sonrası cesedi bulmak üzere yollara düşmüş bir ekip konvoyu var karşımızda. Bir an önce cesedi bulup, işlerini yapıp, evlerine dönmek istiyor bu ekiptekiler. Ortada ölen bir insanın olması ya da yanlarındaki tutuklu iki kişinin içinde bulundukları durum onlar için çok olağan. Oldukça uzun ve kasvetli bu araştırma içerisinde bu ekipteki karakterleri tanıma fırsatı buluyoruz. Hepsi de oldukça ilginç tipler. Filmde hemen her karaktere ait ilgi çekici bir an bulmak mümkün. Filmin ilk bölümünde bu karakterler ve yaşananları pür dikkat izlerken; kendimce ayırdığım ikinci bölümde ise bu ilk kısımda yaşananların karakterler üzerinde bıraktıkları ve soruşturmanın sonuca bağlanmasını izliyoruz.

Aslında filmde anlatılanlar yarım güne tekabül edecek sürede gelişen olaylar; ancak Ceylan’ın detaylı anlatımıyla filmin iki saati aşkın bir süresi var. Bu detaylı anlatımın filme olumlu katkısı azımsanmayacak derecede. Ceylan, film boyunca izleyene karakterlerine soluttuğu havayı solutmayı başarıyor. Filmdeki karakterle bu yarım günde yaşadıkları deneyimi birlikte yaşıyoruz. Özellikle ilk kısımdaki geniş alan çekimler hem tüm oyuncuların tek planda performanslarını görmek adına hem de tüm karakterlerin yaşanan olaylar karşısında verdikleri tepkileri görmemizi sağlıyor.

Clark Gable esprisi ya da mistik çay servisi sahnesi gibi yönetmenin hiçbir filminde bulamayacağımız esprili anlar da filmde mevcut. Bunların yanı sıra Muhammet Uzuner ile Taner Birsel’in (savcı ve doktorun) diyalogları filmi zirveye çıkarıyor. Yine bu iki isim ve Yılmaz Erdoğan’ın performansı oldukça iyi. Aslında filmdeki her karakterin ve diyalogun üzerine düşünmeye zorlayan bir yapısı var. Özellikle son bölümde yoğunlaşılan savcı ile doktor karakterleri filme daha bir derinlik katıyor.

Kısacası bir kere izlenip geçecek bir film değil “Bir Zamanlar Anodolu’da”. Birkaç kez izleyip üzerine düşünüp, çıkarımlar yapılacak bir sinema filmi. Ceylan’ın en gizemli ve karamsar filmi olmasının yanı sıra filmografisi ile sinemamızda farklı hissiyatlarla hatırlanacak bir film…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.