Avatar; Beklediğimize Değdi(n) Mi?

James Cameron’u Tanıyalım

Yönetmenlik kariyerine “Piranha 2” gibi garip bir devam filmiyle başlayan James Cameron daha yönettiği bu ilk filmiyle ne tipte bir sinemacı olacağının sinyallerini vermiş olsa da daha sonra gelen senaristliği ve çektiği filmlerle nasıl bir sinema anlayışına sahip olduğunu göstermişti.

Hikâyesini de yazdığı ikinci filmi “The Terminator” ile dönemi için farklı bir bilim-kurgu ziyafeti sunarken bu türü aksiyonla birleştirmedeki başarısıyla filmin dönemine göre düşük bütçesinin karşılığında aldığı yüksek gişe hâsılatı yapımcılar tarafından Cameron’a açık bir çek verilmesini sağlamıştı. Daha sonra çektiği devam filmleri olan “Aliens” ve “T2” ile de Cameron tüm sinema dünyasına kendisini kanıtlamıştır. Arada çektiği yine keyifli bir bilim-kurgu “True Lies” ile daha kişisel projesi “The Abyss” de beğenilen filmler olmuştu. Her stüdyonun bir saniye bile düşünmeden film çekmesini isteyebileceği ve milyon dolarları da hiç düşünmeden emanet edebilecekleri bir isim olmuştu. Her halde bu başarısını kendisine ait bir Oscar ödülü almak ya da daha fazla kâr yapmak amacıyla çektiği epik “Titanic” ile tartışmalı ödüllerini de toplamıştı. Filme yapılan onca reklâm, harcanan milyon dolarları sinemanın önünden geçerken bile sinemayı fark edemeyecek insanları dahi sinemaya sürükleyerek tüm harcanan paraları çatır çatır karşılığını almıştı. İşte yönetmenimizin beklenen son filmi “Avatar” da ne yazık ki bu yoldan giden bir yapım…

James Cameron’a Kanmak

Yönetmenimizin kariyerini, sinema anlayışını kısaca hatırladıktan sonra aylarca önceden reklâmı yapılan, Cameron’un ‘Sinemada devrim yapacağım” ya da “Hikâyemi film yapmak için 10 yılı geçkin bir süredir teknolojinin gelişmesini bekledim” gibi açıklamalarıyla -sloganlarıyla mı desek- tüm sinemaseverleri büyük bir beklenti ve meraka ister istemez sürüklemişti. Peki, tüm bu bekleyişe değdi mi?

Aslında filmle alakalı tüm sorunlar ve olumsuzluklar beklenti konusunda ortaya çıkıyor. Filmini 3D olarak tasarlayan ve hatta başta sadece bu teknolojiyi destekleyen sinemalarda gösterime gireceğini açıklayan, daha sonra yapımcıların ısrarı üzerine tüm sinemalarda gösterime sokan Cameron; yönetmenin bilim-kurgu ile teknolojiyi kullanma becerisi ve iddialı açıklamalar düşünüldüğünde son derece önemli bir sinema olayı geliyor gibi bir ihtiva oluşuyor. Film vizyona girdiğinde Cameron’u ve filmini yere göğe sığdıramayan yönetmeni -filmi izlemeyen birini- gerçekten de sinemasal bir devrim yaptığına inandıracak Cameron’a kanmış sinemadan çıkan insan kitlesi filme olan beklentiyi daha da artırmıştı bir bakıma.

3 Boyutlu 7.Sanat

Tamamen 3D teknolojisine uygun çekildiği söylenen “Avatar” 3 boyutlu izlediğim ilk film olma özelliğine sahip olduğundan 3 boyutlu vizyona giren diğer filmlerle bir karşılaştırma yapma olasılığım yok. Misal ses kullanımıyla teknolojik bir devrime şahit olmuş sinema sanatında sağladığı 3D teknolojisiyle devrim yapacağı iddialarda bulunan film sinema sanatına iddia ettiği gibi büyük fayda sağlayan bir yenilik ya da büyük bir yaratıcılık getirdiğini söylemek mümkün değil. Filmin içine girilmesini görsel olarak sağlayan bu teknoloji bir bakıma kolaycılığın ürünü gibi duruyor. Perdede oynayan filme daha yakından baktığımız bu teknoloji yönetmenin anlattıklarını bir barkıma bakış açısı olan saf kamera kullanımını bir gözlükle paylaştırıyor.

Neredeyse tamamı bilgisayar ortamında oluşturulmuş bir yapıdaki filmi için kuşkusuz James Cameron dediği gibi teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanmış. Başta bir bilgisayar oyununu izliyormuş hissine kapılsa(k) da zamanla hem 3D teknolojisine alışıyor hem de izlediğimizin bir sinema filmi olduğuna inanıyoruz neyse ki. Tabii bunda gerçeğe en yakın duran görsel efektlerin payı büyük. Rengârenk yapıdaki film görselliği bu kadar mükemmel olmasa ne kadar samimiyetsiz ve ciddiyetsiz bir yapıda olacağını bir de siz düşünün…

Özgünlükten Uzak Bir Gelecek

Yönettiği filmlerin çoğunun ya hikâyesini yazan ya da senaryo ekibinde yer alan Cameron’un yönetmenliğinin yanında yek başına yazdığında ne kadar zayıf bir senarist olduğunu “Titanic”te görmüştük. Tıpkı “Titanic” gibi aslında epik bir film olan “Avatar”da da yönetmen benzer bir senaristlik sergiliyor bazı yönlerden. Esasen bu kadar büyük bütçeli filmleri zarar etmemek uğruna bu kadar klişe bir yapıda sunmasını normal karşılayacaksak zaten bu yazıyı yazmanın da bir anlamı kalmıyor. Ortalığı ayağa kaldıran bu filmin yönetmenini yatırdığı paranın kat be kat fazlasını kazanmak uğruna uyguladığı bu sistem doğrultusunda Cameron yaratıcılığından şüphe duymamak elde değil.

Filmin hikâyesini “Dances with Wolves”ın bilim-kurgu mesajlı bir versiyonu olarak özetlemek mümkün. Çünkü “Avatar”ın bu filmle olan benzerlikleri hayretler uyandıracak düzeyde. Filmi izleyen herkes zaten bu büyük benzerlikleri rahatlıkla görmüşlerdir.

Costner’ın filmine olan benzerliğinin yanı sıra “Avatar”ın anlatmak istedikleri olması her ne kadar kıymetli gibi gözükse de ABD’nin her şeyi tüketen sistemini eleştiren filmin de bu sistemin çok bariz bir örneği olarak ortaya çıkması filmin anlatmak istediklerini de yerle bir ediyor bir bakıma.

Filmin görsel gücünün de etkisiyle büyüleyici bir hâlde sunulmuş Pandora gezegeni ilk yarıda gerçekten izleyeni büyüleyip, keyifli bir başlangıç yaptırıyor. Ne yazık ki ikinci yarıda gelen -inanılmayacak düzeyde- tamamen klişelere bağlanmış hikâye anlatımı ve gidişatı, TV’de çıkan ucuz aksiyon filmlerindeki klişe sahnelerle yarışan sahneler filmin tüm seyir zevkini de yarıya indiriyor. Filmin uzun süresine rağmen çok da iyi tanıtılmayan bazı karakterler finale doğru filme katkı yapmaya çalışıyor; sonunu zaten bildiğimiz sahneler ve film bitmek bilmeyen klişeler yığınına dönüşüp can sıkıcı bir hale geliyor.

Avatar’ın Ardından

Filmi yaptığı gişe başarısını ve aldığı/alacağı ödülleri düşünürsek 3D teknolojisine yönelik filmler artacaktır. Sinemasal bir ziyafet ya da bir devrim bekleyenlere büyük bir hayal kırıklığı yaşatan “Avatar” herhangi bir gişe filmi gibi eğlenmek ya da vakit geçirmek amacıyla izlendiğinde bu beklentileri rahatlıkla karşılayabilecek bir film. Altın Küre’de eski karısı Kathryn Bigelow’u son gişe canavarıyla alt eden James Cameron umalım ki -teknik dallar dışında- aynı şeyi Oscar ödüllerinde yapmasın. Yoksa akademi üyeleri “Titanic” felaketinden sonra ikinci bir felaket yaşatmış olacak tüm sinemaseverlere…

- ‘Avatar’ {2009} / James Cameron -

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Avatar; Beklediğimize Değdi(n) Mi?” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • mavi diyor ki:

    -Gerçek mi? Avatar mı?-

    Hakkında uzun zamandır bir şeyler karalamak istediğim bir başka filmde Avatar idi. Cameron büyük bütçeli filmler yapmayı ve bunlardan çok büyük miktarlarda kazançlar elde etmeyi başarıyor. Titanic hemen göze çarpan başka büyük bir yapım…
    Avatarda en sevdiğim yön devasa bitkiler ve muhteşem renklerin kullanılmış olmasıydı. Bu filmdede bir rüyaya şahitlik ediyoruz. Hem gerçek hayattan bir rüya hem de filmin içinde bir rüya. Gerçek hayatta ki rüya yönetmenin bu filmin seneryosunu yazarken insanların rüyalarını incelediğini ve kendisinin görmüş olduğu bir rüya doğrultusunda bu filmi yazıp çekmeye karar verdiğini okumuştum bir yerlerde. Filmin içindeki rüya ise insanların kaybettikleri ve yok ettikleri dünyalarının yerine yeni bir dünya bulabilirmiyiz ve orada yeniden yaşamaya başlayabilirmiyiz rüyasını görüp çıktıkları bir yolculuk ve bu yolculuğun akabinde bulunan muhteşem bir gezegen Pandora…
    Amarikan sineması son zamanlarda mistisizme bir kayış mı yaşıyor yoksa bu banamı böyle geliyor? Avatarda bana göre bir Adem ile Havva hikayesi anlatılmış.
    Bacaklarını kaybetmiş bir asker ve ona sunulan cazip teklif “ eğer istersen yeniden yürüyebilir hatta koşabilirsin ama bir avatar olman gerekiyor” Navi halkı bu Pandora gezegeninde yaşamakta ve onların yaşam alanlarına girilebilmesi için onlar gibi olunmak zorunda işte bu sebepten onların arasına karışılabilmek ve bu gezegende hayatta kalabilmek için onların avatarı olmak zorunda insanlar…Genç ama çaresiz kahramanımız teklifi kabul eder ve Birkaç denemeden sonra gezegene yolu düşer bir takım maceralar yaşadıktan sonra gezegenin asıl sahipleri olan Navi halkıyla tanışır ama bu tanışma biraz can yakıcı olacaktır.
    Neden Adem ve Havva hikayesi dedim? Filmin başrol oyuncuları birbirlerine aşık olurlar ve hiç yapmamaları gereken bir şey yaparlar yasak meyveyi yerler gezegenin o devasa ve muhteşem hayat kaynağı olan ağacın altında. Bu ağaç Kuran-ı Kerimde anlatılan Tuğba ağacına benzetilmeye çalışılmış sanki…Gezegene hayat veren bu ağaç Navi halkı için çok önemlidir, onunla nefes almakta, onun etrafında dua etmekte ve onun varlığıyla ona olan inançlarıyla yozlaşmadan kendileri olarak kalmayı başarabilmektelerdir. Navi halkı birbirleriyle anlaşmak için çok konuşmayan ama konuşulduğunda dinlemeyi bilen kendilerine ve doğaya karşı sonsuz saygıları olan insanlardır. Görünüşleri tam olarak insana benzemesede görüntü itibariyle insan gibi görünen insanlardan daha insandırlar. Sevgiyi ifade ediş şekilleri ise oldukça değişik ve güzeldir. Seni seviyorum yerine “Seni Görüyorum” cümlesini kullanırlar. Bir insanı hakiki anlamda görmeyi başardığınız zaman onu sevmeye başlarsınız. Bu kendi içlerindeki muhteşem uyum hayatlarındaki ahenk bir insanın anlayamayacağı kadar derin bir boyuttadır ve bazı insanlar gerçekten de anlayamamış ve tıpkı kendi dünyamızı yakıp yok ettiğimiz gibi bu muhteşem dünyayı da yok etmeyi başarmıştır. Yok etme işine başladıkları ilk yer ise Navi halkı için çok kutsal olan o büyük devasa ağaç olmuştur. Ne kadar düşmanız ağaçlara, ne kadar düşmanız doğaya ve ne kadar meraklıyız yok etmeye!!! hani filmde olsa insan izlerken bir “yuh” çekmeden edemiyor. Kutsal olan her şey çok değerlidir ve değerli olan şeyler için savaşır insan Navi halkı için o muhteşem ağaç çok kutsal ve bir okadar da değerlidir uğrunda savaşılmayı ise fazlasıyla hak etmektedir. Var güçleriyle savaşırlar, onlara,bir şeylerin farkında olan insanlar ve yaşadıkları dünyanın yok olmasını hiç ama hiç istemeyen doğadaki bütün yaratıklar yardım eder.
    Görsel bir şölen, muhteşem renkler, acaba burası cennet mi dedirtecek kadar güzel bir mekan ve yaşamın farkında olan, onun kıymetini çok iyi bilen bir insan topluluğu.
    Yakıp yıkmaya, yok etmeye meraklı biz insanlaraçok büyük bir ders veren izlenmesi şart bir film…Cameronu tebrik etmek gerekiyor muhteşem bir seneryo ve muhteşem bir film…Oscarlarda filme yazık ettiler…

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler