- İçimizdeki İngilizler -

The Wind That Shakes The Barley ( Özgürlük Rüzgarı ) 2006 /  Ken Loach

Yer : Lumiere Brothers Sinemaları  Salon 1

Tarih: 06.11.2009- 13.11.2009 arası matineler

Gala : 06.11.2009 Cuma

Ken Loach’ın Cannes da büyük ödülü almış bunun yanında birçok festivalden ödülle dönmüş 2006 yapımı filmi bu hafta sinemamız tarafından gösterilecektir.

Tüm katılımcı arkadaşlar yorumlarını filmin yorum kısmına yazabilirler…  Herkese iyi seyirler

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“- İçimizdeki İngilizler -” bu yazı hakkında 5 yorum var

  • okaliptus80 diyor ki:

    - İçimizdeki İngilizler -

    Mustafa Denizli, milli takımlar teknik direktörü olduğu dönemde “İçimizdeki İrlandalılar” diye bir laf etmiş, sonrasında kıyamet kopmuştu. Benim de nazire yaparcasına böyle bir başlık geldi aklıma.

    “Siyah İngilizler gitti. Yeşil İngilizler geldi!”

    1920′lerin -Kraliyet sömürgesi olan- İrlanda Cumhuriyeti’nde, bir grup direnişçinin özgürlük mücadelesi üzerinden bazı meselelere ışık tutan bu Altın Palmiye ödüllü yapım, Ken Loach filmiyim diye bas bas bağırıyor adeta.

    Arkadaşlarının “İrlanda’da hasta mı kalmadı?” diyerek Londra seyahatinden alıkoymaya çalıştıkları Damien’i (Cillian Murphy) ve çevresindeki bir grup hürriyet savaşçısını görüyoruz. Hem İngiliz askerlerine hem de işbirlikçilere karşı gerilla yöntemleriyle mücadele veren grubun liderliğini, aynı zamanda Damien’in abisi olan Teddy yapıyor. Öğreniyoruz ki Teddy, doktor olan ve sonra sonra bilinçlenen kardeşinin aksine, teoriden ziyade pratiğe önem vermekte. Bunu, tutukluluk günlerinde Damien’in ağzından dinliyorduk.

    Damien’in, trenine İngiliz askerlerin girmesine izin vermeyen sendika üyesi makinist ile hücrede gerçekleştirdiği sohbette, James Connoly’in sözlerine yer veriliyordu: “Yarın İngiliz ordusunu ülkeden çıkaracak olursak ve yeşil bayrağı Dublin kalesine çekebilirsek, eğer sosyalist bir cumhuriyet kuramamışsak tüm çabalarımız boşa gitmiş olacak. Ve İngiltere, kaipitalistler ve ticari kuruluşları aracılığıyla sizi yönetmeye devam edecek.”
    Gerek bu demeç, gerekse mahkeme sahnesi (bir de pederin kilisede okuduğu broşür vardı değil mi.), Ken Loach’ın politik duruşundan ayrı değerlendirilemez elbette. Yoksul bir kadını sömüren zengin tefecinin aleyhine verilen yerel mahkeme kararı, grubun Teddy’de kendini gösteren milliyetçi / bireyci kanadınca kabul görmüyor. O kanat, arkasındaki halk gücünü -bir nevi sınıfdaşlarını- dışlıyor; kendilerini sübvanse eden kapitalist kesime kucak açıyor. Yani meseleyi (bağımsızlığı) salt siyasi yönüyle, salt milliyetçilik eksenli almıyor film. Makinist ise ilerici düşüncenin sözcüsü. İşçinin, topraksız çiftçinin perspektifinden bakıyor olaya ve mahkemenin kararını destekliyor. Ki aynı sınıfsal bakış, “barış” dönemindeki ayrışımın da temel sebebidir bir bakıma. Birey mi, toplum mu? İşte sorulması gereken soru… (Sinn Fein temsilcilerinin de hazır bulunduğu odadaki tartışma sahnesi anlamlıydı.)

    Barış yanlısı reformistler ila yapılan “aldatıcı” anlaşmanın farkında olup mücadeleye devam edilmesi taraftarı olanlar şeklinde iki keskin kampa bölünüyor İrlanda. İngilizler, kaleyi içten yıkmış oluyorlar yani. Damien ile Teddy arasında cereyan eden sahneler ise bu “kardeş kavgasının” en rafine ve somut hali olsa gerek.
    Egemenlerin ekmeğine yağ süren söz konusu kavga, ister istemez Loach’ın ‘Land and Freedom’undaki hiziplere bölünmüş sol kesimi getiriyor akıllara.

    Derdini, duygu sömürüsü yapmadan gayet güzel anlatmış bir filmdi netice olarak. İyi ki Ken Loach gibi yönetmenler var.

    “Neye karşı mücadele ettiğinizi bilmek sıradandır. Ne uğruna mücadele ettiğinizi bilmektir sizi onurlu yapan…” (Damien)

  • milsin diyor ki:

    filmi dün akşam geç saatlerde bitirdim yorumumu yapacağım…

  • milsin diyor ki:

    Açılışı çok güzel bir filmle yapmışız…

    Özgürlük rüzgarlarını ikiye ayırarak incelemek gerek. Birinci bölüm İngilizlere karşı verilen mücadele, ikinci bölüm İrlandalıların içsel çatışmaları ve temelde ideolojik farlılıktan uzlaşmacılarla sosyalistlerin iç çekişmeleriyle temellenen son bölüm…

    İlk bölümde, gerilla taktiğiyle başarılı olunmuş ve ulus bilinciyle hareket eden İrlandalıların haklı mücadelelerinin sonunda gelen başarıları ve İngilizlerle ateşkesle sonuçlana direnişleri anlatılıyor…

    “Özgür ve Bağımsız İrlanda” tek amacın bu olduğu bu siyasi mücadele, içinde çeşitli çekişmeleri barındırsa da, aynı ortak noktada hareket eden bireylerin bu içsel çatışmaları çokta gün yüzüne çıkarmadıkları bir süreç bu aynı zamanda… İRA’nın sosyalist kanadını oluşturan Dan ve Demian’ın mahkeme sahnesinde Teddy ile giriştikleri ideolojik tartışma aslında bir nevi İRA’nın gelecekte ki çıkmazını da gözler önüne sermesi bakımından filmin önemli sahnelerinden biri… Temelde zenginleri kayıran her ne kadar çıkarlar için bile olsa sosyalist özgürlükçü eşitlikçi söylemle çelişen liberal kapitalist öğeler taşıyan bu düşüncenin, ki bu düşünceyi Teddy savunuyor, ileriki süreçte İrlanda’nın yaşayacağı iç savaşın ve acıların da baş mimarı olacağını yine bu mahkeme sahnesi ve ilerleyen bölümlerde gösterilen kilise sahnesiyle de daha net anlıyoruz….

    Özgür ve bağımsız İrlanda düşüncesinin sınırı var mı varsa nereye kadar sorusunun da cevabını oluşturan gelişmeler ikinci bölümün hemen başında betimlenirken IRA’nın içindeki farklılıklar iyice gün yüzüne çıkıyor ve farklı ideolojiler bu sorunun cevabını kendileri veriyorlar… Uzlaşmacılar yani liberal kanat, kısmi bağımsızlığı kabul ederek Birleşik Krallığın onlara sundukları anlaşmaya ve krallığın onlara verdiği sınırlı hakları bir kazanç olarak görüp mevcut ele geçenleri koruma gayesiyle hareket etme pozisyonu alırken, sosyalist özgürlükçü kanat, tam bağımsız eşitlikçi özgürlükçü ve halkçı söylemle duruşlarını gösterirler ve bu noktada da bir iç savaş kaçınılmaz olur… Ve de çokça söylenen bizde de çokça vurgulana kardeş kanı akıtma bu filmde de ete kemiğe bürünerek gerçeğe dönüşür ve dramatik ve çok manidar bir sonla filmimiz sonlanır…

    Filmimizin özellikle son bölümünde vurgulanan ideolojik ayrışma ve bunun beraberinde yaşanan süreç, IRA’nın içinde varolan iki zıt düşüncenin birbiriyle mücadelesine sebep olmuş, ilerleyen süreçte aynı saflarda çarpışan yoldaşları birbirine düşman ederek Birleşik Krallığın ekmeğine yağ sürercesine bir çatışmaya ve kardeş kanı akıtmaya kadar varan bir siyasi sürecide beraberinde getirmiştir. Bu işten karlı çıkan ise kuşkusuz kapitalist İngiltere olmuştur…

    Kapitalizmin tüm kurumlarıyla egemen olduğu bu yeni dünya düzeninde yinede böyle filmler izlemek güzel… tekrar bağımsızlık ulus özgürlük kavramlarını hatırlamak bizi kendimize getiriyor adeta yönetmeni kutlarım alınan tüm ödülleri sonuna kadar hak etmiş bir çalışmaya imza atmış…

  • oscar1895 diyor ki:

    IRA’nın liderlerinden Bobby Sands’in ve yoldaşlarının açlık grevinin anlatıldığı 2008 yapımı Hunger’ın etkisini henüz üzerimizden atamamışken, İrlanda’nın 1920′li yıllarına doğru yolculuğa çıkmak gayet iyi oldu benim için.

    Sömürgeci İngiliz ordusunun İrlanda topraklarındaki baskıları sonucu dağlarda savaşan İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) özgürlük uğruna giriştikleri mücadelelerine tanık oluyoruz önce. IRA’nın aksine savaşa bulaşmak istemeyen Damien tanık olduğu haksızlıklara daha fazla karşı koyamaz ve kendisi de bu mücadeleye katılır.

    Aslında çok da yabancı olmadığımız, benzerlerine beyazperdede defalarca şahit olduğumuz gayet sıradan bir biçimde başlıyor film. Ancak bir süre sonra onların özgürlük uğruna giriştikleri mücadele, İngiliz ordusuna karşı değil, kendi aralarındaki bir savaşa dönüşür. Filmin başında İngiliz ordusunun İrlanda halkına yaptıklarını, İrlanda ordusu kendi halkına yapmaya başlar. Bu yönüyle bana biraz da Viva Zapata’yı hatırlattı film.

    Loach’ın; Damien, kardeşi Teddy ve yoldaşlarının çalılıkların ardından, kendi yandaşlarına (Aralarında Sinead de var.) işkence yapılıp evleri yakılırken şahit oldukları kamera açısıyla filmi bitirmesi pek manidardı. Sinead’in bir kez daha canı yanar, hem de belki de İngiliz ordusu saçlarını kazıtırken çektiği acıdan bile fazla…

    İrlanda ordusu içindeki muhbirlerin ve elbette ki finaldeki idam sahnesi gayet gerçekçi ve etkileyiciydi.

    Tıpkı Okaliptus ve Milşin’in de belirttiği gibi İrlanda mahkemesindeki tartışma filmin kilit noktasını ve filmin akışının ipuçlarını veriyor adeta.

  • November76 diyor ki:

    Filmi izleyeli bir yıl kadar oluyor, tekrar temin edip izleyemedim. Bu nedenle bir yorum yazamıyorum.

    Ancak filmde beni en çok etkileyen sahneler, kendi aralarında bölünmeler yaşadıkları sahnelerdi. Aynı davaya baş koyarak omuz omuza çarpışan arkadaşların birbirlerine düşman kesildikleri sahneler. İzleyicisini derinden etkileyen bir film.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • Yönetmenler