Eleştiri: “Tereddüt” (Yeşim Ustaoğlu, 2016)

 

Tereddüt (2016)

Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Oyuncular: Funda Eryiğit, Ecem Uzun, Mehmet Kurtuluş, Serkan Keskin, Sema Poyraz, Okan Yalabık

 

Yeşim Ustaoğlu sinemasını takip edenler bilirler. Ustaoğlu “göstermekten” çekinmeyen bir yönetmendir. Bunun belki de en çarpıcı örneğini bir önceki filminde tuvalette doğum/kürtaj sahnesinde görebilirsiniz. Ustaoğlu yeni filminde de özellikle kadın bedeninin çektiği acıları bize tüm çıplaklığı ve çarpıcılığıyla göstermekten çekinmiyor. Malum sansür sebebiyle izleme fırsatımın olmadığı uzun versiyonun bundan daha da sarsıcı (hatta belki kimileri için seyri zor) olduğunu düşünüyorum.

Kim ne derse desin bu film Şehnaz’ın değil çocuk gelin Elmas’ın hikayesi. Bizzat yönetmen çıkıp bunun aksini beyan etse bile ki okuduğum kadarıyla bu yönde bir açıklaması olmuş filmin böyle bir etki bırakmasının önüne geçemiyor. Bu tespiti olumlu anlamda söylüyorum. Zaten, filmde Şehnaz’ın Elmas’la karşılaştıktan sonra kendi hayatı üzerine düşünmesi, başarılı bir psikolog olmasına rağmen kendi hayatında da gelgitler yaşaması ve iki kadının birbirinin eksiklerini tamamlaması gibi bir durum söz konusu değil. Daha önce de belirttiğim gibi baştan Şehnaz’ın aşırı soğukkanlı bir kadın olması bu duruma ket vuruyor zaten.  Öte yandan, film ne zaman kamerasını Elmas’a çeviriyor, film bir elmas gibi parlamaya başlıyor. Tam da bu sebepten dolayı “Tereddüt” amacına tam anlamıyla ulaşıyor. Bu korkunç toplumsal gerçeği mükemmele yakın bir şekilde, suratımıza çarpa çarpa anlatıyor. Ele aldığı bu meseleyi hakkıyla yansıtmayı becerebiliyor mu? Evet. Anlatım dili güçlü mü? Evet. Mesele filmdeki ikinci hikayeye, yani psikolog Şehnaz’ın hikayesine geldiğinde, izlerken “ne gerek vardı?” diye soruyorsunuz, çünkü yakın zamanda sahte burjuva yaşantısına değinen yerli filmler izledik. (Bakınız: Rüzgarda Salınan Nilüfer, Bulantı, Hayat Boyu vb.) Farklı tonlarda da olsa aynı meseleyi yeniden ele almak filme gerçekten ne katıyor tartışılır.

Burjuva bir yaşam süren psikolog Şehnaz’ın hikayesi ise arada/arka planda akıp gidiyor. Psikoloğun yaşamına hiç girmeyebilirdik te.. Peki o zaman film gücünden bir şey kaybeder miydi? Hiç sanmıyorum. Her akşam artık artan fiyatlar ve gelen zamlarla birlikte çoğu kişinin ancak rüyasında gördüğü kalın kalın biftekler pişiren, şarap içen ve muazzam dekore edilmiş bir evde yaşayan Şehnaz biraz Rüzgarda Salınan Nilüfer’in Handan’ını hatırlatıyor. Fakat Handan sempatik ve fazlasıyla saf biri olduğundan kolayca özdeşleşebildiğimiz bir karakterdi (en azından benim için öyle oldu) Şehnaz ise ruhsuz tavırları ve tepkisizliğiyle izleyicinin daha mesafeli duracağı bir konuma yerleşiyor. Filmi izlerken iki kadın arasında ne bir kadın dayanışmayı görebiliyoruz ne de film bir mağdur kadınlar galerisi sunuyor. Yani burada yönetmenin amacı iki mağdur kadının hayatından kesitler sunmakmış gibi görünmüyor.

Fakat, filmde beni asıl düşündüren şey Elmas’ın yaşadıkları karşısında Şehnaz’ın ifadesizliği ve her koşulda sakinliğini koruması oldu. Ne bir empati, ne bir duygusal bağ ne de bir acıma duygusu görüyoruz karakterde. Bu da Şehnaz’ı işini profesyonel bir şekilde icra eden bir psikolog gibi göstermiyor, daha ziyade ruhsuz ve donuk bir kadın izlenimi uyandırıyor. Sanki sadece görevini yapıyor. Gerisi umrunda değil. Bu noktada bir sorun olduğunu düşünüyorum, çünkü bu ruh hali karakteri bir süre sonra etkisiz eleman konumuna düşürüyor, bir nevi önemini azaltıyor. Filmde Şehnaz’ı Elmas’ın yaralarını sarmaya çalışırken göremiyoruz. Sanki o sadece birtakım gerçekleri aydınlatıp davayı kapatma peşinde.

Bununla birlikte, filmde esas anlam veremediğim ve beni hala düşündüren olay ise Ustaoğlu’nun bizlere olay gecesini ve o gecede tam olarak neler olduğunu göstermemesi. Bu kadar “göstermeyi” seven bir yönetmenin böyle bir tercihte bulunması beni şaşırttı doğrusu. Cinayet mi, kaza mı, ihmal mi? Bu bölümü izleyicinin hayalgücüne bırakmanın ne gibi getirileri oldu, diğer türlü olsaydı bunun ne gibi götürüleri olacaktı, inanın bilmiyorum, fakat o gecede yaşananları tatminkar bir geri dönüşle görmek isterdim.

Bu arada, Elmas’ın ev yaşantısına ve kayınvalidesi ve eşi ile olan ilişkisine daha fazla yer ayrılmasını isterdim. Kimileri bu bölümlerin gereksiz veya klişe olduğunu düşünmüş. Bana sorarsanız hikayenin esas ilgi çekici olan kısmı buralardı. Elmas’ın hangi hayat şartlarında ve nasıl koşullarda yaşadığı daha uzun anlatılabilirdi. Fakat, yönetmen daha çok travma sonrası yaşananlara ve yüzleşme seanslarına odaklanıyor. Sözün özü, kayınvalideyi ve eşi klişe ya da gereksiz bulmadım.

Şehnaz’a gelince, daha önce de bahsettiğim gibi onun yaşantısı yakın zamanda izlediğimiz, bu tür filmler içerisinde belki de en iyisi olan “Rüzgarda Salınan Nilüfer” ile yoğun paralellikler taşıyor. Aslına bakarsanız, bu hikaye de gayet ilgi çekici ve kendini izletiyor, fakat söz konusu hikaye ana hikayenin uzandığı bir kol olarak bir nevi baharat işlevi görüyor. Yani hikayeyi zenginleştiriyor, hatta lezzet te katıyor, fakat koymazsanız çok değişen bir şey olmaz, ana hikaye kan kaybetmez.

Şöyle bir düşününce hikayenin Şehnaz ve kocası kısmının uzaktan da olsa Demirkubuz’un “Bulantı”sını hatırlattığı bile söylenebilir. Orada da seküler yaşayan, neredeyse her akşam evinde misafir ağırlayan (ekseriyetle bir kadın), hayatına giren kadınları da incitmekten çekinmeyen, kafası karışık bir adamın mutsuzluğu ve tatminsizliği anlatılıyordu. Sinemamızda bunun sonu nereye varır bilmiyorum ama aynı konu bir süre daha işlenmeye devam ederse tekrara düşülecektir.

Şehnaz duygusal, hassas bir kadın değil. Belki de mesleğinden ötürü kalbi biraz katılaşmış ve soğuk biri. Belki de bunun sebebi yaşadığı mutsuz ilişki. Bu arada, okuduğum çoğu yazıda Cem’den Şehnaz’ın eşi olarak bahsediliyor fakat filmde buna dair bir ipucu yok. Yani aslında yönetmen biri imam nikahıyla evli olan bir genç kızla diğeri belki de nikahsız birliktelik yaşayan, modern bir kadını yan yana koyuyor. Eğer anlatmak istediği “bakın ikisi de mutsuz” ise bizi böyle düşünmeye itecek herhangi bir yaklaşıma sahip değil film. Keşke, tamamen Elmas’ın yaşamına odaklansaymış. Bir yönetmen hazır bir film çekiyorken tek bir hikaye anlatmak yerine aklındaki birkaç meseleyi birden aynı film içerisinde ele almak, seyirciye aktarmak isteyebilir. Bu son derece doğal ve bazen çok faydalı sonuçlar bile doğurabilecek bir tercih. Fakat, buradaki benim ana hikaye olarak nitelendirdiğim çocuk gelin meselesi çok bıçak sırtı ve önemli bir mesele olduğu için bu tercih en azından bu film için biraz yanlış duruyor.

Filmde Elmas’ın evliliği ile ilgili birkaç kelam etmek gerekirse, toplumda sırf hasta annesine baktırmak için (gerek özgür iradesiyle gerek aile baskısıyla) hem kendine hem de ailedeki hasta veya bakıma muhtaç kişiye bakması için gelin alan veya alma niyetinde olan o kadar çok bekar erkek var ki! Bu örnekler evlilik programlarında da ara ara karşımıza çıkıyor. Filmde bu durum çok iyi veriliyor. Kocanın anneme bakması için bir gelin aldım, madem eşimdir, öyleyse geceleri cinsel ihtiyacımı da gidereyim mantığıyla hareket ettiği izlenimi veriyor film. Bu tür evlilikleri sadece kendi sapkınlığından veya cinsel birliktelik/tatmin niyetiyle yapan (genç, yaşlı) erkekler de var. Filmdeki koca karakteri bu profile pek yakın durmamasıyla dikkat çekiyor. Şehnaz’ın finalde geldiği nokta ise toplamda çok uzun sahneler barındıran bir filme göre biraz kısa tutulmasıyla ve yapılan kesmelerle (yanlış kurgu tercihleriyle) beklenen etkiyi tam olarak göstermiyor. Finalde yaşananların daha uzun tutulması sahnenin etkisini arttırabilirmiş. Bir de film sanki ara vermesi gereken yerde bitiyor. Bu arada, yazılan bir başka eleştiride de okuduğum gibi gerçekten hikayenin başlarında Şehnaz’ın diğer hastalarıyla olan ilişkisinin/görüşmelerinin bölük pörçük, kesik kesik verilmesi beni de rahatsız etti. Hastalar ile yapılan görüşme seanslarının biraz daha çeşitlendirilmesini ve uzun tutulmasını isterdim.

Oyunculuklara gelince, oyunculukların abartılı olduğu yönünde birkaç yorum okudum, fakat kesinlikle katılmıyorum. Ecem Uzun sinema tarihimizin en güçlü kadın performanslarından birini icra ediyor. Hollywood’un oskarlık performans diyeceği bir performans bu. Ayrıca Mehmet Kurtuluş’un ezici performansını da sevdim (ona yönelik te birtakım eleştiriler okumuştum)

Her şeye rağmen, film amacına ulaşıyor mu? Ulaşıyor. Benim için asıl önemli olan da bu. Film  masaya yatırdığı “çocuk gelin” meselesini tüm korkunçluğuyla, ızdırabıyla işleyebiliyor mu? işliyor. Sosyal bir gerçekliği önümüze koyuyor mu? Koyuyor. Elmas’ın acısına ortak oluyor muyuz? Oluyoruz. Onun dili çözüldükçe bizim gerçekler karşısında dilimiz tutuluyor mu? Tutuluyor. Gerisi teferruat!

Puan: 8/10

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler