‘Anne Benim Acım, Senin Gizli Sevgin midir?’

‘Höstsonaten’ {Güz Sonatı – 1978} / Ingmar Bergman

Eva (Liv Ullmann) annesine (Ingrid Bergman) zor zamanında (hayat arkadaşı Leonardo’ yu kaybetmiştir) destek olmak için onu evine davet eder. Yedi yıl süren hasret Charlotte’ nin gelmesiyle son bulur. Annesi bir konser piyanisti olan Eva, çocukluğu boyunca bu yüzden ihmal edilmiştir. Bu davet öncesinde derin düşünceler içerisindedir. Annesi geldiğinde her şey normal görünür (en azından böyle hissediliyor), ama Charlotte’ nin -engelli- diğer kızının (Helena) Eva’ nın yanında yaşadığını öğrenmesi bir gerilime yol açar. Charlotte Helena’ yı görür, ama ona o kadar uzaktır ki…

Tüm bu yaşananlardan sonra dinlenmeye çekilen Charlotte, vicdanıyla hesaplaşır. Bir ara şöyle der, ‘Yedi yıl sonra ne bekliyordun?‘ Kızlarıyla yeterince ilgilenmediği için kendine kızar. Gece Charlotte bir kabus görür ve uyanır. Kızı Eva’ da uyumamaktadır. Geçmiş hakkında hesaplaşmak isteyen Eva için fırsat doğmuştur. Eva alkolün de etkisiyle içini boşaltır…

Filmin başında karısını gizlice gözetlediğini anlatan bir adam (Viktor) görürüz, aynı zamanda bu adam filmin dış sesi, anlatıcısıdır. Bu sahnede karısı masada oturmuş yazı yazmaktadır, sonra öğreniriz ki 7 yıldır görmediği annesine yazılan bir davet mektubudur bu. Adam karısıyla nasıl tanıştığını anlatır. Filmin başlarında Viktor ile Eva’ nın karşılıklı saygıya dayalı, resmi bir ilişki içerisinde olduklarını görürüz (en azından görünenler böyle hissettiriyor). Eva duygularını çok belli etmeyen, içine kapanık bir kadın olarak karşımıza çıkar. Tabi birlikte yaşadıkları trajedinin (oğulları Erik’ i kaybetmişlerdir) bu duruma etkisi olsa gerek.

Eva ne yaptığını bilen bir kadındır, kocasıyla konuştukları bir anda ona şunu söyler, ‘Eylemlerinin amaçlarını bilmeyen insanları hiçbir zaman sevmemişimdir’ .

Eva annesinin gelmesinden dolayı son derece mutludur, bu onun konuşmalarına yansır. Güzel sözcükler arasında doğduğunu söyler. Annesinin ona güzel sözler söylediğini kötü şeyler söylemediğini söyler. Tüm bunları kocası Viktor’ a söyler. Annesinin tuhaf tavırlarıyla farkındalık yarattığını söyler, belki de bu annesine olan gizli hayranlığıdır. Annesi de onu doğrularcasına sıradan bir aile yemeğine, sıradışı bir giysiyle katılarak farklılığını gösterir.

Eva ölen oğlu Erik’ e o kadar güçlü bağlıdır ki… Oğluyla hayal ile gerçek arasında yaşayan bir annedir. Oğlunu anlatmaya başladığında gözleri dolar, hasretle şöyle der, ‘İnsan tanrının bir görüntüsüdür’.

Kızının aslında çok mutsuz olduğunu söyleyen anneyle, karısının mutlu olduğunu söyleyen koca’ nın konuşmaları. Viktor kendini şöyle tanımlar, Senden ve Eva’ dan farklı olarak ben net olamayan, kararsız bir adamım.

Eva anne sevgisine aç, anne sevgisine hasret bir kadındır. Çocukluğunda annesiyle ilgili şeyleri öyle içten, öyle dokunaklı anlatır ki, insan taş olsa etkilenir. Annesi de onun söylediklerinden etkilenir, ama onun da kendine göre sebepleri vardır. Bu sebepler kızını teselli etmeye yetecek mi? Yoksa büsbütün onu kızdıracak mıdır?

Eva çok şey mi istiyordu?

Nazik ilgi ve tedirgin ses tonuyla yanına yaklaşmayan, kendisini gerçekten seven bir anne istiyordu. Oysa istemediği halde, annesi istiyor diye yaptığı onca şey vardı. Kendi olmasına cesaret edemeyen bir kızdı, o. Bunun da sorumlusu çok sevdiği halde sevgisine karşılık bulamadığı annesiydi… Eva’ nın içindeki duygusal ve incinebilir ne varsa onlara saldıran bir anne. Bir kız annesine hiç bunları söyler mi, ama annesi de söylettiriyor; ‘Senin gibi insanlar çok tehlikeli, sizi bir yere kapatmalı’.

ıb

Eva artık durmaz ve can alıcı sorular yöneltir annesine. ‘Annenin başarısızlığı kızının da başarısızlığı mıdır, annenin mutsuzluğu kızının da mutsuzluğu mu olmalıdır? Bu bir göbek bağımıdır, sürüp gitmeli midir?’ Charlotte’ nin kendisinin de ilgisizlik içinde büyüdüğünü kendi ağzından dinleriz. Bu ilgisizlik onu -tek dünyası olan- müziğe itmiştir. Müziği kendini ifade etmenin aracı olarak kullanmıştır.

Eva şanslıdır, tüm bunları söylemiştir, ama Helena ne yapsın? O hastalığın etkisiyle sürekli yatmak zorundadır ve konuşamamaktadır. Ah bir konuşabilse, söyleyecek o kadar çok şeyi vardır ki… Belki de Eva onun da hislerine tercüman oluyordur.

Filmin neredeyse tamamı iç mekanda geçmekte, sadece annesinin geliş ve gidiş sekanslarında dış mekanları görürüz. İç mekanda karakterlere odaklanan kamera, karakterlerin ruh durumunu çok iyi bir şekilde vermekte, müthiş bir derinlik yaratmakta. Bergman bu filmde de çok güçlü bir atmosfer oluşturuyor. Yalın ve doğrudan bir anlatım seçiyor. Işığı mükemmel bir şekilde kullanıyor, filme öyle ince müdahaleler yapıyor ki, filme harika bir akıcılık sağlıyor. Görüntüler oldukça etkileyici. Karakterler gösterişten uzak, ama inanılmaz bir oyunculuk çıkarıyorlar ve son derece inandırıcılar. Karakterler hiç konuşmasalar dahi yüzleri o kadar çok şey anlatıyor ki… Böyle psikolojik dramların izlenmesi zor olmasına rağmen, film o kadar rahat izlettiriyor ki kendini… Sanki burada yönetmenin ustalığı devreye giriyor, ya da bana öyle geldi:)

Oyuncu performanslarıyla da öne çıkan bir film diyebiliriz, rahatlıkla. Ayrıca Bergman’ ın filmde kullandığı flashbackler anlatımı zenginleştirmekte, çok da başarılı.

İnsan neden nefret eder, neden suçluluk duyar, neden hasret çeker, neden geçmişiyle hesaplaşır, neden affeder, neden sever, neden …

Bergman’ ın tanınmış diğer filmlerinden hiçbir eksiği olmayan, en az onlar kadar başarılı bir film. Her yönüyle unutulmaz bir başyapıt.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler