12. İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması

11 – 17 Aralık tarihleri arasında Festivalimiz kapılarını biz sinema tutkunları için aralıyor…

Bu başlık altında festival kapsamında izlediğimiz  filmleri paylaşacağız. Umarım bol katılımlı bol paylaşımlı zevkli bir başlık olur… .

Gitmeyi planladığım filmler ( Umarım hepsine gitme fırsatım olur )

- Phantom Pain

-Il Grande Sogno

-Fathers Acre

-The Secret in their Eyes

-Daniel & Ana

- Lost Times

- The Road

-The Ring With A Crowned Eagle

-The Last Days Of Emma Blank

Şimdiden herkese iyi seyirler… Festivallerimiz bol olsun…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“12. İstanbul Uluslararası Sinema Tarih Buluşması” bu yazı hakkında 9 yorum var

  • milsin diyor ki:

    the road festival kapsamından çıkarılmış ne yazık ki…

    bu arada biletlerimi aldım :) Fathers Acre hariç tüm filmler beni bekliyor umarım bir sorun çıkmaz yorumlarımı yapacağım….

  • oscar1895 diyor ki:

    -De laatste dagen van Emma Blank (Emma Blank’ın Son Günleri)-

    Yazan, yöneten, müziklerini besteleyen ve oynayan bir adam…

    Holanda’lı Alex van Warmerdam on parmağında on marifet bir adam. Emma Blank ve çevresindeki bir grup insanın trajikomik öykülerini anlattığı son filmi gayet etkileyici ve sivri dilli bir yapım.

    Son günlerini yaşayan Emma Blank’ın ve onun bütün zalimliklerine rağmen ayakta durmaya ve ona hizmet etmeye devam etmeye çalışan aşçıdan, köpeğe çeşitli hizmetkârların bir çatı altında yaşadıkları gerçekten görülmeye değer.

    Görülmeye değer çünkü yukarıda bahsi geçen aşçı, köpek ya da diğer hizmetkârlarda bir çeşit gariplik vardır. Hepsi kendisine biçilmiş rolü üstlenmektedir, yani hiçbiri kendisi değildir. Onların Emma’yla aralarındaki tek ortak özellik Emma’nın son günlerinin artık sona ermesi dileğidir.

    Burjuva sınıfına keskin eleştiriler getiren, her sahnesi sürprize açık, anlatım dili güçlü ve etkili bir kara-mizah örneği.

  • milsin diyor ki:

    De laatste dagen van Emma Blank (Emma Blank’ın Son Günleri) 2009 / Alex van Warmerdam


    Emma Blank karakter olarak acımasız, gaddar, düşüncesiz, ben merkezli duygusuz bir kadındır. Hastalığından ötürü son günlerini yaşamaktadır… Bu farkındalık, Emma Blank’ın son günlerini hem rahat hem de hep hayalini kurduğu adeta hükümdarlığını ilan edercesine yaşama, geriye kalan kısa ömrünü en azından arzuladığı şekilde geçirme güdüsünü beraberinde getirir. Böylece çevresindeki insanlarla bir anlaşma yapar ( filmin ilerleyen dakikalarında bu çevresindeki insanların gerçekte kim olduklarını öğreniyoruz ) Bu 5 kişi Emma’nın büyük evinde, çeşitli roller altında, kahya odacı aşçı bahçıvan ve de köpek kimliğine bürünerek ona hizmet edecek ona bakacak emirlerini yerine getireceklerdir. Anlaşmanın karşılığı da Emma’nın ölümünde mirastan alacakları büyük paydır. Her gün bu diktatörlük ve oynanan rollerle geçerken bir gün bu 5 kişi gerçekte Emma’nın söylediği gibi bir mirasının olmadığını öğrenirler. Filmimiz bu dakikadan itibaren de bu 5 kişinin gerek Emma’ya yönelik intikam planlarına gerekse de birbirlerine karşı acımasızca uyguladıkları bir ölüm oyununa dönüşür….

    İnanın son zamanlarda izlediğim en iyi kara komedilerden biriydi Emma Blank’ın Son Günleri… İnsanların para için ne tür rollere girebileceklerini insani değerlerden nasıl hızla uzaklaşabileceklerini kendilerini nasıl küçültebileceklerini ve de en önemlisi ne kadar zalimleşebileceklerini, sisteme ağır eleştiriler getirerek anlatması açısından güzel bir filmdi. Her karakterin içsel gelgitleri ahlaki çöküntüleri içinde bulundukları tuhaf hayatın izdüşümü olacak şekilde yaşadıkları çözülme filmin diğer bir önemli ayrıntısı bu arada…

    Sonuç olarak zevkle izlenebilecek bir film arkadaşlar para ve kapitalizmin kokuşmuşluğuna sistemin yozlaşmış değerlerine güzel bir gönderme tavsiye ederim…

  • milsin diyor ki:

    Phantomschmerz – Phantom Pain ( Acının Hayaleti ) 2009 / Matthias Emcke

    Gerçek bir hayattan yola çıkılarak çekilmiş olan filmimiz kuralsız ve aidiyetsiz bir hayat yaşayan Marc’ın hayatının bir kesitini anlatıyor…Marc günü birlik işlerde çalışan kadınlarla ilişkilerinde bağlılıktan kaçan meteliksiz sevimli hayal gücü geniş yakışıklı bir serseridir. Hayattaki tek aşkı bisiklet sürmek ve onun verdiği heyecanla hayatını devam ettirmek olan Marc, kendine kurduğu bu sakin dünyada yaşadığı büyük bir olay sonucu derin bir yara alır. Marc bir kaza geçirir bu kazanın sonucu bacağının teki kesilmek zorunda kalır. Hayatını tekrar gözden geçirmek zorunda kalan Marc arkadaşlarının ve aşık olduğu kadın sayesinde hayata tekrar tutunabilecek kaldığı yerden devam edebilme gücünü kendinde bulabilecek midir…

    Filmimizin konusunu kısaca özetledikten sonra ilk başta şunu söyleyebilirim ki çok daha iyi bir film beklerken olabildiğince klişe sahnelerle dolu özgün olmayan bir filmle karşılaştım. Hikayenin anlatımında eksikliklerin yanında, filmin, yansıtmak istediği duyguyu çok başarılı şekilde aktaramadığını da rahatlıkla söyleyebilirim. Bir şeyler yapmak istemiş ancak yapamamış bir film olarak iz bıraktı bu çalışma bende … Kadınlarla ilişkilerinde onlardan kaçan tek gecelik ilişkilerin adamı Marc’ın ne zaman aşık olduğunu da anlayamadım mesela dediğim gibi epey eksik bir çalışma bu sebeple tavsiye etmiyorum arkadaşlar ama Til amcayı sevenler varsa bir şey diyemem tabi …

  • milsin diyor ki:

    İl Grande Sogno yorumu için aşağıda linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2311

  • milsin diyor ki:

    Utolsoidko – Lost Times ( Kayıp Geçmiş ) 2009 / Aron Matyassy

    Ivan, annesinin ölümünden sonra otistik kız kardeşi Eszter’e bakmak zorunda kalmış, yaşadıkları küçük kasabada bir yandan hayatta kalma savaşı verirken bir yandan da, kolay yoldan para kazanma yolları aramaya başlamıştır. Yaşadıkları hayatın, çakılıp kaldıkları kasabanın tüm sıradanlığı ve dinginliği Eszter’in ormanda tecavüze uğramasıyla aniden değişir. Eszter tecavüzün yanı sıra öldüresiye de dövülmüştür. Bu olaydan sonra iyice kabuğuna çekilen Eszter bu iğrenç olayı kimin yaptığını polis dahil kimseye anlatmaz. Bir süre sonrada da dosya kapanır… Ancak Ivan bu işin peşini bırakmamaya karalıdır. Elde ettiği ipuçları onu faillere adım adım yaklaştırırken polisi bu işe karıştırmayacaktır…

    Konusuna bakıldığı zaman seyirciye bir şeyler vaat ediyor gibi gözükse de ne yazık ki izlediğinizde bu ışıltıyı alamıyorsunuz filmden… Defalarca izlenmiş bir filmin yeniden çeviriminin ötesine geçemiyor film hep aynı renkler aynı konu aynı dram aynı sessiz çekim doğa manzaraları yalnız insan portreleri ama toplayınca elde ne var hiçbirşey… Kısaca vasatı aşamamış bir film…

  • milsin diyor ki:

    geriye kaldı 5 film…

    -The Secret in their Eyes
    -Daniel & Ana
    -About Elly
    -Piggies
    -The Girl

    en kısa sürede yorumlarımı yapacağım…

  • milsin diyor ki:

    Daniel ve Ana için ayrıntılı yorumum için aşağıda linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2320

  • milsin diyor ki:

    Piggies filminin ayrıntılı yorumu için aşağıda linki veriyorum…

    http://www.sinemabuyusu.com/?p=2334

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • +Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler