Film bahane…

‘Faraon’ {Firavun – 1966} / Jerzy Kawalerowicz

faraon 1966 ile ilgili görsel sonucu

“Dünyada hiçbir büyük yapıt yoktur ki, aynı zamanda dünyaya karşı da bir suçlama olmasın” demişti, Paul Nizan. Pasolini’ler, Kawalerowicz’ler için söylenmiş sanki. Onlar, kadim çağlara gittiklerinde bile aslında içinde yer aldıkları zamanın yakıcı gerçeklerini verme peşindeydiler. İnsanlık arpa boyu yol alamadığı için de, getirdikleri “suçlamalar” karşılık bulmakta zorlanmadı…

Firavun‘a dair en çok o ihtişamlı mizansenler aklımda kalmış. Çöller, insan kalabalıkları, (yönetmenin alametifarikası) şaşmaz bir simetri barındıran çerçeveler. Ve elbette o genç Ramses’in çevresindeki dalkavuk sürüsüyle ve güç odaklarıyla tutuştuğu umutsuz mücadele. Rahiplerden ve vezirlerden kurulu imtiyazlı konseyi devre dışı bırakmak, devletin zenginliklerini asıl sahibi olan halka götürmek gibi “çılgınca” bir isteğe tutulmuştu. Fakat tek bir kişinin yıllanmış sistemle mücadelesi kolay değildi, hükümdar bile olsa. Hele ki haramilerin yağma düzeni alabildiğine yerleşmişken ve halkın da gözüne çeşitli miller çekilmişken. Nitekim başaramayacaktı da. Polonyalı Kawalerowicz, öyküsünü bir Yunan trajedisi gibi dokur.

Osmanlı’da oyun bitmez! Rossellini’nin 60′larda tv. için çektiği ‘The Rise of Louis XIV’ filmini izleyenler bilecek. Orada da iktidar/güç entrikaları hikayeye asıl rengini veriyor, tıpkı Firavun’daki gibi devleti “asıl” yönetenlerin aslında ikinci adamlar olduğu söyleniyordu.
İkinci adamın adını daha da somut koymak lazım. Sistem! Dolayısıyla A kişisi B kişisi, islamcısı liberali; yüzler hiç önemli değil. İpleri elinde tutan derin bir çıkar merkezince ellerine tutuşturulmuş senaryoyu uygulamakla mükellefler, o kadar.

Ortaoyunları, siyaset sahnemizi önümüzdeki günlerde daha da şenlendireceğe benzer. Asıl aktörlerse yine izleyici koltuğundan katılmakla yetinecek bu oyuna. Tabii bir de göstermelik Pazar ödevini verip kendine önem vehmedecek.
… Aslında hem Firavun‘un hem de The Rise of Louis XIV‘ün yaptığı, önü sonu, hanedan-devletler üzerinden “çöküş” tasviri sunmaktı. Ne diyelim. Tarihin durdurulamaz uzun yürüyüşü, elbette bu soytarıları ve kulluk ettikleri yağma düzenini bir gün çöp kutusuna gönderecektir. İlk paragtafta anılan isimlerse hep saygıyla hatırlanmaya devam edecekler.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler