Beyazın masumiyeti: “Araf”

Araf 2012

 

Yeşim Ustaoğlu’nun Araf’ı ustalıkla kotarılmış bir film, buradan yönetmenin soyadına bir gönderme yapabiliriz, ancak ortaya çıkan işe baktığımızda “ustanın oğlu” değil olsa olsa “ustanın ta kendisi” diyesi geliyor insanın Yeşim Ustaoğlu için.

Biraz Araf’ın estetiğinden, sinemasından veya sanatından (siz seçin) söz edelim. Dünya standartlarında, aynı zamanda evrensel bir film çekmiş Yeşim Hanım, her ne kadar filmdeki bazı sorunlar sadece bizim topraklarımıza ait sorunlar olsa da! Yönetmenliğe gelince, klişe olacak ama filmdeki yönetmenlik ders niyetine okutulmalı derim ben.

Araf’ta olmamış, üzerinde iyi çalışılmamış, “sırıtıyor” denilebilecek tek bir plan bile yok, fakat benim için önemli bir şey daha var ise o da Yeşim Ustaoğlu’nun sanatı filmde sırf “sanat filmi çekmek” amacıyla veya “filmim estetik dursun” diye, “güzel görünsün” diye kullanmıyor ki bu bence çok önemli. Örnek vermek şart oldu. Örneğin filmde kamyon giderken çekilen karlı bir sahne var. Bu sahne görsel olarak estetik, katıksız sanat diyebileceğimiz bir sahne, ancak “laf olsun” diye çekilmiş bir sahne değil, birtakım kazalar görüyoruz. Ya da Özcan Deniz’in buğulu bir camın arkasından baktığı an hep bir şey anlatmak için var, ancak bu bir şey anlatmayı da biraz açmam gerek, zira Yeşim Ustaoğlu sofistike bir şeyler peşinde değil, aksine sade ve tavizsiz. Film bu iki sözcükle de özetlenebilir aslında.

 

 

Özetle Araf’ın estetiği “güzel” ise filmde yaşanan olaylar bir o kadar “sarsıcı”. Başka bir deyişle Ustaoğlu “acıları estetize etmiyor”. Sinemamızın bugüne kadar çekilmiş en doğal ve aynı zamanda en gerçekçi üç beş filmi arasına girebilecek bir filmden söz ediyoruz. Son yıllarda izlediğim en doğal Türk filmi sorulacak olsaydı bana “Yumurta” olduğunu söylerdim herhalde, fakat “Yumurta”ya haksızlık etmiş gibi olmayayım ama doğallıkta Araf çok daha ileri gidiyor.

Sinema aynı zamanda bir duygu, düşünce paylaşım aracı ve bununla birlikte seyircinin duygularına, yüreğine hitap eden, ruhu olan bir sanat dalı olduğu için filme bu gözle bakacak olursak duygular ne köpürtülüp ajitasyona dönüşmüş ne de ruhsuz bir filmle karşı karşıyayız, kısacası Yeşim Hanım “kahveyi çok iyi pişirmiş”. Dışavurumcu bir film değil bu film, öte yandan ruhu çekilmiş bir film de değil.

Araf kadının sorunlarına eğilen bir film. Fakat bu erkek düşmanlığına kaymıyor veya “erkek milleti değil mi hepiniz aynısınız, topunuzu bir kibrit çakıp…”  vs. gibi basitliklere kesinlikle yer yok Yeşim Ustaoğlu’nun filminde. Bunları yapmadan erkeği eleştirmek gibi zor bir şeyi başarıyor, objektif olmayı tercih ediyor, taraf tutmak yerine gözlem yapıyor.

Oyunculuklardan zaten bahsetmeye gerek yok, çünkü samimi olmam gerekirse oyuncuların beylik, basmakalıp övgülere ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Yalnız okuduğum birtakım eleştirilerden dolayı yazının ilerleyen kısımlarında Özcan Deniz’e özel bir parantez açmak durumunda kalacağım.

 

Filmde bir iki sahneden kısaca bahsetmek isterim. Yakın zamanda Prometheus adlı filmin “kürtaj” sahnesi izleyenleri nefessiz bırakmıştı, bana göre de belki filmin en iyi, en çarpıcı sahnesiydi. Yeşim Ustaoğlu’nun Araf filmiyle bu sahneye bir kardeş gelmiş durumda, yalnız izlemeyenler bunu açık ettiğim için merak etmesin, Araf filminde bahsettiğim sahne bir kürtaj sahnesi değil, daha başka bir sahne, sadece bir benzerlik var ve bu benzerlikten dolayı iki sahneyi karşılaştırdım. Bahsettiğim sahneye kesinlikle estetik olarak bakmıyorum, sanatsaldı, güzeldi benzeri nitelendirmeler yapmayacağım, zaten bu sahnede estetiğe bakan “bizden değildir”. Araf’taki bu sahne hayatım boyunca izlediğim en sert ve en sarsıcı sahneler arasında birinciliği zorlayacak türdendi. Zaten sinemada önümde oturan iki yaşlı hanımefendi sahne bitene kadar perdeye bakamadılar, ben de film bitene kadar, hatta film bittikten sonra da şokunu atlattığımı söylersem yalan söylemiş olurum.

 

Filmde değineceğim bir diğer sahne ise  köpek sahnesi. Samimi olmamı mı istersiniz yoksa yalan söylememi mi? Ben birinci seçeneği seçerek devam etmek istiyorum, siz okurların da bu şıkkı seçeceğini tahmin ederek… Bazı sebeplerden ötürü itici bulduğum hayvan hakları savunucuları ile fanatik hayvan severler (hayvanları insanlardan daha çok seven, hayatının merkezine bunu yerleştiren ve hayvan haklarını insan yaşamından daha değerli gören kimseler için kullandığım bir tabir) filmdeki iki sahneye tepki göstereceklerdir, en azından ben böyle ön görüyorum. En önemlisi o sahnede sosyolojik açıdan, psikolojik açıdan çok önemli bir tablo koyuyor önümüze Yeşim Ustaoğlu, bu acıyı, bu gerçeği görmek yerine o sahnede başka şeylere takılan epey kişi çıkacaktır bence. Aynı Tayfun Pirselimoğlu filmleri gibi varoşları anlatıyor bu film.

Filmle ilgili okuduğum bazı genel kanılardan üzüntü ve rahatsızlık duydum ve biraz bunlara değinmek isterim şimdi de.  1. Filmdeki argo ve bol küfür çok tartışılmış. Artık lütfen birileri bu kimselere bazı insanların küfür ettiğini ve bir film bu kişilerin hayatlarını anlatmak istediğinde karakterleri küfürlü konuşturmak zorunda olduğunu yoksa yapay duracağını anlatsın. Lütfen.

 

Özcan Deniz’in filmde neden çok az konuştuğu tartışılmış ve eleştirilmiş bu bir. Kimileri de Özcan Deniz’in konuşmadığı iyi oldu demiş. İlkine diyecek hiçbir şeyim yok. Benim görüşüm Özcan Deniz’in filme yakıştığı ve onu perdede görmekten dolayı memnun olduğum, hele böyle bir işin içinde! Onun adına sevindim. Konuşmadı iyi oldu diyenler Özcan Deniz’in sesini herkes tanıdığı ve dolayısıyla bu durum karaktere zarar vereceği, inandırıcılığını kaybedeceği için mi böyle demişler yoksa Özcan Deniz’e mi bir garezleri var onu tam olarak çözemedim.

 

Filmdeki malum sahnenin bir numarası olmadığını veya filmin çok yapay olduğunu söyleyenler var ki özür diliyorum bana çok samimi gelmedi. Filmdeki yakalanan doğallığı çok az yönetmen yakalayabilmiştir ve o malum sahne (hayır iddialı olmayacak) yerli sinemamızın bugüne kadar gördüğü en cesur ve en sert sahnedir. Elbette tüm bunların benim kişisel görüşüm olduğunu unutmuyorum, sadece sosyal medyada göz gezdirdiğim bazı yorumlar, eleştiriler bana samimi gelmedi, bunu söylemek istedim. Yaptığı sosyolojik ve psikolojik gözlemler açısından da çok önemli bir film olduğunu düşünüyorum Araf’ın.

Son bir not: Evet filme çok uyuyor ama filmin isminin farklı olmasını isterdim, zira böyle bir filme göre biraz basit ve sıradan kaçmış sanki.

 

 

 

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler