2011 Yılının En İyi 10 Filmi!

Bana göre 2011 yılında ülkemiz sinemalarında ve festivallerinde boy göstermiş sırasıyla en iyi 10 film…

 

1. The Tree of Life (Hayat Ağacı) / {Terrence Malick}

- Sadece bu yılın değil, sinema tarihinin de en iyi filmlerinden biri. Kubrick’ in 2001: A Space Odyssey’ ine benzer bir etki yaratıyor bünyede. Tek fark; Kubrick’ in klasik soğukluğu ve mesafesi yerine Malick’ in hisse dayalı içselliği. Bu fark da tamamlayıcı bir rol oynuyor. Zaten bir film için 2001’ in yanına koyulmaktan daha güzel bir iltifat olabilir mi, onu da bilemiyorum. Dinsel, bilimsel, deneysel bir başyapıt. Terrence Malick’ in daha fazla film çekmesi dileğiyle

 

2. The Turin Horse (Torino Atı) / {Béla Tarr}

- Béla Tarr’ ın film çekmeyi bıraktığını açılaması ile gerçekten üzüldüm, fakat bu son filmiyle günümüz sinemasına da çok güzel bir hediye verdi. Tek tesellimiz bu olsun. Torino Atı, o tadını çok özlediğimiz saf sinema örneklerinden, insanın ruhuna işleyen cinsten. Hele o ilk 15 dakikalık açılış sahnesi anlatılmaz, yaşanır. İnsanı düşünmeye sevk eden ve hayatı sorgulatan muhteşem bir film.

 

3. A Separation (Bir Ayrılık) / {Asghar Farhadi}

- Farhadi filmini bir deney gibi işliyor. Seyirci olarak filmi izlerken devamlı ikilemde kalıyoruz.  Boşanmak üzere olan bir çift üzerinden, birçok sosyolojik gözlem yapılıyor ve etkileyici diyaloglar filmin içine girmemizi kolaylaştırıyor. Bir süre sonra sanki film değil de gerçekten hayat kesitleri izliyormuş hissine kapılıyoruz. Oyunculuklar, kurgu, yönetmenlik, senaryo, her şey mükemmel.

 

4. Once Upon a Time in Anatolia (Bir Zamanlar Anadolu’ da) / {Nuri Bilge Ceylan}

- Nuri Bilge Ceylan ilk filmi Koza’ dan beri çok yol katetti. Bu son filmiyle ise nerelere geldiğini görebiliyoruz. Kendi kariyerinin ve Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden birine imza atıyor. Filmin senaryosu ve yönetmenliği kusursuz. İşin bir diğer ilginç yanı ise Amerikan sinemasına göndermeleri. Coen tarzı mizah anlayışı. Bu yılın Oscarlar’ ında en iyi yabancı film şeçilirse bu açıdan şaşırmam doğrusu. Bagaja yuvarlanan kavun sahnesi ise hafızalardan çıkmayacaktır.

 

5. Hugo / {Martin Scorsese}

- Martin Scorsese bu projeye ilk başladığında kuşkularım vardı doğrusu. Filmin 2 boyutlu oluşu da, ne gerek var hissiyatı uyandırmıştı. Ayrıca çocuk filmi gibi bir havası vardı fragmanda da. Sonra Scorsese’ nin beni şok etmesiyle bu fikirlerim de yok oldu. Karşımızda kesinlikle bu yılın en büyük sürprizi var. Film o kadar güzel ki, nasıl bittiğini bile anlayamıyorsunuz. Bir masal gibi. Sinemayı neden sevdiğimizi ve o sinema büyüsünün ne demek olduğunu bize göz yaşlarıyla hatırlatıyor bu film. Scorsese, Georges Melies’ in başlattığı yoldan giderek, Chaplin, Keaton, Clair gibi ustalara göndermeler yaparak sinemaya saygı duruşunda bulunuyor. 3 Boyutu o kadar güzel kullanıyor ki, abartmıyorum Melies’ in o yıllarda yaptığını günümüz sinemasına yapıyor. Sinemanın büyüleyici yanını tekrardan yaratıyor. Yaşayan en büyük yönetmene saygılarla, teşekkürler Scorsese.

 

6. Black Swan (Siyah Kuğu) / {Darren Aronofsky}

- Film tam anlamıyla bir Darren Aronofsky filmi. Hatta öyle ki bazen yönetmenlik filmin üstüne bile çıkıyor. Psikolojik gerilim türünde bir başyapıt var karşımızda. Sanatın özüne inen yolda, sanatı ve sanatçıyı anlatması ise takdire şayan gerçekten. Akıllardan çıkmayacak türden gerilimli ve etkileyici bir film.

 

7. Melancholia (Melankoli) / {Lars von Trier}

- Trier dünyanın sonu ile ilgili bir film çekse nasıl çeker sorusunun cevabı. Muhteşem görüntüler, güzel oyunculuklar. Kitleler yerine bireyi ele alıyor film. Dünyevi olaylar, insandaki etiket çabası, uğraşılan şey ne olursa olsun, son geldiğinde ne yapabiliriz ki! İnsan sonuçta yalnız bir varlık. Filmin giriş sahnesi için ise ayrı bir parantez açmak lazım,büyüleyici.

 

8. Midnight in Paris (Paris’te Gece Yarısı) / {Woody Allen}

-  Sevgili Woody Allen; gerçekten bize devamlı bir şeyler anlatmaya çalışan, bizi düşünceleri ile yoran, rus edebiyatı, klasik müzik, yahudilik, tanrı arayışı, ilişkiler gibi konularda yaptığı filmlerle cevaplar arayan, gelmiş geçmiş en büyük senaristlerden biri olan, Bergman aşığı usta yönetmen. Paris’ te gece yarısı da Woody’ nin bir fantezisi. Öyle güzel bir fantezi ki, içinde kayboluyoruz. Edebiyatın, resmin ve sinemanın dahileri var bu filmde. Herkes eski dönemleri özler belki ama, bize düşen şimdiki hayatı yaşayıp, mutlu olmak sanırım.

 

9. Another Year (Ömrümüzden Bir Sene) / {Mike Leigh}

- Mike Leigh büyük yönetmen gerçekten. Hayatın içinden yarattığı karakterleri o kadar gerçek ki, şaşırmamak elde değil. Karşımızda çok büyük bir film yok belki ama, emin olun çoğu büyük filmden çok daha güçlü bir film var. Kazananların ve kaybedenlerin var olduğu bir yılın nasıl geçtiği gösteriliyor filmde. Ayrıca sınıf farkının insanlar üzerindeki etkisini bu kadar güzel anlatan çok az film vardır sinema tarihinde. Son olarak da Mary karakteri unutulmaz gerçekten.

 

10. The Kid with a Bike (Bisikletli Çocuk) / Jean-Pierre Dardenne, Luc Dardenne

- Dardenne kardeşlerden, hayatın içinden, çok güçlü bir film. Bazı yönetmenler son derece basit hikayerlerden, çok güçlü dramlar çıkartıyorlar gerçekten. Dardenne kardeşler de böyle. Filmi izleyeli baya oluyor ama hala anlam veremediğim bir şekilde unutamıyorum. Bu durum filmin duruluğu ve sadeliğinden kaynaklanıyor. Bir çocuğun hayatı üzerinden, yaşamın acımasızlığına ve insanlar üzerindeki etkilerine şiirsel bir sinema anlayışı ile dokunuyorlar kardeşler. İzlenmesi gereken bir sinemasal serüven.

 

P.S: Bu yıl çok fazla iyi film olduğundan, listeyi hazırlarken gerçekten çok zorlandım. O yüzden listenin 20’ ye kadar devamını da yorumsuz buraya yazıyorum.

 

11. Poetry (Şiir) / {Chang-dong Lee}

12. Blue Valentine (Aşk ve Küller) / {Derek Cianfrance}

13. Incendies (İçimdeki Yangın) / {Denis Villeneuve} 

14. The King’s Speech (Zoraki Kral) / {Tom Hooper}

15. Winter’s Bone (Gerçeğin Parçaları) / {Debra Granik}

16. Moneyball (Kazanma Sanatı) / {Bennett Miller}

17. The Fighter (Dövüşçü) / {David O. Russell}

18. True Grit (İz Peşinde) / {Ethan Coen, Joel Coen}

19. Rango / {Gore Verbinski}

20.Bridesmaids (Nedimeler) / {Paul Feig}

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“2011 Yılının En İyi 10 Filmi!” bu yazı hakkında 8 yorum var

  • oscar1895 diyor ki:

    Bu yıl The Tree of Life’tan sonra neredeyse hiç yeni film seyretmedim. Yukarıdaki 20 filmlik listeden sadece yedisini gördüm. Dolaysıyla bu liste bana çok yarayacak. Yüreğine sağlık sevgili xcays!

  • Yusuf Bozdemir diyor ki:

    eklenen fotoğraflar için teşekkür ediyorum arkadaşlar. the tree of life yeterli zaten sevgili oscar:)

  • Filiz SEZEN diyor ki:

    Bu yılın filmleri için iyi bir rehber oldu gerçekten, teşekkürler xcays.

  • okaliptus80 diyor ki:

    Milenyumun ilk yıllarında gelen dolandırıcılık temalı Arjantin filmi ‘Dokuz Kraliçe’yi (Nueve reinas) dahi çok geç keşfetmiş bir 2000′ler sineması özürlüsü olarak bu liste ben ve benim gibilerin epey işine yarayacak. Sadece ilk 4 filmi ve 13. sıradaki Incendies’i arşivleyebildim. Kalanları da artık yavaş yavaş temin edip izlemeye çalışacağım. Teşekkürler xcays.

    Dün tesadüfen alıp izlediğim ve oldukça hoşuma giden ‘Oslo, 31. august’ filmini de ben ekleyeyim 2011 seçkisine. İzlerken yer yer Bresson ustanın 1971 yapımı ‘Hayalcinin Dört Gecesi’ isimli filmini hatırladım. Paris geceleri yerini Oslo’nun gündüzlerine bırakmış sanki.

    2011, bereketli bir sene olmuş. Umuyoruz ki 2012 için de rehber nitelikli böyle bir liste yapılsın.

  • Yusuf Bozdemir diyor ki:

    Teşekkürler sevgili okaliptus. Ben aslında 2009′dan beri bu listeyi yapıyorum. 2011 yılını buraya eklemiştim. Bu yıl da yeni bir liste yapmak çok isterdim, fakat aralık ayında askere gidiyorum ne yazık ki. Yazsam da muhtemelen eksik kalacak o yüzden yazmıycam sanırım. Bir başka sevgili üyemizin yazması dileğiyle…

    Her ne kadar 2012 seçkisini yapamıycak olsam da, daha büyük bir seçkiyi tamamlamak üzereyim. İzlediğim en iyi 250 filmi paylaşıcam:) ‘O başlığa’ da, tabi ki yorumlarınızı bekliycem:)

    Onun haricinde imkanın varsa sevgili okaliptus “Hugo” yu 3 boyutlu olarak izlemeni tavsie ederim. İzlediğim en iyi 3 boyutlu film kesinlikle…

    Bir de “Oslo, 31. august” filmi ülkemizde vizyona girmediği için seçkiye dahil etmemiştim…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Şimdiden hayırlı tezkereler diliyorum xcays. Güle güle git ve gel.

    Hugo, oldukça merak ettiğim işlerden biri zaten. Yanılmıyorsam sevgili Kadir yorumlamıştı filmi. Mutlaka izleyeceğim. Ancak “üç boyut” benim aradığım bir özellik olmadığı gibi, mevcut televizyon da buna elverişli değil. Sinemaya sık giden biri de olmadığım için üç boyutu en son uzun yıllar önce (90′ların başları olabilir) Elm Sokağı serisinin bir filminde görmüştüm o kadar. Kaçıncı film olduğunu şu an hatırlamıyorum. Kahramanlardan biri gözlüğünü takıp paralel bir dünyaya geçiş yapıyordu. Sahne üç boyutlu çekilmişti. Tabi o zamanlar büyük bir olaydı bu.

  • Yusuf Bozdemir diyor ki:

    Teşekkürler okaliptus.

    Hugo’ da 3 boyut özelliği öylesine, sırf 3 boyutlu film olsun diye katılmış bir özellik değil. Nasıl 1900′lerin başında Melies bu sanatın eğlence ve yaratıcılık yönünü yarattıysa, Scorsese’ de bu sanatı 3 boyutu kullanarak güncelliyor. Bunu yaparken de o eski Chaplin, Keaton, Melies filmlerinden besleniyor. 3 boyutu bir araç olarak sanata yediriyor. Bütün filmin kadrajlarını sırf bu özellik için kafasında kurmuş ve beni gerçekten büyülemişti. Yani fırsatın olursa eğer, aklında olsun, kesin 3 boyutlu izle bir kez bu filmi…

  • okaliptus80 diyor ki:

    Anladım xcays, bunu söylemen iyi oldu. Teşekkür ediyorum.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +2017
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler