117 Yılın 117 Filmi Tartışma Başlığı

Bu konu başlığı altında oylama sonuçları yayınlandıktan sonra veya yayınlanmadan önce de kendi listeleriniz hakkında, diğer üyelerin listeleri hakkında, seçkilerde gördüğünüzde sizi şaşırtan, size ilginç gelen filmler varsa, seçkilerde görmek isteyipte göremediğiniz filmler varsa veya listelerde ilk kez görüp keşfettiğiniz ve izlemeye karar verdiğiniz filmler üzerine görüşlerinizi yazabilir, tavsiye isteyebilir, sorular sorabilir veya diğer filmler hakkında yorumlar yazabilirsiniz.

Bol sinemalı bir yıl dileğiyle…

Bu yazıyı paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • MySpace

“117 Yılın 117 Filmi Tartışma Başlığı” bu yazı hakkında 6 yorum var

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Aslında ben bu tür listelerde olabilidğince kişisel ve muhtelif kalmak isterim..Ki öyle kaldığıma inanıyorum..Sayı yukarıya çıktığı için ve bu değişiklik ilk olduğu için çoğu film tanıdık gelecektir..Diğer listelerde -en iyi filmler- kendi adıma ülke sinemalarını olabilidince parsellemek istiyorum..Ve takibi yılları da düşünerek..

    Listeler kişinim kalibresini ortaya koyuyor zaten..

    Bir an evvel tüm kaliteli filmleri izleyemezsiniz..Bunu zamana yaymanız lazım..Ve bunu sistematikleştirmeniz..Yoksa işiniz çok zordur..Ve bu işte şans da gerekiyor..Ve Hiçkimse bu işi tek başına halledemez..İllaki bazı filmler açıkta kalacaktır..Ya bazılarının altyazısı olmaz, ya bazılarının dvdsi olmaz, ya bazılarının torrenti olmaz..Olmaz da olmaz..Kişi bir sürü sorunla karşılaşabilir..Ama bu işe kendinizi adarsanız ve bu işi yürekten severseniz.. (kişi ismi vermeyeceğim..Kişiyi zan altında altında bırakmak istemiyorum) bir süre sonra gerçekten belli bir seviyeye, istediğiniz seviyeye gelebilirsiniz..

    ben genede Okaliptus 80´in listelerinden faydalanırım..Ama tabii diğer üyelerin listelerinden de yararlanmışlığım yok değil..Oldu baya..

    Merakla bekliyoruz diğer listeleri..Güzel oluyor, enteresan tercihler olabiliyor..

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Okaliptus80nin listesinden ‘Ai qing wan sui’ filmini beğendim..Önceden bilerekten es geçtiğim filmdi ama sonradan indirdim ve izledim..Klasik olacak ama “Yabancılaşma üzerine çok keskin bir film”..”Boş ev”i seven bunu da sever.(Ama ben boş evi sevmedim bunu sevdim..o ayrı mesele tabii)

    onun dışında dönem filmi ‘Zelary’i (2003) pek begenmedim..zaten dönem filmlerinden pek hazetmem..

    Wajda´nın “Danton”´u beğenmiştim..Ancak yönetmeni pek sevmem..”Wszystko na sprzedaz’ ise izlemem gereken filmler listesine eklensin..

    ‘Maboroshi no hikari’ (1995) çok naif ve güzel filmdir..ama ben aşırı beğenmedim..

    Hoca´nın “Elling “seçimini de oldukça beğendim..İskandinav sinemasından pek bilinen bir film değil..

    Bir de nedense Çin sinemasından nefret tediyorum..Aşırı yapay buluyorum onları..Oyunculuklar flan..

  • sersak diyor ki:

    Mehmet çelik in 1. sırasında ‘The Tree of Life’ {Hayat Ağacı – 2011} / Terrence Malick filmini görmek beni sevindirdi açıkcası benim çok sevdiğim bir filmdir.

    Ziya senin listen beni hiç şaşırtmadı :) 10. A Short Film About Killing (1988) filmi bana göre ilk 100 e bile girebilecek bir film değil , hiç sevemedim o filmi.

    Sadıka Akay’ın listesini genel olarak bana daha yakın buldum.

    okaliptus80 de 15-) ‘Lock, Stock and Two Smoking Barrels’ {Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana – 1998} / Guy Ritchie şaşırdım ama sevindim bende severim bu filmi ama listeye almayı unuttuğum bir film.

    Selim’in vazgeçilmezi yine 1-)El Topo {Alejandro Jodorowsky, 1970} olmuş :)

  • Jef _ Costello diyor ki:

    Sersak´ın “Ekim Düşü (October Sky)” 1999 seçimini beğendim..
    Ayrıca Haneke´den birkaç film alması da hoşuma gitti doğrusu..

    **

    bir de şunu söyleyim içimde kalmasın..kendisine de söyledim zaten.Ziya´nın “Mousehunt” (1997) seçimini çok cüretkar buldum..Hakkaten eğlenceli filmdi:)

    “The Sorcerer” (1977) seçimine saygı duymakla beraber orijinalinin çok daha iyi olduğunu düşünüyorum..

  • Ziya Toroslu diyor ki:

    “Zor Hedef Fare” olarak çevrilen, birebir anlamı ise “Fare Avı” olan “Mousehunt” filmini neden böyle bir seçkiye aldığımı ve neden bana göre filmin kendi türünde bir klasik, hatta genel anlamda bir modern klasik olduğunu açıklamaya çalışayım.

    1. “Çocuk filmleri” diye geçen filmlerde (çocukluğumda izlediğim kadarıyla söylüyorum) yüzde doksan dokuzunda bir “idealleştirme” vardır. Her şey idealize edilmiştir.

    Aynı durum Amerikalıların “inspiring stories” dedikleri ilham veren öykülerinde de vardır. örneğin bir çocuk uçurtmalarla ilgilenmektedir ve pilot olmayı düşlemektedir, istekle, arzuyla ve teşvikle çocuk filmin sonunda başarılı bir pilot olarak karşımıza çıkar. İyi güzel ama samimi olmam gerekirse ben bu tarz öyküleri pek sevmem.

    Mousehunt’ta bir çocuk filmi olmasına karşın bunların hiçbiri yok.

    2. Çocuk filmlerinde genellikle giriş, gelişme sonuç, hikayenin serim düğüm çözüm bölümleri çok basittir. Örneğin bir çocuk vardır, gizemli bir yabancıdan korkar, filmin sonunda bu gizemli yabancı aslında çok iyi biri çıkar, çocuk korkusuyla yüzleşmiş ve ön yargılı olmamayı öğrenmiştir. Mousehunt bir çocuk filminden beklenmeyecek kadar, en azından bir çocuk filmine göre derin ve zekice yazılmış bir film.

    3. Çocuk filmlerinde takdir edersiniz mesaj verme kaygısı olmazsa olmaz, Mousehunt ta mesajlar veriyor diyebilirsiniz, ancak bu mesajlar “hayvanlar iyi birer dosttur, onları sevin” “hedefine ulaşmak için hiçbir zaman yılma!” türünden naif ve basit mesajlar değil, daha farklı, daha girift.

    4. Çizgi film mantığını bu kadar mükemmel bir şekilde canlı filme uygulayan başka bir film daha yok. 80′ler ve 90′lar çocuklarının büyük ihtimal çok iyi hatırlayacakları “Merries Melodies”.

    5. Bir komedi olarak bir an bile sarkmıyor ve bu filmi örneğin bir Stuart Little’ın yanına koyduğunuzda (ilkokuldayken izlemiştim) ikisi de görünürde çocuk filmi olmasına karşın aradaki farkı, farkları görebilirsiniz. Geçen tv’de rastladım da bu filme, ama ikincisiymiş, şöyle bir durup bakayım dedim nasıl yapmışlar diye, 3 dakika zor dayandım, beni sinemadan soğuttu, reklamlar gibi. Birde Garfield’ın fragmanını izlemiştim, bir programı izlerken arada tanıtım olarak verilen 2 dakikalık fragmanını seyrederken bile sıkılmıştım ve hakaret etmek istemiyorum ama şöyle diyeyim zeka seviyesini çok düşük bulmuştum ve çocuklara bunu mu seyrettiriyorlar? diye düşünmüştüm kendi kendime. Bu yaşımda eğer Mousehunt’ı onuncu kez falan izliyorsam ve üstüne üstlük görüşlerimi aynen koruyorsam bu filmde var bir şeyler derim.

    6. Bütün film neredeyse “fare avı” üzerine inşa edilmiştir, bu anlamda radikaldir. Sinefillerin aklına hemen “Of Unknown Origin” filmi gelecektir. O film de gömülü bir hazinedir belki ancak başarılı bir film olduğunu düşünmüyorum kendi adıma.

    7. Oyunculardan özellikle Nathan Lane ve Christopher Walken hani abartmış olacağım ama neredeyse ödüllük performanslar sergilemişlerdir.

    8. Daha sonra arada bir iki tane “çürük” işi çıksa da harikalar yaratacak olan Gore Verbinski’nin elinden çıkmıştır, başka bir yönetmen işi sulandırabilirdi veya vasatlaştırabilirdi. Filmdeki “matkap sahnesi” bence biraz abartacağım ama sinema tarihine geçebilecek bir sahnedir. Aynı şekilde “kiraz sahnesi” ve Christopher Walken’in giriş yaptığı bana çok büyük sürpriz olan (filmi ilk izlediğimde haberim yoktu) o sahne :)

    9. Düşündüğümüzde hakikaten insan burada “kedi” konumundadır, fare ise av, bu da Tom ve Jerry’yi veya Sylvester Tweety’yi hatırlatır bizlere, filmin mahareti bu çizgi film mantığını ustalıkla perdeye aktarmasıdır.

    Not: O fareyi Anton Chigurh’un bile yakalayacağından şüpheliyim :)

    The Sorcerer’e gelirsek, Selim sen o filmin ilk versiyonunu ilk izlediğinde ilk 50 dakikasının çok gereksiz olduğunu söylemiştin, bende sana aynen ben de öyle düşünüyorum zaten daha önce sana söylemiştim, birebir aynı düşünüyoruz demek ki demiştim, çok iyi hatırlıyorum bunu, ancak sen sanırım o filmi ikinci kez izledin ve görüşlerin değişti. İlk 50 dakikasını çıkar, başyapıtların başyapıtı bir film çıkabilirdi o film bence. Fakat yeniden çevrimini şöyle söyleyeyim yönetmen çok iyi kurgulamış, ilk filmin kat be kat önüne geçmiş. Evet ikinci filmde de “esas olay” çok çok geç başlıyor, ancak ilk film gibi alakasız, gereksiz ve sıkıcı bir giriş ve gelişme bölümü değil. Bunun haricinde yeniden çevrime orijinalinin en az üç katı daha fazla emek harcandığını düşünüyorum.

  • Ziya Toroslu diyor ki:

    Ben seçkiyi oluştururken yaptığım sıralama ile ilgili biraz açıklama yapmak istiyorum. Sıralama yaparken ilk üç beş film hariç en çok sevdiğim filmden en az sevdiğim filme doğru bir sıralama yapmadım, seçkiye girmesini en çok istediğim filmden zaten büyük ihtimalle seçkiye gireceğini tahmin ettiğim filme doğru bir sıralama yaptım. Örneğin Scarface veya Taksi Şoförü ilk 50′ye bile girememişlerse bunun sebebi o filmleri çok daha az sevmemden kaynaklanmıyor, tam aksine seçkiye dahil olmak konusunda o filmlere güvendiğim anlamına geliyor. Böyle bir tercih yapmamın sebenine gelince açıkçası aynı filmlerin kısır döngüsü yerine, bu tür seçkilerde kendine yer bulamayan “cevherleri” ön plana çıkarmaktı. Hani örneğin sinema tarihinin en iyi filmleri seçkilerinde hep Citizen Kane, Yurttaş Kane birinci olur, olmasa bile hep öne çıkar. Ben bu durumdan pek hoşnut değilimdir ve “yenilenmeye” ve bunun sonucunda alternatif listelere ihtiyaç olduğu düşüncesindeyimdir. O yüzden benim listeme bakarak “bu filmin burada ne işi var? diye düşünebilirsiniz. O filmi hem çok sevdiğim için ama aynı zamanda diğerlerinin arasından sıyrılsın diye seçmişimdir.

Yorumunuzu bildirin

Yazı hakkında yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Kategoriler
  • +Dosyalar
  • +DVD Köşesi
  • +Festival ve Seçkiler
  • +Film Eleştirileri
  • Genel
  • +Hacksaw Ridge
  • +Söyleşiler
  • +Yönetmenler