Jarmusch’un Sıradan Hayatları; Paterson

Amerikan Bağımsız Sinemasını yıllardır çizgisini bozmadan ve aynı doğrultudaki başarısıyla temsil eden Jim Jarmusch, Cannes’da yarışan son filmi “Paterson” ile benim gibi Jarmusch sevenleri heyecanlandırmayı başarmıştı. Filmekimi programında izleme imkânım oldu ve Jarmusch da olmasa festivalde neredeyse iyi film izleyemeyecektik diyebilirim.

“Paterson” için yönetmenin sinemanın anlayışını tamamen görülebileceği, tam bir Jarmusch filmi diyebiliriz. Garip, keskin özelliklere sahip kendine has karakterler, genelde geniş açılarla çekilmiş sahneler, nükteli diyaloglar ile Jarmusch’a ait belli başlı birçok öğe başarılı bir biçimde filme yerleştirilmiş bulunuyor.

Jarmusch’un alışık olmadığımız bir takıntısı olarak bu sefer ‘çift’lik durumu karşımıza çıkıyor. Hem Paterson filmin baş karakteri hem de karakterin yaşadığı yerin adı Paterson olmasının dışında karakterimiz ikiz bebek sahibi olmak istiyor. Aynı düzlemde birçok ikiz insan da film boyunca gözümüze çarpıyor.

Filmin odak karakteri Paterson oldukça ilgi çekici ve farklı özelliklere sahip bir karakter. Post modern dünyadan olabildiğine soyutlanmış, kendisine has izole bir hayat sürüyor. Teknolojiden ve güncel hayatın tantanasından kendisini uzak tutuyor ve istediği tek düze hayatı yaşamaya gayret gösteriyor. Bundan da memnun görünüyor. Onun hayatında değişikliklere yer yok, sadece edindiği alışkanlıklarla devam etmek istiyor. Bir şekilde içine girdiği bu hayatın dışına çıkmadan kendisine bahşedilen hayatı yaşıyor, aslında hepimiz gibi.

Filmde New Jesey’nin Paterson kentinde yaşayan ve belediye otobüs şoförlüğü yapan Paterson’un hayatının bir haftasına odaklanıyoruz.  Yaptığı otobüs şoförlüğünün yanında kendince şiirler yazıyor. Bunu genelde öğle paydosunda eşinin hazırladığı yemekleri yerken çok sevdiği şelalenin karşısında yapıyor. Akşamları iş dönüşü aslında tamamen zıttı karakterdeki, aynı evi paylaştığı sevgilisiyle vakit geçiriyor. Sonrasında ise sevgilisinin aslında hiç sevmediği köpeğini yürüyüşe çıkarıyor. Bu yürüyüşlerde bara uğrayarak içkisini içip, bardakilerle ufak sohbetler yapıyor. Paterson’un her günü aynı şekilde neredeyse en küçük bir farklılığa uğramadan bu şekilde geçiyor.

‘Paterson’ monoton hayatlar üzerine bir film. Herkes kendine dair bir şeyler bulması olası. Sevgilisiyle yaptığı sinema macerası sonrası ikisi de “bunu sürekli yapmalıyız” diye umutla hayıflanıyor; ancak biliyorlar ki bu basit eylemi bile sıradan hayatlarına yerleştiremeyecekler. Ya da bu aktiviteler nadiren yapıldığında onlar için güzel olabiliyor. Belki de bu büyüyü bozmamak gerekiyor.

Tüm bu monoton hayatından Paterson hiçbir şekilde şikâyet etmiyor. Şiirlerini yazmaya, sevmediği köpeğini gezdirmeye ve her zaman uğradığı bara gitmeye devam ediyor. Barda bazı beklenmeyen olaylarla karşılaşsa da Paterson yine bundan etkilenmeden alışkanlıklarına devam ediyor. Karakterin sosyalleştiği nadir anlardan olan bu akşam ziyaretlerinde herkesin yaşadığı bir tekdüze hayatın olduğunu ve güncel dünyanın uzağında bu semtte yaşayanların kendine has bir hayat sürdürdüklerini öğreniyoruz. Yine benzer durumu Paterson’un kullandığı otobüse binen insanlar aralarında yaptıkları sohbetlerden de edinebiliyoruz. Aslında herkesin kendisine has tekdüze ve zavallı bir hayatının bulunduğu film boyunca gözümüze sokuluyor.

Son Star Wars filminde tanıştığımız Adam Driver Paterson karakteri için fiziksel olarak son derece doğru bir tercih olduğunu, sakin ama karakteriyle bütünleşen oyunculuğuyla gösteriyor. Paterson’un sevgilisi rolünde ‘About Elly’de Sepideh olarak hafızalarımıza kazınan Golshiften Farahani filme büyük renk katıyor. Filme en büyük katkıyı Cannes’ta köpek dalında ödül alan İngiliz bulldogu Nellie yapıyor. Bulunduğu her andan Jarmusch etkili bir mizansen oluşturuyor ve Nellie üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. Aldığı ödül abartılı gözükse de şaşmamak lazım.

Kısacası Paterson bir Jarmusch filminden ne bekleniyorsa yerine getiren sakin ama bir o kadar da renkli ve düşündürücü bir film olmuş. Nevi şahsına münhasır yönetmen ‘Only Lovers Left Alive’ sonrası başarısını tekrarlayarak, yılın kalıcı olmayı başaracak filmlerinden birine imza atmış. Bu şiirsel filmi esas sinefiller zaten kaçırmayacaktır!

 

‘Paterson’ {2016} / Jim Jarmusch

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler