29. İstanbul Film Festivali…

Altın Lale için başvurular başladı

09.03.2010 Salı Program açıklanıyor…

Festivalin başlamasına  ise son 30 gün…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“29. İstanbul Film Festivali…” bu yazı hakkında 16 yorum var

  • milsin diyor ki:

    Şimdi sıra gitmeyi umduğum filmleri yazmaya gedi…

    Joseph Losey den;

    - The Servant ( Genç Hizmetkarlar )
    - Accident ( Kaza Gecesi )
    - The Go-Between ( Arabulucu )

    Herzog dan;

    - The Bad Lieutenant: Port of Call – New Orleans ( K ötü Polis )

    Atom Egoyan dan;

    - Chloe ( Büyük Hata )

    Patrice Chéreau

    - Persécution ( Zulüm )

    Marco Bellocchio;

    - Vincere ( Yenmek )

    Brillante Mendoza;

    - Kinatay ( Katliam )

    François Ozon

    - Le Refuge ( Yuva )

    Ve Diğerleri…

    - Wszystko, co kocham ( Sevdiğim Herşey )
    - J’ai tué ma mère ( Annemi Öldürdüm)
    - Contracorriente ( Akıntıya Karşı )
    - Gainsbourg
    - De helaasheid der dingen ( Şeylerin Boktanlığı )
    - Une vie toute neuve ( Yepyeni Bir Hayat )
    - Einaym Pkuhot ( Gözleri Tamamen Açık )
    - Morrer Como Um Homem ( Erkek Gibi Ölmek )
    - Eu cand vreau sa fluier, fluier ( Islık Çalmak İstersem Çalarım )
    - Fish Tank ( Akvaryum )
    - Hadewijch
    - Chun feng chen zui de ye wan ( Bahar Sarhoşu )
    - Kosmos
    - Io, Don Giovanni ( Ben Deniz Don Juan )
    - Nang Mai ( Orman Perisi )
    - Kynodontas ( Köpek Dişi )
    - Celda 211 ( Hücre 211 )

  • milsin diyor ki:

    Bugün itibriyle listemdeki tüm filmleri satın almanın mutluluğu içerisindeyim…

    şimdi sıra 3 Nisan gününü beklemeye geldi son 2 hafta…

  • okaliptus80 diyor ki:

    İyi seyirler sevgili milşin.

    Losey’in hatırına festival orucumu bozasım geldi şimdi. Programa az evvel göz attım da, ‘Eva’yı dahi atlamamışlar. (İzlediğimde hayran kaldığım bu filmleri tekrar yayınlamakta inat eden Cnbc-e’ye de teessüflerimi sunmak isterim.)

    Bu arada… Jane Campion’un debutu ‘Sweetie’yi de (1989) programda görmek güzeldi.

  • milsin diyor ki:

    Festival orucunu bozduğuna göre ( çok güzel bir haber ) gittiğin filmleri paylaşırsan çok mutlu olurum… bu arada listeni de görmeyi çok isterim…

    Bu arada ben eva filminden neden vazgeçtim hayret biletini bulabilirsem pzt. alacağım… tavsiye edermisin sevgili arkadaşım…

  • milsin diyor ki:

    Bugün izlediğim 3 filmle festival benim için resmen başlamış oldu… Kısa kısa tanıtmak gerekirse…


    Une vie toute neuve ( Yepyeni Bir Hayat )2009 / Ounie Lecomte

    Küçük Jinhee babası tarafından yeimhaneye terkedilir … Küçük kız babasının bu terkedişinin nedenlerini çözümlemeye çalışırken bir yandan da bulunduğu ortama uyum sorunları yaşar… Yetim olmayı kabullenemez Jinhee. Kendini orda misafir görür bir nevi,babası vardır çünkü diğerleri gib değildir… Babası gelecek onu ordan alacaktır yakında…

    Ancak gerçeklerle yüzleşmesi kahramanımızın çok uzun sürmez… Yüzleştiği gerçekler ve yetimhanede çok sevdiği arkadaşının da evlat edinilmesiyle gerçek dünyaya zoraki bir merhaba demek zorunda kalır küçük Jinhee… Ve onu bekleyen artık kabullendiği yeni hayata…

    Bugün izlediğim kuşkusuz en iyi filmdi yeni bir hayat…Küçük oyuncunun inanılmaz güzel oyunculuğu yönetmenin abartısız sakin duygu sömürüsüne kaçmadan sade anlatımı ( gereksiz ayrıntılarla arada sırada ahengi bozmasını saymazsak tabi ) filmin en önemli vurgulanması gereken detaylarını oluşturuyordu… Yetim kalmak kimsesiz olmak vurgusunu, insanın bam teline dokunmadan anlatmak ama buna rağmen seyirciyi etkileyebilmek de mümkünmüş yönetmen bu açıdan başarılı bir dil kullanmış tebrikler… Küçük kahramanımızın kendini kabullenmesi ve sonunda yeni bir hayata merhaba demesi de ayrıca önemli ve manidar bir bölümdü … Kısaca film izlenmeyi hakeden bir çalışma olarak yer etti bende … Filme puanıma gelince 10/7.5

  • milsin diyor ki:

    Io, Don Giovanni ( Ben Deniz Don Juan ) 2009 / Carlos Saura

    Lorenzo da Ponte yakışıklı her çiçekten bal almayı seven çapkın bir rahiptir bir yandan da şiirler yazmakta bu da diğer rahipleri yaşantısıyla birlikte rahatsız etmektedir… Sonunda olan olur yakışıklı rahibimiz kutsal engizisyon kararıyla 15 yıl sürgüne gönderilir… Ancak ona küçüklüğünden beri sahip çıkan dostu Giacomo Casanova’nın sayesinde sürgüne gönderildiği Viyana da Sallieri ile tanışır ve hayatı tamamen değişir…

    Sallieri Ponte’yi Mozart ile tanıştırır ve ikili ilk olarak Figaro’nun Düğünü’nünde beraber çalışırlar Mozart besteler Ponte yazar daha sonrada Don Giovanni operasını yeniden kurgularlar… İşte filmimizde Don Giovanni operasının yazılma sürecini Ponte cephesinden bize anlatmakta… Yaşadığı hayat ve operadaki Giovanni karakterinin benzerlikleri bir nevi Ponte’nin kendi hayatını kaleme aldığı bir eser olduğu filmin de asıl vurgusunu oluşturmakta… Ponte’nin aşkı bulması yaşadığı hayat ve Mozart ile ilişkileri filmin merkez noktası aynı zamanda…

    Ben Deniz Don Juan filmini sevdiğimi söylemeliyim ancak bir şerh düşerek film tamamen opera tutkunları için çekilmiş ve kurgulanmış … Filmde mekan olarak kullanılan sahici yerler neredese yok gibiydi hemen hemen tüm mekanlar dekordu bildiğiniz dekor evler, kitaplık süsü verilmiş duvar kağıtları …DikKatli seyircilerin gözünden kaçmayacak şekilde dekor olduğu belli bir çok sahne vardı filmde yani kendisi bile bir dekor alt zemininde kurgulanmış bir film Ben Deniz Don Juan … Bu açıdan bazı film detayları diyalogları olmasa kendimizi bir operada hissetmemek neredeyse imkansızdı … Ancak buna rağmen keyifli bir filmdi ara ara sıkıcı bir atmosfere bürünsede geçer not almayı başardı benden … 10/6.5

  • milsin diyor ki:

    Le Refuge filminin ayrıntılı yorumu için aşağıda linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2429

  • milsin diyor ki:

    Chun feng chen zui de ye wan ( Bahar Sarhoşu ) filminin ayrıntılı yorumu için linki veriyorum …

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2432

  • milsin diyor ki:

    Fish Tank ( Akvaryum ) filminin ayrıntılı yorumu için aşağıda linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2434

  • milsin diyor ki:

    Morrer Como Um Homem ( Erkek Gibi Ölmek )2009 / João Pedro Rodrigues

    Tonia orta yaşlı hayatını bir gece kulubunde dans gösterisi yaparak kazanan bir travestidir. Rosario ise madde bağımlısı genç aşığı… Tonia cinsiyet değiştirmemiştir aşığı Rosario ise cinsiyet değiştirmesini istemektedir. İkilimde kalan Tonia’nın sıkıntısının tek kaynağı bu değildir elbette, eski hayatından aniden çıka gelen oğluyla da problemleri vardır… Bunlar yetmezmiş gibi bir de ciddi bir sağlık sorunu yaşayınca hayatını tekrar gözden geçirme ihtiyacı hisseder… Ve bunca yıl kadın gibi yaşadığı için erkek gibi ölme kararı alır ve olaylar gelişir…

    Şöyle başlayayım “Kendi Kendini Anlayamamış Bir Film” evet bu cümle bu filme çok yakıştı… Film 2 askerin sevişme görüntüsüyle açılıyor ve aniden alakasız bir şekilde Tonia ve hayatına giriş yapıyor… Sonra anlıyoruz ki sevişen oğlanlardan biri meğerse Tonia’nın eşcinsel düşmanı oğluymuş… Daha sonra Tonia’nın hayatına ve aşığı ile olan ilişkisine yakın markaj yapıyor film ve biz tam bir dram filmi beklerken film anlatamayacağım kadar absürdleşiyor… Çok detaya girmek istemiyorum ama film inanın absürd bir hal alıyor komedi desen değil dram desen değil tam olarak hangi kategoriye sokacağıma karar veremedim bu filmi…

    Beğendim mi beğenmedim ama nefrette etmedim açıkçası 133 dakikalık uzun süresine rağmen film kendini izlettirmeyi bir şekilde başardı kabul ama çabucak da tüketti kendini ortada hiç bir şey kalmadı… Vasatı aşmayan bir filmdi anlamsızdı ortada konu bile çok belirgin değildi ne anlatmaya çalıştı amacı neydi travestilerin hayatlarını anlatmaksa eğer çok başarısızdı bu açıdan, ancak ana amaç bu konuyla yarı absürd bir film çekmek ve parçaları çokta birleştirmeden başına buyruk bir film çekmektiyse eğer bu açıdan başardığını söyleyebilirim … Ama buna rağmen de hoşuma fazla gittiğini söyleyemeyeceğim… Puanıma gelince çok fazla sıkmadığını dikkate alarak hadi torpil geçeyim biraz 10/6 …

  • milsin diyor ki:

    Chloe ( Büyük Hata ) filmin ayrıntılı yorumu için linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2438

  • milsin diyor ki:

    Persécution ( Zulüm ) 2009 / Patrice Chéreau


    Daniel duygularını hoyratça yaşyan bir adamdır doğal olarakta düşüncesiz… 4 yıldır birlikte olduğu sevgilisi Sonia’yı deliler gibi sevmesine rağmen hoyrat kişiliği sebebiyle ilişkileri yürümemektedir… Gitgellerle dolu ilişkilerinin tüm olumsuzluklarına ek son zamanlarda Daniel’i deliler gibi seven saplantılı bir aşıkta peyda olmuştur…Bu üçlü aşk üçgeninde mutlu taraf olmayacaktır elbette…

    Tüm film boyunca Romain Duris’in yakışıklılığını izlemenin dışında bu film ne verdi diye düşünürsek sanırım cevap koca bir sıfır olacaktır… Daniel ve Sonia’nın ilişkilerinin iletişimsizliği ve başarısızlığı filmin ana temasını oluştururken bir yandan da Daniel’in arkadaşlarıyla olan çekişmeleri sorunları ve diğer yandan da kendisini devamlı izleyen saplantılı aşık figürüyle hikaye zenginleştirilmeye çalışılmış… Tabi sadece çalışılmış çünkü olmamış özellikle vurgu yapmak maksatlı filme eklenmiş olan Daniel’e aşık adam figürü, hikayede detaylandırılmamış sadece gösterilmiş konuyu okuyarak filmi izleme kararı alan izleyici kitlesini filme çekmek için kullanılmış bir detay olmak amacından ne yazık ki öteye geçememiş… Bu açıdan dikkat çekme maksatlı olarak kullanılmış bu detay, filminde başarısını olumsuz yönde etkşlemiş kaş yapayım derken göz çıkarılmış…

    Son olarakta dikkatimi çeken bir ayrıntıdan bahsedeyim … Filmde her sahnenin bir sırasının olamsı son derece sinir bozucuydu daniel sonia daniel ve arkadaşları daniel ve sapkın aşık daniel ve huzur evi sonra tekrar daniel ve sonia inanın bu kadar belirgin bir sıra ve akış uzun süredir hiç bir filmde dikkatimi çekmemeişti çok olumsuz ve hoş olmayan bir ayrııntıydı …. Filme puanıma gelince 10/5.8…

  • milsin diyor ki:

    Hadewijch 2009 / Bruno Dumont


    Celine Tanrı ve İsa sevgisiyle kendini manastıra kapatmış ve orada kendini isaya ve ona duyduğu aşka adamış genç bir kızdır… Celine kendini dünyevi zevklerden ve mutluluklardan mahrum etmekle kalmayıp bedenine de acı vererek isaya ve tanrıya yaklaşma çabasındadır.. İşte bu saplantılı durum manastırdaki rahibeler tarafından farkedilmiş ve celine’in tekrar dünyayla tanışması için manastırdan uzaklaştırlması kararı alınmıştır …Filmimizde Celinin manastırdan ayrılması ve arap kökenli Yasin ve abisi Nasir ile tanışma sürecini ve beraber yaşadıkları tanrı ve inanç temelli birlikteliklerini anlatmakta…

    Tabi bu anlatmanın ne yazık ki başarısı tartışılır… Film Celinin İsa’ya olan tutusunu anlatıyor dedik ama filmde bu sözde tutkunun derecesini yıkıcılığını bir türlü anlayamıyorsunuz sadece tutku olduğunu biliyosunuz bunu da filmin konusundan, celinin elinden düşürmediği hacından manastırdaki halinden ve ara sıra baygın ve kederli bakışlarından … Bunlar dışında celinin tutkusunu anlamak inanın çok güç… Yani kısaca bu aşk ve tutku inandırıcı anlatılamamış sadece dikte ettirilmeye çalışılmış… Bu da filmin ilk büyük handikabını ve en büyük zafiyetinin temelini oluşturmakta …

    Filmin diğer bir vurgusu olan Celinin Nasirle yaşadıkları süreçte bir o kadar önemliyken çünkü tanrı kavramını ve sevgisini bir hıristiyan ve müslüman tartışıyor ve ortak paydda buluşuyorlar dinler arsı diyalog bu filmde vucut buluyor ve gerçekleşiyor anlayacağınız ama bu süreç basit ve özensiz diyaloglar kopuk kareler sahnelerle bir nevi harcanmış seyirciyi kendine bağlayamayan film bu noktada da büyük falso vererek hepten kredileri tüketmiş… Kısaca hiç ama hiç olmamış film… Akıcılık anlatım teknik ve diyalog kurmadaki başarısızlık filmi zayıf bir film kıvamına sokmuş kısaca beğenmedim … Puanıma gelince 10/5…

  • milsin diyor ki:

    J’ai tué ma mère ( Annemi Öldürdüm) filminin ayrıntılı yorumu için linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2446

  • milsin diyor ki:

    Yukarıda güncellediğim listedeki tüm filmlere gitmiş olamnın mutluluğu içerisindeyim bu yıl çok doyurucu ve biz sinema müdavimleri için muazzam bir festivaldi 26 filmle kişisel rekorum da kırmış bulumaktayım…

    İzlediğim tüm filmlerin yorumlarını yazamadım ama çok önem verdiklerimi yazmaya çalışacağım…

    festivalde öne çıkan muhakkak görülmesi gereken filmler şunlardı..

    Hücre 211.
    Bahar Sarhoşu
    Yenmek
    Katliam
    Köpek Dişi
    Şeylerin Boktanlığı
    Anenmi Öldürdüm
    Akvaryum
    Yepyeni bir Hayat
    ve son olarak loseyden Genç Hizmetkarlar…

    Uluslararası yarışmanın bu yılki galibi, Şeylerin Boktanlığı çok başarılı bi çalışmaydı yönetmeni kutlarım…

  • oscar1895 diyor ki:

    Takip etmesi son derece keyifli bir başlıktı. Doyurucu yorumların için teşekkür ederim.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler