Kader

Film: Kader
Senarist ve Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oynayanlar: Ufuk Bayraktar, Müge Ulusoy, Engin Akyürek, Settar Tanrıöğen, Vildan Atasever, Ozan Bilen
Müzik: Edward Artemiyev
Yapım Yılı: 2006

kader

Kader hakkında birşeyler yazmak istiyorum filmi gerçekten çok sevdim ancak söyleyecek şey bulmakta zorlanıyorum zira yönetmen söylenebilecek herşeyi tastamam söylemiş filmde.

Aşkın mantık tanımayan doğasını ortaya koyması bakımından çok başarılı bir anlatım dili, iki uslanmaz aşık var hem de filmde bir tane de değil ve sonunda da her ne kadar biri ailesine diğeri de kendisine aşık olan adama içinde merhamet ve sevgi beslese de bu aşklarından dönmelerini, kendilerini bu mantıksız ve hem kendilerine hem de en yakınlarındakilere zarar veren durumdan, aşkları uğrunda yaşamaktan, döndürmek için yeterli olmuyor onları. Bir insanın tüm hayatını kendi mantığına ve sevdiklerine rağmen, duyguları yani aşkı uğrunda harcamasını çok iyi resmetmiş film.

Uğur’un zaten ailesi ve babasının durumu ve bunun getirisi olduğu görülen annesinin ona ve kardeşine yaşattıkları ortada ve bunlara kendince tavır koyuyor sanki Zagor’a kendini bir anlamda adayarak ya da ona olan aşkını bırakılamayacak olanı ve hayatının odağı yaparak, bir anlamda hayatını bu şekilde anlamlı yapmaya çalışarak ancak özellikle Bekir’in Uğur’a duyduğu aşk, hem de Uğur’a göre iletişimsiz ama daha “normal”-tabii bu normallik durumu da tartışılabilir- bir aileden gelmesine ve eğriyi doğruyu gayet iyi ayırt etmesine rağmen Uğur’a olan ve kaç defa dönmeye kendini zorlasa da yıllar sonra aniden su yüzüne çıkıveren ve onu Uğur’a çekiveren duyguları hem de en onursuz ve gurursuz durumlara bile bu uğurda katlanmasını sağlayan ama bu katlandıkları yüzünden de onca sevdiği Uğur tarafından aşağılanan, yüzüne tükürülen Bekir’in aşkı oldukça çarpıcı. Bekir’in ailesinin yanındayken hissettiği yalnızlık ve kendini o eve ve o hayata yabancı hissetmesi, Uğur’un eksikliğini hissetmesi duygusu gerçekten çok ustalıkla hissettirilmiş izleyiciye kanaatimce.

Mantığı ve tabii Uğur’un onu redddedişleri ile duyguları arasındaki kısır döngüde adeta sürüklenen bir hayatı devam ettiren Bekir, üzerinden aşkın ne kadar şiddetli ve yıkıcı olabileceği çok iyi bir şekilde işlenmiş.

Kader, Zeki Demirkubuz’un henüz izlediğim ilk filmi, maalesef ki daha önce zaman ayırıp izlememişim diyorum şu an. Sahneler arası geçişler; filmdeki zaman geçerken arada bir mantıksal boşluk meydana gelmesine fırsat verilmeyen ince anlatımlar; etkileyici ve konunun bütünlüğüne, yalnızlığı ve iç sıkıntısını çok iyi anlatmaya hizmet eden şehir manzaraları; sahnelerle bütünleşen ve yaşanılan olayın duygularını çok iyi veren müzikler ve de özellikle Ufuk Bayraktar başta olmak üzere iyi performanslar. Tek rahatsız eden denebilecek şey bolca geçen küfürler ki onlar da olmadan içinde yaşadıkları hayat, gerçekçi bir şekilde aktarılmış olmazdı diye düşünüyorum.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Kader” bu yazı hakkında 4 yorum var

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘Kader’ / Zeki Demirkubuz

    İstedikleri hayatları yaşayamayan, yaşamaya çalıştıklarında önlerine engeller çıka(rıla) n kaderleri acı ve gözyaşı ile örülmüş gençler.

    Senin karşındakine duyduğun, karşındakinin ise başkasına duyduğu bir aşk(ki haliyle çok büyük bir aşk) haliyle sorgulayamazsın da. Kendinin ona karşı duyduğun aşkı sorgulayamadığın gibi. Kaderinde vardır bu, buradan devam edebilirsin. Bunu değiştirmeye çalışırsın, hani kader ya değiştiremezsin. Kabulleneceksin! Sana aşık olmasa da peşinden gideceksin, zira ona beslediğin güçlü aşk bunu gerektirecek…

    Film, hani bize anlatılır ya da hani biz okuruz ya bazı büyük aşkları; en az bunlar kadar büyük bir aşkı bize gösteriyor. Nasıl yapıyor bunu, olanca şiddetiyle(ki bu yadırganıyor bazı izleyiciler tarafından; ‘böyle bir aşk mı olur’ diye), belki de görmek istemeyeceğimiz bir şekilde gösteriyor bize. Olanca saflığıyla gösteriyor bize bu aşkı… Türk sinemasında anlatılan büyük aşkların arasına koyabileceğimiz bir aşk bu. Bu aşk anlatımı şu filmleri geçirdi gözümün önünden; ‘Sevmek Zamanı’, ‘Vesikalı Yarim’, ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’, Kırk Bir Aşk Hikayesi’…

    Bu filmi izlerken şunu düşündüm, ‘Masumiyet’ filmini izlemeden de bu filmi izleseniz; yine çok iyi bir filmle karşı karşıyasınız. Ki film sonrası yönetmen yardımcısının ikisini ayrı ayrı film olarak düşünmek gerekir, demesi bu düşüncemi haksız çıkarmadı.

    Filmde oyunculukları son derece beğendim, ‘Masumiyet’ filmine göre düşündüğümde karakterlerin uyumu bir hayli iyiydi.

    Filmin bir yerine takıldım, sanki başka bir mekan(şehir anlamında) da bitmeliydi. ‘Masumiyet’teki Bekir’in monoloğuna göre…

    Film son zamanların değil, tüm zamanların(Türk Sineması anlamında) en iyi filmleri arasına girebilecek bir film ya da ben öyle düşünüyorum.

    Filmden sonra bazı tepkileri yersiz buldum, küfürün bu kadar yoğun kullanılması üzerine tepkiler. Yani bu insanlar Mevlanakapı’da oturuyorlar, hani orada 4 ay kalmasak diyeceğiz ki küfrü abartmışlar. Bilakis nazik konuşuyorlar bu anlamda(küfrü yüceltme gibi bir anlayış taşımıyorum, ama küfrü bu hayatın içinde görmek istemeyen insanlara da anlam veremiyorum; tamam küfür hiç olmasa keşke, fakat bunu görmezlikten gelerek değil de küfürü bir vakıa olarak kabul edip, bundan sonra gerekenleri yapmak lazım).

    ‘…Yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok. Kaderin böyle, yol belli, eğ başını usul usul yürü şimdi…’

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    ”Tarkovsky, Ceylan ve Demirkubuz”

    Alakasız gibi gelebilir; fakat bu üç isim arasında bir ilişki kumak hiç de zor değil. Tarkovsky’nin umudun -ya da umutsuzluğun- destansı öyküsünü anlattığı ölümsüz eseri Stalker, sinema tarihinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes tescilli Uzak’ında Mahmut adlı karakter Stalker’ı izliyordu. Zeki Demirkubuz’un son başyapıtı Kader’de karşımıza sık sık -hatta kapanış jeneriğinde- bir müzik çıkıyor. İşte o müzik Stalker’ın müziğinden başkası değil.

    Uzak’ta Mahmut’un bir Tarkovsky hayranı -Mahmut’un Ceylan’dan izler taşıdığını düşünürsek eğer; Ceylan’ın bir Tarkovsky hayranı olduğunu- anlamıştık zaten. Ceylan ve Demirkubuz’un birbirilerine sık sık destek çıktığını da biliyorduk ve nihayet bu son başyapıtta Stalker’ın o esrarlı müziği o kadar güzel durmuş ki. Kader’in sahnelerinin kolay kolay hafızalardan silinmemesi, en derinden etkilemiş olmasının sebeplerinden biri de hiç kuşkusuz Stalker’ın bu esrarlı müziğiydi.

    ”Kader’deki Masumiyet”

    Filmin bir karesinde Erkan Can’ı bir film izlerken görüyoruz. Yüzü ekrana dönüktür, ne izlediğini bilmiyoruz yani -hatırlarsanız Masumiyet’te de Mehmet Abi ve Yusuf da sık sık türk filmi izlemekteydi- Bekir gelip Erkan Can’ın yanına oturur ve, ne izlediğini sorar. ”Öylesine izliyoruz işte” diye cevap verir Erkan Can. O film Masumiyet’ten başkası değildir.

    Masumiyet’te acıklı bir film izleyen Mehmet Abi ”hadi be” deyip sıçrıyordu. Bunun üzerine Yusuf ”film bu film, Mehmet Abi. İnsanı kandırmak için y@landan yapıyorlar.”

    Demirkubuz o kadar usta bir yönetmen ki, oldukça karamsar ve hatta aşırı gerçekçi -bu kadar gerçeklik de acı veriyor doğrusu- Masumiyet’te bu sahneyle bunun bir film olduğunu, seyirciyi kandırmak için uydurduğunu ima etmeye çalışıyor diye düşünüyorum. Kader’de de aynı durum söz konusu. Filmde, Masumiyet’i göstererek bunun bir film olduğunu ve hatta o anda izlemekte olduğumuz Kader’in de ”insanları kandırmak için yalandan yapıldığını” vurguluyor diye düşünüyorum -Sanki biraz dogma95′i andırıyor-Ne var ki bu bile seyircinin kırık bir kalple salonlardan ayrılmasına engel olamıyor. Mehmet Abi’nin de dediği gibi ”film milm, böyle de olmaz ki!”:))

    ”Kader’deki Demirkubuz”

    …ve derken Demirkubuz çıkıyor sahneye. ”Kendine filminde yer vermek” birçok yönetmenin adetidir ki bunun en ünlüsü de Hitchcock’tur. Bunun türlü türlü yollarını gördük beyazperdede. Kendini ecza dolabının camından gösteren Shyamalan’dan, baş karakteri Salih’e esrar veren Altıoklar’a kadar…Filmde başkarakterini tekme tokat döven yönetmene de ilk defa şahit oldum doğrusu:))

    ”Demirkubuz’la Çalışmanın zorlukları”

    Demirkubuz’un filmlerinin aşırı gerçekçi olmasında en büyük etken senaryo olmakla beraber; filmin cesur oyuncularının da etkisi oldukça büyük. Kader’de esrar içilen sahnelerde gerçekten esrar içiyorlar, dayak yenilen sahnelerde gerçekten dayak yiyorlar. Yapmacık birşey yok yani.

    Demirkubuz’da şeytan tüyü mü vardır bilinmez; onunla çalışan her oyuncu DeNiro, Pacino, Hoffman gibi performans sergiliyor. Oyuncuların bu üstün performansı da, filmi gerçekçi kılan unsurlardan biri…

    ”Sinema Sinema Olalı Böyle Bir Trajik Aşk Görmedi”

    Bekir Uğur’a aşıktır, Uğur Zagor’a, Zagor da suç işlemeye… Üstelik hiçbiri aşkına söz dinletemiyor, söz geçiremiyor. Tam bitti derken kendini yine yollarda buluyor, ne olduğunu anlayamadan. Bu saplantılı aşk üçünü de bitirip tüketmektedir. Üçü de bir gün herşeyin düzeleceğine inanmaktadır. Üçünün sımsıkı bağlandığı bu umut -ya da umutsuzluk- Stalker’ın esrarlı müziğiyle sık sık desteklenmektedir. Aslında üçü de hiçbir şeyin asla düzelmeyeceğini, sırat köprüsünden geçtikten sonra, cehennemin kapısından çıkış olmadığını çok iyi bilmektedir. Ne var ki üçünü de hayata bağlayan bu umut kıvılcımıdır.

    Belki Uğur, Bekir’i dinlese, herşeye rağmen, herşeye sil baştan başlasa herşey çok güzel olacaktı. Ama ”kader” işte…Şok edici, tüyler ürpertici, dibe vurucu son sahnede de bu vurgulanıyor zaten…

  • wong kar wai diyor ki:

    “Kader”, Zeki Demirkubuz’un altıncı filmi. Önceki filmlerinde yaptığı gibi yine insanın karanlık yönlerine bakan yönetmen, karamsar ve acılı karakterleri tercih ediyor. Kader, 1997 yapımı Masumiyet’in öncesine giderek kamerasını Uğur ve Bekir’in gençliklerine yöneltiyor. Masumiyet’te Bekir’i oynayan Haluk Bilginer’in monologunda belirttiği noktadan çıkan hikaye Kader’de vücut buluyor.

    İstanbul’un kenar semtlerinden birinde, mahallenin fettan güzeli Uğur(Vildan Atasever), hasta ve yatalak babası, genç annesi ve ergenlik problemli erkek kardeşi ile birlikte yaşamaktadır. Cevat zengindir ve Uğur’un annesi ile birlikteliği dolayısıyla aileye bakmaktadır. Uğur’un aşık olduğu Zagor ise hapistedir. Bekir(Ufuk Bayraktar), babasının halıcı dükkanını işleten kendi halinde, sessiz bir adamdır. Uğur, ara sıra Bekir’in dükkanına gider ve toy delikanlıyı etkiler. Bekir, Uğur’a aşık olmuştur.

    Bir gün Zagor, hapisten çıkar. Kahvehanede cereyan eden bir hadise yüzünden Cevat’ı bıçaklayarak öldürür. Bu olay, birçok insanın kaderini değiştirecektir. Uğur ve Zagor, İzmir’e kaçarlar. Bekir ise annesinin bulduğu bir kızla evlenerek mazbut yaşamı seçmiştir. Aradan aylar geçer, suça meyilli Zagor, İzmir’de iki polis öldürünce yakalanır ve Uğur İstanbul’a döner. Bundan sonrası Zagor’un peşinden giden ve onu hapiste bile olsa hiç bırakmayan Uğur ve onun arkasından sürüklenen saplantılı aşığı Bekir’in yolculundan ibarettir…

    Kader, bir noktadan sonra bu kadar da olmaz dedirten, katlanması zor bir hal alıyor. Karakterlerin acıları hiçbir zaman sorgulanmıyor. Neden-sonuç ilişkisi çıkarımı yapmayan film, kişiliklerin sorunlarının salt insani zaaflardan oluştuğunu vurguluyor. Bekir’in İstanbul’da sürebileceği müreffeh bir hayat varken, onun yerine Uğur’un ardından Anadolu’nun ücra yerlerine, üçüncü sınıf otellere sürüklenmesi akıl ve izanla açıklanabilecek bir durum değil doğrusu. Onsuz yaşayamaması fikrinin ne menem bir şey olduğunu anlayabilmek çok zor.

    Bekir’in aşkı bazen avuç içine bastırılan bir izmarit gibi acıtıcı bazen de sobaya düşen su damlası gibi cız edici. Bu, hiç şüphesiz bir zaaf. Bir nokta çok önemli. Bekir’in geçirdiği fiziksel ve ruhsal değişim son derece gerçekçi bir şekilde veriliyor. Ufuk Bayraktar, doğallık ve inandırıcılık konusunda çok başarılı. Aynı şekilde Vildan Atasever de Masumiyet’te Derya Alabora tarafından kusursuz çizilen Uğur’un sert, tavizsiz karakterini ne eksik ne fazla çıkarıyor.

    Kader, önceki Zeki Demirkubuz filmlerinden kimi farklıklar içermekle beraber özde onun dokunuşlarını taşıyan ona özgü bir film. Evet, Kader diğer Demirkubuz filmlerinden daha bütçeli bir prodüksiyon. Sonra bir karakteri ve bir durumu derinleştirmeyi yeğleyen yönetmen, bu filmde birkaç karakteri birden “deşiyor.” Olaylar silsilesi birbirinin akabinde geliyor, mola vermiyor,akıp gidiyor. Kader, bu haliyle tempolu bile sayılabilir. Ancak, tüm bunlarla beraber yine Demirkubuz’un uzun tek planları, detaylı diyalog ve monologları, karakterleri kapana kıstırılmış hissi veren kesişleri, kapanmayan kapıları… vs bu filmde de dikkatimizi çekiyor.

    Son olarak filmin hikayesinin geçtiği zamana işaret etmek gerek. Kader, Masumiyet’in öncesini anlatan bir film ancak bunu zamansal olarak takmayan yapıda. Muhtemelen 2000′lerde geçen filmin bir sahnesinde Erkan Can’ın Masumiyet’i izlediğine tanıklık ediyoruz. Demirkubuz, bunun bir öneminin olmadığını düşünmüş olmalı, nitekim Kader başlı başına bir bütünlük arzediyor ve bu zamansızlık hissi bir noksanlık oluşturmuyor kanaatindeyim.

    Kader, Zeki Demirkubuz’un bir sahnesinde arz-ı endam ederek Bekir’e bir de tokat çaktığı sürpriziyle, yüreğimizi dağlayan dramatik yapısıyla, “önemli” bir yönetmenin “yetkin”liğe geçişini müjdeleyişiyle, son yılların en iyi filmlerinden biri olduğunu kanıtlıyor.

  • mavi diyor ki:

    Kader, şu ana kadar izlediğim Türk sineması adına en ilginç filmlerden bir tanesiydi.Hikayesi olayların akışı karekterlerin birbirlerinin arkasından sürüklenişi her şeyiyle çok farklı idi.
    Hayatta tercihler yaparsınız ve bu tercihler doğrultusunda bir hayat yaşarsınız, sonra yaptığınız tercihler sizi çok farklı yönlere doğru sürükler, sorgulamaya başlarsınız kendinizi,hayatınızı ve tercihlerinizi başınıza gelenlerin kader olduğunu sizin hiçbir suçunuzun olmadığını söylersiniz, köşeye sıkıştığınızda.Peki gerçekten öylemidir??? Sizin hiç suçunuz yok mudur bu olanlarda??? İşte film bana bunu sorgulattı ve ben filmi izleyip bitirdikten sonra şöyle söyledim “Başına ne geldiyse hepsi kendi seçimiydi.”Kaderi suçlamak ise kolaycılıktı bence.
    Bekir Uğura aşık Uğur Zagor’a Zagor ise suç işlemeye ve sen sonunun ne olacağını bilmeden bir insanın peşinden sürüklenip duruyorsun meçhule doğru.Kayboluyorsun kendi karanlığında,acı çekiyorsun aynı zamanda acı çektiriyorsun çevrendekilere kendinle beraber.Büyük bir hüzün hakimdi filmde,çaresizlik…Filmin son sahnesi filmi özetler gibiydi Uğur ve Bekir’in sohbetleri film boyunca hep kavga ettiler birbirlerini incittiler ve ilk defa oturup gerçekten konuştular filmin sonunda ve sen benim kaderimsin dedi Bekir Uğur’a ama gerçekten kaderimiydi? Oysaki onun arkasından kendisi gitmemişmiydi? Tercihini daha ilk baştan yapmamışmıydı? Yapmıştı elbet işte bu yüzden bu kaderden çok tercihti.

    Filmin müzikleri,oyunculuklar,mekan seçimleri,her şey, her şey çok güzel,özellikle oyunculuklar beni kendilerine hayran bıraktı, filmin dilinden başka şikayetim yoktu doğrusu filmle ilgili, çok fazla küfür vardı ama ne yapalım buda yönetmenimizin biliçli tercihi bir şey söyleyemeyiz.İzmir’e başka bir pencereden bakmaksa ayrı bir güzeldi.Bekir’in iki dev bayrağın arasında dineldiği ve bu iki dev bayrağın gölgesinin içinde durduğu görüntü çok güzeldi. Zeki Demirkubuz, Türk Sinemasın son dönem yüz aklarından bence…
    Ve kaderde inanılmaz bir acımasızlık var özellikle Uğur’un Bekir’e karşı tutumu, ama bu acımasızlık seyirciye acıma duygusu olarak yansımıyor ve seyircinin gözünden yaşlar döktürmüyor.İzlerken bazen beni zorlasada benim için çok ilginç bir deneyimdi.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler