Amerika’nın Son Gangsteri

Bir türlü Oscar’ı kapamayan başarılı bir yönetmen Ridley Scott. Hatta Oscar alamayan başarılı yönetmenler arasında Scorsese ödülü aldıktan sonra, ismi zirveye oynuyor da diyebilirim. Şu an için Hollywood’un önemli yönetmenleri arasında olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Filmlerinin çokça “Hollywoodvari” olması belki de büyük bir eksi fakat; işini iyi yaptığı açık bir gerçek. Yine Hollywoodvari bir filmle karşımızda İngiliz yönetmen, filmin baş rollerini de Hollywood’un şöhretli oyuncularından Denzel Washington ve Russell Crowe paylaşıyor.

Gerçek bir hikayeden senaryolaştırılan film; 70’lerdeki kirli Amerikan sokaklarının hikayesini bizlere anlatıyor. Farklı bir söyleyişle dönemin Harlem’inin patronun sağ kolu olan Frank Lucas’ın, patronunun ölümü sonrası kendisini daha büyük bir patron olmaya götürmesinin resmini de çiziyor da diyebiliriz. Amerika’nın arka sokaklarını çok iyi tanıyan biri olarak Frank, zamanla kendi suç imparatorluğunu kuruyor. Tabii buna Vietnam’daki ülkesi Amerika’nın da yardımı büyük oluyor. Farklı açılardan bakıldığından kısmen tutarsız, değişik bir karakter Frank Lucas karakteri. Bir yandan acımasız azılı suçlu, diğer yandan ailesine büyük önem veren saygı duyulan bir aile ferdi… Frank Lucas hangisidir, bunun yanıtını seçmek gerçekten güç ama iki zıt yanından bir şeyler eklemek gerekli. Denzel Washington’un canlandırdığı Frank Lucas karakterinin tam zıttı bir karakter Russell Crowe’nin canlandırdığı Richie Roberts karakteri. Lucas bir azılı suçluyken, Richie bulduğu işaretsiz paraları bile cüzdanına sokmayacak kadar dürüst bir polis. Bu yandan tam bir iyi polis, kötü adam portresi gibi göründüğüne bakmayın; Richie hiç de Lucas gibi iyi bir aile ferdi değil. Karısıyla ayrılmanın eşiğinde, polis arkadaşları tarafından sevilmeyen, bir bakıma yalnız biri. Özellikle de Lucas’ın çevresine bakarsak. Filmdeki karakterlerin hiçbirine tam anlamıyla iyi ya da kötü sıfatını yapıştıramıyoruz. Tıpkı “Gladiator”deki gibi hiç kimse tam olarak iyi ya da kötü değil. Bu izleyenlerin karakterlerle özdeşleşmesini engellemiş. Yine de Washington’un oynadığı Lucas karakteri kendisini daha çok sevdirecek gibi. Bunda oyunculuğun etkisi de büyük. Washington bizleri birkaç yıl da olsa hasret bıraktığı üst düzey performansını sergilemiş. Kendisini yine Oscar yarışına sokmuşa benziyor. Diğer yandan Crowe bekleyeceğimiz üzere başarılı bir oyunculuk sergilese de karakterinin getirileri doğrultusunda da zaman zaman zayıf kalıyor. Bizleri etkilemiyor. Filmdeki oyunculuklar ve karakterlerin analizi işte böyle. Gelirsek Scott’un yaptıklarına. Özellikle senaryoyu filmin uzun süresine akıcı bir şekilde yayması hiç de kolay bir iş değil. Filmin izlenme kolaylığını ve keyifliliğini artırdığı kesin. İngiliz yönetmen, kendisini film boyunca hissettirmiş. Kullandığı kamera açıları, kurduğu atmosfer, dönemin Amerika’sının kurulması, müzik kullanımı ve buna benzer birçok özellikle yönetmenin filme hakimliği oldukça başarılı. Yer yer Dedektif Richie’nin karakterinin zayıf yönleri hissedilse de büyük bir sorun olmadan filmi toparlamış. Çok ince mesajlar verme gayesi yerine daha kalburüstü mesajlarla 70’lerin Amerika’sını başarılı bir şekilde resmetmiş. Özellikle polis departmanına getirilen eleştiri çok sert olmadan dünyanın hala güzel bir yer olduğu, en azından “iyi”liğin kaybolmasının zor olduğunu belirtmiş.

Scott’un bu yıl da Oscar’ı alması zor olsa da kafasını pek de derinlere sokmadan adına yakışır bir filme imza attığı kesin. Türünün başarılı örneklerine yaptığı atıflarla kalitesini arttırsa da türe yeni bir şey katmayan fazla Hollywoodvari bir film “American Gangster”. Tabii tamamen bir eksi olarak kabul etmek de yanlış olsa gerek. Yılın başarılı filmleri arasına rahatlıkla adını yazdırabilecek düzeyde olsa da uzun vadede adından çok da fazla söz ettiremeyecek gibi. Uzun lafın kısası izlenildiğine hiç de pişman olunmayacak bir yapım.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Amerika’nın Son Gangsteri” bu yazı hakkında 1 yorum var

  • mavi diyor ki:

    Yönetmen Ridley Scott oyuncular Dezel Waşhington,Russell Crowe.Kadro süper filme gelince:Amerika vietnama girmiş (ne işivarsa orda)ve işgal etmeye başlamış 60lı yıllar Amerika Vietnama havadan ve karadan saldırıyor ve gözle görünen tenle hissedilen bir saldırı ve bu saldırıya karşı kendinizi bir noktaya kadar yada sonuna kadar koruyabilirsiniz peki gözle göremediğiniz ve sinsice sizin içinize girmiş olan düşman ona karşı ne yapabilirsiniz?Evet işte Amerikaya böyle bir saldırı düzenliyor Vietnam ve yine bir Amerikalının eliyle üstelik Afrika asıllı Amerikalı bir adamın eliyle Amerikan ordusunun da yardımıyla ülkeye uyuşturucu sokuyor ve Amerikalılara içerden saldırıyor.Çok ilginç bir hayat hikayesi var karşımızda.Önce bir şöförken daha sonra uyuşturucu mafyasının bir numaralı adamı oluvermiş bir adam.Ve polislerde dahil olmak üzere herkesi yöneten.Yanından bir kadın kalkareken ayağa kalkacak kadar centilmen ama sokakta bir adamı gözünü bile kırpmadan kafasına bir kurşun sıkacak kadarda cani.Sofarada bütün elleri birleştirerek dua edecek kadar dindar görünümlü fakat Sokaklarda ben tanrıyım edasıyla dolaşan…Film herşeyiyle bir sistem eleştirisi yapır.Amerikalıların bu huyunu seviyorum birşey yanlışsa bu yanlış demeyi biliyorlar ve sonuna kadar eleştiriyorlar korkusuzca ve dürüstçe.Karşımızda işte böyle bir film var.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler