”Gel, Tanışalım Önce” (*)

(*) Feridun Düzağaç’ın ‘F.D.’ isimli şarkısından.

Kimi zaman bir olayın başlangıcıdır, tanışma anları. Kimi zaman yönetmenin özel bir anlam yüklediği, ya da filmin gidişatını önemli bir şekilde etkileyen bir andır. Kimi zaman da önemsiz bir andır, fakat izleyicinin hoşuna giden, izleyiciyi rahatsız eden, onu heyecanlandıran bir andır aynı zamanda, bu tanışma anları…

İşte bu başlıkta filmlerdeki tanışma anlarını yazacağız. Burada herhangi bir sınırlama yok; isteyen o anları aynen yazar, isteyen yorumunu katar ve hissettiklerini yazar, isteyen de o anlarda konuşulan şeyleri yazar…

Şimdiden kolay gelsin!

Bu topiğe ilham veren filmlerden birisi olan, ‘Vesikalı Yarim’ filminden harika bir tanışma anı;

Sabiha (Türkan Şoray): Bir sigara içebilir miyim?

Sabiha (Türkan Şoray): Yakar mısın?

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“”Gel, Tanışalım Önce” (*)” bu yazı hakkında 13 yorum var

  • Rashomon diyor ki:

    Film gibi bir tanışma anı;

    Yıl 1940, yer Bursa Cezaevi…

    Orhan Kemal: “Müdürün oda kapısında çevik bir gıcırtı, kapı açıldı. Nefesimi kesmiş, gözlerimi kısmışım… Bir heykel sükunu içinde, azametli bir mermer heykel bekliyorum… Bir an yüzyüze geliyoruz, sonra gözgöze… Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüş muhakkak ki bir çocuğu hatırlatıyor… Temiz, taze, sıhhatli ve dost! Bir lahza şaşkın, bekledi. Galiba ne yapması lazım geldiğini ölçtü, yahut tanış bir yüz arandı… Sonra gözüne Necati ilişti herhalde, ona doğru yürümeğe hazırlanırken, Necati ona koştu ve beni tanıttı. El sıkıştık. Ayaklarının topuklarını, hazır oldaki bir er gibi birleştirerek, kendisini teşrifata zorladığı aşikar bir tarzda ciddileşmeye çalışarak: -Ben Nazım Hikmet! Dedi. (www.orhankemal.org sitesinden alıntılanmıştır)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Taraflardan biri, memleketin ta öteki ucundan -başka yerlerden icazetli şekilde- gelmiştir ve bu şekilde doğar tanışıklık. Dünya yıkılsa bir araya gelemeyecek zıt kutup iki insan, tanıdıkça birbirlerine bağlanır. Tıpkı ‘Muhsin Kanadıkırık’ (Şener Şen) ve ‘Ali Nazik’ (Uğur Yücel) gibi… Yer, İstanbul’un salaş bir kahvehanesi;

    - Selamünaleyküm ağam, sen Muhsin Kanadıkırık mısan?
    - Evet.
    - Çok şükür sonunda seni bulmuşam.
    - Ne yapacaksın beni, sen kimsin?
    - İsmim Ali Nazik’tir. Türkücü olmak istiyem.
    - E ol öyleyse!
    - Yok, sen yapacaksın. Ben Urfalı Bitli Salman’ın yeğeniyem.
    - O da kim?
    - Yav Bitli Salman, askerden… Senin onbaşın.
    Emmim bana demiştir ki bu dünyada kimseye güvenme, sadece Muhsin Kanadıkırık’a güven.

    ‘Muhsin Bey’ (1987) / Yavuz Turgul

  • okaliptus80 diyor ki:

    Tanışmalar, kimi zaman da bir “tesadüf” sonucu gerçekleşir ancak o tesadüftür ki tutkulu bir birlikteliğe giden yolun başlangıcıdır: Tıpkı ‘Un homme et une femme’ {Claude Lelouch – 1955} filmindeki gibi… Adam (Jean-Louis Trintignant) ve kadını (Anouk Aimée) tanıştıran, yatılı okullardaki çocukları olmuştur.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Bu biraz tuhaf bir tanışma olmuştu. Adam ve kadın arasındaki ilk temas bir telefon konuşması ile “şifahen” başlamış; bir cenaze töreniyle “yüz yüze” nitelik kazanmış; bir “evlilik” ile de noktalanmıştı:

    ‘Griffin Mill’ (Tim Robbins) ve ‘June’ (Greta Scacchi), bu enterasan tanışma seyrinin tarafları oluyor. Griffin, her gün elinin altından onlarca senaryo geçen bir yapımcı. Senaristler, amatör senaryolarını önce onunla paylaşıyor; ondan yeşil ışık gelirse ne âlâ! Griffin’e, kendisini faks/telefon yoluyla tehdit eden mağdur bir senarist dadanmıştır kaç zamandır. Griffin, yok yere bir adamdan şüphelenir. İşte June, adamımızca öldürülecek olan bu şüpheli adamın eşidir. Griffin, telefon vasıtasıyla June’den adamın yerini öğrenir ve böylece tanışırlar. Suçluluk hissiyle katıldığı cenaze töreninde de tanışıklıkları yüz yüze bir hal almış olur.

    Aradaki canı geçelim; üstelik kadın ve adam zıt da biraz. June, telefon konuşmasında eşinin gittiği sinema salonunu verirken ekler: “Sinemayı hiç sevmem!” Eee, karşısındaki ömrü textlerle, senaryolarla geçen bir adam sonuçta! (…)

    ‘The Player’ {Oyuncu} / Robert Altman – 1992

  • oscar1895 diyor ki:

    Kitt (M. Sheen)= Selam, Adım Kitt, Seni önemli bir işten alıkoymuyorum ya?
    Holly (S.Spacek)= Hayır
    Kitt= Gelip sana merhaba demek istedim. Her şeyi bir kere denerim. Adın ne? Benimkini söyledim.
    Holly= Holly.
    K= Holly, sen… Bilemiyorum, benimle biraz yürümek ister misin?
    H= Neden?
    K= Söyleyeceklerim var. Bu açıdan şanslıyım. Çoğu insanın aklında hiçbir şey yoktur, değil mi? Bu arada soyadım Carruthers. Karate der gibi değil mi?
    H= olsun.
    K= Evet, kimse bana fikrimi sormadı. Koymuşlar işte.
    H= Hala okula mı gidiyorsun?
    K= Hayır. Çalışıyorum.
    H= Ne işinde?
    K= Erken kalmak sorun değil. Ben de çöpçülük işi buldum…İşime aşık değilim…
    H= Babam çağırıyor. Gitmeliyim.
    K= Dur! Ne zaman görüşürüz?
    H= Babamın ne diyeceğini biliyorum.
    K= Ne?
    H= Dürüst olabilir miyim?
    K= Tabii.
    H= Çöp toplayan biriyle görünmemem gerektiğini.
    K= Böyle mi der?
    H= Evet.
    K= Çöp toplamak hakkında ne biliyor ki?
    H= Hiçbir şey!
    K= Bak işte…
    H= Öğrenmek istediği bir şey yok. Acele etmeliyim.

    En çok sevdiğim tanışma sekanslarından biridir…

    Badlands / Terrence Malick

  • Rashomon diyor ki:

    ‘Donnie Darko’ / Richard Kelly – 2001 filminden

    Garip bir tanışma anı;

    Okula yeni gelen Gretchen Ross, okuldan iki çocuğun tacizine uğradığı bir anda, kendisine seslenen bir ‘Merhaba’yla Donnie Darko’ya bakar; ve ona karşılık verir: -Merhaba

    Donnie Darko: Okul tatil edildi!

    Gretchen Ross: Benimle eve yürümek ister misin?

    Donnie Darko: Elbette!

    Gretchen Ross: Kızmış gibi değilsin.

    Donnie Darko: Değilim… Sırt çantana dikkat etmelisin! Bu adamlar çalmayı çok sever.

    Gretchen Ross: Anlıyorum.

    Donnie Darko: Buraya neden taşındınız?

    Gretchen Ross: Annemle babam boşandı. Annem üvey babama karşı kısıtlama emri aldı. Duygusal sorunları var.

    Donnie Darko: Aaa! benim de var. Babanın ne çeşit duygusal sorunları var.

    Gretchen Ross: Annemi göğsünden dört kez bıçakladı.

    Donnie Darko: Aa peki hapse girdi mi?

    Gretchen Ross: Hayır. Kaçtı. Onu hala bulamıyorlar. Annemle isimlerimizi değiştirdik ve ben Gretchen Ross’u beğendim.

    Donnie Darko: Ben de hapse girmiştim. Yani ben kazara bir evi yakmıştım. O terk edilmişti, ama sonra okula dönmeme izin verildi ve 21 yaşıma kadar araba kullanamayacağım. Ama bunları aştım, ben ben ben resim yapıyorum, öyle şeyler işte. Yazıyorum, yazar olmak istiyorum; ya da belki bir ressam. Bilmiyorum, belki ikisi de… Bir kitap yazacağım, resimler yapacağım. Sonra belki beni insanlar anlar. Birşeyleri değiştireceğim.

    Gretchen Ross: Donnie Darko mu? Bu ne çeşit bir isim böyle, bu süper kahraman gibi birşey.

    Donnie Darko: Sana öyle olmadığımı düşündüren ne?

  • okaliptus80 diyor ki:

    Adam, Kıbrıs’a keşif için gelmiş genç ve idealist bir ziraat mühendisi. Özel sektörün ve kodamanların tüm bastırmalarına rağmen devlet adına ve kamu yararına çalışmakta kararlı. Orta yaşlarındaki kadın ise hayatı boyunca çalışmamıştır ve sevmediği kent soylu kocasının gölgesinde yaşamaktan başka çaresi yoktur. Bu iki karakter uyuşabilirler mi sizce?

    Uğur (Tarık Akan) ve Nesrin’in (Sevda Ferdağ) yolları bir müzede kesişir. Nesrin, galerideki resimleri incelerken yanına gelen Uğur, incelemekte olduğu resim hakkında kendisine bilgiler verir. Tanışma faslı da gerçekleşmiştir bir bakıma. İkinci kez denize nazır bir çay bahçesinde karşılaşırlar. Kadın devamlı mesafeli davranmakta; adam ise hafif sırnaşık tavırlarla ilgisini belli etmektedir. (Hoş; kadın bir önceki karşılaşmalarına istinaden meğerse müze rehberi gibi bir şey sanmış adamı.)

    Üçüncü karşılaşma, Ferdağ ve zengin çevresinin evlerinde verdikleri yemekte gerçekleşir. Akan, resmi göreviyle icabet etmiştir yemeğe.

    Adam, kadına her karşılaşmada ilgisini yoğun şekilde göstermiştir. Kadın, çevresindeki sahte ve dejenere ilişkilerden şikayetçi. Bir ilişki başlıyor gel gitlerle, çelişkilerle örülü… Evet; biraz meşakkatli bir tanışma öyküsü olmuştu bu…

    ‘Seninle Son Defa’ (1978) / Feyzi Tuna

  • oscar1895 diyor ki:

    Yabancı = Acil çıkış kapısının yanında oturuyorsanız, evet. Ve güvenlik kartında belirtilen maddeleri yapamayacak durumdaysanız uçuş görevlisinden yerinizin değiştirilmesini isteyin.

    Anlatıcı = Bu çok büyük bir sorumluluk.

    Yabancı = Yer değiştirelim mi?

    Anlatıcı = Hayır o işe uygun biri olduğumdan emin değilim.

    Yabancı = 10 bin metre havada çıkış kapısı prosedürü. Güvenlik illüzyonu.

    Anlatıcı= Evet, sanırım öyle.

    Yabancı = Uçaklara neden oksijen maskesi koyduklarını biliyor musun?

    Anlatıcı = Nefes almak için.

    Yabancı = Oksijen kafa yapar. Acil durumda panik halde derin nefesler alırsın ve birdenbire bütün vücudun gevşer, kaderine razı olursun. Burada hepsi görülüyor. (kataloğu göstererek) Saatte bin kilometre hızla suya acil iniş, yüzlerine bir bak. Hindu inekleri kadar sakinler.

    Anlatıcı = Bu…..Çok ilginç bir teori. Ne yapıyorsun?

    Yabancı = Nasıl yani?

    Anlatıcı = Ne iş yapıyorsun?

    Yabancı = Neden sordun?…İlgiliymiş gibi davranmak için mi?

    Anlatıcı = …..Tamam.

    Yabancı = Gülüşünde iğrenç bir çaresizlik var. (Çantasını alır)

    Anlatıcı = İkimizin de çantası aynı.

    Yabancı = Sabun.

    Anlatıcı = Anlamadım?

    Yabancı = Ben sabun yapıp satarım. Medeniyetin mihenk taşı.

    Anlatıcı = (İç Ses – Onunla böyle tanıştım.) Tyler Durden!

    Tyler Durden = Belli miktarda benzin ve portakal suyuyla napalm yapılabileceğini biliyor muydun?

    Anlatıcı = Hayır, bilmiyordum. Bu doğru mu?

    Tyler Durden = Evet, basit ev malzemeleriyle her türlü patlayıcıyı yapmak mümkündür.

    Anlatıcı = Gerçekten mi?

    Tyler Durden = İstersen neden olmasın?

    Anlatıcı = Tyler sen kesinlikle karşılaştığım en ilginç tek kullanımlık arkadaşsın.

    ‘Fight Club’ (1999) / David Fincher

  • okaliptus80 diyor ki:

    Cary Scott (Jane Wyman) ve Ron Kirby’in (Rock Hudson) tanışma öyküsüdür bu…

    Scott, biri kız biri erkek iki yetişkin evlat sahibi, zengin bir dul.
    Kirby, bu zengin dulun bahçıvanlığını yapan kültürlü/olgun beyefendi.

    Tanışma, bahçede gerçekleşmişti diye hatırlıyorum. (Umarım yanlış değildir, çok oldu izlemeyeli.) Eee, bir vesile olması gerekiyor değil mi? Wyman ve Hudson’u tanıştıran vesile bahçedeki güzel çiçekler olmuştu. Ve Hudson’un Wyman’ı götürdüğü şömineli o evi…
    Tanışma tamam da asıl mesele sonrası… Toplum, epey bir yadırgayacak bu ilişkiyi.

    Dramın en büyük ustalarından birinin elinden çıkma unutulmaz bir klasik. Karakterlerin tepkileri olsun olay örgüsü olsun her şeyiyle ağlak bir duygu sömürüsünden alabildiğine uzak ve doğal… Yönetmenin aynalara ve kamera oyunlarına olan takıntısı da gözden kaçmıyor.

    ‘All That Heaven Allows’ (1955) / Douglas Sirk

  • okaliptus80 diyor ki:

    Çok “klişe” bir tanışma öyküsü vardır hani. Kız, kötü adamlarca taciz edilir; tesadüf o ya, o esnada yolu oraya düşmüş esas oğlanımız da gelip kızı bu kötü adamlardan kurtarır. Çok klasik oldu değil mi?

    Fritz Lang’ın ‘Scarlet Street’ini (1945) izlemeyeli bayağı zaman oldu ama çok net hatırlayabiliyorum sahneyi. Esas oğlan kasiyer mi barmaid mi öyle bir şey. Kızımız ise yağmurlu bir akşam üzeri anlayışsız bir erkek tarafından hırpalanmaktadır. Adam gelir, kızı “kurtarır”. Bir ilişki başlar ama erkek için kötü sonuçlara gebe bir ilişkidir bu… Eee, filmimiz de Fritz Lang’ın mahiri olduğu o kara filmlerden olunca…

  • Rashomon diyor ki:

    ‘A Woman Under the Influence’ {Etki Altında Bir Kadın – 1974} / John Cassavetes

    Nick Longhetti’ nin arkadaşlarıyla Mabel’ i tanıştırdığı sahne.

    Nick Longhetti: Bu Mabel!

    Nick Longhetti: Bunlar da herkes.

  • mavi diyor ki:

    Clementine-Merhaba
    Joel-Anlamadım
    Clementine-Sadece selam verdim, Yakınına oturmamda bir sakınca var mı?

    Hem seneryosu hemde anlatımıyla oldukça güzel bir film. Oscarın 2000 li yıllardan en iyi yirmi filminiz kategorisinde benim ilk yirmimin arasında yer alacak bir film.
    Seviyorsunuz birisini onunla harika saatler, harika günler geçiriyorsunuz ve bir gün çok üzücü bir haber alıyorsunuz…Sevgiliniz sizi hafızasından silmiş,artık sizi hatırlamıyor bile.
    Kırılıyorsunuz bu duruma,içerliyorsunuz ve sizde aynı yola başvuruyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki silinmemesi gereken çok güzel anılar var. Bir insan en çok tanıştığınız anla aklınızda kalır ve o edindiğiniz ilk izlenim onunla ilgili kafanızda bir profil oluşturmanıza yardımcı olur…

    Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan (Michel Gondry )

  • okaliptus80 diyor ki:

    Entelektüel bir tanışma öyküsü…

    İkinci Dünya Savaşı… Yer, Alman işgali altındaki bir Fransız köyü.

    Kadın (Barny – Emmanuelle Riva), kızıyla birlikte bu köyde yaşayan dul bir komünist… Bir militan… Adam (Leon Morin – Jean-Paul Belmondo) ise köyün Katolik rahibi… Ama bilindik (mutaassıp) bir din adamı portresi çizmiyor. Hollywood’un bol Oscarlı unutulmaz klasiği “Going My Way”deki (1944) rahip vb. gibi.

    Her nasılsa günah çıkarmak için kiliseye gelir bu kadın. Bir ara korkar, geri dönmek ister ama kalmaya karar verir. İşte bu zıt ikili arasındaki “tanışma” öyküsü de böylece başlamış olur. Kadın, “tanrıya inanmıyorum!” dahil tüm itiraflarını soğukkanlılıkla karşılayan ve isabetli cevaplar veren bu rahipten oldukça etkilenecektir.

    Tanışma sahnesinden;

    Barny: – Din, halkın afyonudur!
    Leon Morin: – Tam öyle değil. Burjuvazi, onu (dini) kendi çıkarları doğrultusunda kullanıp yozlaştırmıştır.
    Barny: – Ama onlara siz izin verdiniz.
    Leon Morin: – Kilise çalışan sınıfın desteğini kaybetti, bu bir gerçek.

    Hepsini yazmayayım şimdi. Gerçekten çok özel diyaloglardı. Film de harikaydı.

    ‘Léon Morin, prêtre’ (1961) / Jean-Pierre Melville

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler