‘Dört Mevsim Sinema’ (365 Film)

1-) ‘Working Girl’ / Çalışan Kız (Mike Nicholls, 1988… Maalesef çok ihmal edilmiş ve gözden kaçmış bir film. Çalışan kızımız ‘Melanie Griffith’. 80′lerin piyasa cangılı… İzlenesi kült bir yapım.)

2-) ‘L Humanite’ / İnsanlık (Bruno Dumont, 1999.)

3-) ‘Novecento’ / 1900 (Bernardo Bertolucci, 1976… İlk ergenliğin o coşkusundan olsa gerek, bir ara izlemeyen arkadaşlarımla tüm muhabbetimi kestiğim film. Bertolucci’nin en iyi filmi. Biri aristokrat asilzade (R. De Niro), öteki ‘Kolhoz’ komünisti (G. Depardhieu) iki arkadaşın uzun yıllara yayılan arkadaşlığı, İtalyan sosyo-pol.tiği üzerine bir fresktir. Evet, çok keskin bir pol.tik söylem ihtiva etmiyor belki .ma iyi cesaretti doğrusu… Teşekkürler Bertolucci!)

4-) ‘Dangerous Minds’ / Sakıncalı Düşünceler (John N. Sm.th, 1995… Onlar, hayatlarını ‘gangsterler cenneti’nde harcadılar; hayatlarını gangsterler cennetinde harc.maya dev.m ediyorlar.)

5-) ‘The Thin Red Line’ / İnce Kırmızı Hat (Terence Mallick, 1998… Malick’ten, tıkır tıkır işleyen / su gibi akan bir modern dönemler başyap.tı.)

6-) ‘Of Mice and Men’ / Fareler ve İnsanlar (Gary Sinise, 1992… Steinbeck’in bu ölümsüz eserinin eski adaptasyonlarını izleyemedim. Onlar daha iyidir belki bilemiyorum, fakat bu son çevrim beni yeterince tatmin etmeyi başardı.)

7-) ‘Evil Dead 1′ / Şeytanın Ölüsü (Sam Raimi, 1982.)

8-) ‘Czlowiek z Marmuru’ / Mermer Adam (Andrei Wajda, 1976… Bir z.manlar ‘Solidarnocs’ hareketi ile hatırladığımız ülkenin -Polonya- usta sinemacısından, bir ameleden hareketle çektiği pol.tik çalışma. Türün meraklıları mutlaka görmeli derim.)

9-) ‘Espoir, L.’ / Umut (Andre Malraux, 1945… İspanya İç Savaşı üzerine bir ağıt/destan. Malraux hem yazmış, hem yönetmişti.)

10-) ‘Lawrence of Arabia’ / Arabistanlı Lawrence (David Lean, 1962… Düvel-i Muazzama’nın Ortadoğu plânları, güncelliğinden hiçbir şey kaybetmedi!)

11-) ‘The Brothers Karamazov’ / Karamazov Kardeşler (Richard Brooks, 1958… Erdem, saf kötülük, habis tutkular, iyiliğin ve kötülüğün savaşımı… üzerine gerçek bir destan. Bir Dostoyevski eserini sinemaya uyarlamak zordur takdir edersiniz ki.. İngiliz yönetmen bunun altından başarıyla kalkmış görünüyor.)

12-) ‘Quills’ / Düşlerin Efendisi (Philip Kaufman, 2000.)

13-) ‘Clueless’ (Amy Heckerling, 1995… Fazlasıyla kişisel oldu farkındayım ama nedense çok severim bu filmi. Gerçek bir külttür bence! Amy Heckerling’i, ‘Ridgemont Lisesinde Hızlı Günler’ adlı bir diğer kült ile hatırlayacaksınız.)

14-) ‘Bloody Sunday’ / Kanlı Pazar (Paul Greengras, 2002… Son dönem Birleşik Krallık sinemasından başarılı bir pol.tik örnek. 1970′lerdeki kanlı ‘Belfast’ olaylarına ve İRA gerçeğine götürüyor bizi 7. sanatımız. Mutlaka tavsiye ediyorum henüz izlememiş arkadaşlarımıza…)

15-) ‘Madadayo’ (Akira Kurosawa.. Bazıları ‘hadi oradan!’ diyecek ama Kurosawa’nın bu son çalışması, aynı zamanda izlediklerimin içinde en sevdiğim ve en iyi filmi oluyor.)

16-) ‘Before Sunrise’ (Richard Linklater, 1995… Felsefesi kuvvetli bir aşk filmi. Yapaylıktan alabildiğine uzak. Mutlaka izlenmeli.)

17-) ‘Madame Bovary’ (Claude Chabrol, 1991… Vincente Minelli’nin yönettiği öncü çevrimi izleyemedim. Flaubert’in ölümsüz romanından uyarlanan film, sıradanlığın yol açtığı yıkımları konu ediniyor. Sosyal statü peşindeki Emma Bovary’in yaşadığı hayal kırıklıkları… Taşranın yeknesaklığı…)

18-) ‘Il Gattopardo’ / Leopar (L. Visconti, 1963.)

19-) ‘Stackha’ / Grev (Sergei M. Eisenstein, 1925… Eisenstein’in Ekim Devrimi’ne adadığı ve Potemkin’den sonraki şüphesiz en iyi filmi. Aynı z.manda ilk filmi. Çekimler bir harika.)

20-) ‘Lola Rent’ / Koş Lola Koş (Tom Tykwer, 1998.)

21-) ‘The Burbs’ (Joe Dante, 1989… Gremlinler’in yönetmeni, 5 yıl sonra bir kez daha seyirciye seratonin salgılatmayı başarıyor. Hem de oldukça yüksek dozda. Meraklı komşular; ferah evler; tekinsiz komşular… Yumuşatılmış bir Fright Night örneği.)

22-) ‘M.’ (F. Lang, 1931… Yönetmenin daha ziyade Metropolis’i yeğ tutulsa da çoğunlukça; kesinlikle en iyi işi. Noirin babalarından…)

23-) ‘Sin City’ / Günah Şehri (Robert Rodriguez.)

24-) ‘All Quiet on the Western Front’ / Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Levis Milestone, 1930… Ülkemizde ‘Sevmek ve Ölmek Zamanı’ ile ün yapmış Erich M. Remarque’nin sinemaya uyarlanmış ölümsüz eseri. Savaş hiç bu denli yakıcı anlatılmamıştı.)

25-) ‘Se7en’ (David Fincher, 1995.)

26-) ‘My Name is Joe’ / Benim Adım Joe (Ken Loach, 1998… Pol.tik sinemanın mihenk taşı isimlerinden Loach imzalı, son dönem yükseliş içerisindeki Kuzey sinemasından çok çok nefis bir yapım.)

27-) ‘Alphaville’ (Jean-Luc Godard, 1965… Godard, post-apokaliptizmin sularında kulaç atıyor. Türünün en iyilerinden olduğu aşikar.)

28-) ‘Malcolm X’ (Spike Lee, 1992… ‘Şimdi artık şehadet zamanıdır!’)

29-) ‘Funny Games’ / Ölümcül Oyunlar (M. Haneke, 1997… Üstadın hâlâ en iyisi.)

30-) ‘Hi – Mom!’ / Merhaba Anne (Brian De Palma, 1971… Arşivimde ing. altyazılı mevcut bu film. De Palma sinemasının ilk dönemlerini Antonioni / Cronenberg füzyonu şeklinde değerlendiririm öteden beri. 80′lerle beraber Hitchc.ck’u da dahil edelim bileşime. Karakterler soğuktur, donuktur, özdeşleşemezsiniz. Psikolojik anlatım etkileyicidir. Dikkatli izlenirse modernitenin türlü enstrümanlarına eleştiriler göze çarpar.
Hi – Mom gerek yönetmenin gerekse R. De Niro’nun toyluk dönemlerinden bir Manhattan güzellemesi… Hi – Mom, filmi izleyenler bilecektir ki aynı zamanda Travis Bickle’nin de doğuşudur.)

31-) ‘Hoffa’ (Danny De Vito, 1992… Büyük buhran yıllarında sendikal yaşamın işleyişini merak edenlere… De Vito’ya tebrikler!)

32-) ‘The Return’ / Dönüş (Andrei Zvyagintsev, 2003… Sadece kıyıya vuran o dalga sesini duymak için bile defalarca izlenir. Bu Ruslar yaptı mı yapıyor!)

33-) ‘Feris Bueller’s Day Off’ / Feris Bueller’le Bir Gün (John Hughes, 1986… Hani bazı filmler vardır, hiç bitmesin istersiniz… Okulunun en sükselisi Feris, bir taraftan çatır çatır mektebi kırar ve zevkü sefa ederken; öte yandan çatlak müdür ve haset kızkardeşten yakayı kurtarma mücadelesine girecektir. Bize de bu kaçamağa eşlik etmek kalıyor.
Keyifli, hem de çok!)

34-) ‘The Last Leo’ / Sonuncu Leo (John Boorman, 1969… Londra’nın loş, karanlık sokaklarında geçen Marcello Mastroiannili bir çalışma. Gözden düşmüş bir soylu ve silah tacirleri… Çok beğenmiştim dilini.)

35-) ‘Bull Durham’ (Ron Shelton, 1988… Tam, katıksız 80′ler filmi derler ya hani… İşte Bull Durham da öyle bir film. Kevın Costner, Tim Robbins ve Susan Sarandon.)

36-) ‘We’re No Angels’ / Biz Melek Değiliz (Neil Jordan, 1989… Bol gırgır, şamata…)

37-) ‘İvan the Terrible’ / Korkunç İvan (Sergei Eisenstein, 1944… Eisenstein’in en iyilerinden olmadığı kesin. Osmanlı ile de münasebeti olan bu korkunç ve ‘gaddar’ çar ilginizi çekiyorsa, şu ana dek izlemişsinizdir zaten.)

38-) ‘A Streetcar Named Desire’ / İhtiras Tramvayı (Elia Kazan, 1951.)

39-) ‘Animals’ / Hayvanlar, Melekler ve İnsanlar (Michael Di Jiacomo, 1997… Oya gibi işlenmiş senaryosuyla, kusursuz oyunculuklarıyla ve gişe kaygısından azade anlatımıyla çok başarılı bir bağımsız sinema örneğ. Türü sevenlere…)

40-) ‘Betty Blue’ (Jean-Jacques Beineix, 1986..)

41-) ‘American Graffiti’ / Gençlik Yılları (George Lucas, 1971… 2 saat boyunca sizi alıp başka diyarlara g.türüyor. Müzikler olsun, o mekanlar olsun… ‘Gençlik’ filminin lügattaki karşılığıdır.)

42-) ‘Llanto por un Bandido’ / Bir Haydut İçin Türkü (Carlos Saura, 1963.)

43-) ‘Underground’ / Yeraltı (Emir Kusturica, 1995… Unutulmaz bir müzikle giriş yapıyor film ve 3 saat boyunca sizi koltuğa çiviliyor adeta. Yugoslavya’nın yakın tarihi ve otantik kültürü üzerine yine Kusturica motifleriyle bezeli unutulmaz bir film..)

44-) ‘Remains of the Day’ / Günden Kalanlar (James İvory, 1993… İki harp arası yıllarında bir malikanede geçen film, Nazilere ve işbirlikçilerine olan göndermeleriyle de nazar-ı dikkat.)

45-) ‘Halloween’ / Cadılar Bayramı (John Carpenter, 1978.)

46-) ‘Crash’ / Çarpışma (David Cronenberg, 1996… Modernite ve teknoloji denen çöplük üzerine sert söylemlere sahip bir Cronenberg şaheseri.)

47-) ‘Mr. Smith Goes to Washington’ (Frank Capra, 1939.. Anlattıkları hâlâ çok güncel ne yazık ki. Böyle bilinçsiz seçmen taifesi olduğu sürece… Neyse!)

48-) ‘One Flew Over the Cuckoo’s Nest’ / Guguk Kuşu (Milos Forman, 1975… Romanı da harikaydı.)

49-) ‘La Chinoise’ / Çinli Kız (Jean-Luc Godard, 1967… Serseri Aşıklar’ın yönetmeninden, politik muhteviyatı bol bir film. Festivalde izlemiştim herkes gibi. Eğitmenler’e benziyor. Yine topluma hınç duyan birkaç gencin vukuatları ele alınmış, ancak erbabı dezenformasyonları yakalayacaktır. Yine de izlenmesi zaman kaybı olmaz. Bir de tarihine dikkatinizi çekerim.)

50-) ‘Being There’ (Hal Ashby, 1979… Sıradan bir müstahdemin, politikada kilit mevkilere yükselebilme şansı sizce nedir? Peter Sellerslı eleştirel bir kara-mizah. Mutlaka görülmeli. Favorilerinizden olabilir.)

51-) ‘Sunset Boulevard’ / Sunset Bulvarı (Billy Wilder, 1950… Bir sektörün -Hollywood- perde arkası.)

52-) ‘Chariots Of Fire’ / Ateş Arabaları (Hugh Hudson, 1981… Spor; barış, dostluk ve kardeşliktir. Siyasi propagandaya arena yapıl.maz! Bol ödüllü, kesin izlenmesi icap eden bir film.)

53-) ‘Capitaes de April’ / Nisan Devrimi (Maria de Medeiros, 2000… Latin sinemasından, Faşist Salazar iktidarı ve ‘Karanfilli Devrim’ üzerine son derece başarılı bir çalışma.)

54-) ‘Alexander Newsky’ (Sergei Eisenstein, 1938… Geniş kadrajlı çekimler göz kamaştırıyor hakikaten. 13. yüzyıl Tatar savaşlarından dem vuran epik bir başyap.t.)

55-) ‘Judgment at Nüremberg’ / Nüremberg Duruşmaları (Stanley Kramer, 1961… Filmin ismi her şeyi açıklıyor zaten. Kramer ustanın kesinlikle en iyi işi.)

56-) ‘The Great Dictator’ / Büyük Diktatör (Charles Chaplin, 1940… Chaplin diktatör olursa… :)

57-) ‘Secrets & Lies’ (Mike Leigh, 1996.)

58-) ‘Roman Holiday’ / Roma Tatili (William Wyler, 1955… Bir asilzade ile çulsuz gazetecinin, Roma sokaklarında geçen aşk serencamı. Sıcacık bir romantik yapım.)

59-) ‘Breakfast at Tiffany’s / Tiffany’de Kahvaltı (Blake Edwards, 1961.)

60-) ‘Opera’ (Dario Argento, 1987.)

61-) ‘Letyat Zhuravli’ / Leylekler Uçarken (Mihail Kalatozov, 1957… Hrusçev ile başlayan revizyonist rejimden cesaret alan bir karşı-manifesto olsa da, çok çok iyi bir film olduğunu inkar edemem. Cannes/Altın Palmiye ödülü.)

62-) ‘The Best Years of our Lives’ / Hayatımızın En Güzel Yılları (William Wyler, 1946.)

63-) ‘Marnie’ / Hırsız Kız (A. Hitchcock, 1964… Hitchcock, Topaz’dan sonra yine nispeten farklı bir konuya meyleyliyor. Kahramanımız, kleptoman ve bazı renklere saplantılı bir kız.. Psycho’dan sonra en keyif aldığım filmi bu sanırım.)

64-) ‘La Haine’ / Protesto (M. Kassovitz, 1995… 90′lara ait seçkilerde görmeye alışkın olduğumuz bir film. Attilâ usta yıllar önce görmüştü bunları. (bkz. ‘Zenciler Birbirine Benzemez’) La Haine, inanılmaz ‘vurucu’ bir film.)

65-) ‘My Left Foot’ / Sol Ayağım (Jim Sheridan, 1989… Oscarı almalıydı bana kalırsa! Gerçi Bayan Daisy’in Şoförü de favorilerimden…)

66-) ‘Gölge Oyunu’ (Yavuz Turgul, 1992.)

67-) ‘Possession’ (Andrej Zulawski, 1981… Sınırları zorlayan bir film. İsabella Adjani’ye ve karabasanlarına metro/mutfak/somya üçgeninde eşlik etmek; bir dönemin olay yaratan, sansürle cebelleşen filmine şahadet etmek isteyenler… İzlemeden ölmeyin! Adjani hanım birkaç yıl sonra, bu defa Luc Besson’un bir filminde -Subway- metroları mesken edinecekti. Ah şu 80′ler! O ayrıksı kültürü.
Filmi bulup izlememe vesile yaratan bluevelve dostuma teşekkürlerimle…)

68-) ‘Heavenly Creatures’ (Peter Jackson, 1995… Jackson’un -bana göre- en iyi filmi.)

69-) ‘Hotaru no Haka’ / Grave of the Fireflies (Isao Takahata, 1988… Hani sanki ‘Ozu’ sineması bir animasyonda tecelli bulmuş. Hiroshima sonrası yıkımı dert edinen bir anime başyap.tı. Şu savaşlar hiç olmasa! İzlemeden ölmeyin değerli arkadaşlarım. )

70-) ‘Bugsy’ (Barry Levinson, 1991.)

71-) ‘Rosetta’ (Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne, 1999… Bu esere yorum yazmak çok zor. Hayatımda izlediğim en vurucu filmlerden biriydi.)

72-) ‘The Party’ / Parti (Blake Edwards, 1968… Bir filmin yönetmeni Blake Edwards, başrol oyuncusu Peter Sellers ise, tereddütsüz izlenmelidir diye düşünüyorum. Nitekim eğlence küpü bir filmle karşı karşıyayız ve kanımca yönetmenin -Pembe Panter’ler dahil- en iyi filmidir. Sellers, sakarlıklarıyla kırıp geçiriyor adeta. Yemek masası ve tavuk desem :)

73-)  ‘Mephisto’ (Istvan Szabo, 1981… Macar sinemasının en önemli 2 yönetmeninden biri olan Szabo’nun bu filmi, gerçek bir sinema şöleni ve bir nimet handiyse. Rosa Lüxemburgların, Karl Liebsnchek’lerin diyarına, onların etkilerinin id.me ettiği döneme g.türüyor bizi sevgili sinem.mız. Laf kalabalığı yapmadan kısaca özetlersem: Bahsettiğim 2 ismin ideologyasına mensup bir tiyatro ad.mının, 3. Reich’in yükselişe geçmesi üzerine ‘ben sanatçıyım!’ kisvesi altında nasıl 180 derece döndüğünü ve rejimin yardakçısı haline geldiğini anlatıyor. Bizde de muadilleri sürüyledir!)

74-) ‘A Nightmare on Elm Street’ / Elm Sokağı’nda Kabus (Wes Craven, 1984.)

75-) ‘A Life Less Ordinary’ / Olağanüstü Bir Hayat (Danny Boyle, 1997… Danny Boyle için “İngiliz Sinemasının son yıllardaki en sağlam temsilcilerinden biri” der isek abartmış olur muyuz? Filmlerinde karamsar geleceğin kayıp (ve çokça da nihilist) kuşağını tokat gibi yüzlere çarpar; bunu yaparken de gerilimi her daim “ince” bir mizah ile harmanlamasını bilir. Aynaya bakın ve kendinizle yüzleşin, der gibidir sanki Boyle! Shallow Grave’deki para için birbirine düşen o gençler; Million’daki taşra yaşamının içerisine hapsolmuş ve bir bavul dolusu banknot ile karşılaşan çocuğumuz kapitalist dünyanın dekadan ahlâk düzenine ve anlayışına yönelik eleştirel bir ağıt gibi dururlar. Trainspotting’deki Mark Renton, tam da az önce çizdiğim jenerasyon ile ilgilidir.
A Life Less Ordinary, ait olduğu romantik/komedi familyası dolayısıyla filmografisinin genelinden ayrılır. İnanılmaz keyifli ve tekrar tekrar izlemek isteyeceğiniz filmlerden biri. Ewan McGregor bir temizlik çalışanı ve bir gün bahsettiğim otomatlaşmadan nasibini alarak işsiz kalıyor. Bunu bir onur meselesi yapan looser -ve de bohem- karakterimiz, eski patronunun şımarık kızını oynayan Cameron Diaz’ı kaçırıyor(!) (Acaba gerçekten kaçırıyor mu yahut işin içinde başka bir iş mi var? İzleyip tanık olacaksınız.) Sonrası tam şamata dedikleri… Bu fakir oğlan / zengin kız çarpışmasına iyiliğin ve kötülüğün güçleri dahi (melekler) müdahil olacak diyerek bitiriyorum.
A Life Less Ordinary, ismi gibi olağanüstü keyifli! Yukarıda romantik/komedi dediysem o klişe ve bayat akranlarıyla karıştırılmasın lütfen! Onlardan fersah fersah ötede ve her bir hücresine Danny Boyle tarzı sinmiş mükemmel film.
Danny Boyle kahramanları, başka bir dünyanın hayali ve arayışı içerisindedirler!)
…  

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“‘Dört Mevsim Sinema’ (365 Film)” bu yazı hakkında 8 yorum var

  • okaliptus80 diyor ki:

    76-) ‘Moderato Cantabile’ (Peter Brooks, 1960… Duras’ın alemşümul k.tabından, olağanüstü, eşsiz bir film çıkarılmış. İlişkilerin yüzeyselliği üzerine başyap.t yaftasını çekinmeden vuracağım bir film. Belmondo ve Moreau… ‘Seven öldürür!’ diyorlar izleyiciye. Kesinlikle izlenesi bir film!)

    77-) ‘İn the Name of the Father’ / Babam İçin (Jim Sheridan, 1993… Özgürlük bu kadar etkileyici biçimde çok az anlatılmıştır.)

    78-) ‘Kika’ (P. Almodovar, 1993… Gerçek Almodovar’ı görmek isteyenlere… Yönetmenin son yapımlarına bir lafım yok. Ama en stilize ve rafine filmlerinin ilk dönemlerinde aranması gerektiği düşüncesindeyim. Kika da onlardan biri. Dikkat edin yalnız, siz de bağımlısı olabilirsiniz benim gibi:) ‘Kika’, bambaşka bir film!

    79-) ‘Guess Who’s Coming to Dinner’ (Stanley Kramer, 1967… Sidney Poitier başrolde. Aşk, ‘etnik’ fark gözetmez. Biraz hüzünlü, çokça da keyifli bir film.)

    80-) ‘Casablanca’ (M. Kurtiz, 1942… ‘Yeniden Çal Sam!’)

    81-) ‘Fisher King’ / Balıkçı Kral (Terry Gilliam, 1991… Erasmus, Deliliğe Övgü’yü bu filme ithaf etmiş sanki asırlar önce.. Bir radyo DJ’i ile tarih profesörünün sıradışı arkadaşlıkları, köhne değerlere meydan okuyacak bir gövde gösterisine dönüşüyor Gilliam’ın elinde. Ortaya çıkansa, 90′ların en iyi filmlerinden biri olup, benden herkese şiddetle tavsiye olunuyor.)

    82-) ‘Big Lebowsky’ (Joel & Ethan Coen, 1998… Can sıkıntısına birebir!)

    83-) ‘Ordinary People’ / Sıradan İnsanlar (Robert Redford, 1980… Bazıları -ben de dahilim buna- Raging Bull’u Oscar’da alt ettiği için kızgındır bu filme. Ancak çok sağl.m bir Redford filmi var karşımızda, inkar etmeyelim. Mümkünse arşivinize katın.)

    84-) ‘The Killer’ (John Woo, 1989… Ünlü ikilimiz J. Woo & Cun-Fat Yhow, aksiyon sinemasının manifestosunu yazıyorlar. İzlenm.miş olması çok büyük kayıptır.)

    85-) ‘Trainspotting’ (Danny Boyle, 1996.)

    86-) ‘Buona Sera Mrs. Campbell’ / Kızımın Babaları (Melvin Frank, 1968… Gina Lollobrigida’ya olan hayranlığımdandır belki, seçkiye dahil etmem.. Lakin çok keyifli bir filmdi. En asık suratlı adamın bile yüzünde tomurcuklar açtırır. Tam bir şamataydı.)

    87-) ‘La Charme Discret de la Bourgeoisie’ / Burjuvazinin Gizemli Çekiciliği (Luis Bunuel, 1972… Bunuel’in zirvesi!)

    88-) ’12 Angry Men’ / 12 Kızgın Adam (Sidney Lumet, 1957. Dar alanda kısa paslaşmalar… Her biri ayrı telden çalan 12 adam… Olağanüstü bir şaheser.)

    89-) ‘Andrey Rublyov’ / Andrei Rublev (A. Tarkovski, 1969… Filmin içine girmek başlarda zor gelebilir fakat bir girerseniz çık.mazsınız. Bir keşişin Tanrı inancını sorgulaması; Tatarların yol açtığı olaylar… TRT’ye teşekkürler!)

    90-) ‘Masumiyet’ (Zeki Demirkubuz, 1997.)

    91-) ‘The Conversation’ / Konuşma (F. Ford Coppola, 1973… Coppola, iki Godfather arasında Gene Hackmanlı inanılmaz bir Kafkaesk gerilime imza atmış. Sinema tarihinin şüphesiz en iyilerinden…)

    92-) ‘In the Mouth of Madness’ / Çılgınlığın Ötesinde (J. Carpenter, 1994.)

    93-) ‘La Dolce Vita’ / Tatlı Hayat (F. Fellini, 1960… Bir gazetecinin penceresinden, savaş sonrası İtalyası’nda türeyen yoz, dejenere üst sınıflar ve süfli yaş.mları…)

    94-) ‘Appoitmut With Death’ / Ölümle Randevu (Michael Winner, 1988… Acar dedektifimiz Hercule Poirot iş başında!)

    95-) ‘Pulp Fiction’ / Ucuz Roman (Q. Tarantino.)

    96-) ‘Tin Drum’ / Teneke Trampet (Volker Schlondörff, 1979… Dantzig Almanyası’na -şahane görüntüler eşliğinde- sürrealist, çokça da pikaresk bir dikiz. İflah olmaz sinema tutkunlarına…)

    97-) ‘Burnt by the Sun’ / Güneş Yanığı (Nikita Mikhalkov, 1994… Filmin anlatım dili ve taraflı mesajları bir tarafa; son derece önemli bir yapım. Kesinlikle izlenmeli, üzerine düşünülmeli.)

    98-) ‘Mean Streets’ / Arka Sokaklar (M. Scorsese, 1973. Adam olacak çocuk…)

    99-) ‘The Apartment’ / Garsoniyer (Billy Wilder, 1960… Yine pür keyif bir Wilder filmi, favorilerimden.)

    100-) ‘The Last Wave’ (Peter Weir, 1977… Avustralya’nın yerlileri olan ‘Aborijinler’ üzerine sıradışı bir yapım. Bir nevi medeniyetler sorgul.ması… Aborijinler dendiği vak.t çoğunluğun aklına Nicholas Roeg’in 1971 tarihli ”Walkabout”u geliyorsa da, benim favorim Weir’inki… Peter Weir, 5 yıl sonra yine Avustralya diyecek; Anzak askerlerinin manasız Çanakkale sergüzeştini konu edineceği ‘Gallipoli’ ile Türk seyircilerinin kalbini fethedecekti… Her neyse, ‘The Last Wave’i ne yapıp edip izlemenizi salık veririm arkadaşlar.)

    101-) ‘Il Postino’ / Postacı (M. Radford, 1994… Neruda sever misiniz?)

    102-) ‘Schindler’s List’ / Schindler’in Listesi (S. Spielberg, 1993.)

    103-) ‘All The President’s Men’ / Başkanın Tüm Adamları (Alan J. Pakula, 1976… Evet, bazı sahneler çok yavaş ilerliyor. Bir daktilo tıkırtısı sahnesi dahi 5 dakikadan uzun sürebiliyor. Ancak Watergate dönemlerine ilgi duyuyorsanız kaçırmayın.)

    104-) ‘Fried Green Tomatoes’ / Kızarmış Yeşil Domatesler (Jon Avnet, 1991.)

    105-) ‘Three Days of the Condor’ / Akbabanın 3 Günü (Sidney Pollack, 1975… Pol.tik gerilimlerin köşetaşı bir film. Pollack’ın iz vurduğu belli oluyor hani. Az da olsa kapalı kapılar ardında işlerin nasıl döndüğünü gösteriyor izleyiciye.)

    106-) ‘Taxidi sta Kthira’ / Kitera’ya Yolculuk (T. Angelopoulos, 1984.)

    107-) ‘Fahrenheit 451′ (F. Truffaut, 1966… Kitaplarınızı iyi muhafaza edin arkadaşlar. Onlar, en sadık dostlarımızdır. Bu filmi izleyip de beğenmeyen çok nadirdir herhalde.)

    108-) ‘French Connection’ / Kanunun Kuvveti (W. Friedkin, 1971… Frankenheimer’in yönettiği devam filmi ise hayal kırıklığıydı.)

    109-) ‘Sissi’ (Ernst Marischka, 1955… Avusturya-Macaristan imparatoriçeliğine dek giden bir yolun güzel, asil yolcusu; ‘Romy Schneider’. Ama içinde ne fırtınalar kopuyor bilseniz… Sisi, harika bir film!)

    110-) ‘Sleuth’ (Joseph L. Mankiewich, 1972… Sinema tarihinin zekâ yüklü başyap.tlarından. Zihin egzersizi isteyenlere…)

    111-) ‘Love Story’ / Aşk Hikâyesi (Arthur Hiller, 1970.)

    112-) ‘Eternity And a Day’ / Sonsuzluk ve Bir Gün (T. Angelopoulos, 1998…Yarın ne kadar sürer: ‘Sonsuzluk ve bir gün kadar!’ N. Bilge’ye de esin kaynağı olmuş muhteş.m bir film.)

    113-) ‘The Missing’ / Kayıp (Costa Gavras, 1982… Pinochet Şilisi ve yargısız infazlar. Fazla söze gerek bırakmayan bir film.)

    114-) ‘Notorious’ / Aşktan da Üstün (Alfred Hitchcock, 1946.)

    115-) ‘Nosferatu’ (Werner Herzog, 1979… Murnau’nun filmi de çok iyiydi ama ben bunu daha çok sevdim. Fantastik sinemanın zirvesi. Renk ve görüntü kullanımı çok çok iyi.)

    116-) ‘Kafka’ (Steven Soderbergh, 1991.)

    117-) ‘Wings of Desire’ / Arzunun Kanatları (Wim Wenders, 1987… Kameranın adım adım o dükkana yaklaşma sahnesi… Enfes planlar barındıran ve duvar sonrası Almanyası’nda geçen bu film, kanımca Wenders’in en iyisi.)

    118-) ‘Rear Window’ / Arka Pencere (A. Hitchcock, 1954.)

    119-) ‘Amadeus’ (M. Forman, 1984.)

    120-) ‘Under Fire’ / Ateş Altında (Roger Spootswide, 1983… Bir gazeteci, elinde kamera… Görev için gönderilmiş. Yer, Nikaragua. Evet, tahmin ettiğiniz gibi: Faşist Somoza iktidarı ve devrimci Sandanistalar… Pol.tik sinemanın kilometre taşlarından…)

    121-) ‘Terminatör 2′ (J. Cameron, 1991.)

    122-) ‘North by Northwest’ / Gizli Teşkilat (A. Hitchc.ck, 1959.)

    123-) ‘M. A. S. H.’ / Cephede Eğlence (Robert Altman, 1970… Altman, bir cephede geçen son derece keyifli bir komediye imza atmış. Öyle hoş bir film ki… Hiciv de barındırıyor.)

    124-) ‘Dead Poets Society’ / Ölü Ozanlar Derneği (Peter Weir, 1989.)

    125-) ‘After Hours’ (M. Scorsese, 1985.)

    126-) ‘Germinal’ (Claude Berri, 1993… Fransa’da madencilerin zorlu yaş.m koşullarını anlatan bir Zola uyarl.ması. G. Depardhieulu versiyonundan bahsediyorum, ötekileri izleyemedim. Sınıfsal bakış açısı kullanan başarılı bir siyasal sinema örneği. M. Theatcher’a ithaf edilir!)

    127-) ‘Au-dela des Nuages’ / Bulutların Ötesinde (M. Antonioni & W. Wenders, 1995.)

    128-) ‘For Whom the Bell Tolls’ / Çanlar Kimin İçin Çalıyor (S.m Wood, 1943… İspanya İç Savaşı üzerine bir destan. Görüntü yönetimi harika. G. Lorca’ya adıyorum bu filmi. Francocu Falanjistlerin kurşuna dizdiği Lorca’ya… Ruhu şâd olsun!)

    129-) ‘Good Bye Lenin’ / Elveda Lenin (Wolfgang Becker, 2002… Kapitalizm bir gecede çöküverdi koskoca ülkenin üzerine!)

    130-) ‘Le Mur’ / Duvar (Yılmaz Güney, 1983.)

    131-) ‘Hotel Rwanda’ (Terry George, 2004… Söze gerek bırakmıyor film. Uzaktan ahk.m kesmiş gibi olacağım. O insanların acılarını, yaşadıklarını hissedebilmek, ama kalpten hissedebilmek…)

    132-) ‘Convoy’ (Sam Peckinpah, 1978…Peckinpah sinemasını seviyorum. Bu da diğerleri gibi yoğun şiddet içeriyor ve her zevke uygun değil. Kris Kristofferson oynuyordu. Harika bir yol filmi.)

    133-) ‘The Game’ / Oyun (D. Fincher, 1997.)

    134-) ‘Blood Simple’ / Kansız (Joel & Ethan Coen, 1984… Ürkütücü otoyol sahnesi ile başlayan bu 80′ler klâsiği, Coen’lerin en sevdiğim çalışması. Dört dörtlük bir kara film olmanın tüm gereğini yerine getiriyor.)

    135-) ‘Tout va Bien’ (Jean-Luc Godard & Jean-Pierre Gorin, 1972.)

    136-) ‘Usual Suspects’ / Olağan Şüpheliler (Bryan Singer, 1995… Bana finalde ‘nasıl yani!’ nidası attırmış film. Unutulmayacak bir modern zamanlar başyapıtı.)

    137-) ’8 Femmes’ / 8 Kadın (François Ozon, 2002… Ozon, ‘mutlu aşk yoktur.’ diyerek kentsoylu sınıfın geleneksel (ve kaypak) kurumlarının altını oymaya dev.m ediyor. Epizotlar arasına serpiştirilen müzikler harika.)

    138-) ‘Midnight Cowboy’ / Geceyarısı Kovboyu (John Schlesinger, 1969… Schlesinger, filmlerinde ekseriyetle Yeni Dünya’nın ”öteki” yüzüyle tanıştırır izleyiciyi. Söz konusu yüz, Amerikan rüyası denen palavranın reddiyesi oluyor. Hoffman ve arkadaşının pür hal-i melâlini izlerken, bir şeyler boğazınızda düğümlenecek. 69′da Oscar’ı almıştı.)

    139-) ‘Some Like It Hot’ / Bazıları Sıcak Sever (Billy Wilder, 1959… Mutluluk hormonu salgılatan, son derece neşeli bir film.)

    140-) ‘Turkish Gambit’ / Türk Hamlesi (Dzhanik Faiziyev, 2005… 93 Harbi dönemini merak edenlere… Tarafsız anlatımı şayan-ı takdir. Ayçiçeği tarlalarında başlayan giriş sekansı, özenli bir film izleyeceğinize dalalet.)

    141-) ‘Some Mother’s Son’ (Terry George, 1996… İRA meselesi yine…)

    142-) ‘Garage Olimpo’ / Olimpo Garajı (Marco Bechis, 1999… *Bilen bilir. Eskiden T.C.K.’da ’141′ – ’142′ adlı akıllara seza maddeler vardı. Resmi olarak ilga edildiler belki .ma ‘fiilen’ dev.m ettiğini kimse inkar edemez. Ben de 141-142 nolu sırayı çok sevdiğim bu iki polit.k çalışmaya ayırdım:)

    143-) ‘Apocalypse Now’ / Kıyamet (F. Ford Coppola, 1979.)

    144-) ‘A Short Film About Killing’ / Öldürme Üzerine Kısa Bir Film (K. Kieslowski, 1988… Dev apartmanlar yükseliyor dört bir yandan… Arabanın içerisinde bir genç… Öfke dolu dünyaya… Ustanın en iyilerinden!)

    145-) ‘Jacob’s Ladder’ / Dehşetin Nefesi (Adrian Lyne, 1990… Tim Robbins’in Vietnam travmasından şikayetçi bir karaktere hayat verdiği bu dehşet film, Lyne’ın en iyi işiydi.)

    146-) ‘Kramer versus Kramer’ / Kramer Kramer’e Karşı (Robert Benton, 1977.)

    147-) ‘Bad ma ra Khahad Bord’ / Rüzgâr Bizi Sürükleyecek (Abbas Kiraost.mi, 1999… Her şey çok doğal filmde. Sanki bir belgeselden sahneler izledikleriniz. Şiveler, o köy, insanlar… Çok da akıcı, keyifli bir filmdir.)

    148-) ‘Birdman of Alcatraz’ / Alcatraz Kuşçusu (John Frankenheimer, 1962.)

    149-) ‘Wild Bunch’ / Vahşi Belde (Sam Peckinpah, 1969.)

    150-) ‘The Killing Fields’ / Ölüm Tarlaları (Roland Joffé, 1984… Kamboçya’yı bir dönem kana bulayan ‘Pol-Pot’ ve efsanevi ‘Kızıl Khmerler’ örgütünün icraatını gözler önüne seren çok çok sert bir aj.tasyon filmi. Türün meraklısı olup da henüz izlemeyen varsa, çok rica ediyorum bir şekilde telafi etmeye baksın. İşte film budur! Teşekkürler Joffe.)

  • okaliptus80 diyor ki:


    151-) ‘Death of a Salesman’ / Satıcının Ölümü ( V. Schlondörf, 1985… Arthur Miller’in dillere destan oyunundan, perdeye başarılı şekilde aksettirilmişti. Kap.talizmin ilişkilerde açtığı yaraları ele alır son kertede. Dustin Hoffman’ın, o ‘küçük dev ad.m’ın büyüdüğü film… Değerli arkadaşlarım; kap.talizm hüküm sürdüğü müddetçe, daha nice satıcılar ölmeye dev.m edecektir!)

    152-) ‘Ladri di Biciclette’ / Bisiklet Hırsızları (V. De Sica, 1948.)

    153-) ‘Barefoot in the Park’ / Parkta Çıplak Ayak (Gene Saks, 1967… Redford / Fonda, mükemmel bir çift oluşturmuşlardı. Ailecek izlenebilecek çok çok hoş bir romantik-komedi. Günümüzdekilerle karıştırılmasın!)

    154-) ‘Le Samourai’ / Kiralık Katil (Jean Pierre Melville, 1967.)

    155-) ‘Animal Farm’ / Hayvan Çiftliği (John Stephenson, 1999… G. Orwell mahreçli yapım, iktidar tutkusunun nelere kadir olduğu vas.tasıyla, sistemler sorgulaması yaşatıyor. Kitap, dezenformasyon yapıyor nevinden çok itham edilmiştir zamanında. Animasyon olarak çekildi. Ancak k.tabın gücünü beklemeyin.)

    156-) ‘Muhsin Bey’ (Yavuz Turgul, 1987.)

    157-) ‘Le Ceremonie’ / Seremoni (C. Chabrol, 1995… Modern bir ‘Jane Eyre’ masalı. Bir burjuva malikânesinde müstahdem kadrosu ile göreve başlayan genç kızın yaşadığı tuhaf olaylar, usta Fransız yönetmenin ellerinde keskin sınıf analizlerine vesile olacaktır. En az bir Haneke filmi kadar rahatsız edici. Eğer bana biraz güveniyorsanız bir yere düşmenizi rica edeceğim.)

    158-) 8½ (Federico Fellini, 1963.)

    159-) ‘The Gold Rush’ / Altına Hücum (C. Chaplin, 1925.)

    160-) ‘Dead Ringers’ / Ölü İkizler (D. Cronenberg, 1988… Cronenberg’den iliklere dek rahatsız eden hasta bir film. Yönetmenin nasıl bir deha olduğunu görmek için izlenmeli, kesin izlenmeli. Emsali olmayan filmlerden…)

    161-) ‘Godfather 1-2′ (F. Ford Coppola, 1972-74.)

    162-) ‘Saturday Night and Sunday Morning’ / Sevişme Günleri (Karel Reisz, 1960… Çek yönetmenin izleyebildiğim 2 filminden biri. Çok çok başarılı bir film. L. Anderson ve türevlerinin ‘Free Cinema’ eserlerinden etkilenmiş bir çalışma: Kızgın / muhalif genç sorunsalı…)

    163-) ‘Dead Alive’ / Braindead (Peter Jackson, 1993.)

    164-) ‘Lock, Stock and two Smocking Barrels’ / Ateşten Kalbe Akıldan Dumana (Guy R.tchie, 1998… İngilizlerin mizah anlayışına hayranım. Çok hınzır ve haylaz bir komedi. Enfes bir film.)

    165-) ‘Time of Gypsies’ / Çingeneler Zamanı (E. Kusturica, 1988.)

    166-) ‘Le Notti Bianche’ / Beyaz Geceler (L. Visconti, 1959… Bir Dostoyevski adaptasyonu ve k.tabı kadar iyi. K.taptaki o hayata küsmüş, çekingen karakteri M. Mastroianni; pek masum ve iffetli kızımızı da Maria Schell ete kemiğe büründürüyor. Ben bu filmin izlenmemiş olmasını büyük kayıp sayarım.)

    167-) ‘Papillon’ / Kelebek (Franklin J. Schnaffer, 1973.)

    168-) ‘Una Giornata Particolare’ / Özel Bir Gün (Ettore Scola, 1977… Mastroianni ve Loren; söze gerek var mı? Arşivimin nadide bir parçası. Hatta filmde bir sahne var: Takım elbiseler içerisindeki Marcello, gr.mofon benzeri bir ayg.tı tutuyor. İşte bu sahneyi Larousse serisinden bir ansiklopedide görmüştüm. Mussolini dönemlerinde geçen bir dr.m. İkilinin performansı dudak uçuklatacak cinsten.)

    169-) ‘Les Triplettes de Belleville’ / ‘Belleville’de Randevu (Sylvain Chomet, 2003… Böyle animasyonlara pek rastlanmıyor.)

    170-) ‘Bananas’ / Muz Cumhuriyeti (Woody Allen, 1971… Woody Allen daha önce de bir yerde yazdığım gibi ilginç bir ad.m. Sisteme muhalif görünür, anti-konformist söylemler atar ortaya fakat hepsinin içinin kof olduğuna inanırım öteden beri. Muadilleri gibi fildişi kulelerde yaşamaz belki ama bizatihi halktan kopuktur. Söylem ve pratik uyuşacak kardeşim! New York Stories’deki anne kuzusu ve kompleksli halk çocuğu değil; Scenes From A Mall – Bir Alışveriş Manzarası’ndaki kişidir Allen. Tekrar söylüyorum, bana göre sivri söylemleri sadece ama sadece “düdüklü tencerenin tazyiki”ni boşaltma saiklidir. Ama çok iyi bir sinemacıdır.
    Arkadaşlarım, ilk filmlerinden olan Bananas’ı cnbc-e’de rastlarsanız kaçırmayın. Latin Amerika’nın o dönemler kaderi olan devrim-karşı devrim (ve tabi darbeler) fonunda geçen oldukça komik ve satirik bir film.)

    171-) ‘Videodrome’ (D. Cronenberg, 1985… Videodrome’ye hoşgeldiniz. Bu dünyada hepinize yer var. Mümkünse geceyarısı ve tek başınıza izlemenizi salık veririm.)

    172-) ‘Sophie’s Choice’ / Sophie’nin Seçimi (Alan J. Pakula, 1982… 2. harp yıllarında geçen bu dört başı mamur film, sırf Streep’in ne büyük bir oyuncu olduğunu görmek için bile izlenir.)

    173-) ‘Julia’ (F. Zinnemann, 1977… Yaşanmış bir olaydan alınma. Jane Fonda ve öteki hanım, iki kadim dost. Asya’dan Avrupa’ya, geniş bir coğrafyada giriştikleri eylemler, yaptıkları kader arkadaşlığı ve Nasyonal-Sosyalizm belası… Yine izlemeden ölmeyin diyeceğim.)

    174-) ‘Tango and Cash’ (Andrei Konchalovsky, 1989.)

    175-) ‘Nashville’ (R. Altman, 1975… Görecelidir tabii ama bence yönetmenin en yetkin çalışması. Country’in kalbine yapılan bu yolculuk, bir seri çılgın karakterle tanışm.mıza vesile oluyor. 60′ları, 70′leri unut.mayanlara…)

    176-) ‘Les Amants du Pont-Neuf’ / Köprü üstü Aşıkları (Leos Carax, 1991… ‘Mauvais Sang’ın yönetmeninden…)

    177-) ‘Do the Right Thing’ (Spike Lee, 1989… Yine bildik Lee konusu. Gettolar; siyahlar ve beyazlar… Bu defa şiddetin dozajı yüksek seyrediyor. Yönetmenin, Malcolm X ile beraber en iyisi…)

    178-) ‘Barry Lyndon’ (S. Kubrick, 1973… Aristokrasinin fonunda bir çöküş öyküsü. Kubrick ustanın en iyisi.)

    179-) ‘Salo o le 120 Giornate di Sodoma’ / Sodome’nin 120 Günü (P. Paolo Pasolini, 1975.)

    180-) ‘Alexis Zorbas’ / Zorba (Michael Cacoyannis, 1964… Uzoların, sirtakilerin diyarına g.tme; çılgınca ve hiçbir şeyi dert edinmeden yaş.ma isteği uyandıran fevkalade bir film. Piyasada bulunabiliyor, kaçırmayın bence.)

    181-) ‘Quatre cents coups, Les’ / 400 Darbe (F. Truffaut, 1959.)

    182-) ‘Back the Future’ / Geleceğe Dönüş ( Robert Zemeckis, 1985.)

    183-) ‘West Beyrouth’ / Batı Beyrut (Ziad Doueiri, 1998… Bizim atalarımız bir z.man Pirenelere dayanmıştı diyordu oğluna baba, tıraş olduğu aynanın karşısında. Lübnan sinemasından tanık olunması gereken bir film. Ortadoğu’nun kanayan yarası…)

    184-) ‘Abre Los Ojos’ / Aç Gözünü (A. Amenabar, 1997… Amenabar, yine şeytanın avukatlığına soyunuyor ve insan ruhunun karanlık dehlizlerinde bir yolculuğa davet ediyor seyircisini. İnsanı en çok bilinmeyen ürkütür.
    Cesar ve psikoloğu, şu an adını hatırlayamadığım hayat sözleşmesi şirketinin devasa merkez binasına adım attıkları an, seyirci bir kez daha hayal ile gerçek arasında gidip geliyor. Asıl darbe ise çatı katında geliyor; tanrı inancı, çok uluslu tröstler ve bir yığın soru arasında…
    Aç Gözünü ! )

    185-) ‘Forrest Gump’ (R. Zemeckis, 1994.)

    186-) ‘Deliverance’ (John Boorman, 1977… Şiddet sahneleri ile epey tartışma yaratmış bir film. Herkese hitap etmiyor elbette. Boorman’ın doruk noktası.)

    187-) ‘Duck Soup’ / Ördek Çorbası (Leo McCarey, 1933… Sinemanın “üç ahbap çavuşları” Marx Brothers’tan eşsiz bir komedi resitali. Cebi delik Rufus T. Firefly, bir kasabaya başkan olursa ne olur?)

    188-) ‘Miller’s Crossing’ / Miller Kavşağı (Joel & Ethan Coen, 1990… O infaz sahnesi… Coenlerin her alanda başarılı olabileceğinin bir nişanesi.)

    189-) ‘Night on Earth’ (Jim Jarmusch, 1991… Jarmush’un en sevdiğim filmi. Bulursanız hiç tereddüt etmeyin, benden söylemesi.)

    190-) ‘Ulysses’ Gaze’ / Ulis’in Bakışı (Theo Angelopoulos, 1995… Demirperde sonrasının kabuk değişimi arafesindeki Balkanları’nda, hüzünlü bir gezinti. Yine leziz pastoral görüntüler eşliğinde…)

    191-) ‘They Shoot Horses, Don’t They?’ / Atları da Vururlar (S. Pollack, 1969… Öyle bir film ki… Jane Fonda öyle güzel ki… Yere batasıca prozac milleti!)

    192-) ‘Europa’ / Avrupa (Lars Von Trier, 1991.)

    193-) ‘The Tenant’ / Kiracı (Roman Polanski, 1976… Rosemary’s Baby’e benziyor ama ondan daha tedirgin edici. Sadece türün meraklıları değil herkes görmeli derim.)

    194-) ‘Amarcord’ (F. Fellini, 1973… Fellini, iyiden iyiye otantik farsa yelken açıyor. Hapishanedeki sahneler ve genel ambiyans çok iyiydi. İlk 15′imdedir.)

    195-) ‘Idi I Smotri’ / Gel ve Gör (Elem Klimov, 1985.)

    196-) ‘Los Lunes Al Sol’ / Güneşli Pazartesiler (Fernando Leon De Aranoa, 2002… Bu film değil, hayatın ta kendisi diyorsunuz izlerken. Her şey öyle doğal ki… Öyle olması gerektiği gibi… Avrupa işçi sınıfının filmi diye okumuştum bir mecmuada ve hemen arşivime kattım. ‘Sosyalizm’, insanlığın tek kurtuluş yoludur!)

    197-) ‘Trois Couleurs: Blue’ / Üç Renk: Mavi (K. Kieslowski, 1993.)

    198-) ‘Bitter Moon’ / Acı Ay (R. Polanski, 1992… Polanski, cinselliği ve aşkı birbirine katık ediyor ve seyredenleri bilinçaltının karanlık dehlizlerine doğru seyrüsefere çıkarıyor. İzleyin, görün.)

    199-) ‘Psycho’ / Sapık (A. Hitchcock, 1960.)

    200-) ‘La Pianiste’ / Piyanist (M. Haneke, 2001… İzlerken rahatsız olmayan birine henüz tesadüf etmedim. Huppert’i bu hallerde görmek inanılmazdı. Film nefes kesiyor ve listeme hakkıyla giriş yapıyor.)

    201-) ‘İl Buono, İl Brutto, İl Cattivo’ / İyi, Kötü, Çirkin (S. Leone, 1966.)

    202-) ‘The Life of David Gale’ (Alan Parker, 2003… Her şey makine intiz.mında işliyor; final Gordiom’un Düğümü tesiri yaratıyor. Büyük oyuncu Kevin Spacey’in tek kişilik gösterisi. Son yılların en iyilerinden…)

    203-) ‘Network’ / Şebeke (Sidney Lumet, 1975… Lumet, bu defa da medyayı eleştiri bombardımanına tutuyor, iyi de ediyor.)

    204-) ‘Intolerance: Hoşgörüsüzlük’ (D. W. Griffith, 1916… Irkçı yönetmenimizden bir sinema klasiği. Trt’de yine izledim haftalar evvel. Bastille olaylarından Ortaçağ’a, oradan Babil’e uzanan usta işi bir yapım.)

    205-) ‘Breaking the Waves’ / Dalgaları Aşmak (L. Von Trier, 1996… Trier’in en iyi filmi bana göre. Bir yumru oluşturuyor boğazda.)

    206-) ‘Passion de Jeanne d’Arc, La’ / Jeanne d’Arc’ın Tutkusu (C. Theodor Dreyer, 1928… Yine tarihi filmlerden hoşlananlara. İç okumalar ve yakın planlar önemli yer tutmakta.)

    207-) ‘West Side Story’ / Batı Yakasının Hikâyesi (Jerome Robbins & Robert Wise, 1961… Bir müzikal gösterin koreografileri itibariyle dört dörtlük olsun; bir müzikal gösterin değme romantik yapımlara taş çıkaran aşk öyküsünü ekrana taşısın; bir müzikal gösterin ırkçılık mevzusuna temas etsin. Şahane bir yapım. Aldığı oscarlar da bunu gösteriyor zaten.)

    208-) ‘Battleship Potyomkin’ / Potemkin Zırhlısı (Sergei M. Eisenstein, 1925.)

    209-) ‘Stalker’ / İz Sürücü (A. Tarkovsky, 1979.)

    210-) ‘Bonnie and Clyde’ (Arthur Penn, 1967… Gangster sinemasının ve ‘ayrıksı’ kahr.man tipinin şablonlarını oluşturmuş bir A. Penn başyap.tı.)

    211-) ‘A Bout de Souffle’ / Serseri Aşıklar (Jean-Luc Godard, 1960.)

    212-) ‘Battaglia di Algari, La’ (G. Pontecorvo, 1966… Muhalif sinemacı Pontecorvo’nun filmi, De Gaulle dönemi ile kesafet kazanan Fransa / Cezayir olayları üzerine ibretlik bir film. 3. Dünyanın başkaldırısına tanıklık etmek isteyenlere… Lütfen henüz izlemediyseniz not alınız.)

    213-) ‘Rumble Fish’ / Siyam Balığı (F. Ford Coppola, 1983.)

    214-) ‘Lili Marleen’ (R. Fassbinder, 1981… Harp yıllarının, cephedeki askerlerin diline pelesenk olmuş efsane parçası. O gar sahneleri… Kanımca yönetmenin en iyisi.)

    215-) ‘The Shining’ / Cinnet (S. Kubrick, 1979.)

    216-) ‘Breakfast Club’ / Kahvaltı Kulübü (John Hughes, 1985… Hughes, bir kuşağı en iyi anlatan sinemacıdır. Bu film ise, adeta 80′ler gençliğinin manifestosu; dönemin turnusol kağıdıdır. Kaynak niyetine bile izlenir. Çok da keyifli filmdir ayrıca.)

    217-) ‘Donnie Darko’ (Richard Kelly, 2002.)

    218-) ‘Mediterraneo’ / Akdeniz (G. Salvatores, 1991… Savaşların anlamsızlığı üzerine insanın kanını ısıtan sıcacık bir film.)

    219-) ‘How Green Was My Valley’ / Vadim O Kadar Yeşildi ki (John Ford, 1941… Bizleri Sanayi Devriminin ilk yıllarına götüren; maden ocağı çalışanları ve bir aile ekseninden, aynı devrimin aşındırıcı yönünü gözler önüne seren güçlü bir drama.)

    220-) ‘Umut’ (Yılmaz Güney, 1970… Sinem.mızda İtalyan Yeni Gerçekçiliği.)

    221-) ‘Cronaca di una Morte Annunciata’ / Kırmızı Pazartesi (Francesco Rosi, 1987… Başrolde güzel Ornella Muti’miz. Rosi’nin filmi, bir Marquez uyarl.ması ve kitabın gücünden nispeten -ve doğal olarak- uzak. Zira zordur bir Marquez eserini perdeye taşımak. ‘Namus’ kavramı üzerine bir sorgul.ma teşkil ediyor ve asgari bir kez görülmeli.)

    222-) ‘Arkadaş’ (Yılmaz Güney, 1974.)

    223-) ‘The Sound of Music’ / Neşeli Günler (Robert Wise, 1965… Bizde E. Hunlu, H. Koçyiğitli filmlere de vesile olmuştur. İsmi gibi neşe saçan muhteş.m bir müzikal.)

    224-) ‘American Beauty’ / Amerikan Güzeli (S. Mendes, 1998… Aile kurumuna bir de Mendes’in penceresinden bakalım.)

    225-) ‘Great Gatsby’ (Jack Clayton, 1974… Fitzgerald’ın ölümsüz ve çok ünlü eserinden… ABD’de cazın doğuş günlerine götürüyor bizi Clayton. Ruhunu veren başarılı bir adaptasyondu. İzlenmeli vesselam!)

  • okaliptus80 diyor ki:


    226-) ‘Bonjour Tristesse’ / Günaydın Hüzün (Otto Preminger, 1958… Sagan uyarl.ması. Yetişkinlerin dünyasında aidiyet kazanma savaşı veren bir genç kızı odağ.na alan Günaydın Hüzün, son derece samimi ve naif bir film. Dönemi solumak isteyenlere…)

    227-) ‘Seconds’ / Saniyeler (J. Frankenheimer, 1966.)

    228-) ‘What’s Up Doc?’ (Peter Bogdanovich, 1973… Rock Hudson / Doris Day filmlerinin 70′lerdeki uyarlaması niteliğinde, pür keyif bir film. Ancaaak; What’s Up Doc? genel şematiği itibariyle, -tıpkı Love Story ve türevleri gibi- 70lerin “karşı-devrim” kültürünü yans.tır, işte o kadar!. Sabun köpüğü bir film, ama 70′ler tutkunlarının hoşuna gidecektir. Barbra Streisand ve Maria Schneider: Dönemin farklı tonlarda turnusol kâğıtları mı desek iki hanım için…)

    229-) ‘House of Games’ / Oyun Evi (David Mamet, 1987… Üretken senaristimizin, yönetmen sıfatıyla imza attığı ilk çalışma. Tereddütsüz bir başyapıt.)

    230-) ‘Cyrano de Bergerac’ (Michael Gordon, 1950… Bence en iyi versiyonu bu… Jose Ferrer hayat veriyor bu uzun burunlu mahçup kahramana. Dönemin
    olayları da -İspanya krallığı ile veraset savaşları gibi..- iyi verilmişti. ”Baladın sonunda bitiktir işin!”)

    231-) ‘Dangerous Liasions’ / Tehlikeli İlişkiler (Stephen Frears, 1988… Bir markiz ve vikont; püritenizm; ahlak ve erdemin çatışması…)

    232-) ‘Hair’ (M. Forman, 1979… Ne diyelim. Bırakalım güneş içeri girsin!)

    233-) ‘Zengin Mutfağı’ (Başar Sabuncu, 1988… 70′ler politik Türkiyesi’ne bir bakış. Eski pehlivan yeni aşçı ‘Lütfi Usta’, velinimet diye adlandırdığı o ‘efendilerinin’ ne kadar dümen suyunda gidecek? İzleyince alacaksınız cevabını.)

    234-) ‘Belle de Jour’ / Gündüz Güzeli (Luis Bunuel, 1967… Bunuel, burjuvaziye giydirmeye dev.m ediyor.)

    235-) ‘Badlands’ / Kanlı Toprak (T. Mallick, 1973… Çok sevdiğim Sissy Spacek’in de rol aldığı bu ‘şiddet’ leitmotifli film, Malick ustanın elinde popüler kültür eleştirisine dönüşüyor. ‘Natural Born Killers’ bu filmden esinlenmişse de, Badlands çok daha iyi bir film.)

    236-) ‘Easy Rider’ (Dennis Hopper, 1969… Jack Keouac, hippiler, çiçek çocukları… Nefis bir yol ve dönem filmi. İzlenm.mesi sinema adına kayıp olur.)

    237-) ‘Lady Chatterley’s Lover’ (Just Jaeckin, 1981… “Sanayi uygarlığı, din ve ahlâk; tüm yozlaşmaların ana müsebibiddir.” Neden bu tümceyi sarfediyorum, zira bir ‘D. H. Lawrence’ uyarl.masıyla karşı karşıyasınız. Başrolde sevgili Emmanuelimiz ‘Sylvia Kristel’in oyn.ması sizleri endişelendirmesin arkadaşlar. Evet, bir Lawrence eseri neticede ve cinsellik hayli başat. Ancak parantez içerisindeki tümceyi tekrar okuyun lütfen ve bu filmden mahrum etmeyin kendinizi. Eşsiz bir yapım!)

    238-) ‘Le Fabuleux destin d’Amelie Poulain’ / Amelie (J. Pierre Jeunet, 2001.)

    239-) ‘Dressed To Kill’ / Ölüme Kuşanmak (Brian De Palma, 1980… Müze ve asansör sahneleriyle hatırda kalacak bir De Palma gerilimi. Final, Psycho’ya bir saygı duruşu.)

    240-) ‘Children’s Hour’ / Çocukların Saati (W. Wyler, 1961… İki kadın arasındaki tek taraflı ölesiye tutku. Audrey Hepburn ve Shirley Maclaine’nin performansları parmak ısırtıyor.)

    241-) ‘The Hunger’ / Açlık (Tony Scott, 1983… O unutulmaz ‘sevişme’ sahnesiyle hatırlanan kült bir 80′ler filmi.)

    242-) ‘O Que E Isso, Companheiro’ / Eylül’de 4 Gün (Bruno Barreto, 1998… Brezilya’da geçen film, Latin Amerika’nın ezeli ve makus yazgısı olan diktatöryen yönetimler üzerine son derece başarılı bir pol.tik yergi.)

    243-) ‘The Graduate’ / Aşk Mevsimi (Mike Nicholls, 1967.)

    244-) ‘Pink Flamingos’ (John Waters… Divine’nin başrol oynadığı ve tavsiyeler üzerine izlediğim bu film, sınırları hayli zorluyor. Kusmuk torbalarınızı hazırlayın izlerken!)

    245-) ‘Raging Bull’ / Kızgın Boğa (M. Scorsese, 1980.)

    246-) ‘A Man for All Seasons’ / Her Devrin Adamı (F. Zinnemann, 1966… Ütopya’nın yazarı Thomas Moore’nin hayatını konu edinen çarpıcı bir epik destan. ‘Her Devrin Başyapıtı’ :)

    247-) ‘Before the Rain’ / Yağmurdan Önce (Milcho Manchevski, 1994… 90′ların en iyilerinden. İzlerken garip bir huzur veriyor.)

    248-) ‘Field of Dreams’ / Düşler Tarlası (Phil Alden Robinson, 1988… Azmin ve hayallerinin peşinden gitmenin öyküsü. Costner’ın rüştünü ispat ettiği filmdir bence. Konuk oyuncu Burt Lancester’ı da doktor rolünde izliyoruz.)

    249-) ‘A Farewell to Arms’ / Silahlara Veda (Charles Vidor, 1957… İlk çevrimini izleyemedim ama Rock Hudsonlu bu versiyonunun iyi olduğunu söyleyebilirim. Öte yandan romana kıyasla yavan kaldığı da bir gerçek.)

    250-) ‘Straw Dogs’ (Sam Peckinpah, 1971… Şiddet hiç bu kadar zincirinden boşanmamıştı. Peckinpah işte!)

    251-) ‘Harold and Maude’ (Hal Ashby, 1971… Bir ‘nine’ ve ‘ergenin’, motosiklet sırtında Yeni Dünya’yı katettikleri sıradışı aşkları… Kelimelerin anlatmaya yetmeyeceği bir film. Ne yazs.m boş!)

    252-) ‘Sen de Yüreğinde Sevgiye Yer Aç’ (Şerif Gören, 1987… ‘Ali İhsan Can’ rolünde Kadir İnanır, sizleri 12 Eylül faşizmiyle yüzleşmeye çağırıyor. Türk Sineması’nda bir başyapıt.)

    253-) ‘The Outsiders’ / Dışarıdakiler (F. Ford Coppola, 1983.)

    254-) ‘Nuovo Cinema Paradiso’ / Cennet Sineması (G. Tornatore, 1989… En sevdiğim filmler arasındadır ve öyle de kalacak her daim. Bir film bu kadar mı içten, bu kadar mı sıcak olur? Bu kadar mı 2 saat süresince insanı bu dünyadan soyutlar?)

    255-) ‘Last Tango in Paris’ / Paris’te Son Tango (B. Bertolucci, 1972… Has be has bir Bertolucci filmi. ‘Maria Schneider’ cabası. Sahi, izlemeyen kaldı mı ki?)

    256-) ’9 1/2 Weeks’ / Dokuz Buçuk Hafta (Adrian Lyne, 1986… Kim Basinger, bu filmin üstüne çık.madı kariyerinde. İnsanda, 9.5 haftalık ilişkiler yaş.ma isteği uyandıran nefis bir film.)

    257-) ‘Absence of Malice’ (Sidney Pollack, 1981… Sidney Pollack, pol.tik bir gerilimle sıkı giriş yapıyor 80′lere. Paul Newmanlı bu film, yönetmenin en iyilerinden…)

    258-) ‘Henry & June’ (P. Kaufman, 1991… Aristokrat bir zümre; bolca edebiyat ve ‘cinsellik’ ile hercümerç omuş yaş.mlar.)

    259-) ‘Body Double’ (B. De Palma, 1984… De Palma’dan bir ‘Rear Window’ esinlenmesi.. Ancak yine de bir De Palma filmi. Soğuk ve tedirgin edici… Çok da tutulan bir filmdir, onu söyleyeyim.)

    260-) ‘Kiss of the Spider Woman’ / Örümcek Kadının Öpücüğü (Hector Babenco, 1984… Bana göre 80′lerin en iyi 5 filminden biri. Biri siyasi tutuklu öteki eşcinsel, iki zıt karakterin kader ortaklığı. Kitabını okumadım henüz.)

    261-) ‘Delicatessen’ / Şarküteri (J. Pierre Jeunet, 1991… Merdivenlere dikkat edin! )

    262-) ‘Zamani Barayé Masti Asbha’ / Sarhoş Atlar Zamanı (Bahman Ghobadi, 2000… Yükselişteki İran sinemasından tadı damaklarda kalan bir film. Listeme almakta bir an bile tereddüt etmedim.)

    263-) ‘Rebel Without a Cause’ / Asi Gençlik (Nicolas Ray, 1955.)

    264-) ‘The Unbearable Lightness of Being’ / Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (P. Kaufman, 1988.)

    265-) ‘The Man Who Knew Too Much’ / Çok Şey Bilen Adam’ (A. Hitchcock, 1956… Yönetmenimizi pek tatmin etmemişti ilk çevrimi ve çeyrek asır sonra yeniden motor dedi ‘Çok Şey Bilen Adam’. Bu defa içine sinmişti ustanın. Bizlerin de…)

    266-) ‘Down and Out in Beverly Hills’ (Paul Mazursky, 1986… Güzide kanal Cnbc-e’de aylar önce rastlamıştım bu filme. Bir nevi sosyal deney diyebiliriz konusuna. Zengin çift ve evlerinde konuk ettikleri bir “homeless” ekseninde gelişen film, sınıf farklılığı olgusunu -keyifli bir dille- masaya yatırıyor. Misafiri oynayan Nick Nolte.)

    267-) ‘The Way We Were’ (S. Pollack, 1973… Film ve o müziği.. Redford ve Streisand. Azımsanmayacak ölçüde fan kitlesi barındıran kült bir film.)

    268-) ‘Taxi Driver’ / Taksi Şoförü (M. Scorsese, 1976.)

    269-) ‘To Kill A Mockingbird’ / Bülbülü Öldürmek (Robert Mulligan, 1962… Faulkner edebiyatta neyse -güney ayrımı / ırkçılık meyanında-, bu film de sinemada odur arkadaşlar. Arşivlik, arşivlik, arşivlik!)

    270-) ‘Confessional, Le’ / Günah Çıkarma (R. Lepage, 1995… Hitchc.ck’un I Confess filminden görüntülerle başlayan bu son dönem Fransız filmi, ağzımda ilginç bir rayiha bıraktı. Duvarlardaki o pastel renkler hele… Biraz ağır ilerliyor ama izlenesi..)

    271-) ‘Hiroshima mon Amour’ / Hiroşima Sevgilim (Alain Resnais, 1959… ”Sen Hiroshima’da hiçbir şey görmedin, hiçbir şey!” diyordu Duras.)

    272-) ‘Scarecrow’ / Korkuluk (Jerry Schatzberg, 1973… Genç bir Al Pacino ve Gene Hackman.. Çok ihmal edilmiş bir film, çok! Belki de şanssız bir döneme denk geldi. O kadar başyap.tın arasında kaynadı gitti. Ne mutlu ki hâlâ sevenleri var. Schatzberg’in filmi, arkadaşlık ve dostluk üzerine bir destan.)

    273-) ‘Cabaret’ (Bob Fosse, 1972… Türün erbabı Fosse’nin bir kabarette geçen bu müzikali, III. Reich’in yükselişini gözler önüne sermesi hasebiyle de önemli bir film.)

    274-) ‘The Third Man’ / Üçüncü Adam (Carol Reed, 1949… Sırf Viyana’da geçen o kısa sekans için bile tekrar tekrar izleyebilirim.)

    275-) ‘Camille’ / Kamelyalı Kadın (G. Cukor, 1936… İyi aile evladı bir gencin, tanınmış bir kibar fahişeye beslediği aşkı konu edinen bu unutulmaz film, Garbo’ya duyduğum hayranlığın başlangıcını teşkil etmesi açısından da benim için özel. Ayrıca çok başarılı bir uyarl.ma.)

    276-) ‘Bin Jip’ / Boş Ev (Kim Ki-Duk, 2004.)

    277-) ‘The Kid’ / Yumurcak (C. Chaplin, 1921… Sıcacık bir film.)

    278-) ‘Never on Sunday’ / Pazarları Asla (Jules Dassin, 1960… Bir fahişe arşınlıyor Atina sokaklarını.. Bu fahişe, 80′lerde politikaya da soyunacak bir isim: ‘Melina Mercuri’.. Grek kültürüyle bezeli film, inançları gereği Pazarları çalışmayan bir fahişeyi merkezine alırken, ufak göndermelerden de geri kalmıyor. Cnbc-e’nin tekrar vermesini bekliyoruz efenim:)

    279-) ‘Vargtimmen’ / Kurdun Saati (I. Bergman, 1968… Yakın zaman önce kaybettiğimiz İsveçli yönetmenden, kabus gibi bir film.)

    280-) ‘The Public Enemy’ / Halk Düşmanı (William Welman, 1931… 30′lar mahreçli katıksız bir suç-noir. Tesadüfen izlemiş ve çok beğenmiştim.)

    281-) ‘Goodfellas’ / Sıkı Dostlar (M. Scorsese, 1990.)

    282-) ‘Il Conformista’ / Konformist (B. Bertolucci, 1971… Adı üstünde, Konformist.. Mephisto ile benzerlikler taşıyor. İtalya’da ‘Duçe’ faşizminin irtifa kazandığı günlerde geçen film, burjuvazinin kaypaklıkta kendisinden aşağı kalmayan değer yargılarını masaya yatırıyor. Sert bir film.)

    283-) ‘Lord of the Flies’ / Sineklerin Tanrısı (Peter Brook, 1964… Bir ada, kesik domuz başı, kendi ütopyalarını kurmaya çalışan çocuk kafilesi ve insanoğlunun habis yaradılışı… Neredeyse k.tabı kadar iyi bir film. Hoş, k.tabı okuyanlar çoktan izlemişlerdir zaten. Nafile yere konuşuyorum bazen:)

    284-) ‘Z’ / Ölümsüz (Costa Gavras, 1969… Yunanistan’da, ölen bir değerli şahsın ardından mezarı başında ‘ziii’ şeklinde nida atılırmış. Film, oradan alıyor ismini. Bir suikasttan hareketle, faşist ‘Albaylar Cuntası’nı gözler önüne seriyor Gavras usta.)

    285-) ‘Rezervoir Dogs’ (Q. Tarantino, 1991.)

    286-) ‘Divorzio all’İtaliana’ / İtalyan Usulü Boşanma (V. De Sİca, 1961… Loren ve Mastroianni’yi bir araya getiren tatlı film. Kadın / erkek ilişkilerine mizahi bir bakış fırlatıyor De Sica. İzlenmeli derim.)

    287-) ‘All About Eve’ / Perde Açılıyor (Joseph L. Mankiewich, 1950… Biraz geç oldu ama ancak izleyebildim.)

    288-) ‘İnvasion of the Barbarians’ / Barbarların İstilası (Denys Arcand, 2003… Eski bir 68′li ve yuppi oğlu, uzun bir aradan sonra karşılaşırlarsa ne olur sizce? Cevabı filmde saklı…)

    289-) ‘Fiddler on the Roof’ / Damdaki Kemancı (Norman Jevison, 1971… Çok söze gerek yok. ‘İzle ve kendini iyi hisset!’)

    290-) ‘The Purple Rose of Cairo’ / Kahire’nin Mor Gülü (Woody Allen, 1985… Bana göre Woody Allen’ı Woody Allen yapan filmdir.)

    291-) ‘The Manchurian Candidate’ / Mançuryalı Aday (J. Frankenheimer, 1965… Soğuk Savaş’ın sıcak günlerinde, beyin yıkama mekanizmasını gözler önüne seren bir şaheser. Asıl önemlisi, anlattıklarının hâlâ güncelliği.)

    292-) ‘The Pickpocket’ / Yankesici (R. Bresson, 1959… Tek dezavantajı kısa süresi ve pat diye bitmesi. Onun dışında çok iyi bir film.)

    293-) ‘Radio Days’ / Radyo Günleri (Woody Allen, 1987… ‘Fitzgerald’ ismine aşinaysanız eğer, Allen hayranı olmasanız bile seveceksiniz bu filmi. Nostalji isteyenlere…)

    294-) ‘The Asphalt Jungle’ / Elmas Hırsızları (John Huston, 1950… Başta Fransız Jules Dassin, Q. Tarantino olmak üzere bilumum türevlerini etkilemiş müthiş bir film noir… Nefesleri kesen bir soygun öyküsü… Starling Hayden’i, Kubrick’in The Killing’inden önce parlatan The Asphalt Jungle, bana göre Huston’un en iyi filmidir.)

    295-) ‘Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ (Y. Turgul, 1990.)

    296-) ‘Sunday Bloody Sunday’ (J. Schlesinger, 1971… İsim bilmeyenlerin aklını çelebilir, bu bir İRA filmi değil. Çağdaş dünyanın ilişkilerde açtığı ‘örselemeler’ üzerine benim son derece başarılı bulduğum bir dram. Zaten Midnight Cowboy da öyle değil miydi?)

    297-) ‘Driving Miss Daisy’ / Bayan Daisy’in Şoförü (Bruce Beresford, 1989… Jessica Tandy ve Morgan Freeman, sinemanın unutulmaz ikililerinden birinin doğuşuna hayat vereceklerdi.)

    298-) ‘Glengarry Glen Ross’ / Amerikalılar (James Foley, 1992… Kapitalizmin altın bir kuralı vardır: ‘Birinin ayağına basmadan yükselemezsin!’ Foley’in çoğunlukla tek bir mekanda geçen bu filmi; Pacino, Spacey, Lemmon gibi devleri bir araya getiriyor. Çok geveze bir filmdir yalnız:)

    299-) ‘Rain Man’ / Yağmur Adam (Barry Levinson, 1988.)

    300-) ‘A Dry White Season’ / Kuru Beyaz Bir Mevsim (Euzhan Palcy, 1989… Hatırladınız mı bu şahane filmi arkadaşlar? ‘Apartheid’ olaylarının gemi azıya aldığı Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gidiyorduk bu kez. İdealist bir öğretmenin -’Donald Sutherland’ devleşiyor bu rolde-, tüm bu hengamenin ortasında verdiği hukuk mücadelesini konu ediniyordu. Cnbc-e’ye tekrar ileti attım ama bir seda yok şimdilik. Temennimiz tez zamanda tekrar vermeleri.)

  • okaliptus80 diyor ki:


    301-) ‘Mavi Gözlü Dev’ (Biket İlhan, 2007… Yetkin Dikinciler’i geçen yıl bu zamanlar Beyaz.t Devlet Kütüphanesi’nde, kameraların karşısında monolog yaparken görmüştüm. Mevzubahis Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugat.t Türk adlı eserinden hareketle, dilimiz ve önemiydi. Kütüphanedeki beklenmedik ani gürültüler dolayısıyla defalarca baştan almak zorunda kalmıştı konuşmasını. O vak.t böyle bir projeden haberim olsaydı kendisine ayak üstü bir şeyler sorardım belki.
    Değerli arkadaşlarım, -filmin kendisi ve başarısı bir yana- sıralamada a.t olduğu yer, tarafımca Türk Ceza Kanunu’nun aynı sayılı faşist maddesine bir göndermedir!)

    302-) ‘Alien’ / Yaratık (Ridley Scott, 1979… Türünde çığır açan, çelik irade Teğmen Ripley karakterini hayatımıza sokan, zamanının ötesinde bir başyap.t.)

    303-) ‘Man Bites Dog’ (Remy Belvaux & Andre Bonzel, 1992… Şiddetin ve sadizmin olanca çıplaklığıyla önümüze sunulduğu modern bir külttür Man Bites Dog.)

    304-) ‘Bicycleran’ / Bisikletçi (Mohsen Makhmalbaf, 1987… Yoksulluğun, biçare yaş.mların vizörüdür Makhmalbaf. Böyle şeyleri kör gözüm parmağa hesabına başvurmaksızın, doğal haliyle yedirebilmektir esas olan. Rejisör de bunu yapıyor. Ne eksik ne fazla olayı olduğu gibi önüne sunuyor izleyicinin. Firouz, ara vermeksizin bir hafta boyunca elips halinde bisiklet sürmek zorundadır.)

    305-) ‘Single White Female’ / Genç Bekâr Bayan Aranıyor (Barbet Schroder, 1992…)

    306-) ‘Chungking Express’ (Wong Kar Wai, 1994… Şiirsel sinemanın Prometheus’u Kar Wai… Kar Wai’yi Aşk Zamanı ve 2046 ile keşfeden arkadaşlar bir de bu filmi deneseler sanırım beğeni sıralamaları değişecektir. Ötekilerin olgun sinema dilini bulamayacaksınız belki… Ama insanı kendine çeken ayrı bir karizması var bu ekspresin. Hastalıklı karakterler bâki… Sigara hiç bir filmde bu denli yakışm.mıştır dudaklara…
    Arkadaşlarım! Orta ve yeni kuşak Uzakdoğu sinemacıları (hatta Ozu’ya kadar gidilebilir), geçmişin acı dolu deneyimlerini, ruhi örselenme düzleminde peliküle aktarmaktadırlar.)

    307-) ‘A Fistful of Dynamite’ (Sergio Leone, 1971… Spagetti westernin erbabından akıllara zarar bir komedi. “Dolar” üçlemesinin gölgesinde kalmış olması ve pek bilinmemesi üzücü. Lütfen izleyiniz.)

    308-) ‘Scream’ / Çığlık (Wes Craven, 1996… Eli bıçaklı bir katilin saçtığı dehşeti anlatan vakai adiyeden bir teen slasher diyorsanız yanılıyorsunuz bu film için. Bir türü tekrar canlandırmas., türünde referans ola gelmesi bir yana; dehşet “sürpriz” son ibaresini korku literatürüne kazıyan çağdaş bir külttür Scre.m.)

    309-) ‘Thief’ / Hırsız (Michael Mann, 1981…)

    310-) ‘Tape’ / Kaset (Richard Linklater, 2001… Tek bir mekan {bir otel odası} ve 3 oyuncu ile bir filmi sıkmadan ve parça-bütün ilişkisinden sapmadan kotarabiliyorsan, b.ttikten sonra izleyici elde bir yığın soru yumağıyla düşüncelere sevkedebiliyorsan, büyük bir yönetmensin demektir. Bağımsız sinemayı ve Linklater’i seviyoruz.)

    311-) ‘Carrie’ / Günah Tohumu (Brian De Palma, 1976… Finaline dikkat!)

    312-) Bir Irmağa Yolculuk’ (Oğuz Yalçın, 1988… Profesör rolündeki yaşlı ad.mla, yanına sığınan kızın arasındaki usta-çırak ilişkili diyaloglar, sosyalist cenaha ve aydın yabancılaşmasına yönelik bidüziye karine barındırır.
    Ne kadar bilgili olursan ol, karşındakinin alabileceği kadardır bildiklerin. Halkını seven, onları temsilen(!) fikir sunan solcu bir aydın… Ama onun bir o kadar halkına uzak, yabancılaşmış modern bir Ahmet Celal olduğu ortaya çıkıyor genç kızın gelmesiyle… Fasiküllerce, ciltlerce donanımın olsa ne yazar!
    Irmaklar; enginin, hayata karşı dimdik yürümenin, berraklığın simgesidir.)

    313-) ‘Rocky Horror Picture Show’ (Jim Sharman, 1975…)

    314-) ‘Clerks’ / Tezgâhtarlar (Kevin Smith, 1995… Kişisel fikrimce bu filmi Kevin Smith’den başka bir tek Paul T. Anderson çekebilirdi. İnanılmaz orjinal, bir o kadar lafazan, gırla geyik… Ancak buradan da hafif olduğu izlenimi doğmasın. Kevin Smith artık biliyoruz ki orta sınıfların, küçük burjuvazinin uslanmaz yönetmenidir. Popüler kültür göndermeleri filmlerinin en büyük alametifarikasıdır.
    Clerks’i iz-le-me-li-si-niz!)

    315-) ‘Notti di Cabiria, Le’ / Cabiria Geceleri (F. Fellini, 1957… Fellini’den bir trajedi/fars kaynaştırması daha…
    Cabiria’da yaşanan geceler, tutkuları törpülenmiş ve umudu yitirilmiş bir kuşağın karamsar görüntüsüdür site arkadaşlarım.)

    316-) ‘The Servant’ / Uşak (Joseph Losey, 1963… Usta yönetmenden, efendi/köle diyalektiğinden hareketle keskin bir burjuvazi eleştirisi. Olağanüstü bir film.)

    317-) ‘The Five Obstruction’ / 5 Engel (Lars Von Trier, 2003… Lars Von Trier’den “zor oyunu bozar” mottolu bir proje. Danimarkalı yönetmenimiz, en sevdiğim yönetmen olarak tabir ettiği Jorgen Leth’i zorlamak ve onu içinde bulunduğu ‘konformizm uykusu’ndan çekip almak için barikatlarla, kıs.tlamalarla dolu 5 kısa film koyar önüne. Peki netice ne olmuştur? Yönetmenimizi içinde bulunduğu aymazlıktan çıkarıp alabilmiş midir? Onu da sondaki -Vadideki Zambak ve Felix vari peydah olan- manidar bir mektup açıklayacaktır.
    “Kusursuz insan işte böyle düşer!” )

    318-) ‘Prizzi’s Honor’ / Prizzi’nin Onuru (John Huston, 1985…)

    319-) ‘Texas Chainsaw Massacre’ / Teksas Testere Katliamı (Tobe Hooper, 1974… “Texas Testere Katliamı alçakça bir zırva yığınından ibaret!” (…)
    Bu sözler bana ait değil, Stephen King söylüyor bunları arkadaşlarım. King bu filmi 74′te sinema salonunda izlediği esnada bu salvolar dökülmüş dudaklarından ve bu zulme(!) daha fazla dayanamayıp ilenmeler eşliğinde salonu terketmiş. Bu da şüphesiz ki filmin hanesine eklenecek artı bir puan sayılabilir. Film, türünde bir ilk ve emsal olduğu gibi underground 70′ler külliyatının önemli bir parçasıdır. Gerçek bir olaydan alınan Teksas Chainsaw Massacre, bir yanıyla da snuff okumalara açıktır. Devam filmlerinden lütfen uzak durunuz.)

    320-) ‘The Fury’ / Öfke (Brian De Palma, 1978… Videodrome ve Altered States’den önce The Fury vardı. Bu türün mihenk taşı ise “İnvasion of the Body Snatchers”dir.
    Artık ayağa düşmüş bazı filmlerini saymazsak şayet, De Palma sinema severler için keşfedilmesi elzem bir hazine.)

    321-) ‘El Angel Exterminador’ / Mahvedici Melek (Luis Bunuel, 1962… Bunuel’den yine sert bir burjuvazi ve inanç / kilise eleştirisi. Çok uzun zaman oldu izleyeli.)

    322-) ‘Yazgı’ (Zeki Demirkubuz, 2001… Albert Camus’un Yabancı’sındaki kahramanımız yanlış hatırlamıyorsam Eski Kıta’da kendisine intikal eden annesinin ölüm haberini büyük bir vakar ve umursamazlıkla karşılar. Adalet önüne çıktığında da dev.m eder aynı tavırlar. {Kafka ve Joseph K.’ya da göndermemizi yapalım.}
    İşte Musa da elifi elifine böyle bir adam. Son sekansta savcının odasında peşi sıra gelen sorulara verdiği cevaplar, bütün bir filmin manifestosuydu adeta. Yine burada müstahdemin ha babam çektiği bozuk kapının, klasik bir Demirkubuz figürü olmanın ötesinde, asıl gıcırdayanın bozuk adalet sistemi olduğuna dair ince bir hüsn-ü talil olduğu açıktır.)

    323-) ‘Tri Pesni o Lenine’ / Lenin Üzerine Üç Şarkı (Dziga Vertov, 1934… “Kameralı Adam”ımız Vertov’un bu filmi, arşivimdeki devrim sinemaları toplu vcd setinin en öenmli parçalarından… Söz Lenin’de: “Komünizm = Sovyetler + Elektrifikasyon”.)

    324-) ‘Smoke’ / Duman (Wayne Wang, 1995…)

    325-) ‘Kaos’ (Paolo Taviani & V.ttorio Taviani, 1984… Son filmleriyle şu günlerde Ermeni soykırımı ile alakalı gündemde olan İtalyan kardeşlerin, “Pedro Padrone” ile beraber izleyebildiğim iki filminden biri olan Kaos, 80′lerin en iyi filmlerinden biri kabul edilmektedir.. Usta yönetmenlerin, ülkemizdeki belli bir kesimce çok sevildiğini ve el üstünde tutulduğunu bilirsiniz. Tıpkı Visconti’nin “Leopar”ı gibi Risorgimento dönemi İtalyasını işleyen bir fresktir Kaos.
    Tek film ile ahkam kesmiş gibi olacağım ama onlar İtalyan sinemasının Walter Scottlarıdır. Onun gibi yerel görünürler ama anlattıkları tamamen evrenseldir.)

    326-) ‘Jules and Jim’ (F. Truffaut, 1961.)

    327-) ‘Blow Up’ / Cinayeti Gördüm (M. Antonioni, 1966… Karanlık odalar ve aynalar… Yalnızlığın ve bireyciliğin ismidir Antonioni. Akranları ve dönemdaşı sayılabilecek Fellini ve De Sica’ya pek benzemez o açıdan.
    Blow Up usta işi bir gerilim. İzlemek isteyen fakat temin edemeyen arkadaşlar benimle irtibata geçebilir.)

    328-) ‘Dead Man Walking’ / Ölüm Yolunda (Tim Robbins, 1995…)

    329-) ‘Once Upon Time in America’ / Bir Zamanlar Amerika (Sergio Leone, 1984.)

    330-) ‘Scanners’ / Tarayıcılar (David Cronenberg, 1981… Organizma, video kültürü ve teknoloji, uçuk fantazya… Sinemanın Kafka’sından klostrofobik anlatımı ve mide kaldıran sahneleriyle şok bir film.
    “Tarayıcılar tüylerinizi ürpertecek, yüreğinizi ağzınıza getirecek, yine de ekrana bakmaktan kendinizi alamayacaksınız.”)

    331-) ‘Bringing up Baby’ / Bebek Yetiştirmek (Howard Hawks, 1938… Yıllar oldu izlemeyeli.)

    332-) ‘Tremors’ / Yer Altı Canavarları (Ron Underwood, 1990… Dev.m filmleri aynı tadı vermeyen Tremors, eğlenceli bir korku-komedi çalışması. Sismolojik araştırmalar yapan bir grup genç ve harekete geçen artçı sarsıntılar, aa pardon yeraltı canavarları… Buram buram nostalji.)

    333-) ‘Brick’ / Asi Gençlik (Rian Johnson, 2005… Son dönem Avrupa Sineması’ndan çok beğendiğim ve mutlaka izlenmesini tavsiye ettiğim post-noir bir çalışma.
    Biliyorsunuz kimi yönetmenler Shakespeare eserlerini daha light, suya tir.t ve modernleştirilmiş bir şekilde yap bozuma uğratmayı severler. Rian Johnson da gençlerden mürekkep bir kadroyla çalıştığı filmde, eski kara film kalıplarıyla bir hayli oynamış ve insanı içine çeken karanlık bir sinema örneği ortaya çıkarmış.)

    334-) ‘Umberto D.’ (V. De Sica, 1952… Bir kez daha savaş sonrası İtalyası’na, yaşanan sefalete kamerasını doğrultan De Sica; bu defa yaşlı bir adamı ve ölümüne yalnızlığını işliyor. 7.sanatın şüphesiz en iyi filmlerinden bir tanesi.)

    335-) ‘Play It Again Sam’ / Yeniden Çal Sam (Herbert Ross, 1972… Woody, Humphrey Bogart’a özenirse :)

    336-) ‘Reconstruction’ / Yeniden Sev Beni (Christoffer Boe, 2003… Boe umut vaad eden bir yönetmen ama sanırım biraz statükocu. Bunu kendisi de ikrar etti bir kanalda izlediğim röportajda. Yalnız statükocu derken sinemasal manada değildi kastım. Yaş.m konforundan bahsediyorum. Zira henüz 2 filmini izlememe rağmen sinemasının farklı bir yönelime meylettiği açık. Filmlerinde erkeği odağına almayı seviyor.
    Gps sistemini andıran kuşbakışı görüntüleri, farklı kurgusuyla iyi bir film Reconstruction.
    Evet, bu sadece bir kurgu belki ama yine de acı veriyor!)

    337-) ‘Y Tu Mama Tambien’ (Alfonso Cuaron, 2001… Yol filmlerini, ergenlik dönemiyle gelen içsel hesaplaşmaları sevenlere… Bazı sahneler hoşa gitmeyebilir. Film, İnnerstate60′a tercih edilmelidir.)

    338-) ‘Salvatore Giuliano’ (Francesco Rosi, 1962… Kırmızı Pazartesi’nin yönetmeninden, Mezzogiorno’ya yani İtalya’nın sefalet içerisindeki “güney” kesimlerine eleştirel/siyasal bir bakış.)

    339-) ‘Chasing Amy’ / Amy’in İzinde (Kevin Smith, 1996… Kevin Smith üstad, büyüksün! Aşk işte böyle anlatılır. Bu modern klâsiği izlemeyen kalmasın isterim. Ben Affleck faktörü şevkinizi kırmasın :)

    340-) ‘What Ever Happened to Baby Jane’ / Baby Jane’e Ne Oldu? (Robert Aldrich, 1962…)

    341-) ‘İn Cold Blood’ / Soğukkanlı (Richard Brooks, 1967… Truman Capote’nin yazarı olduğu ve yeraltı edebiyatının irite edici kitabı sinemaya bir miktar esneklik ve yumuşamayla uyarlanmıştı.
    İn Cold Blood ismi gibi soğuk bir film.)

    342-) ‘L. A. Confidential’ / Los Angeles Sırları (Curtis Hanson, 1997…)

    343-) ‘Prima Della Rivoluzione’ / Devrimden Önce (B. Bertolucci, 1964… Bir allahın cezası konformizm tenkiti daha. Bertolucci’nin bu filmi, hiçbir zaman ağabeyi saydığım “Il Conformist” olamaz ama göz ardı da edilemez. Bertolucci, Novecento’nun barok-retorik anlatımıyla Konformist’in didaktik anlatımını katık etmiş.
    İtalya’daki ‘sözüm ona’ aydın bozuntusu kaypak çevreler konu edinilir.)

    344-) ‘Moonstruck’ / Ay Çarpması (Norman Jewison, 1987… Norman Jewison 1980li yıllarda kadın duyarlığını işleyen kimi filmlere imza atmıştır. -bkz. Agnes of God-
    Moonstruck, yaşı geçkin olanların iyi hatırlayacakları bir film. Kadın-erkek ilişkilerinden dem vurup, hayat muhasebesi sorunsalını merkezine alan yapım, hiç şüphesiz orta-üst sınıfların karakteristiği üzerine başarılı bir drama.
    Opera binasının dışındaki kar dekorlu manzara göz alıcıydı.)

    345-) ‘Alice Doesn’t Live Here Anymore’ / Alice Artık Burada Oturmuyor (M. Scorsese, 1974…)

    346-) ‘Repulsion’ / Tiksinti (Roman Polanski, 1965… Sinema tarihinin en iyi psikolojik gerilimlerinden bir tanesi. Birçok sahnede Catherine Deneuve’nin başına gelenleri inanın bana siz de yaşamış gibi olacaksınız.)

    347-) ‘Riff Raff’ / Ayak Takımı (Ken Loach, 1990… Üstad Loach -ismiyle müsemma- bu filminde bildik sularda kulaç atıyor. Başların ayak, ayakların baş olduğu bu içine ettiğimin düzeninde; Joe Kavanagh’a, afili delikanlı Liam’a, Steve’a sel.m ve saygılarımı sunuyorum. Onlar zannetmeyin ki 8 milimetrelerden cama yansıyan donuk suretler; bilakis onlar aramızdan birileri. Çevremize şöyle bir dönüp dikkatlice bakmamız yeterli.
    Her zaman belirttiğim üzere sosyalizm insanlığın tek kurtuluşudur!)

    348-) ‘Dazed and Confused’ / Genç ve Heyecanlı (Richard Linklater, 1994…)

    349-) ‘Death Wish’ / Öldürme Arzusu (Michael Winner, 1974… Amerikan toplumu… Godfather, Goodfellas ve türevleri… Ayrı bir toplumsal sınıf zuhur etmiştir 70 sonrası. Temeli, elifbası Howard Hawks’ın buhran dönemi filmlerinde müşahade edilebilir. Anlıyorsunuz değil mi mer.mımı?
    Death Wish, çok sevdiğim bir film olmasa da söz konusu toplumdaki kokuşmuş düzen içerisinde, “kendi intikamını kendi alan” ve “yasa tanımaz” yurttaş profilini gözler önüne seren bir prototip olması dolayısıyla önemlidir.
    Çünkü sinema hayatın aynasıdır.)

    350-) ‘The Hitcher’ / Otostopçu (Robert Harmon, 1986… “Annem bana bunu yapmamamı tembih etmişti.” Rutger Hauer ve döneminin efsane filmi. Siz siz olun tanımadığınız adamları vasıtanıza almayın :)

    351-) ‘La Beau Serge’ / Yakışıklı Serge (Claude Chabrol, 1958… Fransız sinemacımız, iki sosyal çevreyi, “köy” ile “üniversiteyi” karşı karşıya getirir. Tabi siz Maksim Gorki uyarlamalarını hatırladınız şimdi. Fakat Chabrol filmini “ahlak”ın utkusu ile sonuçlandırıyor.)

    352-) ‘The Witches of Eastwick’ / Kasabanın Cadıları (George Miller, 1987… Listedeki en kişisel film bu olsa gerek. Tam bir 80′ler klâsiği. Jack Nicholson bir kasabaya gelen vampir rolünde; nedimesi 3 kadın: Cher, Susan Sarandon, Michelle Pfeiffer.
    İnanılmaz bir keyif veren bu film, içerdiği bazı sahneler dolayısıyla, izleyenleri bir süre takip edecektir. Türün meraklılarına öneriyorum sadece.)

    353-) ‘Aguirre: The Wrath of God’ / Tanrının Gazabı (Werner Herzog, 1972… Fetiş oyuncusu Klaus Kinski ile şöyle bir Güney Amerika cangıllarına ve medeniyet denen tek dişi kalmış canavara uzanalım diyorum. Bana eşlik eder misiniz bu dikenli ve çetin yolculukta?)

    354-) ‘Kader’ (Zeki Demirkubuz, 2006… 2 senedir malesef festivale katılamıyorum. Gönül ister elbette sinemamızın büyük üstadı Demirkubuz’u seyirci olarak soru-cevap faslında yakalamayı. Bilemiyorum katılanınız oldu mu?
    Kader hakında söylenecek çok şey var. Bir iki cümle yetmeyecek zira. Tek söyleyeceğim “biçimsel” olarak eski filmlerine nazaran daha bir olgun anlatım dili kullanılmış. Öte yandan bir Masumiyet olmadığını da kabul edelim.
    Üstad, Cumhuriyet gazatesindeki mülakatta da söylediği gibi “adını bile bilmediği birkaç kişi için” filmler yapmaya devam ediyor.)

    355-) ‘St. Elmo’s Fire’ / St. Elmo Ateşi (Joel Schumacher, 1985… İddialı bir giriş olabilir. Herkesten, bilhassa sevenlerinden özür diliyorum ama Joel Schumacher benim için 1990′ların ortasından itibaren b.tmiştir! Belki 8. M.M. derim o kadar… Kendisini 80′lerde yaptığı filmler ve Flatliners ile yâd edeceğim ebediyen.
    ST. Elmo’s Fire, Breakfast Club’dan sonra 80′lerin bir diğer turnusol kâğıdıdır.)

    356-) ‘Nema-ye Nazdik’ / Yakın Plân (Abbas Kiarostami, 1990… Otobüste yanınızda oturan bir adam kendini size Mohsen Makhmalbaf olarak takdim ederse ne yapardınız? Peki mezkur kişinin bu sıfatı kullanarak sizi her açıdan sömürdüğünü öğrendiğinizde vereceğiniz tepki ne olur?
    Finaldeki mahkeme sahnesi çözecek düğümü…)

    357-) ‘Wild at Heart’ / Vahşi Duygular (David Lynch, 1990… Lynch’ın en sevdiğim filmi.)

    358-) ‘Naked’ / Çıplak (Mike Leigh, 1993…
    Naked, bana göre 90′lı yılların en orjinal filmi olduğu gibi (dikkat edin çoğul ifade kullanmaksızın, en orjinali diyorum), sinema tarihinin de en iyi filmlerinden bir tanesidir. Sadece festivallerde rastlayabilirsiniz bu filme. Mike Leigh yine sorular sorup düşündürmeye devam ediyor.
    Dostlarım. Müreffeh ülkelerde yaygınlaşan ve 20.yüzyıldan intikal eden baş kangrenlerden biri olarak gördüğüm “New Age” adlı zırvalıklar silsilesine kulak asılmamalıdır.)

    359-) ‘The Boys From Brazil’ (Franklin J. Schnaffer, 1978… Güney Amerika’da neo-nazi tohumları diyerek kesiyorum. İzlemek isteyenler bana ulaşabilir.)

    360-) ‘Sex, Lies and Videotapes’ / Seks Yalanları (Steven Soderbergh, 1989… Soderbergh’in Kafka ile beraber şüphesiz en iyi çalışması. Modern bağımsız sinemanın müjdecisi.
    Kolay kolay bulamayacağınız filmlerden biri . İzlemek isteyip de izleyemeyen arkadaşlar bana ulaşabilirler)

    361-) ‘Les Diaboliques’ / Şeytan Ruhlu İnsanlar (Henri-Georges Clouzot, 1965…)

    362-) ‘Fellini’s Roma’ (F. Fellini, 1972… Tarihsel diyalektikte, uygarlığın da sonu gelir her şeyin sonunun geleceği gibi… Fellini’den kentine bir güzelleme olarak görülür Roma, öyledir de ama uygarlık denen içi kof zırva üzerine “marazi” sayılabilecek bir perspektiften başka bir şey değildir esasında.)

    363-) ‘Charade’ (Stanley Donen, 1963…’Çaşıt’ filmlerin atası.)

    364-) ‘Jubilee’ (Derek Jarman, 1977… İnanılmaz uçuk bir konu; çılgın bir distopya…)

    365-) ‘Boogie Nights’ / Ateşli Geceler (Paul Thomas Anderson, 1997… 1970′ler porno endüstrisinin, 1980′lerle beraber her alanda yaşanan hercümerç ve kabuk değişimi içerisinde, sendelemesi ve mahiyet değiştirmesi…
    Piyasaya bu sene çıktığı için geç izleyebilme imkânına kavuştuğum bu film, son çeyrek yüzyılın en iyi, en muhteş.m filmlerinden biridir, o kadar da iddialıyım. Paul Thomas Anderson’a teşekkürler!)
    ________

  • okaliptus80 diyor ki:

    Beyazperde.com’u saymaz isek eğer, üye olduğum/yazı gönderdiğim ilk sitedir rashomon.gen.tr. Başlığı açarken acaba işleyiş nasıldır, istenmeyen bir terslik çıkar mı diye düşünüyordum. (Zira oldum olası anlamam bilgisayardan ve sanal alemden.) Ancak sitemizin ergonomik yapısı neticesinde, çok kolay oldu gerçekten. Teşekkür ediyorum.

    Geçen sene yapmış idim bu listeydi; % 10′luk revizyon ile sunmak istedim.

    “Sadece sinema!” diyenlere…

  • Akif YILMAZ diyor ki:

    Gerçekten harika bir çalışma olmuş, ellerine ve yüreğine sağlık! Çok iyi filmleri içerisinde barındıran, güzel bir seçki olmuş. Film izlemek için liste isteyenlere, tavsiye ederim.

    Ayrıca bir ‘Raging Bull’ çok seveninin, ‘Ordinary People’ye hakkını teslim etmesini görmek; beni ayrı bir sevindirdi.

  • xcays diyor ki:

    Üşenmedim saydım. Burdan tam 103 film izlemişim okaliptus, yani senden bi 262 film gerideyim… Gerçekten emeğine sağlık, liste budur..

  • yağmur diyor ki:

    güzel bir liste olmuş bu filmleri izleyebileceğim bir site var mı tavsiye edebileceğiniz ?

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler