69. Altın Küre Adayları

—————————————————————————————————————–

Dram Dalında En İyi Film:

*Descendants

*The Help

*Hugo

*The Ides of March

*Moneyball

*War Horse

—————————————————————————————————————–

Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Film:

*The Artist

*Bridesmaids

*50/50

*Midnight in Paris

*My Week with Marilyn

—————————————————————————————————————–

Dram Dalında En İyi Erkek Oyuncu:

*George Clooney – The Descendants

* Leonardo Di Capriıo -  J. Edgar

*Michael Fassbender  – Shame

*Ryan Gosling  – The Ides of March

*Brad Pitt – Moneyball

——————————————————————-

Dram Dalında En İyi Kadın Oyuncu:

*Glenn Close – Albert Nobbs

*Viola Davis – The Help

*Rooney Mara – The Girl with the Dragon Tattoo

*Meryl Streep  – The Iron Lady

*Tilda Swinton – We Need to Talk About Kevin

—————————————————————————————————————–

Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu:

*Jean Dujardin – The Artist

*Brendan Gleeson  – The Guard

*Joseph Gordon-Levitt – 50/50

*Ryan Gosling – Crazy, Stupid, Love

*Owen Wilson – Midnight in Paris

—————————————————————————————————————–

Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu:

*Jodie Foster – Carnage

*Charlize Theron – Young Adult

*Kristen Wiig – Bridesmaids

*Michelle Williams – My Week with Marilyn

*Kate Winslet – Carnage

—————————————————————————————————————–

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:

*Kenneth Branagh – My Week with Marilyn

*Albert Brooks – Drive

*Jonah Hill – Moneyball

*Viggo Mortensen – A Dangerous Method

*Christopher Plummer – Beginners

—————————————————————————————————————–

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:

*Berenice Bejo – The Artist

*Jessica Chastain – The Help

*Janet McTeer – Albert Nobbs

*Octavia Spencer – The Help

*Shailene Woodley – The Descendants

—————————————————————————————————————–

En İyi Animasyon Film:

*The Adventures of Tintin

*Arthur Christmas

*Cars 2

*Puss In Boots

*Rango

—————————————————————————————————————–

En İyi Yönetmen:

*Woody Allen – Midnight in Paris

*George Clooney – The Ides of March

*Michel Hazanavicius – The Artist

*Alexander Payne – The Descendants

*Martin Scorsese – Hugo

—————————————————————————————————————–

En İyi Senaryo:

*Woody Allen – Midnight in Paris

*George Clooney, Grant Heslov, Beau Willimon – The Ides of March

*Michel Hazanavicius – The Artist

*Alexander Payne, Nat Faxon, Jim Rash – The Descendants

*Steven Zaillian, Aaron Sorkin – Moneyball

—————————————————————————————————————–

En İyi Yabancı Film:

*The Flowers of War (Çin)

*In The Land of Blood and Honey (ABD)

*The Kid with a Bike (Belçika)

*Jodaeiye Nader az Simin (İran)

*La piel que habito (İspanya)

—————————————————————————————————————–

En İyi Film Müziği:

*Ludovic Bource – The Artist

*Abel Korzeniowski – W.E.

*Trent Reznor, Atticus Ross – The Girl with the Dragon Tattoo

*Howard Shore – Hugo

*John Williams – War Horse

—————————————————————————————————————–

En İyi Orijinal Şarkı:

*Hello Hello – Gnomeo & Juliet  ( Beste Elton John, Söz Bernie Taupin )

*The Keeper – Machine Gun Preacher ( Beste – Söz : Chris Cornell )

*Lay Your Head Down – Albert Nobbs ( Beste Brian Byrne, Söz Glenn Close )

*The Living Proof – The Help  ( Beste: Mary J. Blige, Thomas Newman, Harvey Mason, Jr. Söz: Mary J. Blige, Harvey Mason, Jr., Damon Thomas)

*Masterpiece – W.E. ( Beste – Söz: Madonna, Julie Frost, Jimmy Harry)

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“69. Altın Küre Adayları” bu yazı hakkında 12 yorum var

  • Stallion diyor ki:

    Diğer konulara pek göz gezdiremedim fakat
    Dram Dalında En İyi Erkek Oyuncu:
    Brad Pitt – Moneyball
    olmalı :)

  • kadir503 diyor ki:

    Artık yeni yıla girmek üzereyken tüm sinema dünyasının aynı anda kalbinin atacağı ödül törenleri de başlıyor. Tabii her zamanki olduğu gibi ilk odağımız ‘Golden Globe’ oluyor.

    Yine her filmi ödül törenine kadar görme şansımız az olsa da izleyebildiklerimizle ilgili duygu ve düşüncelerimizi bu başlıkta paylaşacağız.

    İlk bakışta ‘Ides of March’ın adaylıklarını biraz abartılı bulduğumu söylemeliyim. Tamam, iyi filmdi de yönetmen ve film dalında adaylık alması bana abartılı geldi biraz. Zira çok sevdiğim Ryan Gosling’in de bu filmle olan adaylığı fazla geldi. Bunun dışında son yıllardaki en iyi performansını sergileyen Woody Allen ve Brad Pitt’in görmezden gelinmemesi sevindirici bir durum. Film dalında izleyemediğim Alexander Payne’nin filmi ise şuanlık en merak ettiğim filmler arasında…

  • kadir503 diyor ki:

    Yılın en renkli filmlerinden olan “Hugo” için yorumum: http://www.sinemabuyusu.com/index.php/scorsese-ile-uc-boyutlu-bakmak.html

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Moneyball’ {Kazanma Sanatı – 2011} / Brett Miller

    Bennet Miller 2005’te çektiği Truman Capote’yi anlattığı “Capote” ile oldukça başarılı olmuş. Philip Seymour Hoffman Oscar kazanarak Miller da ilk filmiyle Akademiden adaylık almıştı. Yaklaşık 6 yıl film çekmeyen Miller bizlere bu yıl biyografik spor dramı “Moneyball”ı sundu.

    Her ne kadar iyi eleştiriler alsa da beyzbol ile uzaktan yakından bir ilgimin olmamasından dolayı filme burun kıvırarak gitmiştim. Filmin onuncu dakikasından sonra ise filmi beğenmek ve anlamlandırmak için bu spor hakkında fazla bir bilgi gerektirmediğini anlamanın verdiği hazla filmi keyifle izledim.
    Billy Beane adında bir beyzbol kulübünün patronunu anlatan “Moneyball”ın en büyük çekici yanı iyi yazılmış diyaloglardan oluşan senaryosu ve Brad Pitt’in içten performansı. Billy Beane ile yine bu role oldukça iyi giden Jonah Hill’in hayat verdiği Peter Brand’in karşısındaki tüm engellere karşı kulübü başarıya götürme çabaları filmin odak noktası. Tabii bunda Beane’nin kişiliği ve hırsı çoğu zaman ön plana çıkıyor. Düşük bütçeli bir spor kulübü nasıl yönetilir ve başarıya taşınır, detaylı bir biçimde filmde anlatılıyor. Aslında bizlere sıkıcı gelebilecek bir öykü Akademi ödüllü Steven Zaillian’ın da katkıda bulunduğu senaryosuyla oldukça iyi bir seyirliğe dönüşüyor.

    Artık hemen her röportajında aktörlüğü bırakacağını açıklayan Brad Pitt’e bu filmde ayrı bir parantez açmak gerek. Billy Beane karakterine o kadar içten ve başarılı oynamış ki bazılarının hala aklından çıkaramadığı Tyler Durden’i bile unutturabilecek bir performans sergilemiş. İlk defa Brad Pitt için artık bir Oscar kazansın diye içimden geçirmeden edemedim filmi izlerken.
    Belki ana dallarda ödül almak için zayıf bir film olsa da oyuncu ve senaryo dallarında ödül törenlerinde rakiplerini oldukça zorlayacak bir film “Moneyball”. Hepsinden ötesi filmi hemen her sene karşımıza çıkan artık bir klişeye dönüşmüş gerçek yaşanmış başarı hikayelerinden birine dönüştürmediği için yönetmen Bennet Miller’i kutlamak gerek.

  • oscar1895 diyor ki:

    ‘The Ides of March’ {Zirveye Giden Yol – 2011} / George Clooney

    Karizmatik aktör George Clooney’nin kameraların arkasına oturduğu dördüncü filmi ‘The Ides of March’, Amerika’nın kirli politika oyunlarına eleştirel bir bakış açısı getiren yılın dikkat çekici yapımlarından biri. Muhtemelen birileri yine çıkıp, biz bunları biliyorduk, diyecektir. Yine de dünyanın neresinde olursanız olun, insanların büyük bir çoğunluğu, bir şekilde bir siyasi partiye inanmak zorunda hissediyor. İşte tam da bu noktada The Ides of March, kirli oyunlara bulaşmadan, temiz bir siyasetin imkansız olduğunu vurguluyor. Hele ki işin içerisine iktidar savaşları girince, en saf ve en masumane duyguların bile bu savaş uğruna nasıl harcandığını sert bir üslupla dile getiriyor.

    Filmin birbirinden değerli oyuncu kadrosunda son yıllarda yıldızı iyice parlayan Ryan Gosling, Philip Seymour Hoffman, Paul Giamatti, Marisa Tomei ve yönetmen George Clooney gibi isimler var. Oyuncuların performansını son derece başarılı bulduğum filmde, bilhassa Clooney ve Gosling’in performanslarını beğendiğimi söyleyebilirim. Hele ki karşılıklı blöf yaptıkları sahne, filmin gerilm dozajını en üst seviyeye taşıyor.

    Amerika’nın 2000’li yıllarında geçen seçim yarışına odaklanan film, başkanlık yarışında her yolu mübah gören insanların çevresinde şekilleniyor. Güç ve iktidar uğruna bir savaş başlatılabilir, yalan söylenebilir, hile yapılabilir hatta ülke iflasa sürüklenebilir. Siyasetin çiğnenmeyecek tek kuralı stajyerlerle beraber olmamaktır. Filmde gördüklerimiz esasında Amerika’da geçse de, sözümona demokrasi ile yönetilen ülkelerde de aynı kirli politik oyunların döndüğü aşikar. Yine de Amerika’nın seçim sitemine yabancı olanların filmi takip etmekte zorluk çekmeleri, son derece zekice yazılmış diyalogları kaçırmaları muhtemel.

    Her daim muhalif kimliğiyle tanıdığımız aktör-yönetmen George Clooney’nin ‘Good Night and Good Luck’ta yakaladığı olgun sinema dili, gösterişten uzak bir politik dram izlememize olanak sağlıyor. Film her ne kadar siyasi partilerin iktidar savaşını eleştirse de, Morris gibi adamların bu filmi özellikle seçim yarışlarında izleyip koltuğa yakın olmak için neler yapmaları gerektiğini görmek niyetiyle izleyeceklerinden kuşkum yok.

  • oscar1895 diyor ki:

    ‘The Help’ {Yardımcı – 2011} / Tate Taylor

    Geçtiğimiz yıllarda ‘Precios’ (Acı Bir Hayat Öyküsü) ile Sapphire’in eserini sinemaya uyarlayıp oldukça ses getiren Hollywood, yine merkezine siyahi kadınları ve Amerika’nın ırkçı kimliğini masaya yatırmak ve Oscar yarışına dahil olmak için kolları sıvamış.

    İzlerken epey sıkıldığım ‘The Help’, 60’ların Mississippi’nde siyahi hizmetçiler ve hizmet ettikleri ev hanımlarını konu almakta. Amerika’nın ırkçı kimliğini sorgulayan film, ne yazık ki mesaj verme kaygısı ve yönetmenin filme pek bir şeyler katamaması sebebiyle son derece sıradan bir üslupla çıkıyor seyirci karşısına.

    Siyahi hizmetçilerin büyüttüğü beyaz çocukların annelerini, bir başka deyişle banliyö hanımlarını eleştirirken, ciddi bir mesele üzerine yoğunlaşırken gerçeklikten çok uzak karakterlerle inandırıcılığını koruyamıyor. Hele ki Bryce Dallas Howard’ın canlandırdığı Hilly karakteri pembe dizi kuşağından fırlamış gibi duruyor.

    Özellikle son yıllarda fazlasıyla karşımıza çıkan 60’lar dönemini çok da iyi anlatamadığını düşünüyorum. Kadınların ellerine sigara tutuşturmak modasıyla dönemin atmosferini yakalamaya çalışan sanat yönetimini de beğenmediğimi belirtmeliyim. Mad Men’in herhangi bir bölümü, bu filmden çok daha fazla 60’lı yıllarda geçmekte.

    Jessica Chastain ve Sissy Spacek’in hem oyunculuklarını hem de canlandırdıkları karakterleri sevdiğimi söyleyebilirim. Bunun dışında, geçmişte çekilmiş türdeşlerinden farklı bir şey anlatmayan, ortalamanın üzerine çıkamayan bir film.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Midnight in Paris’ {Paris’te Gece Yarısı, 2011} / Woody Allen

    Woody Allen kuşku yok ki yaşayan en saygı duyulası yönetmenlerden biri. İlerlemiş yaşına rağmen hayranı olduğu Bergman’ı geçme hevesiyle-sahi hala geçemedi mi- hemen her yıl bir iki filme imzasını atıyor. Büyük ihtimalle ben bu satırları yazarken yeni filmini bitirmek üzere olan Allen’ın son filmi “Midnight in Paris”i tam bir sanat birikiminin kamera aracılığıyla hayat bulması olarak görebiliriz.

    Bir film düşünün ki içerisinde resim olsun, müzik olsun, edebiyat olsun vs her anlamıyla sanat olsun. Hem de Woody Allen’ın sinemaya ilk başladığı günden beri şaşmadığı sinema görüşü, anlatımı kısaca Woody hamuruyla yoğrulmuş olsun. Bu sefer Woody Allen’i oynamaya Owen Wilson soyunmuş. O nevrotik, nevi şahsına münhasır karakter yine karşımızda. Sahi kaç yıldır izliyoruz bu adamı, başka vücutlarda olsa da Woody Allen olarak? Yıllardır izlesek de aynı keyfi veriyor usta. Bu sefer tam bir entelektüel fanteziye soyunuyor, hem de en formda haliyle. Kuşkusuz film, Paris’i en mükemmel betimleyen filmler arasında her daim aklımızda kalacak. Aşıklar şehri, sanat şehri Paris’i Allen’ın gözünden en ince detayına kadar izliyoruz film boyunca.

    Yine kadın-erkek meselesiyle giriyor olaya usta; sonraysa bir sanat fantezisine dönüşüyor film. Filmde kimler yok ki Dali’den Hemingway’e, Picasso’dan Bunuel’e kadar… Hepsini yüzümüzde film boyunca eksik olmayan kocaman bir tebessümle izliyoruz.

    “Midnight in Paris” için Woody Allen’ın son yıllardaki en iyi performansı olarak nitelendirebildiğim gibi yılın ve yönetmenin en iyi işlerinden biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında film beklenen övgüyü ve alakayı pek göremese de umarım bu yıl ödül törenlerinden eli boş dönmez. Son olarak da her sanatseverin kesinlikle görmesi gerektiği bir film olduğunu belirteyim.

  • kadir503 diyor ki:

    ‘The Help’ {Yardımcı, 2011} / Tate Taylor

    Hemen her yıl siyahî ırkın çektikleri acıları adeta gözümüze sokan Hollywood’un bu konudaki bu yılki filmi de “The Help”. Yönetmen koltuğu da öyküye fazla güvenilmiş olacak ki daha önce pek de parlak bir çıkış yapmamış olan Tate Taylor’a bırakılmış.

    Yaşanmış öyküden ortaya çıkmış olan kitabı senaryolaştırılmasını da üstlenen Taylor oldukça yalın bir anlatımla baştan sona bir Hollywood filmi yapmayı başarmış. Bu tip filmlerde fazlaca uzanılan duygu sömürüsüne de işi olabildiğince sululaştırmadan yaslanmış. Pembe dizileri hatırlatan atmosferi ve filmde yer alan ufak espriler de filmi zorlanmadan izlenir kılmış. Tabii bir filmin akıllarda iyi bir yer etmesi için tüm bunlar yeterli değil.

    “The Help” iyi bir izlenime sahip hemen her yıl rahatlıkla en az bir tane rastlayacağımız filmlerden biri. Zaten çok fazla ekstra bir sinemasal bir etki yapamayan filmin belki de en büyük artısı iyi oyunculukları. Özellikle Viola Davis filmde çok başarılı.

    Kuşkusuz ırkçılığı ve ırkçılığın tavan yaptığı 60’lar dönemini anlatan çok daha incelikli birçok film bulmak mümkün. “The Help” izlediğimiz vakit çok fazla bir şey kazanmadığımız izlemediğimiz de çok büyük bir kayba uğramadığımız filmlerden olmuş ne yazık ki. Ömrü hizmetçilikle geçen siyahî ırk kadınların başkaldırışı ilginizi çekiyorsa belki bir göz atılabilir…

  • kadir503 diyor ki:

    ‘Jodaeiye Nader az Simin’ {Bir Ayrılık, 2011} / Asghar Farhadi

    Son yirmi yılda büyük çıkış yakalayan İran sineması hemen her yıl azımsanmayacak değerde birkaç film sunuyor. Kuşku yok ki 2011’de ve son birkaç yıl içerisinde sundukları en önemli film Asghar Farhadi’nin “Bir Ayrılık” adıyla ülkemizde sadece bir sinemada gösterime giren filmi.

    Berlin’de Altın Ayı başta olmak üzere birkaç ödülle dönen film bir tam bir sinema şaheseri. Evli çiftin mahkemede boşanma isteğiyle başlayan film; Simin’in evi terk etmesi üzerine ailenin yaşadığı olaylar doğrultusunda ulaştığı son noktayla çarpıcı bir etki yaratıyor. Filmde kadın-erkek ilişkileri, modern aile yapısı, İran’ın ve aslında tüm dünyada olan yaşam mücadelesi oldukça etkileyici ve orijinal bir öyküyle gözler önüne seriliyor.

    Farhadi’nin hem yazıp hem de yönettiği film oyuncu yönetimi açısından son yılların en gerçekçi ve etkili performanslarını barındırıyor. Ve Farhadi de yazdığı muazzam senaryoya olabilecek en başarılı yönetmenlik performansı sergiliyor. Birçok oyuncunun bir sahnede aynı anda döktürdüğü anlar hiç de azımsanmayacak derecede çok. Ve başta bu sahneler olmak üzere film birçok unutulmaz sinemasal ana şahitlik etmemizi sağlıyor.

    İncelikle yazılmış diyaloglar, kurgu, oyunculuklar, kamera kullanımı hepsi kusursuz. “Bir Ayrılık” izlerken uzun süre hissetmediğiniz sinemasal hisleri barındıran gerçek bir başyapıt. Üzerinden yıllar geçtiğinde de adını rahatlıkla anacağımız İran filmlerinden biri olacağı aşikâr.

  • kadir503 diyor ki:

    ’50/50′ {2011} / Jonathan Levine

    50/50”; hayatında araba kullanmayı becerememek dışında pek de bir olumsuzluk bulunmayan Adam’ın bir anda kanser olduğunu öğrenmesi sonucu yaşadıklarını anlatıyor.

    Bol küfürlü bir Amerikan komedisi gibi başlayan film; Adam’ın ciddi durumu karşısında bir an durulsa ve ciddileşse de duygu sömürüsüne rahatça kayabilecek hikâyesini olabildiğine o sulardan uzak tutmayı başarıyor. Ve dramla komedi arasındaki ince çizgiyi başarıyla tutturuyor. Özellikle Adam ile kankası Kyle’nin diyalogları oldukça eğlenceliyken aynı zamanda 28 yaşında kanser olmanın hissiyatını yansıtması açısından film oldukça duygusal da. Tabii Adam ile psikolojik danışmanı Katherine arasındaki daha sonra aşka kayan bağ da filmin daha ilgi çekici olmasını sağlıyor.

    “500 Days Summer” ile parlayan Joseph Gordon-Levitt gerçekten bu tip hem duygusal hem de dramatik olan filmler için ne kadar doğru bir tercih olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bunun yanı sıra uzun süredir izlemediğim Angelica Huston’u kısa süreli görmek ve “Up in the Air”da oldukça beğendiğim Anna Kendrick’i tekrar izlemek de keyifliydi.

    Müzik kullanımının da başarılı olduğu “50/50” baştan sona sekmeyip kendi doğrultusunda ilerleyebilen yılın izlenilesi filmlerinden biri.

  • kadir503 diyor ki:

    Dram Dalında En İyi Film

    Spielberg ile Payne’nin filminin görmesem de Scorsese’nin filmini ödüle yakın görüyorum.

    Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Film

    Yılın en merak ettiğim filmlerinden “The Artist”i izleme fırsatım olmasa da Woody Allen’ın son yıllardaki en iyi işi “Midnight in Paris”in ödülü kazanması çok da güç olmamalı diye düşünüyorum.

    Dram Dalında En İyi Erkek Oyuncu

    Adaylar açıklandığında keşke “Drive” ile Ryan Gosling’i görseydik diye düşünmüştüm ama şu an için Brad Pitt bu kategorideki tek favorim. Tabii kim bilir uzun süredir adaylıklarla yetinen Di Caprio’ya şans tanınabilir bu kategoride.

    Dram Dalında En İyi Kadın Oyuncu

    En büyük çekişmenin bu kategoride olacağını düşünüyorum. Viola Davis ve Meryl Streep ödüle en yakın gördüğüm isimler. Tabii ödül Tilda Swinton’a dahi gitse hiç yadırgamam.

    Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu

    “Crazy, Stupid, Love”de Ryan Gosling ne kadar iyi bir iş çıkarsa da Joseph Gordon-Levitt bana göre ödüle daha yakın duruyor.

    Müzikal ya da Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu

    Adaylardan hiçbirini izlemediğimden bir yorumda bulunmak zor lakin ödül törenleri gerçek yaşamış kişilere iyi canlandırmış oyunculara hep yakın olmuşlardır gerçeğiyle ödül Michelle Williams’a gidebilir diye düşünüyorum.

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

    Frued rolüyle filmde çok kısa gözüken Mortensen’in adaylıkla yetinir gibi.

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

    Sanki bu kategoride ödül “The Help” ekibinden birine gidecekmiş gibi geliyor.

    En İyi Yönetmen

    Seçim yapmanın en zor olduğu kategorilerden biri. George Clooney’nin adaylık alması bile büyük başarı. Onun dışında Allen, Scorsese, Payne arasında bir yarış olur gibi geliyor, daha ilk çıkışını yapan “The Artist”in yönetmenini düşünürsek.

    En İyi Animasyon

    Spielberg’ün ilk animasyonu “Tenten” izlediğim en eğlenceli ve başarılı animasyonlardan biriydi. Bunun yanında esaslı western animasyonu “Rango” da oldukça başarılıydı. Ödül bu iki film arasında “Tenten”e daha yakın gibi duruyor, dünya çapındaki popülariteyi de göz önünde bulundurursak.

    En İyi Yabancı Film

    Almadovar her ne kadar başarılı bir filme imza atsa da İran filmi “Bir Ayrılık” karşısında duracak güçte değildi. Zira artık en sevdiğim Dardanne kardeşler filmi olan “Bisikletli Çocuk” da Farhadi’nin filmine boyun eğecek gibi. Eğer Akademi büyük bir hata yapmazsa En İyi Yabancı Film Oscar’ı da şimdiden belli gibi.

    Son olarak da dizi dalında umuyorum ki tekrar “Boardwalk Empire” ödülün sahibi olur.

  • kadir503 diyor ki:

    - Kazananlar -

    Dram Dalında En İyi Film: The Descendants

    Komedi ya da Müzikal Dalında En İyi Film: The Artist

    Dram Dalında En İyi Erkek Oyuncu: George Clooney

    Dram Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Meryl Streep

    Komedi ya da Müzikal Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Jean Dujardin

    Komedi ya da Müzikal Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Michelle Williams

    En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christopher Plummer

    En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Octavia Spencer

    En İyi Yönetmen: Martin Scorsese

    En İyi Senaryo: Midnight in Paris

    En İyi Animasyon: The Adventures of Tintin

    En İyi Yabancı Film: Jodaeiye Nader az Simin

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler