<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinema Büyüsü</title>
	<atom:link href="http://www.sinemabuyusu.com/Index.php?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemabuyusu.com</link>
	<description>&#34;Sadece sinema!&#34; diyenlere...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2010 19:42:01 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gerçek mi? Avatar mı?</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2458</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2458#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 19:42:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mavi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2458</guid>
		<description><![CDATA[Film: Avatar
Yönetmen: James Cameron
Oyuncular: Sigourney Weaver, Zoe Saldana, Michelle Rodriguez, Sam Worthington,Giovanni Ribisi, Laz Alomson
Hakkında uzun zamandır bir şeyler karalamak istediğim bir başka filmde Avatar idi. Cameron büyük bütçeli filmler yapmayı ve bunlardan çok büyük miktarlarda kazançlar elde etmeyi başarıyor. Titanic hemen göze çarpan başka büyük bir yapım&#8230;
Avatarda en sevdiğim yön devasa bitkiler ve muhteşem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Film: Avatar<br />
Yönetmen: James Cameron<br />
Oyuncular: Sigourney Weaver, Zoe Saldana, Michelle Rodriguez, Sam Worthington,Giovanni Ribisi, Laz Alomson</p>
<p>Hakkında uzun zamandır bir şeyler karalamak istediğim bir başka filmde Avatar idi. Cameron büyük bütçeli filmler yapmayı ve bunlardan çok büyük miktarlarda kazançlar elde etmeyi başarıyor. Titanic hemen göze çarpan başka büyük bir yapım&#8230;<br />
Avatarda en sevdiğim yön devasa bitkiler ve muhteşem renklerin kullanılmış olmasıydı. Bu filmdede bir rüyaya şahitlik ediyoruz. Hem gerçek hayattan bir rüya hem de filmin içinde bir rüya. Gerçek hayatta ki rüya yönetmenin bu filmin seneryosunu yazarken insanların rüyalarını incelediğini ve kendisinin görmüş olduğu bir rüya doğrultusunda bu filmi yazıp çekmeye karar verdiğini okumuştum bir yerlerde. Filmin içindeki rüya ise insanların kaybettikleri ve yok ettikleri dünyalarının yerine yeni bir dünya bulabilirmiyiz ve orada yeniden yaşamaya başlayabilirmiyiz rüyasını görüp çıktıkları bir yolculuk ve bu yolculuğun akabinde bulunan muhteşem bir gezegen Pandora&#8230;<br />
Amarikan sineması son zamanlarda mistisizme bir kayış mı yaşıyor yoksa bu banamı böyle geliyor? Avatarda bana göre bir Adem ile Havva hikayesi anlatılmış.<br />
Bacaklarını kaybetmiş bir asker ve ona sunulan cazip teklif “ eğer istersen yeniden yürüyebilir hatta koşabilirsin ama bir avatar olman gerekiyor” Navi halkı bu Pandora gezegeninde yaşamakta ve onların yaşam alanlarına girilebilmesi için onlar gibi olunmak zorunda işte bu sebepten onların arasına karışılabilmek ve bu gezegende hayatta kalabilmek için onların avatarı olmak zorunda insanlar&#8230;Genç ama çaresiz kahramanımız teklifi kabul eder ve Birkaç denemeden sonra gezegene yolu düşer bir takım maceralar yaşadıktan sonra gezegenin asıl sahipleri olan Navi halkıyla tanışır ama bu tanışma biraz can yakıcı olacaktır.<br />
Neden Adem ve Havva hikayesi dedim? Filmin başrol oyuncuları birbirlerine aşık olurlar ve hiç yapmamaları gereken bir şey yaparlar yasak meyveyi yerler gezegenin o devasa ve muhteşem hayat kaynağı olan ağacın altında. Bu ağaç Kuran-ı Kerimde anlatılan Tuğba ağacına benzetilmeye çalışılmış sanki&#8230;Gezegene hayat veren bu ağaç Navi halkı için çok önemlidir, onunla nefes almakta, onun etrafında dua etmekte ve onun varlığıyla ona olan inançlarıyla yozlaşmadan kendileri olarak kalmayı başarabilmektelerdir. Navi halkı birbirleriyle anlaşmak için çok konuşmayan ama konuşulduğunda dinlemeyi bilen kendilerine ve doğaya karşı sonsuz saygıları olan insanlardır. Görünüşleri tam olarak insana benzemesede görüntü itibariyle insan gibi görünen insanlardan daha insandırlar. Sevgiyi ifade ediş şekilleri ise oldukça değişik ve güzeldir. Seni seviyorum yerine “Seni Görüyorum” cümlesini kullanırlar. Bir insanı hakiki anlamda görmeyi başardığınız zaman onu sevmeye başlarsınız. Bu kendi içlerindeki muhteşem uyum hayatlarındaki ahenk bir insanın anlayamayacağı kadar derin bir boyuttadır ve bazı insanlar gerçekten de anlayamamış ve tıpkı kendi dünyamızı yakıp yok ettiğimiz gibi bu muhteşem dünyayı da yok etmeyi başarmıştır. Yok etme işine başladıkları ilk yer ise Navi halkı için çok kutsal olan o büyük devasa ağaç olmuştur. Ne kadar düşmanız ağaçlara, ne kadar düşmanız doğaya ve ne kadar meraklıyız yok etmeye!!! hani filmde olsa insan izlerken bir “yuh” çekmeden edemiyor. Kutsal olan her şey çok değerlidir ve değerli olan şeyler için savaşır insan Navi halkı için o muhteşem ağaç çok kutsal ve bir okadar da değerlidir uğrunda savaşılmayı ise fazlasıyla hak etmektedir. Var güçleriyle savaşırlar, onlara,bir şeylerin farkında olan insanlar ve yaşadıkları dünyanın yok olmasını hiç ama hiç istemeyen doğadaki bütün yaratıklar yardım eder.<br />
Görsel bir şölen, muhteşem renkler, acaba burası cennet mi dedirtecek kadar güzel bir mekan ve yaşamın farkında olan, onun kıymetini çok iyi bilen bir insan topluluğu.<br />
Yakıp yıkmaya, yok etmeye meraklı biz insanlaraçok büyük bir ders veren izlenmesi şart bir film&#8230;Cameronu tebrik etmek gerekiyor muhteşem bir seneryo ve muhteşem bir film&#8230;Oscarlarda filme yazık ettiler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2458</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüya içinde Rüya !!!</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2457</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2457#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 19:39:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mavi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2457</guid>
		<description><![CDATA[



Film: Başlangıç/Inception
Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular : Leonardo Di Caprio,Ken Watanabe,Joseph Gordon-Levitt,Marion Cotillard, Ellen Page
Konusu : Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td colspan="2">
<p>Film: Başlangıç/Inception<br />
Yönetmen: Christopher Nolan<br />
Oyuncular : Leonardo Di Caprio,Ken Watanabe,Joseph Gordon-Levitt,Marion Cotillard, Ellen Page</p>
<p>Konusu : Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur.</p>
<p>Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.(alıntı)</p>
<p>HZ. Yusufun kıssasını bilirsiniz, Kuran-ı Kerimde söz eder. Hani kardeşleri onu kuyuya atmıştı, sonra onu kuyudan bir grup insan çıkartıp Mısıra götürmüşler ve köle olarak satmışlardı, sonra Firavunun sarayına gelmişti, Firavunun karısı Züleyha ona aşık olmuştu, bu aşka karşılık vermediği için Yusuf zindana atılmıştı ve orada kendisi gibi bir başka mahkumun rüyasını yormuştu,bu mahkum zindandan çıkmış ve hayatınına devam etmeye başlamıştı işte bu olayların ardından bir gün Firavun bir rüya görür&#8230;Gördüğü bu rüyayı yorumulatmak için ülkenin ileri gelen bütün kahin,bilge ve büyücülerini toplar ama hiç birisi bu rüyayı hakkıyla yorumlayamaz. Bu zindanda rüya gören gördüğü rüyayı Hz. Yusufa yordurtan ve sonunda zindandan çıkan adam yaşanan bu olayı öğrenir ve Firavunun huzuruna çıkmak için izin ister ve ona Hz. Yusuftan söz eder. Firavun, Yusufu huzuruna getirtir ve rüyasını anlatır. Hz. Yusuf rüyayı dinledikten sonra bir yorum getirir. Ülkenin önündeki yedi yılı kıtlık içerisinde geçireceğini sonrasında ise yine rahata kavuşacağını söyler ve Firavuna çok büyük bir miktarda gıda sıtoku yapması gerektiğini söyler. Firavun kendisine söylenenleri yapar ve ülkesini çok büyük zarardan kurtarmış olur ve Hz. Yusufta Mısıra bu günün değimi ile maliye bakanı olarak atanır&#8230;<br />
Şimdi neden bu kıssayı anlattım? Filmle ne ilgisi var?<br />
Filmde bir yan karekter var ve adı Yusuf. Öyleki bu Yusuf karekteri yan bir karekter gibi görünsede aslında ipler onun elinde, o eğer doğru hamleleri doğru zamanda yapabilirse ve tam zamanında “dürtmeyi” gerçekleştirebilirse planlanan her şey tam zamanında palnlandığı gibi gidecek ama onun yapacağı küçük bir hata bütün her şeyi yok edip kahramanlarımızı Birkaç beynin içinde hapsedecek.<br />
Rüyalar olmasa hayatta yapmak isteyeceğimiz Hiçbir şey olmaz. Gördüğümüz rüyalar bizim bir şeyleri yapabilmemiz için tetikliyor. Bazan bir fikir, bazen bir olay bazende hayatın ta kendisi rüyalarda saklı. Biz rüyalarımızı ne ölçüde anlayabiliyoruz ve onların bize gösterdiği yoldan ne ölçüde gidebiliyoruz. Kahramanlarımız beynin katmanları içerisinde gezinirken “aman Allahım diyorsun ne büyük bir dünya var şu kafamızın içerisinde” öyleki bu büyük dünyanın sınırları yok. Ve biz ne istersek onu bizim için oluşturuyor. Şehirleri tersi mi çevirmek istiyorsunuz? Hemen sizin için bunu gerçekleştiriyor beyin, bir şehrin yerle bir olmasınımı istiyorsunuz? Buda sizin için hemen gerçekleşiyor. Bir başka beynin içine hiçte hoş olmayan fikirler mi atmak istiyorsunuz? Neden olmasın? Onu gerçekleştirmekte kolay.<br />
Muazzam bir görsel şölen sunan filmin rüyanın ikinci katmanının anlatıldığı bölümünü çok fazla sevdim. Tam anlamında rüya gibiydi&#8230;Bir filmden uzun zamandır böylesine zevk almamıştım.Sinemanın kendisi bir rüya, bir gün bir adam nesneleri hareket ettirebileceğinin rüyasını görür ve büyük bir ekrandan kocaman bir salonu doldurmuş insanların üzerine bir trenyollar ve salondaki herkes kendilerine doğru gelen bu devasa makinadan çığlıklar atarak kaçar ve salon bir anda bomboş kalıverir. Evet işte o rüyadan günkü rüyaya gelmiş insanlık ve “şimdilik”filmlerde ama eminim gelecek zamanda gerçek hayatta rüyaların içerisine girip onlara hükmetmeye başlayacak.Ya da en azından rüyaların insanlara neler anlattığını daha iyi anlayabilmek için çok daha büyük atılımlarda bulunacak. Olaylar bü çükük kafamızın içerisindeki o minik beynimizde o kadar büyük bir şekilde şekilleniyor ve yeryüzüne çıkıyor ki insanın şaşırıp klamamsı imkansız ve her şey “an” bile deyemeyeceğimiz kısacık bir zaman diliminde gerçekleşiyor. Bunu bize filmin son sahnesi o kadar güzel anlatıyor ki ağzınız açık izliyorsunuz. Yan karekter olan Yusuf “bana göre ana karekter” o büyük dürtme olayını gerçekleştirmek için hamlesini yapıyor ve kısacık zamanda beynimizin içerisinde olağanüstü olaylar gerçekleşiyor.<br />
Sözün özü ben filmi çok sevdim ve bana uzun bir aradan sonra ilk defa bir film hakkında yazı yazma aşkı şevki verdi&#8230;Hala izlemeyeniniz varsa gidip bir an önce izlesin seyri doyumsuz, hikayesi güzel bir Başlangıç izleyeceksiniz&#8230;yanınızda bir dostunuzla gidin ki filmden çıktıktan sonra benim gibi tekrar girip izlemek istedğinizde sizi frenlesin&#8230;</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2457</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatırsın???</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2455</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2455#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 20:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mavi</dc:creator>
				<category><![CDATA[House of Cards]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Lessac]]></category>
		<category><![CDATA[Asha Menina]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Esther Rolle]]></category>
		<category><![CDATA[İskambilden Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Kathleen Turner]]></category>
		<category><![CDATA[Shiloh Strong]]></category>
		<category><![CDATA[Tommy Lee Jones]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2455</guid>
		<description><![CDATA[Film: İskambilden Ev
Orijinal Adı : House of Cards
Yönetmen : Michael Lessac
Oyuncular : Kathleen Turner, Tommy Lee Jones, Asha Menina, Shiloh Strong, Esther Rolle
Yapım : Drama 1993 ABD

Konusu: Babasının ölümünden sonra, tamamen içine kapanan küçük bir kızın annesinin olağanüstü çabaları ve başvurduğu sıra dışı yöntemler sayesinde iyileşmesini anlatan, farklı bir çalışma. Filmde, küçük kızın annesini oynayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Film: İskambilden Ev<br />
Orijinal Adı : House of Cards<br />
Yönetmen : Michael Lessac<br />
Oyuncular : Kathleen Turner, Tommy Lee Jones, Asha Menina, Shiloh Strong, Esther Rolle<br />
Yapım : Drama 1993 ABD</strong></p>
<p><img class="aligncenter" src="http://img651.imageshack.us/img651/4074/vlcsnap952098sx2.png" alt="" width="320" height="216" /></p>
<p>Konusu: Babasının ölümünden sonra, tamamen içine kapanan küçük bir kızın annesinin olağanüstü çabaları ve başvurduğu sıra dışı yöntemler sayesinde iyileşmesini anlatan, farklı bir çalışma. Filmde, küçük kızın annesini oynayan Kathleeen Turner yine harikalar yaratıyor.</p>
<p>Ruth Matthews’un (Kathleen Turner) bir arkeolog olan kocası, Güney Amerika’da Maya topraklarındaki kazı alanında kaza geçirerek ölür. Genç kadın, iki küçük çocuğunu alarak Amerika’ya geri döner. Neredeyse, kazı alanında büyümüş, ana dilinin yanı sıra İspanyolca ve Maya diyalekti de konuşan küçük Sally, babanın ölümünün şoku ve alıştığı çevreden ayrılmanın verdiği rahatsızlık yüzünden gittikçe içine kapanır. Annesi ve abisi, onun konuşmayı tamamen kestiğini neden sonra anlarlar.</p>
<p>Film, izleyicisine, küçük kızın bir Maya yerlisiyle yaptığı içsel konuşmaları dinleterek, bu içine kapanmanın nedenleri hakkında ipuçları verir. Yerli, Sally’ye, mümkün olduğunca sessiz olmasını, acısını sessizce yaşamasını ve babasının artık ayda yaşamakta olduğunu söyler.</p>
<p>Kızının otizme varan durumu karşısında çaresiz kalan Ruth, bir çocuk terapistine (Tommy Lee Jones) başvurur. Adam, top atma ve tırmanma konusunda olağanüstü yetenekler sergilemeye başlayan küçük kızı bilinen geleneksel yöntemlerle tedavi etmeye çalışırken, kızına bu yolla ulaşamayacğını anlayan Ruth bambaşka bir yol dener. Kendi içgüdülerini dinleyen kadın, habire iskambilden evler yapmaya çalışan ve bir yerlere tırmanmaya çalışan Sally’nin babasının yaşadığına inandığı aya ulaşmaya çalıştığını anlar ve kızı için, evin bahçesinde bir kule inşa etmeye başlar. Yorgunluktan bitap düşüp uyuyan Ruth, rüyasında Sally’yi görür ve konuşmaya başlarlar. İnsan algısının dışında başka bir planda geçen bu konuşma sonunda, babasına veda etmeyi başaran küçük kız annesine ve normal dünyaya geri döner. (alıntı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2455</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanlığını Yitirmeyen Yahudiler!!!</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2453</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2453#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 08:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mavi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Defiance]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Zwick]]></category>
		<category><![CDATA[Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2453</guid>
		<description><![CDATA[Film : Direniş / Defiance
Yönetmen: Edward Zwick
Oyuncular : Daniel Craig, Liev Schreiber, Alexa Davalos, Mia Wasikowska, Jamie Bell

Konusu: Üç Yahudi kardeş, Nazilerin kontrolü altındaki Polonya&#8217;dan kaçıp Beyaz Rusya civarında bir yerde Nazilere karşı savaşan Rus direnişçilerine katılıp, ormanın içinde bir köy inşa ederler. Bu sayede hem kendilerini hem de 1200 Yahudi’nin hayatını kurtarırlar.
Klasik Yahudi propagandası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Film : Direniş / Defiance</p>
<p>Yönetmen: Edward Zwick</p>
<p>Oyuncular : Daniel Craig, Liev Schreiber, Alexa Davalos, Mia Wasikowska, Jamie Bell</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.historynet.com/wp-content/uploads/image/2009/specialfeatures/defiance/defiance-partisan-group.jpg" alt="" width="550" height="200" /></p>
<p>Konusu: Üç Yahudi kardeş, Nazilerin kontrolü altındaki Polonya&#8217;dan kaçıp Beyaz Rusya civarında bir yerde Nazilere karşı savaşan Rus direnişçilerine katılıp, ormanın içinde bir köy inşa ederler. Bu sayede hem kendilerini hem de 1200 Yahudi’nin hayatını kurtarırlar.</p>
<p>Klasik Yahudi propagandası yapan ve Yahudilerin tertemiz ve barışçı insanlar olduğunu çok dramatik bir dille anlatan film. Açıkçası şu son İsrail saldırısından sonra bu ırka karşı içimdeki nefret biraz daha arttı. Normal şartlarda ırkçı bir insan değilim ve ırkçılıktan nefret ederim ama insanı öyle bir noktaya getiriyor ki bazı olaylar insan ister istemez ırkçı olabiliyor. Uzun bir zamanı olmasına rağmen yinede insan sıkılmadan izleyebiliyor filmi. Filmin en can alıcı noktası bana göre filmde geçen bir konuşmaydı. Kahramanımız saklamış olduğu 1200 Yahudi’ye “İnsanlığımızı kaybetmeden bu savaştan çıkmalıyız” İnsanlıklarını kaybetmeden savaşı sonlandırdılar ve büyük direnişlerinden sağ salim çıkmayı başardılar. Savaş başlı başına insanlık dışı bir olay zaten ve böyle bir durumdan insanlığını kaybetmeden çıkmak oldukça zor. Yaşam şartları da pek insanlık şartlarına uygun değilken üstelik. Her şeye rağmen yapmış olduğu “masum Yahudi” söylemlerine nazaran kendisini izlettirmeyi başaran bir yapım olmuş. Oyuncu kadrosu da fena değil. İzlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz. Böyle çok film var nasılsa…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2453</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>- Ne Babalar Gördü Sinema -</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2451</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2451#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2010 19:13:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rashomon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[sinemada babalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2451</guid>
		<description><![CDATA[Ceplerinde soğuk rüzgarlar esse de yıkık dökük evlerde otursalar da onları mutlu eden birlikte yaşadıkları güzel şeyler&#8230; Bol pantolonu, üzerinden dökülen elbisesi ve melon şapkasıyla sevimli mi sevimli bir baba, illa öz babası olması da gerekmiyor&#8230; {&#8217;The Kid&#8217; / Yumurcak &#8211; 1921}
Aşık olduğu dansöz Yasmin&#8217;i kurtarmak için, oğluna yardım eden bir baba. Oğlunun mutluluğu için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://img718.imageshack.us/img718/5706/kide.jpg" alt="" width="262" height="320" />Ceplerinde soğuk rüzgarlar esse de yıkık dökük evlerde otursalar da onları mutlu eden birlikte yaşadıkları güzel şeyler&#8230; Bol pantolonu, üzerinden dökülen elbisesi ve melon şapkasıyla sevimli mi sevimli bir baba, illa öz babası olması da gerekmiyor&#8230; <strong>{&#8217;The Kid&#8217; / Yumurcak &#8211; 1921}</strong></p>
<p>Aşık olduğu dansöz Yasmin&#8217;i kurtarmak için, oğluna yardım eden bir baba. Oğlunun mutluluğu için her şeyi yapmaya hazır bir baba&#8230; <strong>{&#8217;The Son of The Sheik&#8217; / Şeyhin Oğlu &#8211; 1926}</strong></p>
<p>Evlat olarak öyle bir noktada seçim yapman gerekir ki; ya ışıltılı bir rüyayı seçmen, ya da aileni ve babanın mesleğini&#8230; Kavga da etsen, evden de ayrılsan dönersin&#8230; <strong>{&#8217;The Jazz Singer&#8217; / Caz Şarkıcısı &#8211; 1927}<br />
</strong><br />
Vadileri yeşil yeşil olmasına, ama çalıştıkları şartlar o kadar ağır ki&#8230; Güç koşullarda bir yere kadar, yanında oğulları olunca madende çalışmakta yormuyor bu ihtiyar babayı&#8230; <strong>{&#8217;How Green Was My Valley&#8217; / &#8216;Vadim O Kadar Yeşildi ki&#8217; &#8211; 1941}</strong></p>
<p>Bazen babalar da çaresiz bir durumda kalabilir, hatta intiharı bile düşünebilir; ama -yaşamında aslında güzel şeyler yaptığını görüp- ailesini seçebilir&#8230; George Bailey karısının ve çocuklarının sevgisini kazanmış, iyi bir baba&#8230; <strong>{&#8217;It&#8217;s a Wonderful Life&#8217; / Şahane Hayat &#8211; 1946}</strong></p>
<p>Savaş sonrası zor bir dönem, ekmek aslanın midesinde. Üstelik ekmek için olmazsa olmaz bisikleti de çalınmış, oğluyla cadde cadde, sokak sokak bisikletini arayan bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Ladri di biciclette&#8217; / Bisiklet Hırsızları &#8211; 1948}</strong></p>
<p>Biricik kızının büyüdüğünün farkına varmak istemeyen, onu hala bir çocukmuş gibi gören; onu çok seven ve ona güzel bir düğün yapmak isteyen zor bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Father of the Bride&#8217; / Gelinin Babası &#8211; 1950}</strong></p>
<p>Çocuklarının gözünü miras hırsı bürümüş; ölüm döşeğinde yatan, talihsiz bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Cat on a Hot Tin Roof&#8217; / Kızgın Damdaki Kedi &#8211; 1958}</strong></p>
<p>Irkçılığın ayyuka çıktığı bir dönemde, suçlanan siyah adamı savunacak beyaz bir adam; aynı zamanda çocuklarına sahip çıkan, onlar için zor roller üstlenmesini bilen bir baba&#8230; <strong>{&#8217;To Kill a Mockingbird&#8217; / Bülbülü Öldürmek &#8211; 1962}</strong></p>
<p>Atının ölmesiyle umudunu defineye bağlayan, ama bir türlü aradığı defineyi bulamayan çaresiz bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Umut&#8217; &#8211; 1970}</strong></p>
<p>Reddedilemeyecek teklifler yapan, büyük bir aileyi ayakta tutan; unutulmaz bir baba&#8230; <strong>{&#8217;The Godfather&#8217; / Baba &#8211; 1972}<br />
</strong><br />
İşinden evine vakit ayıramadığı için karısı tarafından terk edilen, iyi bir iş bulup çocuğuna bakmak zorunda olan bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Kramer vs. Kramer&#8217; / Kramer Kramer&#8217;e Karşı &#8211; 1979}</strong></p>
<p>Oğullarından birinin başına gelen talihsiz olayı unutamayan kadının kocası; kadının evi terk etmesiyle, -annesinin suçladığı- oğlu ile yaşamaya karar veren bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Ordinary People&#8217; / Sıradan İnsanlar &#8211; 1980}<br />
</strong><br />
Askeri bir darbe sonucunda oğlundan haber alamayan; onu aramak için Şili&#8217;ye gelen; fakat bütün aramalarına rağmen onu bulamayıp geri dönen bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Missing&#8217; / Kayıp &#8211; 1982}</strong></p>
<p>Mesudiye&#8217;de kendi halinde bir istasyon şefiyken, aldığı bilete yılbaşında büyük ikramiye isabet eden; milyarder olduktan sonra karısı ve çocukları da dahil olmak üzere çevresindekilerin ne kadar iki yüzlü, ne kadar sahtekar olduklarını anlayan bir baba&#8230; <strong>{&#8217;Milyarder&#8217; &#8211; 1986}</strong></p>
<p>Baba olmak bazı ülkelerde daha mı zor? İşlemedikleri bir suçtan dolayı, oğlu ile yıllarca hapislerde yatan ve orada da ölen bir baba&#8230; <strong>{&#8217;In the Name of the Father&#8217; / Babam İçin &#8211; 1993}</strong></p>
<p>Yaşadıklarını çocuğuna yansıtmayan, yaşadıkları kötülükleri bir oyunmuş gibi -başarılı bir şekilde- gösteren neşeli bir baba&#8230; <strong>{&#8217;La vita è bella&#8217; / Hayat Güzeldir &#8211; 1997}</strong></p>
<p>-İlişkileri hiç iyi olamayan- Son anlarında onun yanında olup, onun bu anlarını kolaylaştırmaya çalışan bir oğul. Oğlunun topladığı arkadaşlarıyla geçmişe uzanan ve bazı noktaları sorgulayan bir baba&#8230; <strong>{&#8217;The Barbarian Invasions&#8217; / Barbarların İstilası &#8211; 2003}</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2451</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinema Büyüsü Sunar: 2000&#8242;li Yılların En İyi 20 Filmi</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2448</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2448#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 22:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>oscar1895</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dosyalar]]></category>
		<category><![CDATA[2000'li yılların en iyi 20 filmi]]></category>
		<category><![CDATA[2000'li yılların en iyi filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alejandro Gonzalez Inarritu]]></category>
		<category><![CDATA[Amelie]]></category>
		<category><![CDATA[Amores perros]]></category>
		<category><![CDATA[andrei zvyagintsev]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk Zamanı]]></category>
		<category><![CDATA[Barbarların İstilası]]></category>
		<category><![CDATA[Başkalarının Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[Bin-Jip]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Rüya İçin Ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Boş Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Chan-wook Park]]></category>
		<category><![CDATA[Cidade de Deus]]></category>
		<category><![CDATA[Dagur Kári]]></category>
		<category><![CDATA[Darren Aronofsky]]></category>
		<category><![CDATA[Das Leben der Anderen]]></category>
		<category><![CDATA[david lynch]]></category>
		<category><![CDATA[Denys Arcand]]></category>
		<category><![CDATA[Dolls]]></category>
		<category><![CDATA[Donnie Darko]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[en iyi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Fa yeung nin wa]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando León de Aranoa]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Meirelles]]></category>
		<category><![CDATA[Florian Henckel von Donnersmarck]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşli Pazartesiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hable con ella]]></category>
		<category><![CDATA[Hayao Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[hayat var]]></category>
		<category><![CDATA[Hotel Rwanda]]></category>
		<category><![CDATA[İhtiyar Delikanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Into the Wild]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Pierre Jeunet]]></category>
		<category><![CDATA[Kar Wai Wong]]></category>
		<category><![CDATA[Karanlık Yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Ki-duk Kim]]></category>
		<category><![CDATA[Konuş Onunla]]></category>
		<category><![CDATA[Le fabuleux destin d’Amélie Poulain]]></category>
		<category><![CDATA[Les invasions barbares]]></category>
		<category><![CDATA[Los lunes al sol]]></category>
		<category><![CDATA[Mulholland Çıkmazı]]></category>
		<category><![CDATA[Mulholland Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Oldboy]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük Yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Paramparça – Aşklar ve Köpekler]]></category>
		<category><![CDATA[Pedro Almodóvar]]></category>
		<category><![CDATA[reha erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Requiem for a Dream]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Kelly]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhların Kaçışı]]></category>
		<category><![CDATA[sean penn]]></category>
		<category><![CDATA[Sen to Chihiro no kamikakushi]]></category>
		<category><![CDATA[son 10 yılın en iyi 20 filmi]]></category>
		<category><![CDATA[son 10 yılın en iyi filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Takeshi Kitano]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrıkent]]></category>
		<category><![CDATA[Terry George]]></category>
		<category><![CDATA[Tutunamayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Voksne mennesker]]></category>
		<category><![CDATA[Vozvrashchenie]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2448</guid>
		<description><![CDATA[

Sinema Büyüsü yazarları son 10 yılın en iyi 20 filmini seçti.
Sinema Büyüsü yazarlarından 7 adet üyenin (Okaliptus80, Milşin, İzlandik, Kadir503, November76, Rashomon, Oscar1895) katılımıyla nihayete eren listemiz, yazarların kişisel 20 filmlik listelerinden derlendi.

Keyifle okumanız dileğiyle…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i41.tinypic.com/x58174.png" alt="" width="319" height="249" /></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Sinema Büyüsü yazarları son 10 yılın en iyi 20 filmini seçti.</p>
<p style="text-align: left;">Sinema Büyüsü yazarlarından 7 adet üyenin (<strong>Okaliptus80, Milşin, İzlandik, Kadir503, November76, Rashomon, Oscar1895</strong>) katılımıyla nihayete eren listemiz, yazarların kişisel 20 filmlik listelerinden derlendi.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Keyifle okumanız dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2448</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneyi Öldürmek Zordur !!!</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2446</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2446#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 22:53:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>milsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[J’ai tué ma mère]]></category>
		<category><![CDATA[Xavier Dolan]]></category>
		<category><![CDATA[Annemi Öldürdüm]]></category>
		<category><![CDATA[cannes]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[otorite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2446</guid>
		<description><![CDATA[J’ai tué ma mère ( Annemi Öldürdüm) 2009 / Xavier Dolan

16 yaşındaki Hupert annesiyle aşılması güç sorunlar yaşamaktadır. Bir yandan ergenlik problemleri diğer  yandan anensinin inatçı uzlaşmaz ve  anlayışsız tavırları Hubert&#8217;i çıldırtırken tüm bu çıkmazda Hubert&#8217;in içsel karmaşası,  anesine karşı duyduğu sevgi ve nefret ikileminde, belirleyici rol üstlenecek ve bu süreçte hubert anne sevgisinin temelindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>J’ai tué ma mère ( Annemi Öldürdüm) 2009 / Xavier Dolan</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img2.pict.com/2e/b9/2d/2128947/0/19129627.jpg" alt="" width="309" height="401" /></p>
<p>16 yaşındaki Hupert annesiyle aşılması güç sorunlar yaşamaktadır. Bir yandan ergenlik problemleri diğer  yandan anensinin inatçı uzlaşmaz ve  anlayışsız tavırları Hubert&#8217;i çıldırtırken tüm bu çıkmazda Hubert&#8217;in içsel karmaşası,  anesine karşı duyduğu sevgi ve nefret ikileminde, belirleyici rol üstlenecek ve bu süreçte hubert anne sevgisinin temelindeki bilinmeyenleri keşfe çıkacaktır&#8230;</p>
<p>Film tamamen Hubert&#8217;in annesine karşı sevgi nefret ikilemindeki gelgitler üzerine kurulmuş &#8230; Kavgaları çekişmeleri itirafları beklentileri anlaşmazlıkları farklılıkları ama herşeye rağmen içsel derin sevgileri üzerine ciddi ve çok açık konuşan bir film Annemi Öldürdüm&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.cinemovies.fr/images/data/photos/18761/j-ai-tue-ma-mere-2009-18761-330396992.jpg" alt="" width="336" height="220" /></p>
<p>Filmin ilk başlarında tamamen birbirlerni anlamaktan uzak bir anne oğul portresi çizilirken filmin ilerleyen bölümlerinde ikilinin bağlılıklarını birbirlerine karşı besledikleri ama konuşamadıkları derin sevgilerini anlatan bir düzleme kayıyor film&#8230; Bu bunu gayet başarılı bir şekilde yapıyor&#8230;</p>
<p>Anne oğul arasındaki iletişimsizlik ve otorite kavramları filmde göndermelerle anlatılırken bir yandan da Hubert&#8217;in cinsel kimliği ( ki hubert eşcinsel ) ve yaşadığı ilişki filmde vurgulanan diğer konunun da temelini oluşturuyor&#8230; Her ne kadar çok kapsamlı ve detaylı işlenmemiş bir bölüm olsada bazı kilit sahnelerle Hubert&#8217;in bu yönü anlatılmaya çalışılmış  ancak ne yazık ki  filmin de bence en zayıf tarafını oluşturmuş  bu bölümler.. Film her konuda açık açık derdini anlatırken bu konuda sesizliği tercih etmesi pek anlaşılır gibi değil&#8230;  Ancak filmin geneline bakıldığında herşeye rağmen sırıtmayan bir durum sözkonusu 20 yaşındaki genç yönetmen Dolan çok iyi bir iş çıkarmış ilk filminde çoğu kişiden olumlu puan aldığını düşünüyorum.. Dolan&#8217;ı izlemeye devam kısaca &#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.pointzabriskie.com/wp-content/uploads/2010/01/j-ai-tue-ma-mere.jpg" alt="" width="337" height="210" /></p>
<p>Son olarak iletişimsiz anne baba çocuk perspektifinde bu temayı işleyen filmler arasında ilk sıralarda yerini alacak bir çalışma olacağı kanaatindeyim ilerde kısaca izlenmeyi hakkeden bir çalışma tavsiyemdir &#8230; Puanıma gelince 10/7&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2446</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>5. Dağ Filmleri Festivali</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2445</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2445#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 19:39:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>November76</dc:creator>
				<category><![CDATA[Festival ve Seçkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2445</guid>
		<description><![CDATA[Dağ Kültürü Derneği tarafından &#8221;Ya Senin Doğanda Ne Var?&#8221; temasıyla düzenlenen 5. Dağ Filmleri Festivali yapıldı.

Atlas Dergisi&#8217;nin ana sponsorluğunda 30 Mart-4 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve izleyicilere keşif, macera, heyecan ve adrenalin dolu saatler yaşatan 5. Dağ Filmleri Festivalini 4 bin kişi izledi.
Festival Koordinatörü Murat Yılmaz, şehir hayatı içinde yaşayanların doğaya olan özleminin çoğalmasıyla her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dağ Kültürü Derneği tarafından &#8221;Ya Senin Doğanda Ne Var?&#8221; temasıyla düzenlenen 5. Dağ Filmleri Festivali yapıldı.</p>
<p><img src="http://img684.imageshack.us/img684/4756/5dfflogo.png" alt="" /></p>
<p>Atlas Dergisi&#8217;nin ana sponsorluğunda 30 Mart-4 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve izleyicilere keşif, macera, heyecan ve adrenalin dolu saatler yaşatan 5. Dağ Filmleri Festivalini 4 bin kişi izledi.</p>
<p>Festival Koordinatörü Murat Yılmaz, şehir hayatı içinde yaşayanların doğaya olan özleminin çoğalmasıyla her geçen gün festivale ilginin arttığına dikkat çekerek, gelecek yıl festivalin uluslararası olması için çalışmalara başladıklarını, yabancı yönetmenleri ve dünyaca ünlü doğa ve macera sporcularını Türkiye’de misafir etmek istediklerini kaydetti.</p>
<p>Festivalde, belgesel, kısa film ve kurmaca uzun metraj film gibi çeşitli kategorilerde 28’i yerli 16’sı yabancı toplam 44 filmin gösterildiğini belirten Yılmaz, filmlerin yanında konser, söyleşi, sergi ve bir de define avı yarışması düzenlendiğini ifade etti.</p>
<p>Dağ ve dağcılık filmleri yanında doğa, çevre, kayak, bisiklet gibi farklı kategorilere de yer veren festivalin izleyici sayısını yaklaşık iki katına çıkarmayı başardıklarını belirten Yılmaz, festivali 4 bin kişinin izlediğini bildirdi. </p>
<p><strong>Kaynak: www.trt.net.tr</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2445</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daha Yakından Bakın</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2443</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2443#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 03:24:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>oscar1895</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abbas Kiarostami]]></category>
		<category><![CDATA[Nema-ye Nazdik]]></category>
		<category><![CDATA[Close-Up]]></category>
		<category><![CDATA[Mohsen Makhmalbaf]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Plan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2443</guid>
		<description><![CDATA[Orijinal Adı: Nema-ye Nazdik {Close-Up / Yakın Plan &#8211; 1990}
Yönetmen: Abbas Kiarostami

&#8220;Sanat, sanatçıların kendi içlerinde geliştirip, paylaştıkları duygusal bir deneyimdir&#8221;
Tolstoy
Abbas Kiyarüstemi’nin ‘’gözbebeğim’’ diyerek andığı film, gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği, Martin Scorsese’nin deyimiyle ‘’sanatsal yaratıcılık düzeyinin doruk noktalarındandır’’.
Gerçek bir olaydan hareketle çekilen film, kendini varlıklı bir aileye ünlü İran’lı yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Orijinal Adı: Nema-ye Nazdik {Close-Up / Yakın Plan &#8211; 1990}<br />
Yönetmen: Abbas Kiarostami</strong></p>
<p><img class="aligncenter" src="http://kanalkultur.com/de/images/stories/sanat/film/yakinplan/close_up3.jpg" alt="" width="466" height="259" /></p>
<p style="text-align: center"><span style="text-decoration: underline;">&#8220;Sanat, sanatçıların kendi içlerinde geliştirip, paylaştıkları duygusal bir deneyimdir&#8221;</span><br />
Tolstoy</p>
<p>Abbas Kiyarüstemi’nin ‘’gözbebeğim’’ diyerek andığı film, gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği, Martin Scorsese’nin deyimiyle ‘’sanatsal yaratıcılık düzeyinin doruk noktalarındandır’’.</p>
<p>Gerçek bir olaydan hareketle çekilen film, kendini varlıklı bir aileye ünlü İran’lı yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp onları dolandırmakla suçlanan Hüseyin Sabzian adlı kişinin tutuklanıp yargılanma sürecini anlatır. Suruş adlı dergide bu haberi okuyan Kiyarüstemi bu olayı daha derinlemesine incelemek için bizzat hapishaneye gidip Sabzian’la görüşür. Ardından adalet bakanlığından izin alıp mahkeme sürecinde bulunup bu anı çekmek için iki adet kamera kullanır. Bu kameralardan biri genel planla mahkemenin genel seyrini kaydedecektir. Geniş açılı mercekle kaydedilen bu genel planlar olayları göründüğü gibi belleğe kaydeder. Ancak ‘hayat’ görünenin ardındaki gerçeklerde saklıdır bazen. Mahkeme salonunda bir dolandırıcı olarak göründüğünün farkında olduğunu ancak öyle olmadığını iddia eden Sabzian’ın gerçekte bu eylemi neden yaptığını anlayabilmek için bir ikinci kameraya, ‘yakın plana’ ihtiyacımız olacaktır.</p>
<p>Film, Suruş dergisi muhabirinin Sabzian’ı deşifre etmek için yola koyulmasıyla başlar. Kiyarüstemi filmlerinin vazgeçilmez mekanlarından taksi içindeki yolculukla başlayan film seyircisine öncelikle kurmaca bir dünya gösterir. Sabzian’ın tutuklanmasıyla nihayete eren giriş sekansındaki olaylara seyirci dahil edilmez. Seyircinin dışarıda taksi şoförüyle beklemekten başka seçeneği yoktur. Taksi şoförünün müdahalesiyle yokuş aşağı inen pasif sprey kutusuna muhabirin sert şutuyla beraber kurmaca biter ve gerçek başlar.</p>
<p>Mahkeme salonundaki ‘’gerçek’’ sahnelerin arasına serpiştirilen flashbacklerle ‘’kurmaca’’ dünyasının kapıları aralanır. Bu flashbacklerle Kiyarüstemi filmin girişinde dışarıda tuttuğu seyircisini de olayların içine dahil eder. Ancak bu kurmaca dünyasındaki karakterleri de yine olayı bizzat yaşayan kişiler canlandırır. Böylece gerçek ile kurmaca birbirine karışır.</p>
<p>Dönemin nabzını oldukça iyi yansıtıp toplumsal yaralara da değinen ‘Nema-ye Nazdik’ ya da bilinen adıyla ‘Close-Up’ gerek konusuyla, gerekse biçimiyle sinema sanatı için çok önemli bir film. Jean-Luc Godard, Werner Herzog, Martin Scorsese, Quentin Tarantino başta olmak üzere birçok yönetmen ve sinema eleştirmeni tarafından övgüyle karşılanan film, 90’lı yılların en iyi işlerinden biri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2443</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne Fontaine &#8216;den Atom Egoyan&#8217; a Tek Film İki Bakış&#8230;</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2438</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2438#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 21:01:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>milsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atom Egoyan]]></category>
		<category><![CDATA[Chloe]]></category>
		<category><![CDATA[amanda seyfried]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Hata]]></category>
		<category><![CDATA[Julianne Moore]]></category>
		<category><![CDATA[Liam Neeson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2438</guid>
		<description><![CDATA[Chloe ( Büyük Hata ) 2009 / Atom Egoyan

Catherine kocası David&#8217;in kendisini aldattığından şüphelenmektedir gerçeği öğrenmelidir&#8230; Bu sebeple tesadüf eseri tanıştığı Chloe adında bir fahişeyle anlaşır&#8230; Anlaşma basittir Chloe David&#8217;i baştan çıkarmaya çalışacak ve o günün ardından olanları Catherine&#8217;e ayrıntılı olarak anlatacaktır&#8230; Plan başarılı olarak uygulanır Chloe Catherine&#8217;e David ile yaşadıklarını anlatmaya başlar ancak zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Chloe ( Büyük Hata ) 2009 / Atom Egoyan</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://thecritiqued.files.wordpress.com/2010/02/chloe.jpg" alt="" width="307" height="364" /></p>
<p>Catherine kocası David&#8217;in kendisini aldattığından şüphelenmektedir gerçeği öğrenmelidir&#8230; Bu sebeple tesadüf eseri tanıştığı Chloe adında bir fahişeyle anlaşır&#8230; Anlaşma basittir Chloe David&#8217;i baştan çıkarmaya çalışacak ve o günün ardından olanları Catherine&#8217;e ayrıntılı olarak anlatacaktır&#8230; Plan başarılı olarak uygulanır Chloe Catherine&#8217;e David ile yaşadıklarını anlatmaya başlar ancak zaman ilerledikçe Chloe ve Catherine arasında gizli bir çekim oluşmaya başlar&#8230; Chloe Catherine&#8217;e aşık olur ve ikili bir gece epey bir yakınlaşırlar&#8230; Bu yakınlaşma da saplantılı bir aşka sebep olmakla kalmayacak ertesinde ihanet yalanlar ve bir terkedişin ardından olaylar iyice çığırından çıkacaktır&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://photogallery.filmofilia.com/data/media/221/chloe_10.jpg" alt="" width="297" height="202" /></p>
<p>Gerçekten son cümlem oldukça isabetliydi&#8230; Filmde inanın herşey sonlara doğru çığırından çıkıyor hatta olaylar o derece abartılıyor ki pembe dizilere taş çıkartır cinsten bir hal alıyor&#8230; Gerçekten sinema adına tıkanma demek böyle bir şey inanın tüm yaşananları ben sadece tıkanmaya bağlıyorum hikaye tıkanmış ve enteresanlık katmak için de basit yolara başvurulmuş &#8230; Sonuç olarak da olmamış ağızda ekşi bir tat bırakmış&#8230;</p>
<p>Filmi yönetmeni filmiyle ilgili demeç verirken “ zeki ve seksi Hitchcock vari bir gerilim” olarak özetlemiş filmini&#8230;  Bu yorumun üzerine de bir kaç şey söylemek isterim elbette&#8230; Filmin seksi olduğu kesin ama zeki bir taraf bulamadım ne yazık ki zaten Anne Fontain&#8217;in Nathalie&#8217;sinin yeniden çekimi ve ne yazık ki eklemeler yapılmış hali Chloe… Bu yönden katılamayacağım bu yoruma artı Hitchcock&#8217; a da haksızlık etmek istemem &#8230; Hitchcock filmlerinin yanından bile geçemez  bu film &#8230; Baştan sona katılmıyorum bu yoruma kısaca&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.collider.com/wp-content/image-base/Movies/C/Chloe/images/Chloe%20movie%20image%20Julianne%20Moore%20and%20Amanda%20Seyfried%20(3).jpg" alt="" width="343" height="212" /></p>
<p>Bu kadar düzgün oyuncuları yan yana getir ikna et ama ortaya bu bayağılıkta bir film çıkar ne diyebilirim ki eleştirecek o kadar fazla noktası var ki filmin&#8230; Hikayeyi sevmediğimi yukarıda  söylemiştim ama filmin işlenişi de hoşuma gitmedi gereksiz bir gizem yaratılmaya çalışılmış ve herşey o yapay gizemin ardına saklanmış onunla kotarılacağı sanılmış  ama sonuyla birlikte yaratılan gizemde erimiş gitmiş ortada da tatsız tuzsuz bir film kalmış &#8230;Gerçekten yukarda dediğim gibi tıkanmış hikaye ve sanırım bundan başka bir son düşünülememiş…. Yönetmenimiz de oyuncular güvenip fazla efor sarfetmemiş anlaşılan onun yönetimi de kırık not aldı benden&#8230;</p>
<p>Julianne Moore hakkında da bir çift sözüm var&#8230; Ben kendisini beğenirim oyunculuğunu severim kendisini ispatlamış bir oyuncu addederim  ama neden diye sormak istiyorum  bu kadar sıradan bir filmde hadi oynadın kabul ama bu kadar erotik kareler vermek neden gereksiz çıplaklık neden şaşırdığımı söylemem gerek bence Moore&#8217;a yakışmamıştı… Çıplaklık değil bu filmdeki çıplaklığı olmamıştı sırıtmıştı…  Filme puanıma gelince her şeye rağmen oyuncuların ve oyunculukların hatırına 10/5.8 o da zar zor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2438</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1950&#8242;ler Tayvan&#8217;ında yaşamak zordu!</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2437</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2437#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 11:03:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okaliptus80</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hou Hsiao Hsien]]></category>
		<category><![CDATA[Tong nien wang shi]]></category>
		<category><![CDATA[A City of Sadness]]></category>
		<category><![CDATA[A Time to Live and a Time to Die]]></category>
		<category><![CDATA[Bei qing cheng shi]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Yang]]></category>
		<category><![CDATA[Hsiao hsien Hou]]></category>
		<category><![CDATA[komünist]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Tayvan Yeni Dalga Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[The Puppetmaster]]></category>
		<category><![CDATA[Tsai Ming Liang]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Zamanı ve Ölme Zamanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2437</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Tong nien wang shi&#8217; {Yaşama Zamanı ve Ölme Zamanı &#8211; 1985} / Hsiao-hsien Hou
( Daha popüler ismiyle &#8216;A Time to Live and a Time to Die&#8217; )

Tayvan Yeni Dalga Sineması&#8217;nda Edward Yang ve  Tsai Ming-liang ile bir sac ayağı oluşturan usta yönetmen, ülkesinin 20. yüzyıl &#8220;tarihine&#8221; siyasal-toplumsal-kültürel veçheleriyle ışık tutar. Kabaca 1900-1945 yıllarına tarihlenen Çin-Japonya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><strong>&#8216;Tong nien wang shi&#8217; {Yaşama Zamanı ve Ölme Zamanı &#8211; 1985} / Hsiao-hsien Hou</strong></p>
<p style="text-align: center"><span style="text-decoration: underline;">( Daha popüler ismiyle &#8216;A Time to Live and a Time to Die&#8217; )</span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.coffeecoffeeandmorecoffee.com/archives/a%20time%20to%20live%20and%20a%20time%20to%20die%201.jpg" alt="" width="302" height="166" /></p>
<p>Tayvan Yeni Dalga Sineması&#8217;nda Edward Yang ve  Tsai Ming-liang ile bir sac ayağı oluşturan usta yönetmen, ülkesinin 20. yüzyıl &#8220;tarihine&#8221; siyasal-toplumsal-kültürel veçheleriyle ışık tutar. Kabaca 1900-1945 yıllarına tarihlenen Çin-Japonya gerginliğini &#8216;The Puppetmaster&#8217;a fon olarak seçmişse de; sinemasının ana yol haritası, mezkur gerginliğin yerini bıraktığı Çin / Tayvan &#8220;ayrılığı&#8221;dır.</p>
<p>Fakat has sinema yapar Hou&#8230; Doğrudan mesaj iletmek gibi bir kaygısı yoktur. Filmleri, siyasal/kültürel iklimin birey ve aile üzerindeki patetiğini verir. Nispeten en politize işi diyebileceğim ve anakaradan Tayvan&#8217;a göç eden bir aileyi dört kardeş üzerinden gözler önüne seren &#8216;Bei qing cheng shi&#8217; {A City of Sadness &#8211; 1989} dahi, son kertede bireyin dramına yoğunlaşan bir sanat harikasıdır.</p>
<p>Otobiyografik bir yapım olan Yaşama Zamanı ve Ölme Zamanı&#8217;nda yönetmen, bizi 50&#8242;lere yani çocukluk yıllarına döndürür. Milliyetçi/Komünist savaşının Tayvan&#8217;a göç etmeye zorladığı ailesinin, merkezden uzak bir banliyödeki hayat kavgasına tanıklık ettirir.<br />
Malum anlatıcı ses, aile fertlerini tanıtmaya başlar: Öğretmen emeklisi hasta baba; anaç anne; üniversite okumak isteyen kızkardeş; Çin&#8217;e dönme hayalindeki büyükanne&#8230; Merkezde ise &#8220;o&#8221;&#8230; Hepsinin bir hikayesi var.<br />
Anılarından yararlanan Hou, yaşanan &#8220;acıları&#8221; bir ailenin çözülüşüyle paralel verir. Geri dönme özlemi ağır basar ama elden birşey gelmez.</p>
<p>Müteakip filmlerinde de görüleceği üzere, sokaklar/çeteler ve ergen gençlik geniş yer tutuyor. Mevcut manzarada &#8220;yeni nesil&#8221; de  kendine bir yol çizmeye çabalıyor. Büyümenin sancıları, Tayvan&#8217;ın &#8220;kimlik kazanma&#8221; sancılarına paralel ilerliyor.</p>
<p>Tayvanlı, yine yumuşak bir öykü anlatımını tercih etmiş. Kamera kullanımı, Ozu&#8217;yu aratmıyor. Diyaloglar, az ve yalın. Dinginlik, huzur veriyor; sinematografi (Yağmurun vurduğu Tayvan sokakları, yeşillik araziler&#8230;) her Hou filmi gibi alıp götürüyor.</p>
<p>Doğa, en natürel halleriyle yansıyor. Edward Yang&#8217;da şehir baskın iken; Hou sinemasında bir kez daha kırsal galebe çalıyor.</p>
<p>Yönetmenin en kişisel filmi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2437</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yönetmenin Yolculuğu</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2436</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2436#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 10:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okaliptus80</dc:creator>
				<category><![CDATA[Chantal Akerman]]></category>
		<category><![CDATA[Les rendez-vous d'Anna]]></category>
		<category><![CDATA[Anna'nın Randevuları]]></category>
		<category><![CDATA[Aurore Clément]]></category>
		<category><![CDATA[avant-garde]]></category>
		<category><![CDATA[Brüksel]]></category>
		<category><![CDATA[feminist rejisör]]></category>
		<category><![CDATA[Köln]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Paris altıncı vatanım]]></category>
		<category><![CDATA[sanayileşme]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılık]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Dalga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2436</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Les rendez-vous d&#8217;Anna&#8217; {Anna&#8217;nın Randevuları &#8211; 1978} / Chantal Akerman

Film boyunca bir kentten diğerine (Brüksel, Paris, Köln&#8230;) savruluşunu izlediğimiz Anna Silver (Aurore Clément), Yeni Dalga etiketli avant-garde filmler yapan Belçikalı feminist rejisör Chantal Akerman&#8217;ın ta kendisi. Anna, orta yaşlarını süren, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, eğitimli bir kadın. Mesleği yönetmenlik.
İş icabı çıktığı gezide kendisini çeşitli şehirlere ulaştıran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>&#8216;Les rendez-vous d&#8217;Anna&#8217; {Anna&#8217;nın Randevuları &#8211; 1978} / Chantal Akerman</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.jonathanrosenbaum.com/wp-content/uploads/2010/01/rendezvousdanna3.jpg" alt="" width="480" height="360" /></p>
<p>Film boyunca bir kentten diğerine (Brüksel, Paris, Köln&#8230;) savruluşunu izlediğimiz Anna Silver (Aurore Clément), Yeni Dalga etiketli avant-garde filmler yapan Belçikalı feminist rejisör Chantal Akerman&#8217;ın ta kendisi. Anna, orta yaşlarını süren, ekonomik bağımsızlığını kazanmış, eğitimli bir kadın. Mesleği yönetmenlik.</p>
<p>İş icabı çıktığı gezide kendisini çeşitli şehirlere ulaştıran toplu taşıma araçlarında, 72&#8242;deki &#8216;Hotel Monterey&#8217;in başrolünü kapmış otel odalarında ve hep gece yüzüyle yansıyan ışıltılı caddelerde bazı insanlarla görüşür: Almanya&#8217;nın 20&#8242;ler ve 30&#8242;lardaki sıkıntılı tablosundan bahseden öğretmen bey; eşinden yaka silken istasyondaki kadın; &#8220;Paris altıncı vatanım&#8221; diyecek kadar dünya vatandaşı olmuş trendeki yabancı; onu Brüksel&#8217;de bekleyen annesi; bir erkek arkadaşı&#8230;</p>
<p>Anna, dinleyici pozisyonda. Anlatan, karşısındakiler. Siyasetten tarihe, 70&#8242;lerde kıtayı sarmalayan ekonomik resesyonlardan kadın erkek ilişkilerine, oradan bozuk aile yapılarına&#8230; geniş yelpazeli -ve dediğim gibi tek taraflı- bir sohbet bu. Konuşanların ortak özelliği, geçmişleriyle/ilişkileriyle hesaplaşmaları&#8230;</p>
<p>Uzun çekimler ve sabit açılar, Akerman sinemasının belirleyici öğelerinden biri. Anna, otel odasında uzanır, ankesörlü telefonla sohbetler eder, ışıl ışıl yüzüyle kadraja sıkça dahil olan metrolardan / tren camlarından -hızlı büyümenin ve sanayileşmenin işaretlerini taşıyan- caddelere, garlara bakar&#8230; Kamera hareket etmez; yoğun bir sessizlik siner; sahne geçişleri için &#8220;sabredilir&#8221;. O esnada harikulade başyapıtı &#8216;Jeanne Dielman, 23 Quai du Commerce, 1080 Bruxelles&#8217;teki mutfak düşünülür.</p>
<p>&#8220;Anne&#8221; figürü ve sınır tanımaz bir cinsellik, Akerman sinemasının bir diğer alamet-i farikası. Bu film de durumdan muaf değil.</p>
<p>Belçikalı yönetmen, &#8220;kent&#8221; hayatının akıp gitmekte olan ritmini tüm karmaşası ve giriftliğiyle vermekten hoşlanır. Les rendez-vous d&#8217;Anna, modern şehir hayatını en albenili ve steril halleriyle gösterirken, söz konusu hayatın bireyde yarattığı yabancılık/yalnızlaşma gibi unsurlara teğetten çok öte temas eder.</p>
<p>Kadın duyarlığına seslenen, psikolojik muhtevası yüksek, önemli bir filmdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2436</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültürün Acımasız ve Etkili Silahları&#8230;</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2434</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2434#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 22:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>milsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Andrea Arnold]]></category>
		<category><![CDATA[Fish Tank]]></category>
		<category><![CDATA[Akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültür]]></category>
		<category><![CDATA[rap müzik]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2434</guid>
		<description><![CDATA[Fish Tank ( Akvaryum ) 2009 / Andrea Arnold

Mia 15 yaşında kural tanımaz asabi huzursuz asi genç bir kızdır. Arasının fazlasıyla bozuk olduğu yaşadığı dünyada tek zevk aracı rap müzik ve dans etmektir&#8230;
Mia, bakımlı güzel ama bir o kadar da çocuklarına ilgisiz annesi ve küçük kız kardeşiyle İngiltere&#8217;nin varoşlarında eski bir apartman dairesinde yaşamaktadır&#8230; Sıkıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Fish Tank ( Akvaryum ) 2009 / Andrea Arnold</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i40.tinypic.com/294o49g.png" alt="" width="320" height="239" /></p>
<p>Mia 15 yaşında kural tanımaz asabi huzursuz asi genç bir kızdır. Arasının fazlasıyla bozuk olduğu yaşadığı dünyada tek zevk aracı rap müzik ve dans etmektir&#8230;</p>
<p>Mia, bakımlı güzel ama bir o kadar da çocuklarına ilgisiz annesi ve küçük kız kardeşiyle İngiltere&#8217;nin varoşlarında eski bir apartman dairesinde yaşamaktadır&#8230; Sıkıcı hayatı bir gün aniden değişir Mia&#8217;nın&#8230; Annesi yeni bir erkek arkadaş edinmiş ve bir süre sonra beraber yaşamaya başlamıştır&#8230; İlk günden kendini evlerine gelen bu yakışıklı yabancıya kaptıran Mia onunla yaşayacaklarına da engel olamaz elbette&#8230; ancak  bu engllenemez birlikteliğin  sonucu da bilinmeyen bazı sırların  açığa çıkması olacaktır&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://watchnewmovies43.com/wp-content/plugins/IMDB_Tag/cache/movie_1232776_838c06a1fdfe1142f4ea13fd4c0cea53.jpg" alt="" width="359" height="213" /></p>
<p>Fish Tank filmini sevdiğimi söyleyerek yazıma  başlayayım&#8230; Yönetmen filmini tamamen gerçeklik üzerine inşa etmiş diyaloglar ingiliz aile yaşamı günlük dil hepsi olabildiğince sahici.. Popüler kültür değişim yabancılaşma ve yozlaşma üzerine dikkat edilesi bir film Fish Tank&#8230;</p>
<p>Popüler kültürün özellikle rap müzik ve dans odaklı olarak İngiltere&#8217;nin amaçsız ve kimliksiz gençliği üst zemininden anlatımı epey ilgimi çekti ve bencede oldukça başarılıydı&#8230;İçki içmek dans etmek ve devamlı sevişmek veya sadece bunlar odaklı yaşamak işte filmin anlatmak istediği yozlaşmayı doğuran popüler kültür hastalığının sonuçları&#8230; Kopuk aileler idealsiz gençlik özgürlük adı altında yozlaşan bir toplum&#8230; Ve elde kalan tek şey DANS&#8230; Filmdeki tek iletişim kaynağı&#8230;</p>
<p>Filmin hikayesinin ikinci ana eksende anlattığı, Mia&#8217;nın, annesinin erkek arkadaşıyla yaşadıkları ve sonu da yine bu pencereden bakıldığında olabildiğince popüler kültür ağırlıklı&#8230; Hızlı yaşanıp hızlı tüketilen cinsten Mia&#8217;nın deyimiyle yaşanılması gerekli&#8230; Ama özünde yanlış Mia tarafından farkedilmeyen bir yanlışlık bu tabi&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://passionforcinema.com/wp-content/uploads/12685-fish-tank-500x333.jpg" alt="12685-fish-tank" width="365" height="229" /></p>
<p>Ben yönetmeni canı gönülden kutluyorum&#8230; Siyasi toplumsal tüm hareketlerden el çektirilen beyni popüler kültür oyunlarıyla yıkanmış tüm halkların ilerde karşılaşacakları bir gerçeklik sunmuş filmiyle her şeyi çok güzel anlatmış sinema dilini sevdim vurgulamalarını beğendim&#8230; Tabi eleştirlerimde oldu klişe unsurlara çok sık başvurmuş aslında olabildiğince özgün bir film olabilirmiş neden akışına bırakmamış da küçük sinema hilelerine başvurmuş anlamadım &#8230; Filmi izleyen arkadaşlar ne demek istdiğimi anlayacaktır&#8230;</p>
<p>Sonuç olarak Loach&#8217;ın my name is joe&#8217;su kadar doğal ve gerçek bir film var karşımızda herkesin izlemesini şiddetle öneririm filme puanıma gelince o küçük hileler vereceğim puanı düşürdü biraz ama yine de 10/7&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2434</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Tehlikeli İllet: Aşk ve Tutku Üzerine&#8230;</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2432</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2432#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 15:58:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>milsin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Chun feng chen zui de ye wan]]></category>
		<category><![CDATA[Lou Ye]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar Sarhoşu]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Spring Fever]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2432</guid>
		<description><![CDATA[Chun feng chen zui de ye wan &#8211; Spring Fever ( Bahar Sarhoşu ) 2009 / Lou Ye

Jiang Cheng Wang Ping ile  tutku dozu yüksek gizli bir ilişki yaşamaktadır. Wang Ping’in karısı kocasının davranışlarından aldatıldığı şüphesine kapılır ve bir dedektifle anlaşır. Dedektifin çektiği resimlerle gerçek kısa sürede anlaşılır. Ve sonuçta iki sevgili ayrılmak zorunda kalırlar… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Chun feng chen zui de ye wan &#8211; Spring Fever ( Bahar Sarhoşu ) 2009 / Lou Ye</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i40.tinypic.com/anes8z.jpg" alt="" width="332" height="418" /></p>
<p>Jiang Cheng Wang Ping ile  tutku dozu yüksek gizli bir ilişki yaşamaktadır. Wang Ping’in karısı kocasının davranışlarından aldatıldığı şüphesine kapılır ve bir dedektifle anlaşır. Dedektifin çektiği resimlerle gerçek kısa sürede anlaşılır. Ve sonuçta iki sevgili ayrılmak zorunda kalırlar… Luo Haitao’nun da dedektiflik görevi bitmiştir bu arada  ancak o Jiang Cheng’i takip etmeye devam eder. Gittiği her yerde adım adım izler sonunda bir şekilde tanışırlar …  Ve aralarında erotik ve tutkulu yeni bir ilişki başlar… Ancak  Luo Haitao’nun da genç bir sevgilisi vardır Li Jing.</p>
<p>Kısa bir süre sonra Jiang Cheng aldığı kötü bir haberin ardından uzaklaşmak isteğiyle şehirden ayrılma kararı alır. Luo Haitao da gelmek ister ancak bir süre sonra genç ve güzel Li Jing’inde katılımıyla üçü birden sahile doğru yola koyulurlar… Bu aşk dolu bilinmeyene yapılan yolculuk kahramanlarımızın da kendilerini tanıdıkları sabrettikleri belki de kabullendikleri bir içsel yolculuğa da kapı aralar… Yolculuğun sonunda herkes kendi payına düşeni alacaktır elbette…</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i43.tinypic.com/xcputx.jpg" alt="" width="366" height="215" /></p>
<p>Cannes Film Festivalinde geçen yıl Altın Palmiye için yarışmış ancak ödülü en iyi senaryo ile kazanmış gerçekten güzel ve başarılı bir çalışma Bahar Sarhoşu… İşlenilen hikaye o kadar dopdolu ki kim yazmışsa ellerine sağlık gerçekten özellikle duygular o kadar güzel betimlenmiş ve  yönetmenin ustalığıyla da o kadar başarılı yansıtılmış ki hikaye adeta ete kemiğe bürünmüş anlatmak istediğini seyirciye olduğu gibi yansıtmış… Filmdeki, ayrıntılarla zenginleştirilmiş içsel gelgitler bile  başarılı aktarılmış ekrana… Sonuçta aşk ve tutku üzerine ince mesajlarla yüklü ( ki mesajlardan biri eşcinselsen kız arkadaşı olan eşcinsellerden uzak dur olabilir gerçekten ) manidar, özellikle de sonuyla ince elenip sık dokunmuş dokunaklı bir film ortaya çıkmış…</p>
<p>Bu arada filmde erotik sayılabilecek bir çok sahne de  mevcut özellikle açılış sahnesi birçok kişi rahatsız olmuş olacak filmden çıkanlar oldu ancak hiçbiri çok rahatsız edici sahneler değildi… Sanırım  iki erkeğin tensel yakınlaşmalarını görmek rahatsızlık uyandırdı bir kısım seyircide ama bu filmin başarısından inanın hiçbir şey eksiltmiyor ben fazlasıyla beğendim bu filmi… Filmin hikayesini yazan kişiyi ve Lou Ye’yi gönülden kutluyorum güzel bir iş çıkarmışlar…</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://i40.tinypic.com/28c37m8.jpg" alt="" width="385" height="241" /></p>
<p>Son olarak filmin digital kamerayla çekildiğini de unutmadan ekleyeyim. İyiki de digital tercih edilmiş güzel bir atmosfer yaratılmış…Sanırım bazı filmler için digital kamera elzem bunu da böylece bir kez daha görmüş oldum… Az bir bütçeyle çok iyi filmler çekilebiliyor Bahar Sarhoşu buna güzel bir örnek… Filme puanıma gelince 10/7</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2432</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Claude Berri&#8217; den Bir Fransız Taşra Yaşamı Öyküsü</title>
		<link>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2422</link>
		<comments>http://www.sinemabuyusu.com/?p=2422#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 15:07:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rashomon</dc:creator>
				<category><![CDATA[Claude Berri]]></category>
		<category><![CDATA[Jean de Florette]]></category>
		<category><![CDATA[Manon des Sources]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Auteuil]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Uyarlaması...]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız kırsal yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Gerard Depardieu]]></category>
		<category><![CDATA[İntikam öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[Manon des sources]]></category>
		<category><![CDATA[Marcel Pagnol]]></category>
		<category><![CDATA[Pınarların Manon' u]]></category>
		<category><![CDATA[Yves Montand]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemabuyusu.com/?p=2422</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Jean de Florette&#8217; {1986} / Claude Berri
Ugolin (Daniel Auteuil) askerden döndükten sonra, daha önce sır gibi sakladığı karanfil tohumlarıyla, gizlice karanfil yetiştirir. Ugolin amcası &#8216;Le Papet&#8217; e (Yves Montand) yetiştirdiği karanfilleri gösterir ve bunlardan iyi paralar kazanılabileceğini söyler. Birlikte karanfilleri yetiştirmek için sulak bir arazi bulmaya koyulurlar. Karanfiller için en uygun arazi komşuları Jean Cadoret&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8216;Jean de Florette&#8217; {1986} / Claude Berri</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" src="http://img709.imageshack.us/img709/8467/jeande.jpg" alt="" width="224" height="320" />Ugolin (Daniel Auteuil) askerden döndükten sonra, daha önce sır gibi sakladığı karanfil tohumlarıyla, gizlice karanfil yetiştirir. Ugolin amcası &#8216;Le Papet&#8217; e (Yves Montand) yetiştirdiği karanfilleri gösterir ve bunlardan iyi paralar kazanılabileceğini söyler. Birlikte karanfilleri yetiştirmek için sulak bir arazi bulmaya koyulurlar. Karanfiller için en uygun arazi komşuları Jean Cadoret&#8217; nin çiftliğidir. Jean Cadoret, Le Papet&#8217; in hırsının ve bir anlık öfkesinin kurbanı olur.  Jean Cadoret&#8217; in mirasına sahip çıkmak için Jean de Florette (Gérard Depardieu), Ugolin ve Amcasının çok istediği bu araziye yerleşir&#8230;<br />
Ugolin, Jean de Florette&#8217; e iyi davranır (görünüşte), ama için için de onun arazisini ister. Bunun için Jean de Florette&#8217; nin pes edip, araziyi terk etmesi gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Claude Berri aslında bizim toplumumuzun da hiç yabancı olmadığı bir konuyu anlatır bu filminde; &#8217;su meselesi&#8217;. Film iyi ile kötünün savaşı olarak görülebileceği gibi tarımda geleneksel yöntemler ile modern yöntemler çatışmasını da göstermekte. Jean de Florette vergi tahsildarı olmasına rağmen, konu ile ilgili kitaplar ve yeni tohumlar ile geleneksel tarım yöntemlerini bir kenara koyar; şartlar elverdiği ölçüde modern tarım yöntemlerini kullanmaya başlar. Ne var ki, bir su kaynağının ortasında iken (Ugolin ve Amcasının tuzağı yüzünden), susuz kalır. Tabii ki modern yöntemler de su olmadığı zaman bir yere kadar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki Jean de Florette&#8217; yi bu yıldırır mı? Ne mümkün o bir kere inanmış emek verildiğinde, toprağın emeğe karşılık vereceğine.<br />
<img class="aligncenter" src="http://img146.imageshack.us/img146/3931/18923761w434hq80.jpg" alt="" width="320" height="214" /></p>
<p>Jean de Florette zaman zaman umutsuzluğa kapılsa da büyük bir çaba gösterir. Şartlar ne kadar zor olsa da bırakmaya niyetli değildir, uğraşır, didinir&#8230; İnanır ama şartlar kötüleştikçe inancı da zayıflar.</p>
<p>Claude Berri bu filminde sade bir anlatım tutturur, etkileyici görüntüler ve usta oyunculuklarla muhteşem bir filme imza atar. Filmin tadı izlendikten sonra bile devam eder. Farklı şekillerde anlatılmış bu hikayelere oldukça farklı bir bakıştır onunkisi, sadedir; ama son derece etkileyici bir filmdir.<br />
Film çokça izlediğimiz Fransız şehir yaşamının dışına çıkarak, tamamen Fransız taşra yaşamından bir kesiti sunar.<br />
Berri bu filminde gerçekten mükemmel bir anlatım tutturur ve büyüleyici görüntüler eşliğinde harika bir seyir keyfi sunar izleyiciye (ya da bana öyle geldi). Film modern klasikler arasında yer alabilecek kalitede, iyi bir film. Dönemine göre büyük bir yapım, son derece iyi bir edebiyat uyarlaması&#8230; (ne yazsak az izlenmeli!)</p>
<p>Filmdeki dev oyunculara da değinmek gerekir. Gérard Depardieu harika bir oyunculuk çıkarmış, tabi burada Berri&#8217; nin çizmiş olduğu karakterlere de değinmek gerekir, gerçekten çok iyiler. Daniel Auteuil filmde oynadığı karakterin zayıf yapısına rağmen çok etkileyici bir oyunculuk çıkarmış. Yves Montand yıllar geçse de iyi oyunculuğundan vazgeçmiyor.</p>
<p>Film bu kadarla bitiyor mu? Bitmiyor. Devam filmi&#8230;(az sonra:)</p>
<p>*************************</p>
<p><strong>&#8216;Manon des sources&#8217; {Pınarların Manon&#8217; u &#8211; 1986} / Claude Berri</strong></p>
<p><strong><br />
</strong><img class="alignleft" src="http://img389.imageshack.us/img389/2651/1440photomanondessource.jpg" alt="" width="320" height="209" />Manon (Emmanuelle Béart) babasının ölümü hakkındaki gerçeği öğrenir, ve düşmanlarından intikam almak için tekrar taşra yaşamına döner. Manon doğa ile içi içe bir şekilde dağlarda -insanlardan uzak- keçilere çobanlık yapmaktadır.<br />
Ugolin Manon&#8217; a aşık olur, ama babasına ve kendilerine yapılanları unutamayan Manon; onun aşkına karşılık vermez. Manon&#8217; un tek derdi Soubeyran&#8217; larla değildir. Aynı zamanda yapılanlardan haberdar olan taşra sakinlerine de kızgındır.<br />
Girişten de anlaşılacağı üzere ilk filmin devamıdır bu film. Filmde intikam ön planda görünür, ama hüzünlü bir aşk hikayesi de kendini derinden hissettirir.</p>
<p>Belki geçmişin izleri silinmeyecek ve derin acılar bırakacak, ama geçmişin karanlıkları aydınlığa çıkacak. Geçmişle topyekün bir hesaplaşma&#8230; Şu da var. &#8221;<strong><em>Yıkıcı bir aşk bu</em></strong>&#8221;</p>
<p>İyi bir filmden sonra en az onun kadar iyi (hatta bazılarına göre daha iyi) bir devam filmi yapmak oldukça zordur. Claude Berri bu filminde iyi bir devam filmi nasıl yapılır onu gösteriyor. Anlatım yine çok iyi, görüntüler çok iyi ve bunları etkileyici bir şekilde kullanma çok iyi. Filmin dramatik yapısı da oldukça iyi.<br />
Depardieu olmasa da Daniel Auteuil, Yves Montand ve bu filmde onlara eşlik eden Emmanuelle Béart harika oyunculuk çıkarıyorlar.</p>
<p>Sanki bu film ilk filme göre biraz daha hüzünlü (ya da bana öyle geldi).</p>
<p>İki filmi izlediğimde yaşanılan olayların aslında bizim yaşamımıza hiç de uzak olmadığını gördüm. Hatta toprak ve su sorunuyla ilgili bizim filmlerimiz geldi aklıma. Mesela yağmur bulutlarının yaklaşmakta olmasına rağmen Jean de Florette&#8217; nin topraklarını teğet geçmesi &#8216;<strong>Züğürt Ağa</strong>&#8216; filmini aklıma getirdi. Yine ilk filmde sanki Haşim Ağa&#8217; nın sesini duyar gibi oldum, &#8211; &#8216;<strong><em>Kaymakam yeğenim, ne olacak bizim su işi</em>.</strong>&#8216;</p>
<p>Claude Berri bu iki büyük yapımın altından alnının akıyla kalkmış, unutulmaz iki modern klasiğe imza atmıştır.</p>
<p>2009 yılında kaybettiğimiz Claude Berri; Yapımcı, Yazar, Yönetmen, Oyuncu v.b. gibi nitelikleriyle tam bir sinemacıydı. Ayrıca Fransız Sinematek&#8217; in başkanlığını da yapmıştır.</p>
<p>Toprağı bol olsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemabuyusu.com/?feed=rss2&amp;p=2422</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
