‘Adana – Paris’ (1995) / Ahmet Soner

- Yılmaz Güney, sinemamızın en önemli ve bir numaralı yönetmeni olmaya devam ediyor. (Onat Kutlar)
- Ben onu yalnız bir sanatçı olarak görmüyorum. Sinema yoluyla ve sinemanın da ötesinde geniş kitleleri, ezilmiş insanları, sorunları olan insanları etkileyen bir sinemacı o… (Mahmut Tali Öngören)
- Yılmaz kadar Türk toplumunun çelişkilerini hisseden, yakalayan ve sinemasına yansıtan bir sanatçı olmamıştır demek herhalde abartı olmaz. (Atilla Dorsay)

Ahmet Soner’in yönettiği, Fatoş Güney’in yapımcısı olduğu bir belgesel bu. Güney’i tanıyan kişilerle yapılan röportajlardan ve filmografisinin seçme eserlerinden yansıyan karelerden oluşan bir belgesel. Güney’in, Adana’nın Yenice ilçesinden Paris’e dek uzanan yaşam öyküsü, sanatsal ve siyasal yolculuğu anlatılıyor.
Ayrıca Güney’in arşivlerden alınmış ve Fransa günlerine tarihli bir konuşmasını da görüyoruz. Yazının son paragrafını bu anlamlı konuşmaya ayırmak istiyorum.

- – - Aşağıda yazılanların tamamı filmden aldığım bazı notlardır. – - -

* Tanıklıklarına başvurulanların tam listesi:
İrfan Atasoy, Özdemir İnce, Ali Özgentürk, Atıf Yılmaz, Onat Kutlar, Agah Özgüç, Tuncel Kurtiz, Yılmaz Atadeniz, Şükrü Tekbaş, Selahattin Geçgel (‘İnce Cumali‘deki dublörü imiş.), Gani Turanlı, Ali Uğur, Kaya Ererez, Atilla Dorsay, Hülya Koçyiğit, Aytaç Arman, Güven Şengil, Mahmut Tali Öngören, Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan (belgeselimizin özgün müzikleri de ona ait), Ayşe Emel Mesçi, Tarık Akan, Halil Ergün, Fehmi Yaşar, Oktay Etiman, Necmi Demir, Faruk Pekin, Sırrı öztürk, Kamil Dede, Yavuz Önen, Mevlüt Ekinci, Kendal Nezan, Fatoş Güney, Yaşar Pütün (kardeşi) ve Yılmaz Pütün (oğlu), Erdal Öz, Aziz Nesin, Jacques Lang, Costa-Gavras…

* Belgeseldeki kolaja dahil filmlerin tam listesi:
Yedi Dağın Aslanı’, ‘At, Avrat, Silah’, ‘Haracıma Dokunma’, ‘Kargacı Halil’, ‘Kozanoğlu’, ‘Kızılırmak Karakoyun’, ‘Aç Kurtlar’, ‘Umut’, ‘Yarın Son Gündür’, ‘Acı’, ‘Ağıt’, ‘Umutsuzlar’, ‘Arkadaş’, ‘Endişe’, ‘Sürü’, ‘Düşman’, ‘Yol’, ‘Duvar’.

Yılmaz Güney’in Adana’da geçen çocukluk yılları, fena halde “Muzo”yu akıllara getiriyor. Memduh Ün’ün ‘Zıkkımın Kökü’ndeki çocuk…
Sinema salonları adeta ikinci adresiymiş küçük Yılmaz’ın. Salonlara bobinler taşırmış bisikletiyle. Yer göstericilik yaparmış.
Ali Özgentürk, o dönem kendilerini sinemaya parasız sokan kişinin o olduğunu söylüyor.

Çirkin Kral’ı ‘Bu Vatanın Çocukları‘ (1959) ile sinemaya sokan Atıf Yılmaz‘ın dediğine göre, 60′lı yıllarda sette sivil polisler ve hafiyeler kol gezermiş.

Onat Kutlar‘dan öğreniyoruz Güney’in ne kadar Doğrucu Davut bir karaktere sahip olduğunu. Öykülerindeki komünizm propagandasını inkar etmiyor sanatçı. İnkar etse belki hapse girmeyecek. Buna rağmen doğru bildiğini söylemekten kaçınmıyor.

Agah Özgüç, Güney ile yapımcı/yönetmen Nevzat Pesen‘in ilk karşılaşma anını naklediyor bize. Pesen, “Bundan kömürcü çırağı bile olmaz!” demiş.

Yılmaz Atadeniz, “Güney ile 10′un üzerinde film çeken tek yönetmen benim“i iftiharla söylüyor. (‘Çirkin Kral‘ın yönetmeni de o değil miydi!)

Beraber güzel işlere imza attığı görüntü yönetmeni Gani Turanlı, ortaklıklarının ‘Seyyit Han‘ ile başladığını belirtiyor ve de ekliyor: “Yılmaz’ın ‘ilk rejisörlük eserim‘ diye kabul ettiği filmdir Seyyit Han.”

Ali Uğur, Yılmaz’ın Muş’ta askerlik yaparken oynayıp yönettiği ‘Aç Kurtlar‘ filminin ne zorluklarla çekildiğinden bahsediyor.

‘İhtiyar’ da (Tuncel Kurtiz) sözünü ediyor o günlerin. O da askerliğini Muş’ta yapmış ama öğretmen olarak… Kurtiz’in tanıklığına sıkça başvuruluyor belgeselde.

Kaya Ererez, Güney’in sete senaryosuz gelen tek yönetmen olduğunu söylüyor.

Değerli yazarımız Erdal Öz, onun kitaplarını Can Yayınları’ndan bastığını açıklıyor: ‘Boynu Bükük Öldüler‘, ‘Sanık‘, ‘Salpa‘…

Aytaç Arman ve Güven ŞengilBaba‘ filminden; Hülya Koçyiğit, ‘Zeyno’daki atlı sahneden; Ayşe Emel Mesçi, ‘Endişe‘ ve iki çocuğunun da oyuncular arasında yer aldığı ‘Duvar‘ filmlerinden; Melike Demirağ, babasının oynamasına razı gelmediği ‘Arkadaş‘ ve Doğu’yu hiç tanımayan şehirli bir kız olarak kadroya dahil olduğu ‘Sürü‘ filmlerinden; Şanar Yurdatapan, ‘Arkadaş‘ parçasından; Tarık Akan ve Halil ErgünYol‘dan (filmin ilk adı ‘Bayram‘.); Fehmi Yaşar, ‘Düşman‘dan bahsediyorlar.

Tuncel Kurtiz: Yılmaz, bu “Çirkin Kral”ı bilinçli olarak götürdü. Fakat bu Çirkin Kral’ın içinde de harikulade mesajlar vardır.

Mahmut Tali Öngören: Yılmaz Güney’in en önemli özelliklerinden biri, sokaktaki adamın temsilcisi olması. Çünkü o güne kadar hep sinekkaydı tıraş olmuş, o jilet reklamlarındaki tipler baş köşedeydi. Yılmaz Güney ile bu yavaş yavaş sarsılmaya başladı.
Onun en kötü filmlerinde bile halktan yana bir başkaldırı vardır.

Onat Kutlar: Yılmaz Güney’in Çirkin Kral filmlerinden pek haz etmezdik. Hatta küçümser, alay ederdik. Birgün beni Levent’teki evine çağırdı ve uzun uzun konuştuk. O gün bana aslında çektiği bu tarz filmleri kendisinin de beğenmediğini, bunu belli amaçlarla yaptığını söyledi.

Yaşar Pütün: ‘Umut’ filmi, babamızın hayat öyküsüdür bir anlamda. Babam da gençlik yıllarında Adana yöresinde define aramış. Umut filmi bizim oturduğumuz evde çekildi. Fatoş Yenge’yi de ilk kez orada gördük.

Fatoş Güney: Yılmaz’la karşılaştığımda henüz 16 -17 yaşlarındaydım. Dünyaya tozpembe gözlüklerle bakıyordum. Hayatı ve hayatın işleyiş kanunlarını gerçekçi bir gözle algılayabilmenin ilk adımlarını Yılmaz’la attım.
1970′lerdeki siyasi ve sosyal olaylar bizi de etkileyecekti.

Oktay Etiman: Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir ve ben, Ephraim Elrom’u (İsrail’in 1971 senesindeki İstanbul başkonsolosu) kaçırıp bir yerde sakladık. Bu süre içinde güvenlik kuvvetleri hatta İsrail’den gelen gizli servis elemanları, Elrom’u bulmak yönünde çaba harcıyorlardı. Yılmaz Güney bizi evine davet etti.
Fatoş Güney: 1971 yılının bir akşam üstü, ordu ve devlet güçlerinin önünden ceylanlar gibi kaçan üç genç adam, Levent’te oturduğumuz evin kapısını çaldı. Her yerde onları arıyorlardı. Birazdan sokağa çıkma yasağı başlayacaktı ve gidebilecek hiçbir yerleri yoktu. Onları tavan arasına sakladık. Yılmaz bu nedenle iki yıl Selimiye’de tutuklu kaldı. Oğlumuz ilk adımlarını Selimiye’nin bahçesinde attı. Ancak yaptığımız işten hiçbir zaman pişmanlık duymadık.

Selimiye’deki volta arkadaşı Faruk Pekin‘in söylediğine göre, düşünen insanın ikinci adresi olan hapishanede de boş durmamış. Eski Türkçe’yi orada öğrenmiş. Ernest Fischer’in “Sanatın Gerekliliği” kitabından özellikle yararlanmış.

Kamil Dede: Türkiye’nin en iyi, en gözde sanatçısı olduğu dönemde, bu düzenin kendisine her şeyi vermeye hazır olduğu ve verdiği bir dönemde, düzenin sunduğu bütün nimetleri elinin tersiyle iterek, emekçi halkın kurtuluş mücadelesinin yanında yer aldı. Düzen, bu nedenle Yılmaz Güney’i hiçbir zaman affetmedi. Ona kılıç çeken, ona karşı emekçi halkın yanında yer alan Yılmaz Güney`i uzun yıllar unutturmaya çalıştı. Şüphesiz unutturamadı!

Yumurtalık Olayı için Mesçi ve Fatoş Güney provokasyon nitelemesi yapıyorlar belgeselde.

Öngören’in söylediğine göre hapiste ziyaretine gidenler arasında Uğur Mumcu da varmış.

Fatoş Güney: Onun cezaevindeki etkinliğini yok etmek için sürekli bir cezaevinden diğerine gönderip duruyorlardı.

Aziz Nesin: Yılmaz Güney bana göre düşünsel gelişimini cezaevinde tamamladı.

Fransa’da, 80′lerin hemen başında iktidara gelen sosyalist François Mitterand hükümetindeki bakanlardan biri olan Jacques Lang şöyle diyor onun için: Halkının serüvenini, incelik dolu ve güçlü bir yaklaşımla anlatırken; onların umutlarına, endişelerine, hayallerine ve acılarına da yer veriyordu. Dünya sinema tarihinin en dokunaklı filmlerinden biri olan ‘YOL’u gerçekleştirdi.

Costa Gavras: En çok duygulandığım an, Güney’in cenaze töreniydi. Önce insanların yürüyüşü, sonra da  Père Lachaise mezarlığında olanlar. Herkes çok duygulanmıştı. Ben fazla yaklaşamadım ama ağaçların, mezarların, heykellerin üstünde bile insanlar vardı. Beni en çok düşündüren ve üzen şey, böylesine çok sevilen büyük bir yönetmenin, ülkesinde bir mezara sahip olamayışıdır. Beraber yaşayan Türk ve Kürt halkını bu kadar sevip onları filmlerinde yansıtan bir insan, neden düşman ve vatan haini gibi gösterilir?

- Arkadaşlar! Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor. Biz, bütün ömrümüzü gurbette geçirip, gurbet türküleri söylemek istemiyoruz! Biz, yiğitlikleriyle destan yazmış bir halkız ve önümüze çıkacak bütün güçlükleri yenecek azme ve kararlılığa sahibiz. Türk, Acem ve Arap devrimci demokratları, ‘Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının’ en candan savunucuları olarak bu kavganın bir parçasıdırlar ve ortak düşmana karşı savaşmaktadırlar. Ezilen sınıfların sınıf kardeşliği, en güçlü silahlarımızdan biridir. Dost ve düşman herkes bilsin ki, KAZANACAĞIZ! Mutlaka kazanacağız! Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler