Hayaller “sinema”, hayatlar “komedi”

SİNEMA BÜYÜSÜ

Bu yazı şu ana kadarki en kişisel yazım olacak. Şimdiden buna eminim. Öncelikle bu yazıyı yazmama dolaylı da olsa vesile olan “hayaller Star Wars gerçekler Düğün Dernek başlıklı gönderisiyle sinema eleştirmeni Hasan Nadir Derin’e, “Sarmaşık” filminin değerini ve önemini kayda geçiren sinema yazarı Kerem Akça’ya ve üniversitedeyken “Amerikalılar ejderhalardan neden korkar?” adlı eserinin çevirisi yaptığım Ursula Le Guin’e çok teşekkürler. Söz Amerika’dan açılmışken şu soruyu sormak lazım: Amerikalılar ejderhalardan gerçekten bu kadar korkuyor mu? Hiç sanmıyorum. Öyle olsa “Yüzüklerin Efendisi’ni çekmezlerdi. Asıl ejderhalardan korkan bizleriz. Yerli sinemamızda bilimkurgu, fantastik gibi türlerde kaç yapım üretildiğini düşününce cevabı bulmak çok kolay. Bir tane adam akıllı, farklı ve birinci sınıf korku filmi geliyor diye şimdiden dört takla atmaya başladık! (Baskın: Karabasan)

Şu sıralar, bildiğiniz gibi gündemde Star Wars (Yıldız Savaşları) var. Sevenler, sevmeyenler, sevmediğini gururla dile getirenler, sevenleri sevmeyenler, başka? Star Wars sinema tarihinde en üst sıralara yerleştirebileceğim bir seri olmadı hiçbir zaman, ama Star Wars’ta her daim savunulacak bir şey var, “sinema”. Her ne kadar bu son film önceki seriye kıyasla zayıf ve azıcık “içi boş” olsa da benim seçtiğim taraf belli! Diğer tarafta ise kırdığı gişe rekorlarıyla Düğün Dernek 2 (daha ilkini izlemedim)  Çok basit kaçacak ama önce sinema nedir? sorusunu kendimize sormalıyız bence. Sinema görsel ve işitsel bir sanattır. Bu tanım üzerinden gidecek olursak sinemaya “gülmek” için giden seyirciyle, sinemaya sinema olduğu için giden seyirci kaçınılmaz olarak ayrılıyor.

Peki sinemaya eğlenmek için gidilmez mi? Elbette gidilir. Karayip Korsanları’na ne için gittik sanıyorsunuz? Ama sanırım Hollywood’un eğlence anlayışıyla bizim eğlence anlayışımız arasında dağlar kadar fark var. Hollywood’un eğlence anlayışı çeşitlilik ve alternatif üzerine kurulu. Terminator’ler, Karayip Korsanları, Avatar, Hızlı ve Öfkeli, Yıldız Savaşları, Rocky vs. Bizim yerli sinemamızın eğlence anlayışı ise neredeyse tamamen komedi veya “güldürmek” üzerine odaklı. Burada bir sorun var. Sinemaya gülmek için gidebilirsiniz, ağlamak için gidebilirsiniz, korkmak için gidebilirsiniz, ama sektör bunu bir alışkanlığa dönüştürürse işte o zaman bizim sinemamızda olduğu gibi yaratıcılıktan uzak bir kısır döngü meydana geliyor. Perdede izlediğimiz şey, “sinemadan”, “sanattan”, görsel ve işitsel bir şölenden uzaklaşıp bir tür şov veya skeç veya dizi tadında film veya gösteri halini alıyor. Özetle, “sinema büyüsü” başka bir şey. “Karizmam sarsılmasın diye “mış” gibi de yapmayacağım. İlk iki ve dördüncü Recep İvedik filmlerini sinemada izlemiş birisiyim. Ama o zamanlar sektörün durumu bu kadar “korkutucu” ve “bunaltıcı” değildi. Kırk yılda bir Recep İvedik iyi gelir, bir zararı olmaz diyorduk. Ayrıca şimdi Ali Kundilli gibi yapımları görünce Recep İvediğe sarılasımız geliyor!

En son yerli bir komedi filmine arkadaş hatırıyla gitmiştim. Tom Hardy’nin The Legend’ı dururken hem de! O film Geniş Aile Yapıştır! idi. Böyle bir filmden ne gibi görsel işitsel bir şölen, sanat, sinema duygusu veya o bilet parasına değecek herhangi sinemasal bir olay beklenebilir? Size bir itirafta bulunayım. Yıllar önce bir sinema sitesinde bir üye yüze yakın yerli filmi (evet yanlış duymadınız) alt alta sıralayarak hiçbirinde sanatsal bir yön ve sinema duygusu olmadığını çığıran bir başlık açmıştı. O üye benim! Bizim sinemamızdaki bu çılgın seri üretimdeki temel sorun neredeyse bütün filmlerimizin komedi, romantik komedi ve aile dramı üçgeni içine hapsolmuş olmasıdır.

Son yıllarda sadece yerli sinema sektöründe film sayısında rekor bir artış yaşanmadı, film sayısındaki önlenemez artış sanki interaktif bir biçimde tüm dünyayı etkiledi. Yarışa ilk kimin başladığı biraz muğlak belki ama eskiden ayda üç ya da dört “hit” film vizyona uğrarken (bazı aylar o bile bulunmazken, örneğin Hellboy 2′nin vizyona girdiği Ağustos ayına açın bir bakın) şimdi bu haftaya düştü. Artık şimdi haftada üç dört “hit” film sinemalarımıza misafir oluyor. Bond’u daha yeni uğurlamışken bir baktık Star Wars kapıyı çaldı. İki hafta sonra yeni Tarantino filmi gösterimde! Bu daha buz dağının görünen kısmı.. Ancak, sorun bizim de Hollywood gibi seri üretime geçmemiz değil, “halk sinemaya gülmek için gidiyor, o zaman biz de hep komedi çekelim!” gibi ticari zeka ürünü, ama yedinci sanatı katleden bir mantık! “Eğer halk en çok komedi filmine gidiyorsa, o vakit en çok parayı komedi filmi çekerek kazanabiliriz” mantığı… Ticari açıdan bakınca hiçbir sorun yok, hatta oldukça zekice, ama birazdan değineceğim salon problemi sabırları taşırıyor. Yapımcısından yönetmenine kimse risk almak istemiyor. Kimse taşın altına elini koymuyor.

“Hit” kabul edilen bir komedi filmi vizyona çıktığında (örnek: Çılgın Dershane, Düğün Dernek vb.) her sinemada en az iki, üç salonu işgal ediyor. Bundan birkaç hafta önce sinemalara “Freeheld” adlı film uğradı. Hangimizin haberi oldu? Kaçımız filmi izleyebildik? Sonra The Lobster çıkageldi. Neyse ki bir süre sonra kendi kitlesini buldu ve hala vizyonda! Bunun gibi arada kaynayan, hatta bazen kendine doğru dürüst salon bile bulamayan azımsanmayacak sayıda film olduğuna eminim.

Sonrasında, Cem Yılmaz’ın bile pabucu dama atıldı. Bunun gibi birkaç örnek daha sayabilirim. Neden? Çünkü vizyonda Düğün Dernek var, Nadide Hayat var vs. Kısaca bir anımı anlatayım ve de bir itirafta bulunayım. Mutlu Aile Defteri vizyonda… Aynı hafta Romantik Komedi 2 de vizyonda… Herkes akın akın bu iki filme gidiyor. Sinema kalabalık, adeta insan seli! Ben ise sinemada Zero Dark Thirty için bulunmaktayım. Diğer iki filmi zerre merak etmiyorum. Hala da izlemedim. Ne kadar da tuhaf bir insanım öyle değil mi? Öte yandan gençlerin kız erkek ilişkilerini tamamen yanlış anlamasına, anlamlandırmasına yol açan Çılgın Dershane gibi örnekler, belki gençlerimize iki saat boyunca eğlenceli vakit geçirme olanağı sunuyor ama erkeklerin sürekli kızların peşinden koştuğu, kızların naz yaptığı, naz yapmanın prim yaptığı, yakışıklı, atletik (ve de zengin?) oğlanların kızları kaptığı, diğer çocukların ortalıkta dolaştığı, sürekli erkeklerin kızlara teklif ettiği ve bundan bir karşılık beklediği ve bunun gibi daha bilumum sorunlu manzara sunuyor.

Belli bir sinema anlayışının, türlerin veya kalıpların dışına çıkamamak, hapsolmak ta doğru gelmiyor bana… Örneğin, sadece Avrupa sineması, sadece İran sineması, sadece Türk filmi, sadece gişe filmleri, sadece pop, sadece arabesk vs. vs. vs. Evet, itiraf ediyorum, Hollywood sinemasını da çok seviyorum. Bir kere her ne kadar sektör son yıllarda sırtını devam filmlerine, yeniden çevrimlere ve süper kahraman filmlerine yaslasa da alternatif çok! İkincisi, bazen adamlar gerçekten çok iyi film yapıyorlar! Örneğin, bir Terminator 2′nin benzerini dünyada başka hiç kimse çekemez. Sadece Amerikan bağımsız sinemacılarından değil, zaman zaman ana akım sinemacılardan da çok iyi işler çıkabiliyor. Tarantino, Burton, Coppola, Fincher, Zemeckis, Scorsese, Hitchcock, Spielberg, Scott kardeşler, Eastwood, Lean, De Palma vs. Özetle, örneğin 90lar Amerikan sinemasını “komedi odaklı” günümüz yerli sinemasına (bazı değerli sinemacılar hariç) bin kere tercih ederim. Örneğin bir Sıkı Dostlar’ın seyir zevkini hangi günümüz yerli komedi filminde bulabilirsiniz? Farkındayım, türler arası kıyas yapıyorum, çünkü inanın Sıkı Dostlar’la aynı türde kıyas edecek bir filmimiz yok! Yukarıda saydığım sinemacıların hemen hemen hiçbir filmiyle kıyas edecek bir filmimiz yok! Çünkü biz komedi filmi yapıyoruz.

Daha önce de söylediğim gibi “kah gülümseyeceğiniz kah duygulanıp hüzünleneceğiniz, sıcak, samimi bir yapım” filmlerinden nasıl sıkıldım anlatamam. Yakalanan damarın bu olduğu düşünülüyor, belki de öyledir! Sinemamızı tek bir cümle ile özetleyin deseler bundan daha güzeli mi olur? Kah gülüyoruz, kah duygulanıyoruz, işte bizim sinemayla olan ilişkimiz! Böyle dedik mi de “fularlı entelektüel” veya “sözde aydın” yaftası yememiz olası! Birtakım adamların saatlerce pencereden dışarı seyrettiği veya hiç konuşmadan uzun uzun oturduğu birtakım tuhaf filmleri seven tuhaf adamlar! İşin tuhafı, absürd komedilerimiz de tek cümle ile özetlenebiliyor: “ve kahramanlarımızın işleri ters gidecek, başlarına türlü belalar ve aksilikler gelecektir”. Eğer saymakla bitmeyecek kusurları ve çarpıtmaları olan Mustang bile en azından komedi olmadığı için beni heyecanlandırıyor ve “çölde vaha” etkisi yaratıyorsa halim (halimiz) acınası değil midir?

Örneğin Sarmaşığı veya Nefesim Kesilene Kadar’ı Nadide Hayat’tan veya Düğün Dernek’ten ya da Git Başımdan, Evlenmeden Olmaz, Hadi İnşallah, Aşk Sana Benzer, Çarşı Pazar, Ali Kundilli vs. gibi filmlerden ayıran şey bir meselesinin, düşünsel bir altyapısının ve bir sinema dilinin olmasıdır (görece sanatsal bir yönünün) olmasıdır. Zamanında sinema yazarı Uygar Şirin seyir defteri köşesinde “filmlerimiz giderek dizilerimize benziyor” derken kastettiği şey tam olarak buydu. O cümleleri okurken “Allahım demek yalnız değilmişim, demek benim gibi düşünen bir sinema yazarı da varmış! dediğim hala kulaklarımda… Başka bir soru: yakın zamanda “Bir Varmış Bir Yokmuş” filmini izlemişken ki fena değildi, “Delibal”a ne gerek var şimdi? Çağan Irmak’ın en son sevdiğim filmi Babam ve Oğlum oldu. Kimileri bu söylediğime şiddetle itiraz edecek ama tek kelimeyle muhteşemdi! Ancak, kendi adıma son 10 yılın en büyük sinema olayının Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi olduğunu düşünüyorum. Katıksız bir başyapıt, bir sinema şöleni, dünya standartlarında evrensel bir deneme! Biraz Reha Erdem’in yine enfes bulduğum Kosmos’u gibi.

Dikkat ettiyseniz Cem Yılmaz’ın son filmi Ali Baba ve Yedi Cüceler çoğunlukla hayal kırıklığıyla karşılandı. Evet, film çok komik değildi belki (Cem Yılmaz’ın klasiği bir G.O.R.A. değildi) ama farklıydı. Hollywood’un parodi işlerine yakın duruyordu. Hollywood sinemasını çok yücelttiğimden değil, ama film farklıydı. Üzerinde de çalışılmıştı. Kendi adıma hiç haz etmediğim A.R.O.G. ve Yahşi Batı’dan (sebeplerine hiç girmeyelim, çok uzar) kat be kat daha iyi, daha başarılıydı. Yakında ise vizyona “Kardeşim Benim” girecek. En geniş salonlarda kendine yer bulacağından hiç şüphe yok.

Ben şimdi boynuma fularımı atıp bakkala ekmek almaya gidiyorum. GÜÇ SİZİNLE OLSUN!

Başa sarsa makinist filmi şaşırsak
Donup kalsak perdede yoksul çocukluğumuz
Hangi sokak hangi şehir bir türlü bulamasak
Aksa gözlerimizden siyah-beyaz bir hüzün
Bir ömür geçse daha ilk yarısında filmin...
İdris Atmaca

 

 

 

 

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Hayaller “sinema”, hayatlar “komedi”” bu yazı hakkında 2 yorum var

  • Sadıka Akay diyor ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş Ziya yüreğine sağlık. Söylediklerinin bir çoğuna katılıyorum. Türk Sineması benim çok sevdiğim bir sinemadır. Fakat hangi Türk Sineması? Uçurtmayı Vurmasınlar mesela, Eşkıya, Neşeli Günler, Piyano Piyano Bacaksız, Canım Kardeşi, Otobüs Yolcuları, Susuz Yaz vb. Günümüz Türk Sinemasından sevdiklerim yok mu? Var tabi, mesela Çağan Irmağın senin aksine ULAK filmini çok severim, Zeki Demirkubuz ayrı bir efsane, Reha Erdem ona keza, ben Cem Yılmazı da severim gerçi son filmini izleyemedim ama izlediklerimin arasında Hokkabaz ayrı bir yerdedir. Son yıllarda çevrilen Türk Filmlerinin büyük bir çoğunluğu seninde söylediğin gibi çok büyük bir hüsran.

    Amerikan sineması yada Dünya sineması bizim sinemamızın durduğu yerden çok daha farklı bir yerde duruyor, belki de tam tersidir, bizim sinemamız Dünya sinemasının durduğu yerden çok daha farklı bir yerde duruyordur! hakkında konuşulsa bizim oraların deyimiyle bir kitaplık laf çıkar.

    Evlilik konusunda sana aynen katılıyorum, benim eşimle tanışmama vesile olan şey sinema oldu ve sinemada da Star Wars… Tv’de dizi izlemeyi unuttum, fırsat buldukça film izliyoruz, bana da bir arkadaşım sormuştu ” evlendikten sonra film izleyebiliyor musun?” diye. Bende ona “hemen hemen her akşam” diye cevap verdim. Seninle aynı yerde duran, olaylara birlikte, yan yana bakabildiğin bir eşinin olması çok önemli ve güzel bir şey. İnşallah gönlüne birisini bulursun. :)

  • Deniz Ziya Toroslu diyor ki:

    Bu içten, güzel yazın için senin de eline ve yüreğine sağlık sevgili Sadıka’cığım. Ben de senin yazdıklarının altına imzamı atıyorum, benim unuttuğum veya sığdıramadığım için dışarıda bıraktığım birkaç örnek te seçmişsin Türk sinemasından… Evlilik konusunda hikayeni duyunca çok ama çok mutlu oldum. Bu kadar detayını bilmiyordum açıkçası! Sana eşinle beraber bir ömür boyu mutluluklar…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler