”İçimden Şehirler Geçiyor” (*)

-Altın arama hırsının doruğa çıktığı yıllar. Bol pantolonu, melon şapkası ve bastonuyla, Chaplin’ in komedi ve trajedi öğelerini harika sergilediği bir yer; Alaska (The Gold Rush – Altına Hücum)

- Askerlerin kurtlu etleri yemeye zorlandığı – Potemkin Savaş Gemisinde meydana gelen isyanın sonucunda, bu gemiyi karşılamaya gelenlerin merdivenlerde katliama uğradığı bir yer; Odessa (Bronenosetz Potemkin – Potemkin Zırhlısı)

İşçilerin labirente benzeyen kötü yeraltı mahallelerinde yaşadığı, yöneten kesimin ise yerin üstündeki bahçelerde gününü gün ettiği bir yer ya da o gün için akla hayale gelmeyecek ölçüde ileriyi gören tasarımlarıyla, heyacan verici bir yer; Metropolis (Metropolis)

Kanadalı bir adamın dairesinde bir genç kızın öldürülmesiyle, kendisini bir cinayet ve casusluk olayının içinde bulduğu bir yer; Londra (The 39 Steps – 39 Basamak)

Güzel bir o kadar da hafifmeşrep bir kadının aşkı uğruna yavaş yavaş tükendiği bir yer; Paris (Camille – Kamelyalı Kadın)

‘Bir gün kendi toprağımda saklanacağım hiç aklıma gelmezdi’ denilen bir yer; Oklahama / İşçilerin çok düşük ücret karşılığında ezildiği, sefalet içinde yaşadığı bir yer; Kaliforniya (The Grapes of Wrath – Gazap Üzümleri)

Özel dedektif Sam Spade’ nin kendisini – 16. Y.Y. kalma – bir heykelciğin peşinde bulduğu bir yer ya da sürekli yalan söyleyen bir kadının karanlık dünyasını aydınlatmaya çalıştığı bir yer; San Fransisco (The Maltese Falcon – Malta Şahini)

”Play ıt again Sam” efsanesinin doğduğu yer ya da beyazperdenin en büyük aşıklarından Rick ve Ilsa’ nın eski günlere döndükleri yer; Kazablanka (Casablanca)

Gerçeküstü bir şiir dünyasının sergilendiği, Baptiste ve Grance’ nin umutsuz aşklarının tiyatral bir şekilde anlatıldığı yer; Paris (Les Enfants du Paradis – Cennetin Çocukları)

İşgaller sonucunda özgürlüklerin kısıtlandığı bir yer, ya da kanalizasyonlarında müthiş bir kovalamacanın yaşandığı yer; Viyana (The Third Man – Üçüncü Adam)

Evli çocuklarını ziyarete giden yaşlı bir çiftin, çocuklarından beklediği ilgiyi bulamadıkları bir yer; Tokyo (Tokyo monogatari – Tokyo Hikayesi)

İşsiz güçsüz ve kurallarla başı dertte olan bir adamın araba çaldığı yer; Marsilya / Amerikalı sevgilisi Patricia ile sokaklarında aylak aylak dolaştığı bir yer; Paris (A Bout de Souffle – Serseri Aşıklar)

Yazar olma hayalleri kuran, fakat çevrasindeki olumsuzluklara gözü kapalı olan bir adamın oradan oraya sürüklendiği bir yer; Roma (La Dolce Vita – Tatlı Hayat)

Eşler arasındaki iletişimsizliğin iyice su yüzüne çıktığı bir anda, eski günlere özlem duyan kadının gittiği yer; Milano (La Notte – Gece)

İngiliz casus Lawrence’ nin Arap kabilelerini birleştirip, Osmanlıya karşı savaştırarak almak istediği yer; Akabe (Lawrence of Arabia – Arabistanlı Lawrence)

Taşı toprağı altın denilip büyük ümitlerle göçülen bir yer, ya da kent yaşamına ayak uyduramayan bir ailenin mahvına sebep olan bir yer; İstanbul (Gurbet Kuşları)

Arayış içindeki bir adamın gece klübünde komedyenlik yaptığı yer; Detroit / Çok kötü şartlarda yaşarken, bir gece klübünün sahibini etkilemesiyle ‘Xanadu’ adlı klüpte çalışmaya başladığı yer; Chicago (Mickey One)

Talihsiz Sally ve aşkı Brian’ ın başına gelen olayların anlatıldığı yer, ya da Sally’ nin şarkı söylediği Kit – Kat kabaresi çevresinde gelişen olayların anlatıldığı yer; Berlin (Cabaret – Cabare)

Bir yönetmenin (Fellininin) çocukluk ve yeniyetmelik yılları anılarının anlatıldığı yer, ya da ‘bir kadın istiyorum’ diye bağıran dedenin yaşadığı yer; Rimini (Amarcord – Hatırlıyorum)

Sokaklarında ‘ben tanrının yalnız adamıyım’ sözlerinin yankılandığı yer ya da sendika gibi soğuk kadınların dolaştığı yer; New York (Taxi Driver – Taksi Şoförü)

Nazi vahşetine karşı tiyatrosunu açık tutmak isteyen bir kadının, bir grup tiyatro tutkunu insan ile büyük bir mücadeleye giriştiği yer; Paris (Le Dernier Metro – Son Metro)

Kurduğu çiftlik uğruna büyük mücadele veren bir kadının yaşadığı yer, ya da serüvenci bir adama aşık olan bir kadının yaşadığı yer; Nairobi (Out of Africa – Benim Afrikam)

Bir grup Amerikalı askerin keskin nişancı tarafından çok zor duruma düşürüldüğü yer, ya da boş evleri ile harabeyi andıran bir yer; Hue (Full Metal Jacket)

Duyarlı bir fahişe ile işine aşırı düşkün bir adamın ‘Külkedisi’ masalına dönüşen aşklarının filizlendiği yer; Los Angeles (Pretty Woman – Özel Bir Kadın)

İnsan oğlunun çok zor şartlarda bile iyilik yapabileceğine inanan bir adamın, fabrikasında yüzlerce Yahudiyi kurtardığı yer; Auschwitz (Schindler’ s List – Schindler’ in Listesi)

Sıradan bir otobüs şoförünün Nikaragualı bir kadına aşık olduğu yer, ya da ‘buranın en sevdiğim yanı sürekli değişmesi’ dediği yer; Glasgow (Carla’ s Song – Carla’ nın Şarkısı)

Bir kadının gitmek için uğruna onca şeye katlandığı yer; Kandahar (Safar e Ghandehar – Kandahar’ a Yolculuk)

Muzo’ nun sokaklarında ‘darı var darı, dişleri sarı sarı, hamama girdi koca karı’ tekerlemesiyle mısır sattığı yer, ya da ‘Kovboylar, Kızılderililer; Tarzan vahşi ormanlarda, hepsi sadece 2 kuruşa burada’ diyerek film oynattığı yer; Adana (Zıkkımın Kökü)

Geceleri pavyonda klarnet çalan bir adamın yaşadığı yer, ya da geçim sıkıntısından caddelerde çakmak gazı doldurduğu yer; Ankara (Düttürü Dünya)

Çömez bir üçkağıtçının işinin ehli bir üçkağıtçının yanında pişerek, düzenbazlığın alasını yaptığı yer; Chicago (The Sting)

Oğlu ölen bir kadının üzüntüsünden kahrolduğu yer; Madrid / Oğlunun – tanışmak isteyipte tanışamadığı – babasını bulmak ve ona bazı şeyleri söylemek için gittiği yer; Barcelona (Todo sobre mi madre)

İşsizlik vurgununu yemiş bir grup adamın Rico’ nun barında toplanarak, geçmişte yaşadıkları bazı şeyleri anlattıkları yer, ya da bu adamlardan birisi olan Jose’ nin karısını kaybetme korkusunu yaşadığı yer; Vigo (Lunes al sol, Los)

Hasta olan babasının çağrısına, gidip gitmemekte tereddüt eden adamın yaşadığı yer; Londra / Babasıyla konuşmadığı halde, onun son anlarını en iyi şekilde yaşaması için gereken tüm şeyleri yaptığı yer; Montreal (Invasions barbares, Les)

Hayatında sadece piyanosu olan adamın yaşadığı yer, ya da siyasi suçlu kocasının acısı ile yaşayan bir kadının, piyanosu ile yaşayan adamla farklı alanlara açıldığı yer; Roma (Besieged)

Devrim yapmaya giden tanklar kırmızı ışıkta durduğunda ‘Devrim kırmızı ışıkta durur mu? sorusunun sorulduğu yer, ya da yıllarca zulüm içinde 3 F ile yönetilen ülkenin başkenti; Lizbon (Capitães de Abril)

Birbirine aşık veremli çiftin gittiği yer, ya da sinema aşkı ile dolu bir adamın, sinemaya adım attığı yer; Nice (‘Vigo’ – Yaşama Tutkusu)

Hayattaki her şeyi çocukları olan, onlar için her türlü fedakarlığa sonuna kadar razı olan kadının yaşadığı yer, ya da ‘Maya’ nın şarkıcı olmaktan vazgeçip ailesine döndüğü yer; Hayfa (‘Knafayim Shvurot’ – Kırık Kanatlar)

Bir düğün etrafındaki değişik karakterlerin öykülerinin anlatıldığı yer; Yeni Delhi (Monsoon Wedding – Muson Düğünü)

Bir kadın ve bir adamın casusluk macerası içinde, aşkı buldukları yer; Rio (‘Notorious’ – (Aşktan da Üstün)

Thatcher İngilteresinde, farklı kültürden insanların yaşadığı yer, ya da ön plandaki aşk öyküsünün arkasında, bazı kavramların sorgulandığı yer; Londra (My Beautiful Laundrette – Benim Güzel Çamaşırhanem)

Birlikte (komün hayatı) yaşayan bir grup insanın farklı bir tarzda anlatıldığı yer, ya da eve gelen davetsiz misafirler ile ortalığın daha da şenlendiği yer; Stockholm (‘Tillsammans’ – Birlikte)

Arayış içindeki bir kadın ve erkeğin turneye geldikleri yer, ya da karmaşık ilişkilerin tekrar yoluna girdiği yer; Paris (‘Va savoir’ – Bil Bakalım)

Yoğun trafiğinde küçük bir kızın çaresizce kaldığı yer, ya da film ekibine kızan küçük kızın ‘daha fazla oynamak istemiyorum’ dediği yer; Tahran (‘Ayneh’ / Ayna)

Tesadüflerle dolu bir aşkın başladığı yer; Madrid / İki aşığın sınır tanımayan aşkının ulaştığı son yer; Rovaniemi (‘Amantes del Círculo Polar, Los’ – Kutup Çizgisi Aşıkları)

Sokak çocuklarının hayatının büyük bir sadelikle anlatıldığı, bunun son derece etkileyici bir biçimde yansıtıldığı yer; Bombay (‘Salaam Bombay!’ – Selam Bombay)

Pavyonlarında ‘senin yüzünden bitmiyor derdim’ şarkısının çalındığı şehir, ya da Halil’in Sabiha’ya aşık olduğu şehir; İstanbul (‘Vesikalı Yarim’)

‘Tabutlar neden burda’ sorusuna, ‘ölülerin yüzdüğü tek şehir burası’ cevabının verildiği bir yer; Buenos Aires (‘Viaje, El’ – Dünyanın Sonunda)

(*) Başlık, bir Feridun Düzağaç şarkısıdır.

Sizler de yazın;

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“”İçimden Şehirler Geçiyor” (*)” bu yazı hakkında 28 yorum var

  • November76 diyor ki:

    Bir adamın tamamen karşılıksız olan aşkı için yaptığı büyük fedakarlığın; ya da siyasi suçlu olarak Afrika’da bir ceza evinde bulunan kocasının acısını çeken bir kadının bu iyiliğe kayıtsız kalamayışının mekanı olan bir şehir… Roma. (Besieged-Teslimiyet)

    Eşi ve çocuklarıyla bir çiftlikte yaşayan, duygusal yönü eksik kalmış bir evliliği devam ettirdiğinin farkında bile olmayan bir ev kadını ile National Geographic fotoğrafçısı bir adamın kesişen yolları ve kadının vermesi gereken çok sancılı bir karara tanık olan kırsaldaki bir Amerikan kasabası… Madison County. (The Bridges of Madison County)

    Yağmurlu akşamların dekor olduğu ve sevgisiz kalmışlığın yakınlaştırdığı bir kadın ve bir adam ve yaşanan incelikli aşkın mekanı bir şehir; ya da bir filmde görülebilecek belki de en güzel aşkın yaşandığı şehir… Hong Kong (Fa Yeung Nin Wa- Aşk Zamanı)

    İki gencin bir trende tanışarak başladığı, bir günlük dolu dolu bir aşka tüm harikulade mekan ve sokaklarıyla ev sahipliği yapmış ya da yaşanmış bir hikayesi daha olmuş bir şehir; Viyana… (Before Sunrise)

    Kararlaştırdıkları gibi 6 ay sonra Viyana’da buluşamamış fakat 9 yıl sonra artık birer mutsuz-yetişkin olarak karşılaştıkları; yine hayata dair fikirlerini paylaşarak dolu dolu bir gün -kimbilir belki de daha fazla ;) – geçirdikleri ve birbirlerini yeniden buldukları şehir; Paris… (Before Sunset)

  • okaliptus80 diyor ki:

    İçine kapanık ve berduş bir gencin (Marcello Mastroianni), karlı bir dekor eşliğinde pek masum ve iffetli bir genç kızla (Maria Schell) yaşadığı naif bir ilişkiye ev sahipliği yapan Dostoyevski şehri: S. Petersburg
    ‘La Notti Bianche’ {Beyaz Geceler} / L. Visconti – 1957

    Feodal geri kalmışlığın pençesinde bir yer; sarp iklim koşulları; idealist bir hekimin (Kiraz ebe karakteri ile Özlem Savaş hayat veriyor.) türlü zorluklara rağmen vazifesini ifa etmeye çalıştığı, Doğu’da unutulmuş bir yer: Sarıkamış
    ‘Umut Hep Vardı’ (1991) / Bilge Olgaç

    Siyasi tutuklu bir devrimci ve eşcinsel eğilimli bir adamın (Molina / W.Hurt), hapishanelerinin birinde hücre ve yol arkadaşlığı yaptıkları yer: Buenos Aires
    ‘Kiss of the Spider Woman’ {Örümcek Kadının Öpücüğü} / H. Babenco – 1985

    Psiko-somatik hastalıktan muzdarip bir dedektifin (Asia Argento), ruh hastası bir sapığın izini sürdüğü yer; Çizme’nin gotik müze ve katedralleriyle ünlü kenti: ‘Floransa’
    ‘Stendhal Sendromu’ (1996) / D. Argento

    İki atletin olimpiyatlara katılma mücadelesi verdiği, kimi vakit de sporun inançsal akaidlere malzeme yapılageldiğini bir kez daha gözümüze sokan bir mücadeleye ev sahipliği yapan şehir; Paris
    ‘Chariots of Fire’ {Ateş Arabaları} / H. Hudson – 1981

    Zebercet’in yabancılaşma ve varoluşçuluğun sınırlarında gezindiği, taşra yaşamının yeknesaklığı ve izbe / kasvetli oteli ile akıllarımıza mühür misali kazınmış yer: Manisa
    ‘Anayurt Oteli’ (1985) / Ömer Kavur

    Taksi şoförlerinin penceresinden 5 ayrı hikâye; 5 ayrı metropol: New York – Paris – Helsinki – Roma – Los Angeles
    ‘Night on Earth (1991) / Jim Jarmusch

    Bir erkek (Ryan O’Neal) ve kadının (Barbra Streisand), sonrasında curcunaya dönüşecek keyifli otel odası kaçamağına sahne olan şehir: San Fransisco
    ‘What’s Up Doc?’ (1971) / Peter Bogdanovich

  • okaliptus80 diyor ki:

    Toplumca dışlanmış/görmezden gelinmiş insanların, düzene ve silahlı otoriteye karşı bilendikleri bir mezbeleye ev sahipliği yapan kent; Dublin
    ‘The General (1998) / John Boorman

  • okaliptus80 diyor ki:

    1980′lerin koyu bağnaz ve alabildiğine liberalist İngilteresi’nde (Theatcher dönemi); bir eşcinsel ve bir Asyalı göçmenin kesişen yollarına ev sahipliği yapan kent: Londra
    ‘My Beautiful Laundrette’ {Benim Güzel Çamaşırhanem} / Stephen Frears – 1986

    Stephen Frears demişken… Liman ve aynı zamanda bir işçi kenti olan ‘Liverpool’un, 1930′ların yokluk ve baskı dönemlerindeki halini -bir çocuğun gözünden- resmeden ‘Liam’ adlı filmini de anmak isterim.

  • November76 diyor ki:

    Bir güzel çocuğun-bir güzel kadının sokaklarında dolaşıp “Ne pars pas, sen de gitme” dediği şehir; Antakya (Sen de Gitme) / Tunç Başaran – 1998

  • November76 diyor ki:

    Sokaklarının bir devrime, açlıklara, trajedilere ve aşklara sahne olduğu şehir; Moskova (Doctor Zhivago) / David Lean – 1965

  • November76 diyor ki:

    Mantık evliliği yapmış bir bilim kadının orta yaşlarında kendince “mantıksız” bir aşka tutulduğu ve mutluluğu yakaladığı şehir; Londra…
    ya da bir Lübnanlının İngilizlerin ırkçı tutumlarından dolayı geri döndüğü şehir; Beyrut…
    ya da iki sevgilinin kendilerini ayıran tüm farklılıklarına rağmen buluştuğu şehir; Havana. (Yes) / Sally Potter – 2004

  • November76 diyor ki:

    Bir yıldızın parladığı ve söndüğü şehir; Los Angeles (Sunset Blvd.) / Billy Wilder – 1950

  • okaliptus80 diyor ki:

    Çetin şartlar altında kurbağa toplayarak hayatlarını kazanan insanlara ev sahipliği yapan bir şehir… Ve bu hengame içinde kocasını kaybeden ve kurbağa toplayarak geçinmeye çalışan dul bir kadın (Hülya Koçyiğit)… : Saros / Tekirdağ
    ‘Kurbağalar’ (1986) / Şerif Gören

    Bir ailenin her biri ayrı telden çalan bireylerine ev sahipliği yapan; her köşesinden Uzakdoğu’daki hızlı endüstrileşme ve modernleşmenin izleri akan bir şehir: Taipei
    ‘Yi-Yi’ (2000) / Edward Yang

  • okaliptus80 diyor ki:

    Anne tarafı İngiliz baba tarafı Çinli melez doktor Han Suyin (Jennifer Jones) ila Amerikalı evli gazeteci Mark Elliott (William Holden) arasında -çeşitli engellere rağmen- filizlenen naif bir aşka ev sahipliği yapan şehir: “Hong Kong”

    Yine Han Suyin’in evliliğine onay almak için aile büyüklerini ziyaret ettiği; sakinlerinin Maocu birliklere teslim olunacağından korktuğu şehir: “Chungking”

    ‘Love Is a Many-Splendored Thing’ {Aşk Güzel Şeydir} / Henry King – 1955

  • okaliptus80 diyor ki:

    12 Eylül öncesinin toplumsal/siyasi karmaşasından kaçmak ve olayları uzaktan, daha sakin bir gözle değerlendirmek isteyen bir yazarca (Aytaç Arman) sığınılan adanın (Cunda) bağlı olduğu şirin il: Balıkesir

    ‘Av Zamanı’ (1987) / Erden Kıral

  • November76 diyor ki:

    İki sevgilinin birbirini bulduğu, kaybettiği ve tekrar kavuştuğu şehir; Chicago. (Wicker Park – Hep Seni Aradım)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Aristokrat bir İngiliz hanımefendisi olan Mary Panton’un (Kristin Scott Thomas) kendisiyle ilgilenen üç erkeğin arasında kaldığı; savaşın gölgesi ve çalkantıları altında eğlenen zengin kesime ev sahipliği yapan şehir: Floransa.

    ‘Up at the Villa’ {Villadakiler} / Philip Haas – 2000

    (Mary’e ilgi duyan rahat tavırlı İngiliz erkeği rolünde Sean Penn; Nazi zulmünden dolayı Avusturya’dan Floransa’ya kaçmış mülteci rolünde Jeremy Davies; ve Prenses rolünde Anne Bancroft filmde öne çıkan diğer karakterlere can veriyorlar.)

  • Rashomon diyor ki:

    Bir grup -inanmış- adamın ‘ya yaparsak’ diyerek yerli bir otomobil üretmeye giriştikleri yer, ya da onca kısa süreye, onca imkansızlığa, onca engellemelere karşı inatla mücadeleyi sürdürdükleri yer; Eskişehir (‘Devrim Arabaları’)

    Burası sokaklarında sefaletin kol gezdiği, insanların geçim derdinde günlerini geçirdiği yer, ya da bir ailenin yaşamında köklü değişikliklere sebebiyet verecek olayların yaşandığı yer (ya da tüm bu olumsuzlukları kapatan güzel, tablomsu manzaralarını izlediğimiz yer); İstanbul (‘Üç Maymun’)

  • kadir503 diyor ki:

    Yalnız, mutsuz bir oyuncuyla; evli, ilgilenilmeyen, yalnız bir kadının aşkına ev sahipliği yapan kalabalık bir kent; Tokyo. (Lost in Translation / Sofia Coppola, 2003)

  • kadir503 diyor ki:


    50 yaşında yalnız, tuhaf, bunalımda olan bir adamla 20 yaşında evlenmek üzere olan, genç bir kızın gerçek kimliklerini bilmeden yaşadıkları ilişkiye, stilize bir şekilde fon olan bir kent; Paris. (Ultimo tango a Parigi / Bernardo Bertolucci, 1972)

  • Rashomon diyor ki:


    İngiliz İşçi Sınıfı’ nın sorunlarının anlatıldığı yer, ya da sokaklarında kasvetli ve umutsuz bir havanın hakim olduğu yer; Nottingham (Saturday Night and Sunday Morning – Sevişme Günleri)

  • Rashomon diyor ki:

    Alfred Hitchcock’ un “I Confess” i çekmek için geldiği yer, ya da ‘Rachel’ in büyük sorunlar yüzünden, intihar ettiği yer; Quebec (‘Confessionnal, Le’ – Günah Çıkarma)

    Aynı filmden;
    ‘Doğduğum şehirde geçmiş, şimdiki zamanı omzunda bir çocuk gibi taşır.’
    (tam bu sözlerin söylendiği andaki görüntü ses eşleştirimi oldukça iyiydi, zira bu sözlerle birlikte intihar eden üvey kardeşinin çocuğunu omzuna alan adam, köprüye doğru yönelir…)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Napolyon tehdidinin tüm Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllar İspanyasında, bu tehdide karşı işbirliği yapan İngiliz subay (Cary Grant) ve ateşli bir İspanyol gerilla grubun (Sophia Loren, Frank Sinatra) büyük bir topu nakletmeye çalıştıkları şehir: Avila.

    ‘The Pride and the Passion’ {Gurur ve İhtiras} / Stanley Kramer – 1957

  • November76 diyor ki:

    Stadyumdaki maça girebilmek için genç kızların erkek kılığına girdiği şehir; Tahran… (Offside – Ofsayt)

    Nanni Moretti’nin sokaklarında motosikletle dolaştığı ve binalarıyla ilgili bir film çekmeyi düşlediği şehir; Roma… ( Caro Diario – Sevgili Günlüğüm)

    İstasyondaki arzuhalci bayanla babasını arayan bir çocuğun yollarının kesiştiği ve hayatlarını değiştirecek bir yolculuğa çıktıkları şehir; Rio de Janeiro… (Central do Brazil – Merkez İstasyonu)

    Eskiyle yeninin mücadele ettiği ve büyük bir emlak şirketinin kıyılarını ele geçirmeye çalıştığı bir ada; Ekim Adası (Plantation Island). (Sunshine State – 2 Kadın 2 MAcera)

  • milsin diyor ki:

    cinsel kimliğini özgürce yaşamak bu tercihi insanlara kabul ettirmek ve hep beraber tüm insanların desteğiyle bağımsız önyargısız ayrımsız bir dünya özlemini yerine getirmek için harvey milk’in senatör olduğu ve bu uğurda yaşamını feda ettiği şehir; San Francisco….( Milk )

  • okaliptus80 diyor ki:

    Karlı, sarp coğrafyasında jandarmanın, katırcıların ve bir gazetecinin (Ayşegül Aldinç) kader ortaklığına sahne olan şehir,
    ya da
    İki askerin ünlü Evet-Hayır oyununu “He Babam – Yok Babam” şeklinde değiştirdikleri şehir: Bingöl.

    ‘Katırcılar’ (1987) / Şerif Gören

  • okaliptus80 diyor ki:

    Yine Doğu, yine aman vermeyen çetin bir coğrafya ve yine karşı karşıya gelen jandarma ile kanunsuzlar…

    Eşkıyalarca öldürülen eşinin intikamını almak isterken kendisi bir eşkıyaya dönüşen öğretmen Serçe Memed’in hazin öyküsüne ev sahipliği yapmış şehir: Siirt.

    ‘Aç Kurtlar’ (1969) / Yılmaz Güney

  • Rashomon diyor ki:

    Okulun son günü dağıtılan -çok istediği halde- tatil kitabını alamayan sevimli çocuğun yaşadığı yer, ya da babasının zoruyla tozlu sokaklarda sakız satan çocuğun yaşadığı yer; Silifke (‘Tatil Kitabı)

  • Rashomon diyor ki:

    -Olanca şiirselliğiyle- sisler içinde bir aşkın filizlendiği yer, ya da her aşk biraz da hüzündür denilen yer; Le Havre (‘Le quai des brumes’ – Sisler Rıhtımı)

  • okaliptus80 diyor ki:

    İnsanların ve araçların vızır vızır aktığı modern caddeleriyle; iş yerleri, hayvanat bahçeleri ve mağazalarıyla; Tom Mix westernleri gösteren sinema salonlarıyla ve ışıltılı geceleriyle… bir günlük yaşamının ritmini soluduğumuz şehir: Berlin.

    ‘Berlin: Die Sinfonie der Grosstadt’ {Berlin: Büyük Bir Şehrin Senfonisi – 1927} / Walter Ruttmann

  • okaliptus80 diyor ki:

    (Film, dün gece Olay Tv’deydi.)

    Sembolü konumundaki Fontana de Trevi’yi yani ünlü Aşk Çeşmesi’ni açılış ve kapanış sahnelerinde cömertçe sergileyen ya da Amerikalı genç bir kızın İtalyan prensle geçirdiği rüya gibi bir yaza ev sahipliği yapan şehir: Roma.

    ‘Three Coins in the Fountain’ {Aşk Çeşmesi – 1954} / Jean Negulesco

  • okaliptus80 diyor ki:

    Meksika’dan Sibirya’ya dönüş yapan aykırı polka-rock grubunun Avrupa güzergahına eşlik eden şehirler. Ya da. Yönetmen için tipik sayılabilecek ışıltılı/rengarenk çerçevelerle, restoran-barlarıyla kadrajlanan şehirler: Paris, Frankfurt, Leipzig, Dresden, Prag.

    ‘Leningrad Cowboys Meet Moses’ {Leningrad Kovboyları Musa’ya Rastladı – 1994} / Aki Kaurismaki

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler