“Efsanelerin Ölümü Birbirine Benzer”

Aşağıdaki yazı, 5 Temmuz 2009 tarihli Zaman Gazetesi’nde yayımlanmış olan,  Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun köşe yazısıdır.

(Sinema ile alakalı olması dolayısıyla,  sinemasever arkadaşlarımızın da beğeneceklerini umduğumdan  sitemizde de bulunmasını  istedim.)

“Efsanelerin Ölümü Birbirine Benzer

Efsaneler birbirine benzer. Birinden bahsetmek hepsinden bahsetmek demektir. Çünkü hepsinin düşü ile gerçeği, imajı ile hakikisi arasında derin bir uçurum vardır, o uçurumda boğulur giderler. Bu yüzden ölümleri de az çok aynıdır. Ben daha eski bir efsanenin ölümünden bahsedeceğim şimdi. Greta Garbo.

“Şimdiye dek yaşamış en güzel kadın” olarak söz edilir kendisinden. Efsane! Ama Greta tam da kendi efsanesidir ve bu efsane sessizdir. Sessiz sinemanın parlattığı yıldızlardan biri olarak her mana onda bir yüz ifadesine yüklenir. Bakış, bakıştan fazlasıdır. Tebessüm, gözyaşı, öfke, dudak kıvrımı kendi ifade ettiklerinin sınırını aşarlar fazlasıyla. Sözün desteklemediği bir sinema dilini, bu abartılı ifadeyi sesli sinemaya geçtikten sonra bile terk etmez Greta. Sesli film çekmesi o kadar önemli bir olay olur ki, “Garbo konuşuyor!” Öyle ya, “Bir efsane olmaya yazgılı kahramanın sımsıkı örtülü bıçak sırtı dudakları arasından bir sözcük çıktığı hangi masalda yazılıdır?”

Susmalı ki hayranları onu istedikleri gibi kurgulasın. Çünkü bir tapınç nesnesine ihtiyaç duyan hayranlar dünyası hem dokunmak ister hem de dokunduğunun dokunulmaz olmasını ister. Yani bir imaj. Burada Greta’ya düşen, basit bir seçim yapmaktır sadece. Ya dokunularak her fani gibi etten kemikten olduğunun bilinmesine rıza gösterecektir ya da dokunulmaz uzaklığında varlığını sürdürecektir. O da öyle yapar. Oyunu kuralına göre oynar ve bir efsaneye dönüşüverir.

Hayranlarının bir tanrıçaya ihtiyacı olduğu kadar o da bir tebaaya mı muhtaçtır ki acemilik yılları hariç, fotoğraf imzalamayan, hayran mektuplarına cevap yazmayan, röportaj vermeyen Greta, filmlerinin galalarına bile katılmaz. Bir efsaneyi yaşatmanın en fazla da yalnız kalmak anlamına geldiğini en iyi bilenlerdendir o, uzak ve dokunulmaz olmak tanrıçalara biçilen ilk roldür çünkü.

Efsanesine biçilen onca rol arasında Anna Karenina’ların en güzelidir o, en unutulmazı. Çünkü onun oynadığı bir Anna Karenina, Greta Garbo’nun oynadığı bir Anna Karenina’dır artık. Rolünün üzerinde durmasına koşullandırılmış bir star olarak Greta her role uyan bir oyuncu değildir gerçi, ama ona uygun roller de eksik değildir ki. Mata Hari ile benzer şaibeleri içeren bir hayatın sahibesi olduğu için “Mata Hari” onun sırtında soluk kesici bir elbise gibi durur, oynadı mı yaşadı mı kimseler bilmez.

Ancak gözleri kör eden bir star ışığının altında kendisi olamamak da Greta’ya ilişkin bir nakaratı şarkı tınısında tekrarlar durur. Efsanesi büyüdükçe o efsaneyi beslemek isteği, bir sürü kural koymasına sonra koyduğu kuralların altında günden güne yok olmasına sebebiyet verir. Greta gerçeğinden çok düşü, sahisinden çok efsanesidir artık ve oluşturduğu imajın altında kalmıştır çoktan. Çünkü oluşturduğu imaj, gerçeğinin yarışa katılmasına izin vermeyecek denli gerçek üstüdür. Greta yarışamayacağı kendi imajının ağırlığı altında kendi üzerine çöken bir yıldız gibi bir kara deliğe dönüşürken, en fazla da kendisini çeker yalnızlığının karanlığına. İmajıyla gerçeği arasında açılmaya başlayan mesafeyi kabullenmek, “dünyanın en güzel kadınından” günbegün, sevimli bir büyükanneye dönüşmeyi hazmetmek onun harcı değildir. O da efsanesini korumayı yeğler. Hatırlandığı gibi kalmak mümkün olmadığına göre hatıralarda kalmayı seçer. Bir daha görüntü vermez, kameraları kendisine yaklaştırmadığı gibi sokağa da çıkmaz neredeyse. İmajın gerçeği rehin almasıdır bu. Oysa sinemayı bıraktığı zaman daha 36 yaşındadır.

Bir starın kendisinden üretilen imajının ne denli tutsağı olabileceğini göstermesi bakımından trajik bir örnektir o. Güzellik, suçsa da suça çağrıysa da, Greta cürmün ilk elden zanlısıdır. Cezaî müeyyide? Kolay değildir dünyanın gelmiş geçmiş en güzel kadını olmak, bedeli ödenmiştir.

Ağır bir bedeldir bu. Fakat filmi bir de geri saralım. Başarmıştır istediği şeyi. Hiçbir yeni aynanın derinliğine görüntüsünü düşürmediği için hep son göründüğü gibidir ve yansımadığı perdelerde bitmeyen bir filmdir Greta. Hâlâ!”

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

““Efsanelerin Ölümü Birbirine Benzer”” bu yazı hakkında 3 yorum var

  • okaliptus80 diyor ki:

    Oldukça beğendiğim bir aktris olmuştur Greta Garbo. Bu güzel yazıyı paylaştığın için teşekkür ediyorum November76.
    Üzerine söylenceler çoktur Garbo’nun. Onda değişik bir gizem, büyüleyici bir asalet vardır gerçekten. Soğuktur da! Bunu ben söylemiyorum tabi. Bir ara sıklıkla gidip eski sinema dergilerini (Ses, Hayat…) karıştırdığım Beyazıt Kütüphanesi’nde Garbo’nun -yazıda da değinilmiş zaten- münzevi hallerinden, insanlardan kaçışından bahseden epeyce haber görmüştüm. 60 ve 70′lere ait sayılardı. Edebiyatımızda da ara ara ona atıfların olduğu şiirler yer alır.

    Bir Kamelyalı Kadın vardı…

  • oscar1895 diyor ki:

    -Bana çok sevdiğim birini hatırlatıyorsun.

    -Kimi?

    -Greta Garbo’yu.

    The Sopranos’un bir bölümünde Tony bu sözlerle bir kadını baştan çıkarıyordu. Lakin bütün bu sözleri söylerken yüz ifadesine baktığımızda Tony’nin etkileyen değil de, etki altında olan kişi olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Etkilenmemek elde mi Garbo’dan…

    Yukarıda bahsi geçen ”Garbo konuşuyor!” sloganı Anna Christie (1930) filmine aittir. Bir de ”Garbo Gülüyor!” sloganıyla gösterime giren Ninotchka (1939) vardır. O dudak kıvrımlarının arasından dökülecek sözcükler, gülümsemeler bu kadar heyecan veriyordu yani. Öyle ki, Ninotchka’daki gülme sesinin bir başkasına ait olduğunu iddia edenler bile vardı. Garbo gülemezdi sanki…

    Çok güzel bir yazı gerçekten. Bizimle paylaştığın için teşekkürler sevgili November!

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Kendisini gündelik hayatın içinde hiç görmeseler bile, inanılmaz sadakatli bir hayran kitlesi söz konusudur. Hayranlarından uzaktır. Sidney Lumet’ in ‘Garbo Talks’ {Garbo Konuşuyor} filminde onun kendisini hayranlarından ve diğer insanlardan ne kadar sakladığını görürüz. Hayranlarının ise onunla bir dakika da olsa görüşmek için neler yapabileceğini görürüz.

    İlhan Berk onun için şöyle der: ”Ben Greta Garbo’dan da çok etkilenirim mesela. Çünkü Garbo soğuk bir kadındır ve soğuğun dokunulmazlığı vardır.”

    Herşeyi ile efsane olmuş bir aktrisle ilgili olarak yazılmış güzel bir yazı.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler