Ağlamak Güzeldir

Ai qing wan sui (1994) {Vive L’Amour – Yaşasın Aşk} / Tsai Ming Liang

Yalnızlığın bütün bedenini kapladığı May Lin’in, bilinmezliğin sokaklarında dönüp dolaşıp, bir kenara oturup ağladığı sahne, kuşku yok ki en içten, en sade ve seyircisini kalbinden fetheden ağlama sahnelerinden biridir. Uzun plan sekanslarıyla ünlü, Yeni Tayvan Sinemasının medar-ı iftiharı Tsai Ming Liang’ın yaklaşık altı dakika kesintisiz süren bu sahnesinde, May hıçkıra hıçkıra ağlar. Ardından bir sigara yakar. Hıçkırıklar hala sessizliği bozmaktadır.

———————————————————————————————————-

Mat i syn (1997) {Mother and Son – Ana ve Oğul} / Aleksandr Sokurov

Hasta annesiyle beraber çıktığı yolculuğun ardından, ana uykuya dalınca; oğul sis bulutlarını, rüzgarın hüküm sürdüğü dağları, tepelerin yamaçlarını aşar. Fakat bir türlü hayata yetişemez. Ulaşılması güç soruların cevaplarını bulamaz ve bu yenilginin ardından oğul, bir ağacın gövdesine yaslanarak, çaresiz bir biçimde ağlamaya başlar.

——————————————————————————————————–

Beş vakit (2006) / Reha Erdem

Babasından ölesiye nefret eden Ömer, her ne kadar babasını öldürme girişimlerinde başarılı olmasa da; dileği nihayet gerçekleşmiştir. Ne var ki Ömer mutlu değildir. Pişmanlık ve suçluluk duygularıyla ağır ağır büyüyen Ömer, yüksek bir dağın tepesine çıkar sabaha doğru. Yüzünü yüce bir denize dönüp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar.

———————————————————————————————————–

Yumurta (2007) / Semih Kaplanoğlu

Uzun zamandır görmediği taşra kasabasına dönen Şair Yusuf adeta bir kuyunun içindeymiş gibi çırpınıp durur. Çekip gitmek ister, hem kalması için hiçbir sebep de yoktur görünürde. Fakat her çekip gitmeye kalktığında karşısına bir engel çıkıverir. Bu engellerden biri de, bir hortlak gibi karşısına dikiliveren köpek figürüdür. Annesinin ölümüne, ya da eski sevgilisinin bir başkasıyla evlenmesine ağlamayan Yusuf, korku ve panik içerisinde, çaresiz bir biçimde ağlamaya başlar. O ana dek içinde birikiveren her şey, gözyaşı olup süzülüverir Yusuf’un yanaklarından.

————————————————————————————————————

The Thin Red Line (1998) {İnce Kırmızı Hat} / Terrence Malick

Savaş insanı asileştirmez. İnsanı köpeğe çevirir. Ruhu zehirler. Japon köyüne yaptıkları baskınla etrafı yerle bir ettikten sonra, ölmek üzere olan bir japona şunları söylemişti askerimiz: Şu kuşları görüyor musun? Seni çiğ çiğ yiyecekler. Gittiğin yerden asla geri dönmeyeceksin.
Ruhu zehirlenmişti onun da. İşte bu yüzden yağmurun altında tir tir titreyip, boğulurcasına ağlıyor. Japonun kendisine söylediği ve hiçbir anlam veremediği sözler kulaklarında çınlarken, yağmurun altında boğulurcasına ağlar…ağlar…Ruhundaki zehir temizlensin diye.

————————————————————————————————————-

Fight Club (1999) {Dövüş Kulübü} / David Fincher

Ağlamak güzeldir demiştik. Anlatıcımız da öyle düşünüyor. Uykusuzluk çeken anlatıcımız, kanser terapisinde başını Bob’un kocaman göğüsleri arasına yaslayıp, kendini bırakıveriyor. Sonra her şeyi unutuveriyor. Karanlık ve sessizlikle bütün oluveriyor. Bu ağlamayla beraber özgürlüğü buluyor. Hiç umudunun kalmaması, özgürlük demekti. Sonrasında bebekler gibi uyumaya başlar.

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“Ağlamak Güzeldir” bu yazı hakkında 9 yorum var

  • Rashomon diyor ki:

    ‘In the Name of the Father’ {Babam İçin – 1993} / Jim Sheridan

    Hapisanede baba ve oğulun duygusal bir konuşma yaptığı anda, Gerry Conlon (Daniel Day-Lewis) babasına ‘baba yine duygusallaşma’ diye kızıp; sonra ağlamaya başlar. Aslında kızmaz babasına, kendisidir duygusallaşan o yüzden babasına o sözleri söyler.

    Hatırımda kaldığı kadarıyla o ağlama anına, Gerry’nin çocukluğuyla ilgili olarak hatırladığı şeyleri anlatmasıyla gelinir. ‘Çocukluğumla ilgili olarak hatırladığım tek şey, senin elindeki kirli tütün kokusuydu…’

  • milsin diyor ki:

    L’amant ( Sevgili ) 1992 / Jean-Jacques Annaud

    filmimizin son karesi gerçekten etkilidir genç kız çinli adama aşık olduğunu ondan ayrıldığında farkeder ve onu fransaya götüren geminin küpeştesinde, çalan piyano sesinin eşliğinde ve yitip giden aşkı için uzun süre gözyaşı döker…

  • November76 diyor ki:

    ‘Bacheha-Ye Aseman’ {Cennetin Çocukları – 1997} / Majid Majidi

    Küçük Ali’nin maratonda ikinci olup ikincilik hediyesi olan spor ayakkabıyı alarak kardeşine vermek istemesi hayal olmuştur çünkü birinci olmuştur, Ali’nin nasıl yıkılıp ağladığını mutlaka izlemelisiniz. Yoksulluğun ağlattığı çocuklar…

    ‘Cool Hand Luke’ {Parmaklıklar Arkasında- 1967} / Stuart Rosenberg

    Luke annesinin ölüm haberini alması üzerine eline gitarı – ya da ona benzer bir müzik aleti- alıp bir şarkı çalıp söylemeye başlar, yüz ifadesi her zamanki gibi donuktur ancak gözlerinden yaşlar süzülmektedir. Kolay kolay hiçbir şeyden sarsılmayan bu adamın ağlaması da kendine has…

  • kadir503 diyor ki:

    First Blood {İlk Kan} / Ted Kotcheff (1982)

    Ülkesinin tamamen bir yok ediciye dönüştürdüğü asker eskisi John Rambo, ormanın içerisinde tek başına bir orduya karşı giriştiği savaştan sonra babası gibi gördüğü komutanı karşısında hüngür hüngür ağlamaya başlar bu sert adam. O’nu o şekle onlar getirmiştir.

  • Rashomon diyor ki:

    ‘The Last Picture Show’ {Son Gösteri – 1971} / Peter Bogdanovich

    Filmin bir sahnesinde, ana karakterlerden Sonny Crawford’ un göl kenarından geçerken Sam the Lion’ u hatırlayıp ağladığı sahne gerçekten görülmeye değerdi. Yine Sonny Crawford’ un hiç kimseye zararı olmayan, sadece yolu süpüren arkadaşının ölümü üzerine isyan ettiği ve ağladığı sahneler görülmeye değerdi….

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Shichinin no samurai’ {Yedi Samuray – 1954} / Akira Kurosawa

    Ekibe, samuray olmadığı halde samuraymış gibi davranıp katılan; ama özellikle filmin sonlarına doğru köyü korumak için elinden geleni yapan karakterimiz, ölümü göze alarak girip kurtardığı bebek ile birlikte ağlamaya başlar. Çünkü onu da annesi böyle terk etmiştir, yıllar önce.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Lukas Moodysson’un ‘Lilja 4-ever’ {Daima Lilya – 2002} adlı dokunaklı filminde annesince bir başına bırakıldığında süklüm püklüm olmuştu ağlamaktan genç kızımız.

    Ağlamak bazen de tek başına bir mekana kapanmak ve gözyaşlarını içine akıtmak suretiyle gerçekleşir. King Vidor’un ‘Duel in the Sun’unda (1946) abi ile kardeşin aralarını açan esmer güzeli Pearl (Jennifer Jones) bunu yapıyordu sonlara doğru.

    Bazen bir kadının çaresizliğinin dışavurumudur: Tıpkı Ken Loach ustanın, çocuklarını kazanmak için hukuk mücadelesi veren bir kadının dramını odağa aldığı “Ladybird Ladybird”ü (1994) gibi…

    Kim demiş erkekler ağlamaz diye! Ertem Eğilmez’in “Canım Kardeşim”inde Kahraman’ın öldüğü sahnede Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin durumları bu savı yalanlıyordu.

  • milsin diyor ki:

    kim ki duk’un en sevdiğim bence en başarılı filmi “Bad Guy”

    insanın alışamayacağı imkansız denen şeylerin bile başa gelince nasıl da zamanla içselleşeceği ve alışkanlığa dönüşeceği üzerine etta scolla nın i tuoi fiori’sinin eşliğinde şiir gibi bir film … konumuz ağlamaksa filmimizde bol bol mevcut kızımızın alışkanlığa giden yolda döktüğü gözyaşları bu konu başlığının olmazsa olmazlarından olmayı hakkediyor kanımca…

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Fil adam’da ağlamıştım

    https://www.youtube.com/watch?v=sn7bEVnFlds
    **

    bir de tabiki

    Brokeback Mountain’deki şu sahne: (TAM BİR ÇARESİZLİK)

    https://www.youtube.com/watch?v=mTTytc_Dfnc

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler