Hayat Muhasebesi

Kasım….. kasım yağmurlarının, yanan ve sararan yaprakların, sonbaharın ve hüznün ayı….. Benim için ömrümden bir yılın daha geçtiğini hatırlatması hasebiyle daha bir manidar olan ay. Diğer aylara nazaran daha önemli, daha aşina, daha düşündürücü, daha sırdaş ve daha yarendir benim için kasım. Ve her 17 kasım, hayatımın muhasebesini yapmaya zorlar beni istesem de istemesem de.

Bu yıl ki 17 kasımın bana verdiği esinle, sinemada hayat muhasebesi yapan karakterler geldi aklıma;

“Uğultulu Tepeler ya da Rüzgarlı Bayır”ın Heatcliff’i,

“Kızarmış Yeşil Domatesler”in Idgie’si,

“The Bridges of Madison County”nin Francesca’sı…

ilk aklıma geliverenler.

Beni en çok etkileyen hayat muhasebesi yapan diğer karakterler;

“Otto e Mezzo – (Nam-ı diğer :) ) Sekiz Buçuk”taki Guido; hayat muhasebesi filmin son sahnesinde muhteşem bir zirve yapan ünlü karakter,

“Smultronstället – Yaban Çilekleri”nin Dr. Isak’i; insanlarla arasına sürekli mesafe koymuş, hayatının son demlerinde gelini ile çıktığı bir yolculukta yaptığı hayat muhasebesi ile karakterini ve en yakınları ile olan ilişkilerini sorgulayan yaşlı bir adam,

“It’s a Wonderfull Life – Şahane Hayat”taki George Bailey; hayallerine ulaşamamış bir adamın elindekilerinin kıymetini anlamasını sağlayan bir muhasebe yaptıran ilginç ve hoş ve o dönem belki de ilk kez işlenen bir konu,

“Mar Adentro – İçimdeki Deniz” filminin Ramon’u; hayat muhasebesi oldukça sarsıcı ve bir o kadar da izleyiciye “doğru” olanı sorgulatan bir karakter,

“Invasions Barbares – Barbarların İstilası”ndaki Remy ile oğlu Sebastien; biri kanserden ölmek üzere olan renkli bir hayat yaşamış bir baba ve babası ile yakından ilgilenen bir oğulun hayatlarını gözden geçirmeleri,

“In the Gloaming – Karanlık Basarken”deki Janet ve oğlu Danny, birbirlerine çok düşkün, AIDS’ten ölmek üzere olan bir oğul ve annesinin oldukça metanetli ve bir o kadar da sevgi dolu hayat muhasebeleri,

“Big Fish – Büyük Balık” filminden “efsane” Ed Bloom ve oğlu Will Bloom; yine ölmek üzere olan bir “efsane” baba ile oğlunun hayatla ilgili keşfettikleri…

Unutulmaz film “Gone with the Wind- Rüzgar Gibi Geçti”nin hırçın kadını Scarlett O’Hara’nın film sonunda yaptığı hayatının muhasebesi de oldukça hüzünlüydü doğrusu hem de Tara’ya gitmeye ihtiyaç duyacağı kadar onu sarsan bir muhasebe..


Kieslowski’nin Dekalog filmlerinden ilki olan “Kadere Meydan Okunmaz”daki profesörün hayat muhasebesi oldukça bariz ve etkileyiciydi.


American History X-Geçmişin Gölgesinde” filminde “Yaptıklarım hayatımı daha iyi yapmamı sağladı mı?” sorusunu soran Edward Norton, hayatının muhasebesini yaparak ırkçılıktan uzaklaşmış Derek Vinyard karakteri ile karşımızdaydı.


What Dreams May Come” hayat muhasebesi yaparak birbirinden farklı yerlere savrulan bir çiftin hikayesi. – Gösterimde olduğu dönemlerde Dante’nin İlahi Komedya’sından esinlenildiği yazılan cehennem manzaraları da çok etkileyiciydi belirtmeden geçemedim.


Hayat muhasebesi oldukça çetin geçen bir karakter Zeki Demirkubuz’un ‘Kader’ filmindeki Bekir, özellikle Bekir’in son sahnedeki replikleri izlenmeye değer ve de tabii son sahne ve tüm film izlenmeye değer…

Hayat muhasebesi belki yine zor ama bir o kadar da eğlenceli iki karakter Harry ve Sally… ‘Harry Sally ile Tanışınca’
İnsan Linklater filmlerini bu kadar sever de Tape’i nasıl unutur! :))

Hayat muhasebesi yapan filmin tüm karakterleri Vince (Ethan Hawke), Jon (Robert Sean Leonard) ve Amy (Uma Thurman). Film üç kişi arasında ve bir otel odasında geçiyor, üç eski arkadaşın geçmiş ve kendileriyle hesaplaşmaları şeklinde sürüyor. -Bir film bir mekan ve üç kişiyle sıkıcı olur diyorsanız izleyin fikriniz değişecek ve filmin nasıl bittiğini bile anlamayacaksınız.
Linklater demişken :)

“Before Sunrise ve Before Sunset”in Jesse ve Celine’i ki benim için ayrı önemleri de vardır, ilk filmi lisans birinci sınıftayken izlemiştim, diğerini de dokuz yıl sonra çalışmaya başladıktan sonra. Benimle birlikte büyüyen, hayata dair kritikler yapan, aşık olan, ayrılan, tekrar birbirini bulan, yetişkinlik çağında bu kritikleri tekrarlayan, aşk tazeleyen iki aşina karakter.
Ya siz… sizlerin hayat muhasebesi yapan karakterleriniz hangileri? Herkesin muhasebesinin artıyla kapanması dileğiyle……

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Hayat Muhasebesi” bu yazı hakkında 4 yorum var

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Hayat muhasebesi mi?

    Döneminin en ünlü b*ksörüyken ringlere veda edip, show dünyasına adım atan güçlü bir adam. ‘’Düşmemi bekleyen insanlar karşısında ayakta durabilmek beni onurlandırıyor’’ sözüyle hayatının şöyle kısacık bir muhasebesini yapan, film boyunca bunu ara ara sürdüren efsane bir karakter (Jake La Motta / ‘Raging Bull’)…

    Doğanın neden bu kadar acımasız olduğunu sorgulayan, insanların neden sürekli savaşmak zorunda olduklarını bir türlü anlayamayan, yaptığı hayat muhasebesi sonucunda bilinmez yolculuğa çıkan ‘bir Terrence Malick karakteri’ (Pvt. Witt / ‘The Thin Red Line’)…

    Hayat muhasebesini çoktan yapmış, küçük motoru ile çıkacağı son yolculuk için kızının da rızasını almış; yol boyunca etrafına iyilikler, güzellikler saçan sevimli yaşlı bir karakter (Alvin Straight / ‘The Straight Story’)…

    Hayatı öyle böyle yaşamış, bu yaşam içinde kirli işlere de bulaşmış; artık bir hayat muhasebesi yapma zamanının geldiğine inanan unutulmaz bir karakter (Police Captain Hank Quinlan / ‘Touch of Evil’)… Zamanında güzelliğiyle erkekleri peşinden koşturan, hayat muhasebesi kalemleri içinde aşkları, ayrılıkları, hüzünleri olan unutulmaz bir karakter (Tanya / ‘Touch of Evil’)…

    Yaşamı boyunca aşkları, acıları, ayrılıkları, baskıyı v.b. şeyleri fazlasıyla yaşamış; hayatı boyunca her şeye rağmen ayakta durabilmiş güçlü ve güzel bir karakter (Sally Bowles / ‘Cabaret’)…

    O âna kadar yaşamış oldukları hayatın muhasebesini, aslında hiç de kolay görünmeyen bir arkadaşlık ortamı kurarak yapan, genç karakterler (Claire, Andrew, Brian, John, Allison / ‘The Breakfast Club’)…

    İşine sonuna kadar aşık –gözü işinden başka bir şey görmeyen- bir adam. Çalıştığı kişiye yüksek bir sadakatle bağlı olarak geçen bir hayat. Bu hayatın ilerleyen yıllarında büyük bir sadakatle bağlı olduğu kişi hakkında öğrendiği şey ve başlayan bir hayat muhasebesi… Tüm yaşamışlığına rağmen, yaşamamış (ben öyle düşünüyorum) harika bir karakter (James Stevens / ‘The Remains of the Day’)…

    Yaşanan, her anı dolu bir aşk ve artık yaşanamayacak onca şey… O afişte ‘There is still time brother’ yazsa bile hayat muhasebesi yapma zamanı çoktan gelmiş. Filmde bu muhasebeyi güzel bir şekilde yapan iki unutulmaz karakter (Captain Dwight Lionel Towers & Moira Davidson / ‘On the Beach’)

    Hayatında bir muhasebe yapmanın zamanı geldiğini, çok kötü şeylerin başına gelmesiyle; ancak fark edebilen bir karakter. Yapmış olduğu muhasebe sonucunda ‘Jeanne sana ulaşmak için öyle yollardan geçmek zorunda kaldım’ diyerek, ona olan aşkını itiraf eden ‘mükemmel bir Bresson karakteri (Michel / ‘P*ckpocket’)

    Muhasebeleştirilmesi zor bir servet, bu servetin peşinde olan aile üyeleri… Muhasebe kalemleri içinde ‘duran varlıklar’ başlığı altına yazılabilecek; omuza yaslanmış yumuşak bir baş, ellerini öne doğru uzatarak omuzları tamamen kavrayan ipeksi bir dokunuş; tüm bunlara rağmen hüzün saçan bir beden… İndikleri hatıralarla dolu o köhne yerde hayat muhasebesine girişen bir baba ve oğul (Harvey Pollitt & Brick Pollitt / ‘Cat on a Hot Tin Roof’)…

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Filmde hayat muhasebesi yapan tek bir karakter yoktur. Bir ailenin, başlarına gelen trajik bir olay sonucunda; hayat muhasebesi yaptıklarını görmekteyiz… Filmin etkileyici karakteri Archie Rice’nin yapmış olduğu hayat muhasebesi görülmeye değer. Archie sahne tozunu yutmuş; show dünyasında önemli bir isim iken, paçavra gibi oradan oraya atılan bir karakter haline gelmiştir. Archie, aynı zamanda ailesi ile olan ilişkileri pek düzenli olmayan, gününü gün etme(devamlı eğlenme) anlayışına sahip umursamaz bir karakter (Archie Rice, Frank Rice, Phoebe Rice, Jean Rice… / ‘The Entertainer’)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘All or Nothing’ {Ya Hep, Ya Hiç} filminde; Phil’in karısına ‘Artık beni sevmiyorsun değil mi?’ diye sormasıyla başladığı hayat muhasebesi. Gerçekten Phil’in başlattığı hayat muhasebesi, son derece etkileyici…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Hayat muhasebesi izleği, Claude Sautet sinemasında da baskındır. Onun filmlerinde hayat muhasebesi çoklukla erkeklerce yapılır. En ünlüsünü yazarak başlıktaki yerimi almış olayım:

    ‘Les choses de la vie’ {Hayat Bağları – 1970}

    Merak uyandıran bir açılış sahnesiyle başlayıp, dokunaklı bir finalle (kaç kadın o durumdayken o asil davranışı yapabilirdi?) noktalanan, beni zamanında etkilemiş filmlerden biri. Romy Schneider ve Michel Piccoli, kırık bir aşkın tarafları. Piccoli, filmle özdeşleşmiş o “kaza”dan sonra, bilinci yarı açık halde, geçmişini film şeridi gibi gözlerinin önüne getiriyordu. Kazanın evveli de var tabi. Yaşanmışlıklar ve “yaşanmamışlıklar”, pişmanlıklar, orta yaşın getirdiği buhranlar, hayatın elinden kaçıp gittiğini görmek… Hayat Bağları, aşkın muhteşem bir resmiydi. Güzel filmdi, güzel.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler